Jump to content
NFK-Fan

Sezai Karakoç

Recommended Posts

Sen geldin benim deli köşemde durdun…

Bulutlar geldi üstüne durdu

Merhametin ta kendisiydi gözlerin”

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites
fc4b6b9b5c0f38440398a9ab4e6c2b25_1322302741.jpg

ÇOCUKLUĞUMUZ

Annemin bana öğrettiği ilk kelime

Allah, şahdamarımdan yakın bana ...benim içimde

Annem bana gülü şöyle öğretti

Gül, Onun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi

Annem gizli gizli ağlardı dilinde Yunus

Ağaçlar ağlardı, gök koyulaşırdı, güneş ve ay mahpus

Babamın uzun kış geceleri hazırladığı cenklerde

Binmiş gelirdi Ali bir kırata

Ali ve at, gelip kurtarırdı bizi darağacından

Asyada, Afrikada, geçmişte gelecekte

Biz o atın tozuna kapanır ağlardık

Güneş kaçardı, ay düşerdi, yıldızlar büyürdü

Çocuklarla oynarken paylaşamazdık Ali rolünü

Ali güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar kahraman

Ali olmaktan bir sedef her çocukta

Babam lambanın ışığında okurdu

Kaleler kuşatırdık, bir mümin ölse ağlardık

Fetihlerde bayram yapardık

İslam bir sevinçti kaplardı içimizi

Peygamberin günümüzde küçük sahabileri biz çocuklardık

Bediri, Hayberi, Mekkeyi özlerdik, sabaha kadar uyumazdık

Mekkenin derin kuyulardan iniltisi gelirdi

Kediler mangalın altında uyurdu

Biz küllenmiş ekmekler yerdik razı

İnanmış adamların övüncüyle

Sabırla beklerdik geceleri

Şimdi hiçbirinden eser yok

Gitti o geceler o cenk kitapları

Dağıldı kalelerin önündeki askerler

Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi

SEZAİ KARAKOÇ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Sezai Karakoç; Üstad Necip Fazıl'ın en ufak ayrıntısına kadar ince ince ördüğü inkılabı gerçekleştirecek neslin oluşmasını ve inkişafını sağlayacak diriliş fikriyatının mimarıdır.Benim için, şu zamanlarda Üstad Necip Fazıl'dan sonra fikirlerine sığınıp nefes alınabilecek ikinci insandır. Diriliş neslinin amentüsü adeta Müslüman gençliğin anayasası gibidir. Taha'nın Kitabı ve Hızırla Kırk saat bence sık sık okunmalı.

Share this post


Link to post
Share on other sites

7214.jpg

 

Sezai Karakoç neden Çankaya’ya gitmedi?

 

 

Sezai Karakoç, bugün oldu hâlâ anlaşılamadı. Aslında şöyle demeliydim: Sezai Karakoç’u kimi çevreler, kolaylıkla anlayabilecekleri halde anlamak istemiyorlar.

Peşinen söyleyeyim: Ödül verecek adamlar vardır, ödül alacak adamlar vardır. İşte Sezai Karakoç, ödül verecek adamlardandır. Çünkü Sezai Karakoç, ülkemizde bir şair-düşünür gibi değil, bir devlet lideri gibi hiç değil, bunların üstünde, bir halifetullah gibi yaşıyor. Bunların hiçbiri, hadi diyelim değil, bir Müslüman gibi yaşıyor; onun Allah’tan başka hiçbir otoritenin taltifine ihtiyacı yok. Diğer taraftan, geleneğin gerçek manada dirilticisi Sezai Karakoç’un, geleneğe aykırı davranacağı düşünülemez.

