İçeriğe git

Foto

Üstad'ın Kendisine Gönderilen Mektuplara Büyük Doğu Dergisi'nden Verdiği Cevaplar


Konuda 2 cevap var

#1
Muvazene

Muvazene

    Emektâr

  • YüzBaşı
  • 2.264 Mesaj sayısı:
Üstad'ın İslam davasına hizmet etmek gayesiyle çıkarmaya başladığı edebi, siyasi, fikri muhtevaya sahip olan Büyük Doğu Dergisi, döneminin Müslümanlarını şuurlu bir yolda yürümeye sevk etmesi bakımından hayli önemli bir konumdadır. Üstad, dergide birden fazla mahlas ile yayımladığı yazılarının dışında, okurlarından kendisine gönderilen mektuplara da dergide cevap vermiştir. Üstad'ı konferanslarına veya direkt yazıhanesine giderek görüp konuşma fırsatını bulamayan insanlar, bu sayede Üstad ile iletişim kurmuş ve ortaya çıkan hasbihal ve fikir teatisi dergi sayesinde diğer okurlara da ulaşmıştır.

Derginin muvaffakiyetine yönelik olarak ve bazı hususlarda gönderilen tebrik, takdir, teşekkür mektuplarının dışında, bilhassa Üstad'ın bazı mektuplara verdiği cevaplar, üzerinde durulacak mahiyete sahip. Verilen cevaptan Üstad'a yönelik olarak suçlamalar yapıldığını, okurların Üstad'ın bazı konularda fikirlerini almak istediğini görmek mümkün. Bunlardan bazılarını eklemek istiyorum. İşte Üstad'ın "Sizinle Başbaşa" köşesinde okuyucu mektuplarına verdiği cevaplardan bazıları:


Gönderilen resim


B. VELİ HİÇYILMAZ, T, M. OFİSİNDE İTFAİYECİ, ANKARA — İstediğiniz cevabı buyurun: Evvelâ verdiğiniz isim ve adresin doğru olduğuna inanmıyoruz. Fikrimizce bunu kahramanlık satmak için yaptınız. Eğer hüviyet ve adresiniz doğruysa, mektubunuzu savcıya versek tek celsede mahkûm olursunuz. Fakat merak etmeyin, biz ona tenezzül etmiyecek ve sizi sadece on binleri aşan Büyük Doğu'cular önünde teşhir etmekle kalacağız. Necip Fazıl'ı komünistlikle suçlayan manzumeniz:

Yüzde seksen köylüyüz, açılsın Enstitüler,
Eğer aksi olursa gelsin Süper Mürşitler!


Diye bittiğine göre, sizin bizzat bir komünist, hem de pek aptal bir komünist olduğunuza şüphe yok! Ankara Savcısı bu satırları görür ve gereken takibi yaparsa, vazifesini yerine getirmiş olur ve bu âmme haklarına girer. Biz şahıs hakkımızı kullanmayız, dedik! Hüviyet ve adresinizin de doğru olup ol¬madığı meydana çıkar! Allah sizi ve benzerlerinizi ıslah etsin!.. (11 Kasım 1964 tarihli Büyük Doğu Dergisi'nden)

--

B. ŞEVKİ UÇAR, KAYSERİ — Sakarya şiirini defalarla okuyup anlayamamak, doğrusu bir Kayserili zekâsına yakışmaz. Manası bundan daha açık bir şiir de gösterilemez. Bazı konferansların sonunda hararetle istenen ve şiddetle alkışlanan bu şiiri, her halde mânasını anlayamadığınız İçin değil de, siyasi tefsirini istediğiniz için ileriye sürüyorsunuz. Buna da şimdilik lüzum yoktur. Hoşça kalınız! (22 Kasım 1967)

--


B. SADIK ÖZARSLAN, ÜSKÜDAR — Allah Resulünün hâs ismini hürmet hissimizden kullanmadığımız doğrudur. Allah adına gelince, o hepsinden mukaddes ama, kullanılmaması imkansız derecede umumi ve bu yüzden kullanılması mecburî... Selâm... (25 Kasım 1964)

