İçeriğe git

Foto

Necip Fazıl' ın Poetikası Kendi Şiiriydi

Necip Fazıl Bekir Oğuzbaşaran Poetika Şiir Sempozyum

Konuda cevap yok

#1
Kalemdâr

Kalemdâr

    Co Admin

  • General
  • 1.052 Mesaj sayısı:
Gönderilen resim

Necip Fazıl’ın poetikası kendi şiiriydi


Bekir Oğuzbaşaran’la katıldığı Necip Fazıl Kısakürek Sempozyumu hakkında konuştuk

Bekir Bey, yaşarken de vefatından sonra da hakkında çokça konuşulan, yazılan; dostları ve okurlarınca dâvâ adamı, üstad olarak nitelendirilen şair ve fikir adamı Necip Fazıl için doğduğu, yaşadığı ve şiirler yazdığı şehirde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü tarafından 29 Ekim 2011 tarihinde bir sempozyum düzenlendi. Siz de bu sempozyumda Necip Fazıl'ın Poetikası başlıklı bir bildiri sundunuz. Ali Emiri Kültür Merkezi’ndeki bu anma ve anlama sempozyumu nasıl geçti? Alaka nasıldı?
Sempozyum bana göre çok başarılı geçti. Salonda farklı bir heyecan vardı ve konuşmacılardan dinleyicilere doğru dalga dalga yayılıyordu. Salon sabah saat 9’dan toplantının sona erdiği 17.30’a kadar tamamıyla doluydu. Konuşmalar dinleyiciler tarafından pürdikkat takip edildi. Çok büyük bir alaka vardı. Salon hınca hınç doluydu. Özellikle bayanların, genç kızların alakası çok fazlaydı. Pek çok kişi de etkinliği ayakta izledi. Üstadın ruhu da o salonda bizimle beraberdi sanki. Protokol konuşmaları da dahil olmak üzere bütün bildiriler dolu doluydu. Programın sunuculuğunu TV5’te yayınlanan Şiirden Şuura programının yapımcısı ve sunucusu Kayseri'li değerli hemşehrimiz Fazlı Karaman Bey yaptı. Aykut Kuşkaya ve orkestrasının Necip Fazıl’ın Bestelenmiş Şiirleri konulu konseri heyecan vericiydi.

Sempozyuma Üstadı yakinen tanıyan bilim, kültür, sanat adamları davet edildi. Bunlar: Prof. Dr. Süleyman Yalçın, Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. İsmail Kıllıoğlu,Prof. Dr. Necmettin Tozlu, Prof. Dr. İbrahim Kavaz, Doç. Dr. Şükrü Karatepe, Dr. Necmettin Turinay, Mustafa Miyasoğlu,Dursun Ali Taşçı, Abdurrahman Şen, A.Vahap Akbaş, Fazlı Karaman, İsmail Kahraman ve sizdiniz. Bildirinizle ilgili neler söylemek istersiniz?

Aslında bütün bildiri konuları kanaatimce kitaplık çaptaydı. Benimki de öyle. Necip Fazıl’ın poetikası demek onun 60 yıllık sanat-edebiyat ve şairlik hayatının özü ve özeti anlamına gelir. Poetikayı geniş anlamda değil de dar anlamda bir şairin şiir görüşü olarak alsak bile yine de bu mesele ancak bir kitap bütünlüğü içinde ve her yönüyle ele alınabilir kanaatindeyim. Merhum Necip Fazıl hemen her eserinde farklı ve kendine özgü bir üslup kullandığı gibi, Çile şiir kitabının sonunda yayınladığı ve “İdeolocya Örgüsü’nün Sanat Edebiyat Bölümü” saydığı Poetikasında da son derece sanatlı, beliğ bir dil ve üslup kullanmıştır. Bir çeşit vecize üslubu… Bu otuz sayfalık metni anlamak ve yorumlamak da bir kitap çalışmasını gerektirebilir. Şiir felsefesi, şiir teorisi de diyebileceğimiz bu sistematik eserle Necip Fazıl’ın başta şiirleri olmak üzere bütün eserleri tam bir uyumluluk halindedir. Bilindiği gibi onun şiir tarifi çok ünlüdür: “Şiir, mutlak güzellik olan Allah’ı sır ve güzellik yolundan arama işidir.” Poetika 14 bölüme ayrılmıştır. Şair adını taşıyan birinci bölümün ilk cümlesi şudur: “Arı bal yapar, fakat balı izah edemez.”

Sözü uzatmamak için şöyle özetleyeyim; onun şiirleri arasında da şiir, edebiyat, sanat telakkisini yansıtan parçalar bulmak her zaman mümkündür. Bunlardan en çok bilineni, 1939 da yazdığı Sanat başlıklı beyittir: “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış/ Marifet bu, gerisi yalnız çelik çomakmış…”

Ölümünden 28, doğumundan 107 yıl sonra yapılan bu sempozyumu, düşünceleriyle diri, sanatıyla canlı ve mücadelesiyle yaşayan Necip Fazıl’a olan vefanın göstergesi olarak düşünüyorum. Tabi Büyük Doğu'ya ve Necip Fazıl'a olan bağlılığını bu sempozyumda emeği ve gayretiyle ispatlayan Muzaffer Doğan Bey’i de unutmamak gerek değil mi?