 

Mevlana ve Karakoç

 

Gelenek dedik, gelenekten devam edelim: Anadolu Selçuklu döneminde başkent Konya’da yaşayan Mevlana’nın, Selçuklu sultanlarının ayağına gittiği görülmemiştir. Hatta, iç isyanlarda Selçuklu sultanlarının saraydan Mevlana’nın evine tünel yoluyla bağlantı kurdukları ve canlarını kurtarmak için Mevlana’ya sığındıkları da bir tarihi gerçekliktir. Çünkü, Mevlana’ya sığınan birinin toplum nezdinde dokunulmazlığı oluşmaktadır. Düşünelim, Mevlana Mesnevi’yi yazdı yahut Divan-ı Kebir’i tamamladı diye sultan onu saraya çağırabildi mi? Çağırıp takdir edebildi mi? Bu, abesle iştigal olurdu. Artık şunu biliyoruz: Sezai Karakoç, gerek eserleriyle gerekse de yaşantısıyla günümüzün bu küçük dünyasına ait değil, küçük bir dünyada büyük olarak yaşamaksa, hiç kolay değil. İşte, bu açılardan ben onu Mevlana’yla karşılaştırıyorum. Eğer, karşılaştırma yapılacaksa Sezai Karakoç, hiç mi hiç kendisine benzemeyen çağdaşlarıyla karşılaştırılmasın.

Onun en yakın akranı, 212 yıl önce dünyayı terk eden Şeyh Galip olabilir ancak. III. Selim’in sık sık Galata Mevlevihanesi’ne Şeyh Galip’i ziyarete gittiğini, ondan feyizlendiğini biliyoruz, kaldı ki Yavuz Sultan Selim’le birlikte Osmanlı padişahlarının hilafet sancağı taşımaya başladığı da unutulmamalı. Peki, mütevazılığıyla bilinen, ekranlara yansıdığı kadarıyla taksi duraklarında oturup taksicilerle çay içebilen bir cumhurbaşkanı, Sezai Karakoç’u Diriliş’te ziyaret edip ona hürmetini bildiremez miydi? Görüyoruz ve üzülüyoruz, Sezai Karakoç, yetiştirmesi, beslemesi kişilerle bile kıyaslanmaya çalışılıyor.

Gözleri onu arayanlar!

Cumhurbaşkanı, konuşmasında Sezai Karakoç için şöyle demiş: Fikir ve dünya görüşümün oluşmasında da en büyük katkıları olan kişilerden birisidir.Evet, cumhurbaşkanı hak bilirlikle konuşmuş, şimdi, bizim kültürümüzde bu bağlamda anlatılar vardır, hepiniz hatırlarsınız. Hocanın talebenin ayağına gitmesini, aklı salim herkes kınar. Sezai Karakoç, farkındalıkla yaşayan biridir. Bir de basından okuduk: Resepsiyonda bütün gözler Sezai Karakoç’u aramışmış, yok Sezai Karakoç’la gönül bağı kuracaklarmışmış, bu sözleri söyleyenler Sezai Karakoç’u sevmiyorlar bence. Sadece, sansasyonel haber üretmeye çalışıyor, Sezai Karakoç’un kutsi duruşunun üzerine gitmek istiyorlar. Eğer, resepsiyondaki kişilerin gözü Sezai Karakoç’u aradıysa, o gözlerin kültür dünyasından haberdar olmadıkları sonucuna varacağız ki, o halde bu gözlerin resepsiyonda ne işi vardı.

Bilenler bilir, Sezai Karakoç, otuzlu yaşlarından beri kutlamalara, ödül törenlerine, konferans veya sempozyumlara katılmamış, birkaç istisna dışında kimseye röportaj vermemiştir. Hele de edebiyat ortamı içerisindeyseniz, Sezai Karakoç’un bu yönlerini bilirsiniz. Ne olacak yani, cumhurbaşkanlığı ödül verdi diye, gıdım yerinden oynamamış bir adam kımıldayı mı verecek, hem de hareketlerin daha bir ağırlaştığı 78 yaşında.

