35′LİK TOP
Üstad’ın yurt dışında olduğu bir sırada, ardından atıp tutan birisini ona haber verirler. Üstad:
“Ne yani der, ucuna sivrisinek kondu diye 35’lik topu ateşleyemem!”
35′LİK TOP
Üstad’ın yurt dışında olduğu bir sırada, ardından atıp tutan birisini ona haber verirler. Üstad:
“Ne yani der, ucuna sivrisinek kondu diye 35’lik topu ateşleyemem!”
ALLAH’IN BİLDİĞİNİ KULDAN SAKLAMAMAK!
Kayseri’deydik, Büyük Doğu teşkilatında… Bir adam getirdiler, “şununla iki kelime konuş!” dediler bana… Adam geldi. Elinde sigara, Ramazan günü… Anladım ne tip olduğunu…
Hitap ettim:
“- Sigaranı at da öyle gel karşıma!”
Gayet ucuz bir formülü vardır bu işin… Günün hemen bütün formülleri gibi…
O da aynı şekilde cevap verdi:
“- Allah’ın bildiğini kuldan niye saklıyayım?”
Bu umumî formül…
Devam ettim:
“- Allah senin tenasül aletin olduğunu da biliyor. Niye saklıyorsun?”
Bozuldu, kala kaldı, hiçbir şeye aklı eremedi. “- Senin bu susman mağlûp olman değildir. Şimdi seni mağlûp edeyim dedim; Allah’ın bilmediği bir şey olabilir mi?.. O her şeyi biliyor. Yalnız senin, Allah’ın bildiğini, yalnız ondan af dileyerek ona tahsis etmen ve onun bildiği şeyi ortaya açıkça, hayâsızca dökmemeni gerektiren bir fakülteye malik olman lâzım… Sen bundan da mahrum bir bedbahtsın!..”
Necip Fazıl Kısakürek, Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu isimli konferansından iktibastır…
ALTTA KALAN KİM?
Necip Fazıl, Osman Yüksel’e bir tomar kağıt göstererek, “İşte şeceremiz. Benim soyum Kısakürek ailesi. Dulkadiroğulları’na dayanır…” diye övünür.
Serdengeçti:
“Üstad çok güzel ama, ne yazık ki siz en alta düşmüşsünüz!” diyerek takılmak ister.
Çile şairi altta kalır mı? Şecereyi ters çevirir ve adını en üste çıkarır, sonra da:
“Bütün bunlar, beni hazırlamak için gelmiş geçmişlerdir!” der.
(Edebiyatımızın Güleryüzü – Mehmet Nuri Yardım)
AMUDA KALKMAK
Üzüntümüz azalmış gibiydi. Kelepçesiz olarak ilk defa bir araya toplanmıştık.
-Üstad dedim, şu Sakarya Şiiri’ni bir de sizin ağzınızdan dinleyelim…
Okudu. Mâlum; ‘Sakarya’ gençliği temsil eder. Son mısraları şöyledir:
“Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz
Sen kıvrıl, ben gideyim, son peygamber kılavuz
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..”
“Ayağa kak Sakarya” der demez, eliyle de işaret ederek ekledi:
-Bir kişi kalktı!.. O da amuda kalktı!..
( Hüseyin Üzmez – Malatya Suikastı )
ASGARİ KAFA ÇİLESİ
Üstad Necip Fazıl, bir yerde heyecanlı bir konferans vermektedir. Toplantının sonunda yanına yaklaşan Cumhuriyet gazetesi muhabiri, tahrik edici bir soru sorar:
“Siz İsmet İnönü’ye komünist diyormuşsunuz, doğru mu?”
Necip Fazıl’ın cevabına bakın:
“Ne münasebet. Ben ona komünist diyemem. Çünkü bir komünistte bile asgari kafa çilesi olur. Ben İnönü’de o kafayı göremiyorum.”
ASKER FİKİRDEN ANLAMAZ
Yahya Düzenli, Üstâd’ın anıldığı bir panelde anlatıyor:
Üstat, 1960’larda Amasya’da bir konferansa geliyor. Salon tıklım tıklım dolu… Üstat konferansını verirken bir tanesi itiraz ediyor. İtiraz eden ayağa kalkıyor. Üstat soruyor:
-“Kimsiniz?” İtiraz eden:
-“Ben buranın Alay Komutanıyım” diyor.
“Peki, buyurun oturun” diyor.
Üstat konferansa devam ediyor. Öylesine asabi bir mizaca da tabii tahammül etmesi mümkün değil. Dinleyiciler kendini kaptırmış konuşmanın büyüsüne. Üstat tekrar soruyor:
“Kimdi o itiraz eden?” İtiraz eden ayağa kalkıyor:
“Benim” diyor. Üstat bakıyor:
“Peki, oturabilirsiniz” diyor.
Üstat konuşmasına tekrar devam ediyor. Üstat üçüncü kez soruyor:
-“Kimdi o itiraz eden?” İtiraz eden tekrar ayağa kalkıyor:
“Benim” diyor. Üstat:
“Peki, oturun” diyor.