Muzaffer Doğan merhum Üstad Necip Fazıl gibi fikir ve iman öfkesine sahip bir dostumuz. Sempozyumun açılış konuşmasını da o yaptı. Kendisi bir dönem Bahçelievler Belediye Başkanlığı da yaptı. Üstad hakkında birbirinden güzel yazılar ve konuşmalar yayımladı. Üstad’ın vefatından sonra Öfke ve Hiciv şiirlerini de o derledi. Bu sempozyum münasebetiyle Buz Dağını Eriten Deha: Necip Fazıl isimli çok da güzel bir kitap hazırlamış. Zarfı ve mazrufu ile dikkat çeken bu kitapta Muzaffer Bey, Üstad’dan seçme yazı ve şiirlere yer vermiş. Ayrıca hakkında yazılan yazılardan ve şiirlerden seçmeler yapmış. Fotoğraflarla zenginleştirilmiş eser İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından basılmış. Sempozyuma gelen davetlilere ve dinleyicilere dağıtılmıştır. Bu önemli toplantının bana göre baş mimarı olan sevgili Muzaffer Doğan’ı gönülden tebrik ediyorum. Daha nice eser ve etkinliğe imza atmasını diliyorum. Bu önemli sempozyumun bildirilerini en güzel biçimde kitaplaştıracağını da biliyorum.

Necip Fazıl hayatı boyunca güçlü karakter yapısını ortaya seriyordu. Ayrıca kahraman tavırlarının olduğunu da biliyoruz. Necip Fazıl’ı yakından tanıyan bir öğrencisi olarak sizce Üstad bu gücünü nasıl kazanmıştı?

Gönderilen resim

Necip Fazıl’ın önemli konferanslarından birinin adının İman ve Aksiyon olduğunu unutmamalıyız. Onun sık sık söylediği, bir sözü vardı: “Kahraman (Mefkureci) ahlakında hasis nefs kaygısına yer yoktur.” Mehmet Âkif ile ilgili bir hitabesi şöyle başlar: “Âkif’in savaş arabasını iki at çeker: Şair ve kahraman…” ben bu sözü Necip Fazıl için de çok uygun bulmuşumdur. Çünkü o edebiyatımızın kahraman şair tipinin en son ve en büyük örneklerinden biriydi. Tabii ki gücünü imanından, kuvvetli bir ırsiyetle dünyaya gelmiş olmasından alıyordu. O kendisini daima bir prens gibi gördü. Özellikle de gençlik yıllarında…

Ondaki kendine güven duygusu adeta sonsuz denilebilecek bir vüs’atteydi. Konferanslarında sık sık tarihteki kahramanlardan bahsederdi. Bizdeki ve dünyadaki kahramanlardan birçoğu hakkında eserler yazdı. Onun kahramanlık anlayışını anlamak için Tarihimizde Sahte Kahramanlar, İhtilal, Büyük Mazlumlar, İman ve Aksiyon ve benzeri eserleriyle Çile adlı muhteşem şiir kitabının Kahramanlar, Dava ve Cemiyet bölümlerini okumak gerekir.

Necip Fazıl taklitçi batıcılığa karşı şahsiyetli bir Müslümandı. Türk fikir, sanat ve siyaset hayatının yerine oturmasında önemli katkıları olduğu ve tasavvuf yolunda hizmet verdiği gerçeğini kimse göz ardı edemez. Peki, Necip Fazıl Kısakürek'in 1983 yılında vefat etmesinden bu yana eserleriyle, düşünceleriyle yetişen gençlik bir ilerleme kaydediyor mu? Milli Türk Talebe Birliği’nden bu yana yapılanlar yeterli mi?

Necip Fazıl, hayattayken kitleleri arkasından sürükleyen bir şahsiyetti. O bilhassa geleceğimiz olan gençliğe ve gençlere çok önem veriyordu. Gençliğe Hitabe’si fikir, duygu, iman ve aksiyon aşılayıcı üstün bir metindir. Onun bir özelliği de ehl-i sünnet itikadına bağlılığı ve tasavvuf ile şeriatı tam anlamıyla örtüştüren bir anlayışa sahip bulunmasıydı. Bütün eserlerini bu eksen etrafında düşünebiliriz. Belki de bunca seneden sonra Necip Fazıl’a duyulan hasrette onun bütüncül anlayışına olan özlem yatmaktadır diye de düşünebiliriz. Bugün herkes kendi kulvarında hizmet etmekle beraber Müslümanlar arasındaki parçalanmışlık manzarası, Üstad’a ve onun çizgisini devam ettirenlere bir susama şeklinde tecelli etmektedir görüşündeyim.

Son olarak “Kanaat önderlerinin de önderi” olan Necip Fazıl Sempozyumunda en çok hoşunuza giden bir cümleyi söyler misiniz?

Şu anda kimin söylediğini hatırlamıyorum ama sempozyumda en beğendiğim söz; “O bir din adamı değildi, fakat dininin adamıydı.” cümlesi olmuştur.
Teşekkür ederim.

Sergül Vural konuştu

Kaynak.

Hâlık-ı arzu semâya eyleriz hamdü senâ,
Ahmed-i Muhtâr'ı kıldı âleme nûr-ı hüda.




Cevap Ekle



  



Necip Fazıl, Bekir Oğuzbaşaran, Poetika, Şiir, Sempozyum etiketlerini içeren diğer konular