--

B. ALİ ÖNER, ZONGULDAK — Mecmuamızda Enver Paşa'ya karşı kullanılan dili yermeniz; hislerinize tabi olmaktan gelen bir zaaf işaretidir. Nitekim "O benim kumandanımdı!" demeniz bu zaafa işarettir. Enver Paşa'yı tanımak için onu görmüş olmaya lüzum yoktur. Bir insanın yaşayacak şahsiyeti, ilmen ve tarihen sabit olan tarafıdır. Enver Paşa saf ve iyi yürekli bir insandı; fakat yahudi ve masonların kuklası olmaktan ve bunların elinde (Donkişot) mevkiine düşmekten kurtulamadı. Bu hükmümüz değişemez... Selam ve saygı. (29 Kasım 1967)

--

B. HÜREYÎN BALCI, İSTANBUL — Necip Fazıl'ın hâlâ içki içtiğini ve İslam ahlâkını lâf olsun diye savunduğunu iddia edenlere verilecek cevap, onun, tam mânasiyle İslâm zevkine vardığı 30 yaşından evvelki hayatında bile hiç içki kullanmadığından ve mizacı bakımından dahi içkiye ilgi göstermediğinden İbarettir.
Türk'ün İstiklâl Savaşiyle kurtuluşu, sadece milli irade sayesindedir.
Bugün Osmanlı hanedanından geride kalan bakiye Türklük ve Müslümanlık hasletlerini kaybetmediği gibi, Arap illerinde, Avrupa'da, şurada, burada açlığa terkedilmiş bir sefalet hayatı yaşamaktadır. Selâm ve muhabbet... (6 Aralık 1967)

--

HABERCİ, KARABÜK — Bir Büyük Doğu'cu sıfatiyle bize verdiğiniz bilgiler son derece alâkaya şayandır. Demir — Çelik Lisesinde Biyoloji öğretmeninin bütün bir dersi Necip Fazıl'a tahsis ederek ona ağız dolusu çatması ve bu yüzden yazılı imtihanları ertelemesi hiç de şaşılacak bir şey değildir Öğretmenler içinde ruhçu ve milliyetçi olanların Necip Fazıl'ı telakki ediş tarziyle, solcu ve güya ilerici geçinenlerin ona bakışı arasında minare ve kuyu farkı vardır. Size düşen vazife ise, bu hali görüp ibret almak ve hak bildiğiniz yolda yürümektir. Lisede tarih okutan "Vahdet iskender" isimli kişinin 9 Kasım günü sınıfa girip şu sözleri söylediğini ayrıca bildiriyorsunuz:

-Yarın Atatürk'ü anacağız, ama Necip Fazıl gibi bir yobazı aramızda yaşatmıyacağız! Onun gibi bir yobazı, bir vatan hainini... Onun gibi bir ümmetçiyi, bir soysuzu protesto edeceğiz! Ziya Gökalp, Atatürk gibi bir büyüğü nasıl kötüleyebilir? Buna karşılık vatanı satan bir Vahdetin'i nasıl göklere çıkarır? Kendisini benimseyen Milliyetçiler Derneği de iyi bir teşekkül değildir ve Nurcuların yatağıdır. Onlar da ümmetçidir. Ben vaktiyle bu derneğe üye idim. Sonra kötü yolda olduğunu görüp ayrıldım. Bu demek Necip Fazıl gibi bir İslamcıyı getirsin, rahatça konuştursun da siz buna meydan verin; hiç olacak iş midir? Aranızda böyle manasızlıkları benimseyen var mı?