Ondan sonra üstat salona dönerek şu cümleyi söylüyor; “Asker fikirden anlamaz, emir verip kaldıracaksın, emir verip oturtacaksın.”
BAB-I ÂDÎ
Benim “Bab-ı âdî” dediğim yer… Kuruluşundan bugüne tamamen bize zıt bir müessese… Tanzimattan beri, birkaç sözde ismi Türk ve müslüman insan… Fakat hakikatte yahudi sermayesi, emperyalizm dâvası, âdet ve an’anemizi bozma gayesi ve onun plânı… O matbuat o gün bugün terakki ede ede gelmiştir.
Bir gün, bir gazete, benim için “İşte, sen ancak on – onbeş bin satarken biz yüzbin satarız!..” gibilerden bir yazı yazmıştı.
Cevap verdim:
“Sen yüzbin değil, beş milyon da satabilirsin. Beş milyon fahişe işleten bir umumhane beş milyon kişinin vicdanına hükmettiğini iddia edemez!.. Ama benim onbeş bin kişim, öyle onbeş bin kişi !
(Yolumuz, Halimiz, Çaremiz Konferansından)
BAHŞİŞ
…Necip Fazıl’ı daha sonraları Ankara’da sık sık görmeye başladım. Ağaç dergisini çıkarıyor, etrafını alan dostlarını, hayranlarını lokantalara, barlara götürüyor, avuç dolusu paralar sarfediyordu. Neme lâzım, eli açık hattâ müsrif insandır. Para onun avucundan hazan yaprakları gibi uçar gider. Bu yüzden ona aramızda «Prens» adını vermiştik.
Bir akşam, yedi-sekiz kişilik bir grup halinde bizi Ankara’daki meşhur Tabarin Barına götürmüştü. Aramızda hasisliği ile meşhur rahmetli Nahit Sırrı Örik de vardı. Geç saatlere kadar yeyip içip eğlendikten sonra Necip Fazıl hesap istedi. Hesabı getiren garsona da paranın para olduğu zaman tam elli lira bahşiş bıraktı. Hepimiz hayret içinde kaldık… Hele Nahit Sırrı o incecik sesi ile bağırarak isyan etti :
— Ayol siz delirdiniz mi?.. Hiç elli lira verilir mi? Necip Fazıl bir milyarder edası ile, fütursuz cevap verdi :
— Hani ben sizden bir zamanlar elli lira borç istedim de paranız olduğu halde, param yok veremem, demiştiniz. İşte şimdi o elli lirayı ben bir garsona veriyorum. Sizi birazcık olsun para kullanmaya alıştırmak istiyorum…
Nahit Sırrı, kendi cebinden bir kuruş bile çıkmadığı halde Necip Fazıl’ın bu hareketine son derece öfkelendi Ve sesinin tonuna garip bir hüzün takarak :
— Ben sizinle bir daha hiçbir yere gitmem… Günah değil mi paracıklarınıza ? dedi.
(Bu yazı, Baki Suha Ediboğlu’nun, Cumhuriyet gazetesinin 5 Şubat 1968 tarihli sayısında “Genç kuşağın birinci plâna çıkmasını geciktiren güçlü soluk: Necip Fazıl Kısakürek” başlığıyla neşredilen yazısında, Üstad’ın 1930′lardaki halini anlattığı kısımdan alınmıştır.)
ÇAPLI DÜŞÜNCE
Üstadın Müdafaalarım’ında geçiyor.
Yıl 1939… Çankaya’nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddebostan’daki villasına Necip Fâzıl’ı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der:
“Yahu, Necip Fazıl senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur?”
Üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek:
“Benim çapımı geç. İnsanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şey tanımamak şansı artar.”
CEVAP!
Yine, konferanslarının ilki olan, 1960 darbesi sonrasında, Erzurum’da “İman ve Aksiyon” konuşmasında, birisi netâmeli bir konuda soru yöneltir. Üstad soruyu tekrarlatır, herkes nefesini tutmuş beklerken:
“Bu soruya cevabım şudur: Ben bu soruya cevap vermiyorum!” der.
( Mehmet Soyak – Dâhi Sanatçı Dünyasından Noktalar )
ÇİÇEK VE GÜBRE
Bir konferansından sonra bazı gençler “Sakarya Türküsü”nün büyük şairi Necip Fazıl’ın etrafında toplanırlar. İçlerinden biri,
“Anlattığınız fikir hayatı içinde sizi de görmek istiyoruz”
deyince üstat şu cevabı verir:
” Ben, özlenen İslam çiçeğinin sadece gübresiyim.”