Taş yerinde ağırdır, sözünü sizlere hatırlatmak isterim. Everest’i Allah’tan başka kim yerinden oynatabilir ki, hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’nin bu gücü yok. Ne zaman mı bu gücü olur? Sezai Karakoç gibi üstatlar arzu ettiğimiz devletin başında değil, üstünde olduğu zaman.

 

Zafer Acar yazdı

 

dünyabizim

Share this post


Link to post
Share on other sites

Gökhan Özcan'ın, Gerçek Hayat dergisindeki (2002) bir cümlesini paylaşmak istedim:

 

Bu ülkede ne zaman Sezai Karakoç'un parti programı yok satarsa, ben de sizler de başkaları da o zaman adam oluruz !..

Share this post


Link to post
Share on other sites

.

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmalarına Buradan Ulaşabilirsiniz

 

 

Ne hikmetse, henüz fark ettim bu mesajı. Çok teşekkür ederim gönüldaşım, Allah razı olsun haberdar ettiğiniz için. İnşallah vakit buldukça hepsini dinleyeceğim. Bilemiyoruz, bulamıyoruz böyle hazineleri.

 

Şunu düşündüm neden Yüce Diriliş Partisi, akim, neden hala daha meclise giremiyor hatrı sayılır vekil ile? Yukarıdan destek sağlanmalı bence. Madem fikir hayatının oluşmasında katkısı var bir şeyler yapmalı Sayın Abdullah Gül. Şimdi anlıyor muyuz Karakoç neden Çankaya'ya çıkmaz?..

Share this post


Link to post
Share on other sites

“Hayat, her birimiz için her bakımdan yıllar boyu sürüp giden bir imtihandır. En büyük imtihanı da dostluklar ve arkadaşlıklar geçiriyor. Ben şahsen, tanıdığım ve tanıştığım herkesle candan arkadaşlık kurmuş ve bunu ne pahasına olursa olsun korumak istemiş, ipler hep kopma noktasına geldiğinde yeniden bağlamaya özen göstermiş, bu konuda dikkat sahip olmaya gayret etmişimdir. Denebilirse, Anadolu ruhunu, sadakatli olma ruhunu taşımayı, hayat memat meselesi bilen biriyim. Ancak, yıllar geçince bu tavrın tek taraflı olduğu ortaya çıkıyor. Artık ne yaparsınız yapın, o kadar yakınlıkla, arkadaşlıkla karşıladığınız dostlarınızın size ve herkese karşı kalbi soğuklukla dolu kişiler olduğu gerçeğini görmekten kendinizi alamıyorsunuz.

 

Ne yazık! Siz istiyorsunuz ki, arkadaşlıklar, dostluklar, kardeşlikler ebedi olsun, dostlar birbirine karşı hiç değişmesin. Gelen ne ve değişen ne olursa olsun, insanlar aynı kalsın. Fakat sizin istediğinizi hayat istemiyor. Sizin dediğinizi kader demiyor. Sizin özlediğinizi, çağ gerçekleşmekten alıkoyuyor. Zaman, şu bu şekilde oluşmuş bir araya gelişleri tarumar ediyor. Gönüllerin gerçek birliği dışındaki geçici buluşma ve yakınlaşmaların foyasını meydana çıkarıyor zaman. Hayatın güzel çizgileri ve gözalıcı renkleri, trajik olanı tümüyle örtüp gizleyemiyor.”

Share this post


Link to post
Share on other sites

PİŞMANLIK VE ÇİLELER

 

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür

Bir odun parcası aydınlatır ocağı

Annesi ateşin önünde perişan

Annesi ateşin içinde hür

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür

 

Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır

Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın

Kalbimi bin parçaya böldü divane sır

Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım

Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır

 

Benım boyum ufak onun da ufaktı

Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu

Onun bu ocakta yanan toprağı

Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı

Benim boyum ufak onun da ufaktı

Benim gözlerim yeşildir onun kara

Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

 

Annesinin başi elleri arasında

Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük

Bir fotoğraf asılıdır duvarda

Aynaya, geceye, maziye dönük

Annesinin başı elleri arasında

 

Bir tüfeğin burnu havadadır

Ateş almak üzeredir mermisiz

Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım

Siz beni ne anlarsınız... siz...

Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz

 

Bir saman çöpüne tutunmuş kızların

Eteğini ben çektim

Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş

Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim

Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş

Az kalsın ben ölecektim

Bir saman çöpüne tutunmus kızların

 

Kediler halıları parçalıyor

Kırmızı bir ışık düşüyor yere

Annemin dizinde derman yok

Hükmedemiyor insan ruhuna ateş

Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere

Kediler halıları parçalıyor

Ateşte sarı gül açan saksılar

Kızarmış bir ekmek gibi duruyor

 

Kulağıma garip sesler geliyor

Kuş yumurtasından çıkan insanlar

Ahırda bir ata eyer oluyor

Kulağıma garip sesler geliyor

 

Ben bir şarkı bir türküyüm

Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm

Beni bir azizin nefesi uçurur

Kalbimde Allah'ın elleri durur

Cici ayaklarım ilikli bağlı

Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim

 

Ben azizin hasreti

Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm

Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara

Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

 

Ocak sönüyor ateş kül oluyor

Annesınin saçları beyaz

Annesi saçlarını yoluyor

Ateşin içinde gül açılmış

Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür

Annesi ruhunda ruhuma eğilir

 

Sineklerin kanadını ısıtan

Bir güneş toprağı yarıp çıkacak

Kadınlar sansa da yaşadığını

Sarkısız kaldıkça yaşayamayacak

Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır

Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır

 

Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar

Hatıralarımı birer birer yakacağım

Entarimi parça parça edip

Zehirli kirpilere bırakacağım

Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp

Göğsüme siyah bir gül takacağım

Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp

Kendimi boşluğa bırakacağım

 

Ayaklarımın altından geçıyor bir deniz

Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım

Siz beni ne anlarsınız... siz...

Artık ben gideceğim atım kişniyor

Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor

 

Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz

Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam

Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara

Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ademle Havva’nın Cennette öncesiz sonrasızmışçasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce. Bu soluk bize ne zaman geldi? Bu soluk geldiği için mi değişmeğe başladı yüzümüz? Bozuldu ve bir maskeye dönüştü?

 

Sezai karakoç/Yitik cennet

Share this post


Link to post
Share on other sites

İlâhî bir lezzet alınıyor her birinden. Ben de bırakaýım şuracığa.

Nadide bir hâtiramdır Fındıkzâde'ye Diriliş'e Üstad'ı ziyarete giderken tramvayda İsmet Özel'e rastlamak. İhtiyar bir dev ağaç, yolu İstanbul olan ve Istanbul'a düşen uğrasın Diriliş'e. Hayat o güzide anlarla mânâ sahibi. Tam olarak aşağıdaki anlamın mücerred mümessili.

 

İnsanlığın Alınyazısı Bir Çocuk

 

O çocuğu bekliyoruz.

Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, meşhur kelimemizle söyleyelim, diriltecek çocuğu.

O çocuğu ki, reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin.

 

Kendine verileni aşan bir çocuk olsun o çocuk.

Verilmeyeni alabilen bir çocuk. Gizliyi, sır olanı kurcalayan, tarihin şifrelerini çözen bir genç.

Derleyişleri dağıtan, dağılmışları derleyen bir genç adam.

 

 

Kayıpların, kaybolanların ürperttiği bir ruh.

Tayfları, gölgeleri heceleyen bir espri.

Kabuk bilgilerin sağnağı altında ıslanmayan anlayış ve kavrayış kişiliği.

 

 

Bir muştu olan bir çocuk. Muştu gibi gelen. Muştu getiren.

Işıkla gelen çocuk. Umut ışığını getiren çocuk.

Kapitalizmin ve komünizmin karanlığını delen umut ışıklarını taşıyan gönül eri.