Baştan başa yalan ve tezvirden ibaret olan bu sözlerin tek gerçek delaleti bahsettiğiniz tarih öğretmeninin din ve hakikat düşmanı yeni mamulâttan bir örnek olduğudur. Ve bütün bunlara ibret ve nefretle bakıp kendilerini tam tasfiyeye ve tâbi tutacak günü beklemek ten başka çare yoktur.
Cumhuriyet Bayramından sonra, Karabük Lisesi bayrak gönderine bir kadın kombinezonu çekildiğini ve bunun üzerinde bazı öğretmenlere küfürler yazılı olduğunu söylüyorsunuz! İnanılmayacak kadar korkunç olan bu haberinizi sadece kaydetmekle iktifa ediyor ve halimize Allah acısın!. demekten başka söz bulamıyoruz. (6 Aralık 1967)

--

B.OSMAN GÜLALAN, BOZCAADA— 1958 yılı Mart ayının 18'inde Mason defterine kaydedildiğini İddia ettiğiniz Adnan Menderes'in böyle bir musibete giriftar olduğundan haberli değiliz. Biz onu DP İktidar kadrosu içinde mason olmayan nadir İnsanlardan biri biliyorduk ve yine öyle bilmekteyiz. İddianızı vesikalandırabilirseniz büyük bir vatan hizmeti görmüş olur ve kütleleri, bağlandıkları veya bağlanacakları İnsanlara karşı uyandırmış olursunuz. Biz de bu iddiaya, ancak riyazi vesikasını gördükten sonra kıymet verebiliriz. Bu gibi rivayetler muhtelif düşman mihraklarından çıkarılabileceği gibi bizzat masonlar tarafından da uydurulabilir. Sizi uyanık ve dikkatli olmaya davet eder ve bildirdiğiniz hadisenin ispatına çağırırız. Saygılar. (27 Aralık 1967)

--

B.ŞENEL SAFÇI — Hazret-i Muaviye aleyhinde neşredilmiş olduğundan bahsettiğiniz kitaptan haberimiz yoktur. Fakat bazı kafaların o büyük sahabi hakkında ne düşündüğünden ve ne haltlar karıştırmaya müsait olduğundan haberliyiz, İslâmı bölmek ve parçalamak İçin Hazret-i Osman devrinde başlayan bu yahudi oyununa karşı muhafazalı olmak Müslümanlığın başlıca şartlarındandır. Ayrıca tafsilata lüzum yoktur. Bu mevzuda herşey yüksek âlimler tarafından bildirilmiştir. Size düşen tek ölçü, Muaviye'ye söven birini gördüğünüz zaman onun ne büyük hüsran ve dalalette olduğunu yüzüne çarpıp fazla çekişmeye düşmeksizin yanından uzaklaşmaktır. Sevgiler. (27 Aralık 1967)
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

#2
Kelepir

Kelepir

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 61 Mesaj sayısı:
Bazı dergiler bu işi sayfa doldurmak için yapar ama Büyük Doğu dergisi bu bölümle Anadolu'daki uyanışı koordine ediyordu. Yani Üstad bu sayfalarda Anadolu'yla konuşuyordu. Turan Karataş'ın hazırladığı Sezai Karakoç biyografisinden de öğreniyoruz ki ilk olarak onun ortaya çıkışı da bu okur mektupları sayesindedir. Yani Sezai Karakoç gibi bazı kimseler ilk defa Büyük Doğu'ya gönderdiği okur mektubuyla medyada sesini duyurmuş, ortaya çıkmıştı. Üstad'ın çapı saddece dergicilikte dahi şu an çok uzağımızda görünüyor. Fikir, sanat, aksiyon şöyle bir dursun hele...

#3
mumin

mumin

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 1.159 Mesaj sayısı:



Bir nokta var ki dikkatimi çekti. Yakın geçmişte ve hala iddia edildiği üzere üstadın Abdülhakim Arvasi hazretlerine intisabından sonra içki içmeye devam ettiğidir. Halbuki yukarıda mektuplardan birinde hayatının hiçbir döneminde içkiye tenezzül etmediği dile getirilmiştir. Bu insanlar neye dayanarak böyle çirkin laflar ediyorlar aklım almıyor.

Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...




Cevap Ekle