ÇÖPLÜKLERİ SADECE KÖPEKLER KURCALAR
Bir gün Necip Fazıl, bir üniversitede konferansa katılmış ve herzamanki gibi Din ve Allah kavramı hakkında konuşmuş…
Konuşması bittikten sonra, onunla karşıt görüşlü olan bir Profesör, Necip Fazıl’a
‘Siz önceden çıkıp farklı şeyler söylerdiniz, şimdi ise o sözlerinizle çelişen şeyler söylüyorsunuz… Yazdığınız şiirler hala ezberimdedir… bu ne demek oluyor? ‘
Necip Fazıl’ın cevabı meleklere parmak ısırtacak bir cevap olur ‘Benim geçmişim bir çöplüktür ve çöplükleri sadece köpekler kurcalar’
ÇUKUR ADAM
Üstad çalışmalarına engel olmaya çalışan şer erbabı için, alçak demekle yetinmezdi
“Çukur adam derdi çukur adam! alçaklık bile bir seviye ister!
ÇÜNKÜ SİZ YAPMADINIZ
Necip Fazıl’la yakınlığı ve dostluğu olan Prof. Ayhan Songar, Üstadla bir sohbeti sırasında, ona televizyonda yaptığı programı seyredip seyretmediğini sormuş.
Necip Fazıl:
— Gördüm, demiş.
Ayhan Songar:
— Tabii beğenmediniz, diye eklemiş.
Necip Fazıl şaşırmış:
— Nereden anladın?
— Çünkü siz yapmadınız…
DİRİLER VE ÖLÜLER
Evet, şimdi çok enteresan bir noktaya geldik. Bu bahsettiğimiz devirlerin birçok kahramanı şimdi toprağın altında… Ve bizde bir kaide var, bir kanun:
«— Ölüleri hayır ile yâdediniz!»
Bunu dalâlet diyalektiği her zaman karşımıza çıkarır. Bu mu İslâm ahlâkı?.. Cevap; öğrenin!.. Ceplerinize koyun hikmeti ve mukabele edin:
— Bu Hadis «ölülerinizi hayr ile yâdedin!» Hadîsidir. Ölüleri değil!.. Ve bizim, bugün şu gördüğünüz manzarayı başımıza getiren hiçbir sağ ile alâkamız yoktur!.. Bütün intikamımız ölülerdendir!..
(Hesaplaşma’dan)
EDEBİYATÇI BABA
Necip Fazıl, oğlu Mehmed’i kırmaz ve ödevini yapar. Ödevden “orta” not alan küçük Mehmed eve geldiğinde üzüntülü şekilde babasına sitem eder:
“Baba bu nasıl iş. Herkes seni edebiyatçı biliyor. Bense senin yaptığın ödevimde zar zor orta aldım.”
Üstadın tebessümü dudaklarına yayılır:
“Üzülme evlat! Şarlo’da kendisine benzeyenler yarışmasında sonuncu olmuştu.”
EN KÜÇÜK YAN
Bir zamanlar Büyük Doğu’da yazılar yazan Oktay Akbal, Necip Fazıl’ın Abdülhâkim Arvasî Hazretlerine bağlandıktan sonra şiiri bıraktığı vehmini taşımaktadır. Birgün Üstad’a ” Sizin önemli yanınız sanatçılığınızdı. Ama nedense şiiri, sanatı hor görerek cücelere verdiniz” deyince Şairler Sultanı yanındakilere dönerek, eski dostunu kırmadan cevap verir:
“Oktay beni en küçük yanımla sever.”
(Edebiyatımızın Güleryüzü – Mehmet Nuri Yardım)
GEBE
Oktay Akbal, Necip Fazıl’a dedi ki:
- Üstad, bir hikâyemi şöyle bitirmek istiyorum: “Kadın, Kadiköyü – Suadiye arası, 9 dakika 10 saniye tramvayla gitti; ve tam 9 ay 10 gün sonra doğurdu!”
Necip Fazıl bağırdı:
- Harika! Ve bu satırları kesip belediyeye ve tramvay idaresine gönder! (Afiş) şeklinde büyütüp tramvayların içine assınlar!
(Nasreddin hoca, Büyük Doğu Yayınları, 1. Baskı / s. 63)
HÂLİMİZ
Mehmet Şevki Eygi Beyden:
Merhum Ali Ulvi Kurucu, Medine’de Necip Fazıl’ın bulunduğu bir sırada sohbet ederlerken Üstad’a: “Hâlimiz ne olcak, nasıl kurtulacağız?” diye sorar. Çile şairinin cevabı kısa ve öz olur: “Biz Hakk’a sırt çevirdik, şimdi bâtıl da bizi istemiyor.”
(Edebiyatımızın Güleryüzü – Mehmet Nuri Yardım)
HAYVAN TEKMESİ
Necip Fazıl yolda yürürken birisi ayağına çarpar ve yoluna devam eder. Necip Fazıl’ın karşılık vermediğini gören arkadaşları sebebini sorarlar. Üstadın cevabı hazırdır:
“Sizi bir hayvan tekmelemiş olsa ne yapabilirdiniz?”
(Mehmet Nuri Yardım – Edebiyatımızın Güleryüzü)