Şiirler

Allah Derim

ALLAH DERİM

Sırtımda taşınmaz yükü göklerin;
Herkes koşar, zıplar, ben yürüyemem!
İsterseniz hayat aşını verin;
Sayılı nimetler bal olsa yemem!

Ey akıl, nasıl da delinmez küfen?
Ebedî oluşun urbası kefen!
Kursa da boşluğa asma köprü, fen,
Allah derim, başka hiçbir şey demem!

(1973)

Allah Diyene

ALLAH DİYENE

Her şey, her şey şu tek müjdede;
Yoktur ölüm, Allah diyene!
Canım kurban, başı secdede,
İki büklüm, Allah diyene!

Akıl, kırık kanadı hiçin;
Derdi gücü “nasıl” ve “niçin”…
Bağlı, perçin üstüne perçin,
Benim gönlüm Allah diyene…

(1972)

Allah Dostu

ALLAH DOSTU

Allah dostu odur ki, nefsine tek pay biçmez;
Kırk yıl bir ekşi ayran özler de onu içmez.

(1983)

Allah Hayy Ve Lâyemut

ALLAH HAYY VE LÂYEMUT

-62-

Peygamber beldesinde bir levha kıyametten…
Bir dökülüş, saçılış, bağı kopmuş demetten.
İnsanlar, akılları oynamış, koşuşmakta;
Sanki ışık kalmış da yıldızlar tokuşmakta…
Sanki mekân silinmiş, zaman boşta dönüyor.
Aydınlıklar bir yana, karanlıklar sönüyor.
Sesler, acı, yırtıcı sesler: Peygamber uçtu!
O ki, ezelde ilk uc, ebedde de son uctu!
Peygamber evinde hal, büsbütün müthiş, müthiş!
Bağrıyor avaz avaz, Ömer, kılıcı çekmiş:
«Kim O’na öldü derse keserim kelesini!
Yakında görürsünüz Peygamber sillesini!
Ölmedi, göğe çıktı, döneceği bir gerçek!
Dönüp münafıkları kılıçtan geçirecek!»
Yetişti sır ve rikkat idraki Ebubekir;
Konuştu… Ve kurtuldu ateşe düşen fikir:
«Allah’ın rızasına uymaz bu yaptığınız!
Muhammed mi, Allah mı, hangisi taptığınız?
Muhammedse, O öldü, yok dönmesine umut!
Allahsa… Evet Allah… Allah Hayy ve Lâyemut!»
Örtüyü açıp baktı: «Seni süslemiş ezel…
Sağlığında güzeldin, ölümün de ne güzel!…»
Ah o rikkat idrakı, sır idraki, ne ince!
Manzara şu ki artık, bir hadis gereğince:
«Bu dünyanın safâsı gitti, kederi kaldı!…»
O gitti ve hayat, bir kemik, bir deri kaldı!

Allah ve Şeriat

ALLAH VE ŞERİAT

Ne iştir, yarı iman, yarı inkâr giderler;
Güneşe var derler de ışığına yok derler!..

(1980)

Allah’ım Affet!

ALLAH’IM, AFFET!

Bende sıklet, sende letafet…
Allahım, affet!
Lâtiften af bekler kesafet…
Allahım, affet!
Etten ve kemikten kıyafet…
Allahım, affet!
Şanındır fakire ziyafet…
Allahım, affet!
Âcize imdadın şerafet…
Allahım, affet!
Sen mutlaksın, bense izafet!
Allahım, affet!
Ey kudret, ey rahmet, ey re’fet!
Allahım, affet!


(1982)

Allahın Sevgilisi

ALLAHIN SEVGİLİSİ

Düşünüyorum: O’ndan evvel zaman var mıydı?
Hakikatler, boşluğa bakan aynalar mıydı?

(1938)

Aman

AMAN

Aman efendim, aman!
Galiba Âhir Zaman!
Manzarası yurdumun,
Tufan gününden yaman!
Göz görmez aydınlıkta;
Asümanedek duman.
Yer dumanmış ne çıkar,
Duman dolu âsüman.
Türk evi delik deşik;
Yıkık dökük hânüman.
Duraksız itiş kakış;
Süresiz karman-çorman.
Anne çocuk doğurur,
Köpek soyundan azman.
Beyinler zıpzıp kadar,
Mideler koskocaman.
Aziz fikir buğdayı,
Katıra mahsus saman.
Boş lâf, hep dalga dalga;
Uçsuz bucaksız umman.
Hayvanlık orkestrası:
Eşek, birinci keman.
Orman keleş, nebat kel;
Nebat adamlar orman.
Midelerde ihracat,
Günde beş milyon batman.
Millî servet matbaa;
Bilmem kaç milyar harman.
Yangın evinde satranç;
Plân, reform ve uzman.
Tam birbuçuk asırdır,
Maymunlardan eleman.
Bizdeki hale nispet
Maymun taklitten pişman.
Hangi yol Türke uygun,
Hangi parti tercüman?
Çıkamaz meydanlara;
Camide mahpus iman!
Silâh küfrün belinde,
Küfrün elinde, ferman.
Cehle sorarsan, ilim;
Zehre sorarsan, derman.
Rahmet, meçhul kelime;
Bilinmez isim, Rahmân.
Kutsal kitaptır fuhuş;
Ahlâk, okunmaz roman.
Tarih, kontra gerçeğe;
Hürriyet hakka düşman.
Millete kasdedenin
İsmi millî kahraman.
Yere batsın bu dünya,
Bu dünyadan hayr uman!
Genç adam, at yorganı!
Sana haram, uyuman!
Aman, efendim aman!
Efendim, aman, aman!