 

 

Erenlerden bir işaret olan er. Diriliş eri.

Doğunun ve batının özlemini çektiği haberci.

Yollarda gözlenen, tozların gerisinde hayal edilen yolcu.

 

 

Uygarlıkları, tarihi ve tabiatı, insanı ve eşyayı yeniden tartı kefelerine yerleştiren eleştiri eri.

Eleştiri içinde özeleştiri tohumlarını yeşertmesini bilen düşünce tarımcısı.

 

 

Yuvalara, evlere yeniden fizikötesi bir anlam kazandıran hızırlık çabanın adamı.

 

 

Tanrı eri. Semboller halinde kafaların ve ruhların içine dikilen ve dikilişleriyle insanları

ve tüm insanlığı onursuz kılan putların kırıcısı inanç yiğitti.

 

Aşağılık duygusu altında ezilen duyarlıkları sağlığına kavuşturan ve

böylece sözünden çok ruhuyla doğacak özgürlüğün, gerçek özgürlüğün savaşçısı olacak kahraman.

 

 

Bu çocuk elbet gelecek.

İnsanlık, beklenmedik her vakitte olduğu gibi yeni bir atılım yapacaktır.

Bu atılımın temel taşı olacak olan yeni insan zuhur edecektir elbet.

 

 

Diriliş gerçekleşecektir.

Göze görünmez evrensel tabut parçalanacaktır kuşkusuz.

 

 

Kuşkusuz, bu, büyük çalışmalar ister.

Aslında, çalışmalar, dağınık bir biçimde ve her yerde aynı bilinç yoğunluğunda olmaksızın, başlamıştır, sürüp gitmektedir.

 

 

Bir gün derleniş toparlanış ve bilinçleniş de gözle görülür bir düzeye ulaşacaktır.

 

 

İnsan kendi barikatlarının mahkumu ve kendi zincirlerinin tutsağı olmuştur.

Ama bu kıyamete kadar sürüp gidecek değildir.

Diriliş nesli, bu mahkumluğa, bu tutsaklığa başkaldırmanın cesaretini gösterecek

ve bu başkaldırmayı yeni uyuma dönüştürmenin yöntemini kestirecektir.

 

 

İnsan, yeniden erdem sınavının ateşi içine atılacaktır, cehennemleri yarıp

cennetine ulaşacak üstün semender yaradılışındadır çünkü o

 

 

Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ürkmeyiniz.

İnsanın alınyazısı, ağırlığıyla, şartların ötesindedir.

 

 

Toprağın vebamsı kaynayışına aldanmayınız.

Gök, yüklü, esintiler, elverişli, ufuklar, eleğimsağmalarla beneklidir.

 

Ruhun ilham seferi, Cebrail soluğuyla desteklidir.

 

 

Ruhulküddüs yalnız geçmişte insanı yoklamadığını,

geleceklerde de onu kutlu göğsüne bastıracağını ispat edecektir.

 

Ruh, kutsal ruh tarafından sığınacaktır.

 

Akşamla birlikte, sofraların üstüne yine kutsal ruhun kanatları gerilecektir.

 

 

Çocuk, kuzey ve batı rüzgarlarını kılıcıyla ikiye bölecektir.

Selleri ve çığları omuzlarıyla durduracaktır. Fırtınaları ters yüz edecektir.

 

Zaten o, bütün bunlar için geliyor.

 

 

Azgın bir kışı yaşıyoruz.

Geleceğin erleri onun üzerine diriliş kemerlerini ve kubbelerini oturtacaktır.

 

 

Ruhun ayasofyaları, süleymaniyeleri yükselecektir yeniden.

 

Diriliş mehteri, dünyanın ufkunu, metafiziğin marşıyla çınlatacaktır.

 

Pandorun kutusu kapanırken ruhun şifa mücevherleri, saklı oldukları mahfazalarının kapaklarını zorlayacaklardır,

dışarı çıkma günü gelen civcivin yumurtanın kabuğunu gagasıyla tık tık döğmesi gibi.