(1964)

Anayasa

ANAYASA

Perde düşse ve herşey olduğu yerde donsa;
Görünse yıldız yıldız, fezada Anayasa…

(1978)

Anlamak

ANLAMAK

Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;
Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var…

(1983)

Anneciğim

ANNECİĞİM

Ak saçlı başını alıp eline,
Kara hülyalara dal anneciğim!
O titrek kalbini bahtın yeline,
Bir ince tüy gibi sal anneciğim!

Sanma bir gün geçer bu karanlıklar,
Gecenin ardında yine gece var;
Çocuklar hıçkırır, anneler ağlar,
Yaşlı gözlerinle kal anneciğim!

Gözlerinde aksi bir derin hiçin,
Kanadın yayılmış çırpınmak için;
Bu kış yolculuk var, diyorsa için,
Beni de beraber al anneciğim !..

(1926)

Anneme

ANNEME

Anne girdin düşüme!
Yorganın olsun duam,
Mezarında üşüme!

Anlamam anlatamam;
Düşen düştü peşime,
Artık vâdeler tamam….

(1926)

Anneme Mektup

ANNEME MEKTUP

Ben bu gurbet ile düştüm düşeli,
Her gün biraz daha süzülmekteyim.
Her gece , içine mermer döşeli,
Bir soğuk yatakta büzülmekteyim.

Böylece bir lahza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzelmekteyim.

Son günüm yaklaştı görünesiye,
Kalmadı bir adım yol ileriye:
Yüzünü görmeden ölürsem diye,
Üzülmekteyim ben , üzülmekteyim.

(1924)

Annenin Ölümü

ANNENİN ÖLÜMÜ

-11-

Medine
Yolunda anne…
Ve yanında Nur-Çocuk…
Dönüşünde, betbeniz uçuk,
Bir menzile varıp yatağa düştü.
Geleceği, rüyasında, açık görmüştü:
Onun oğlu, onun oğlu, beklenilen Peygamber;
Fânileri sonsuzluğa erdirici son rehber…
Genç annenin dudağında bir hazin şiir:
Her diri can verir, her yeni eskir;
Öleceğim ben de, hakikat!
Kalacak ismim fakat.
Büyük toplumda,
Oğlumda…
Elveda!
Dinmekte seda.
Ve açılmakta kafes…
Nur-Çocuk gözü, son nefes…
Yanakları ıslak, eriyiş bitim…
Anneden de öksüz kaldı babadan yetim.
Melek dedi: «Sahibi yok, Sevgilinin, Yârabbi!»
Dedi Allah: «Sevgilimin ancak benim sahibi!»
Üzerinde hiç kul hakkı kalmasın diye,
Bu nasip Allah’tan O’na hediye.
Ümm-ü Eymen, sevgili dadı,
Onun, yanına aldı.
Yön, kutlu ülke,
Yol, Mekke…

Aralık Kapı

ARALIK KAPI

Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!

Kelime, mânayı boğan bir gömlek!
Paralıyorum!

Allah ismi varken lûgat ne demek!
Karalıyorum!

Kapımı, buyursun diye o Melek;
Aralıyorum!


(1982)

Aşk

AŞK

Allah, Resûl aşkıyle yandım, bittim, kül oldum!
Öyle zayıfladım ki, sonunda herkül oldum.

(1983)

Aşk ve Korku

AŞK VE KORKU

Aşk korkuya peçedir, korku da aşka perde,
Allah’tan nasıl korkmaz, insan O’nu sever de…

(1980)

Ateş

ATEŞ

İçimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
O ne alev deryası, çiçek bahçesine eş.

(1974)

Ayak Sesleri

AYAK SESLERİ

Hep bu ayak sesleri, hep bu ayak sesleri,
Dolaşıyor dışarıda, gün batışından beri.
Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime,
Bir eski çıban gibi işliyor içerime.
Ey şimdi kara haber gibi bana yaklaşan,
Sonra saadet olup yanımdan uzaklaşan
Sesler, ayak sesleri, kesilmez çıtırdılar!
Bana gelen müjdeyi galiba caydırdılar.
Böyle adım atarlar, ayrılanlar eşinden,
Böyle yürür, gidenler, bir tabutun peşinden.
Kimsesiz gecelerim, bu kesik sesle doldu,
Artık, atan kalbim de bir ayak sesi oldu.
Bir gün, sönük göğsüme düştüğü vakit başım,
Benden ayrılıyormuş gibi bir can yoldaşım,
Gittikçe uzaklaşan bu sesi duya duya,
Yavaşça dalacağım o kalkılmaz uykuya…

(1925)

Aydınlık

AYDINLIK

Uyan yârim, uyan, söndü yıldızlar,
Gün, karşı tepeden doğmak üzredir.
Her sabah güneşi seyreden kızlar,
Mahmur gözlerini oğmak üzredir.

Uyan yârim, sesler geldi derinden,
Karanlık oynadı, koptu yerinden;
İlk ışık, kapının eşiklerinden,
Şimdi bir bölgeyi koğmak üzredir.

Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzredir.

(1923)