 

 

Kutlu şehirlerin ruhları, geceleri gözlere görünen yatırları gibi uyanacaklardır.

Bursanın, İstanbulun, Konyanın, Diyarbekirin, Erzurumun, Şamın Bağdatın,

Buharanın, Semerkandın ve beş safta Mekkenin, Medinenin

ve hepsiyle birlikte Kahirenin, Kuala-Lumpurun, Bingazinin,

İslam-Abadın, Darüsselamın ruhları dirilecektir.

 

 

Elinde bir meşale, bu kış gecesinde dolaşacak olan o çocuğun ulaştığı her kent, dirilişe erecektir.

 

Kentler, ölümün kırılışından tüten alevlerde yıkanacaklar

ve kutlu sancağın altında diri kümbetler olarak toplanacaklardır.

 

Bu şehirler mahşerinin önünde kim durabilir?

Kalk ve Korkut sesiyle ayağa fırlamış ilahi sitelere karşı hangi çelik veya demir bent dayanabilir?

 

Sezai Karakoç

Share this post


Link to post
Share on other sites

Farisi beyit tercümesi;

 

Ey zülfü aslanlara ayak bağı olan sevgili

Senin tatlı dudakların (konuşmaların) beni rüsva ediyor.

(Şemsi Tebrizi kuddise sirruh)

Share this post


Link to post
Share on other sites

"O kadar yalnızım ki içimde yalnızlıktan ayrı bir kişilik oluştu." diyecek kadar yalnızlığın heybetini kuşanmış adam.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Üstadın Ramazan Bayramı konuşmasından bir pasaj:

 

"Şimdi iş başa düştü. Millete, milletin kendine düştü. Milletin içinden aydınlarından bir kısmını tabi aydınların hepsini diyemiyoruz, tekrar donatıp ayağa kaldırıp ve tekrar o devletimizin olması lazım. Büyük devletimizin olması lazım. Bu devlete Arap devleti dediğimiz anda o bitiyor. Arap Birliği kuruldu biliyorsunuz. Bu devlete Kürt devleti dediğiniz anda o bitiyor. Bu devlete Fars, Pers, İran devleti dediğiniz zaman o olmayacağı belli. İşte bunun gibi mensubu olduğumuz, tabiî ki en büyük onurla mensubu olduğumuz Türk devleti bile diyemeyiz. Tabi Türkler de imtihanını vermiş tarihte. Bunu göstermiş, fakat kedisi kurduğu hiçbir devlete Türk devleti dememiş. Selçuklu aile, Osmanlı aileden geliyor. Neden dememiş? Çünkü: Başka ırklar, Müslüman kardeşleriyle beraber kuruyor devleti. Kendinde o hakkı görmemiş, tevazu göstermiş… Hiçbir zaman kendi ırkını öne sürmemiş…

 

Bu bakımdan hiçbir ırkın adını kullanarak bir devlet kuramazsınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye koyduğunuz andan itibaren ki bu devletin de olmayacağı ortaya çıkmıştır. Bu, Türk adından gelmiyor, hemen gidip bir ırk adı vermekten, sınırlıyorsun… İran İslam Devrimi dediler, duyduk memnun olduk. Biz Cağaloğlu’ndaydık, orada İran Konsolosluğu var. Gideyim bakayım ne gibi değişiklik oldu, ismi ne oldu? Bayrağı ne oldu? Gittim, baktım “İran İslam Cumhuriyeti” diye yazmışlar levhaya. Bu devlet olmaz dedim. İran diye sınırlıyor kendini. Cumhuriyet diye sınırlıyor. Oysa cumhuriyet yönetim şekli. Onu biz seçeriz. İran diye sınırlıyor. Sanki İslam kâfi değil.Kaynak: 'Mademki imtihan yurdundayız."

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×