İçeriğe git

Foto

Sezai Karakoç


Konuda 90 cevap var

#81
ferah diba

ferah diba

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 4 Mesaj sayısı:
Gönderilen resim

Sezai Karakoç neden Çankaya’ya gitmedi?


Sezai Karakoç, bugün oldu hâlâ anlaşılamadı. Aslında şöyle demeliydim: Sezai Karakoç’u kimi çevreler, kolaylıkla anlayabilecekleri halde anlamak istemiyorlar.
Peşinen söyleyeyim: Ödül verecek adamlar vardır, ödül alacak adamlar vardır. İşte Sezai Karakoç, ödül verecek adamlardandır. Çünkü Sezai Karakoç, ülkemizde bir şair-düşünür gibi değil, bir devlet lideri gibi hiç değil, bunların üstünde, bir halifetullah gibi yaşıyor. Bunların hiçbiri, hadi diyelim değil, bir Müslüman gibi yaşıyor; onun Allah’tan başka hiçbir otoritenin taltifine ihtiyacı yok. Diğer taraftan, geleneğin gerçek manada dirilticisi Sezai Karakoç’un, geleneğe aykırı davranacağı düşünülemez.

Mevlana ve Karakoç

Gelenek dedik, gelenekten devam edelim: Anadolu Selçuklu döneminde başkent Konya’da yaşayan Mevlana’nın, Selçuklu sultanlarının ayağına gittiği görülmemiştir. Hatta, iç isyanlarda Selçuklu sultanlarının saraydan Mevlana’nın evine tünel yoluyla bağlantı kurdukları ve canlarını kurtarmak için Mevlana’ya sığındıkları da bir tarihi gerçekliktir. Çünkü, Mevlana’ya sığınan birinin toplum nezdinde dokunulmazlığı oluşmaktadır. Düşünelim, Mevlana Mesnevi’yi yazdı yahut Divan-ı Kebir’i tamamladı diye sultan onu saraya çağırabildi mi? Çağırıp takdir edebildi mi? Bu, abesle iştigal olurdu. Artık şunu biliyoruz: Sezai Karakoç, gerek eserleriyle gerekse de yaşantısıyla günümüzün bu küçük dünyasına ait değil, küçük bir dünyada büyük olarak yaşamaksa, hiç kolay değil. İşte, bu açılardan ben onu Mevlana’yla karşılaştırıyorum. Eğer, karşılaştırma yapılacaksa Sezai Karakoç, hiç mi hiç kendisine benzemeyen çağdaşlarıyla karşılaştırılmasın.
Onun en yakın akranı, 212 yıl önce dünyayı terk eden Şeyh Galip olabilir ancak. III. Selim’in sık sık Galata Mevlevihanesi’ne Şeyh Galip’i ziyarete gittiğini, ondan feyizlendiğini biliyoruz, kaldı ki Yavuz Sultan Selim’le birlikte Osmanlı padişahlarının hilafet sancağı taşımaya başladığı da unutulmamalı. Peki, mütevazılığıyla bilinen, ekranlara yansıdığı kadarıyla taksi duraklarında oturup taksicilerle çay içebilen bir cumhurbaşkanı, Sezai Karakoç’u Diriliş’te ziyaret edip ona hürmetini bildiremez miydi? Görüyoruz ve üzülüyoruz, Sezai Karakoç, yetiştirmesi, beslemesi kişilerle bile kıyaslanmaya çalışılıyor.
Gözleri onu arayanlar!
Cumhurbaşkanı, konuşmasında Sezai Karakoç için şöyle demiş: Fikir ve dünya görüşümün oluşmasında da en büyük katkıları olan kişilerden birisidir.Evet, cumhurbaşkanı hak bilirlikle konuşmuş, şimdi, bizim kültürümüzde bu bağlamda anlatılar vardır, hepiniz hatırlarsınız. Hocanın talebenin ayağına gitmesini, aklı salim herkes kınar. Sezai Karakoç, farkındalıkla yaşayan biridir. Bir de basından okuduk: Resepsiyonda bütün gözler Sezai Karakoç’u aramışmış, yok Sezai Karakoç’la gönül bağı kuracaklarmışmış, bu sözleri söyleyenler Sezai Karakoç’u sevmiyorlar bence. Sadece, sansasyonel haber üretmeye çalışıyor, Sezai Karakoç’un kutsi duruşunun üzerine gitmek istiyorlar. Eğer, resepsiyondaki kişilerin gözü Sezai Karakoç’u aradıysa, o gözlerin kültür dünyasından haberdar olmadıkları sonucuna varacağız ki, o halde bu gözlerin resepsiyonda ne işi vardı.
Bilenler bilir, Sezai Karakoç, otuzlu yaşlarından beri kutlamalara, ödül törenlerine, konferans veya sempozyumlara katılmamış, birkaç istisna dışında kimseye röportaj vermemiştir. Hele de edebiyat ortamı içerisindeyseniz, Sezai Karakoç’un bu yönlerini bilirsiniz. Ne olacak yani, cumhurbaşkanlığı ödül verdi diye, gıdım yerinden oynamamış bir adam kımıldayı mı verecek, hem de hareketlerin daha bir ağırlaştığı 78 yaşında.
Taş yerinde ağırdır, sözünü sizlere hatırlatmak isterim. Everest’i Allah’tan başka kim yerinden oynatabilir ki, hâlâ Türkiye Cumhuriyeti’nin bu gücü yok. Ne zaman mı bu gücü olur? Sezai Karakoç gibi üstatlar arzu ettiğimiz devletin başında değil, üstünde olduğu zaman.

Zafer Acar yazdı

dünyabizim

#82
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
Gökhan Özcan'ın, Gerçek Hayat dergisindeki (2002) bir cümlesini paylaşmak istedim:

Bu ülkede ne zaman Sezai Karakoç'un parti programı yok satarsa, ben de sizler de başkaları da o zaman adam oluruz !..
Hiç...

#83
ebkem

ebkem

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 234 Mesaj sayısı:

.

Üstad Sezai Karakoç'un Konuşmalarına Buradan Ulaşabilirsiniz


Ne hikmetse, henüz fark ettim bu mesajı. Çok teşekkür ederim gönüldaşım, Allah razı olsun haberdar ettiğiniz için. İnşallah vakit buldukça hepsini dinleyeceğim. Bilemiyoruz, bulamıyoruz böyle hazineleri.

Şunu düşündüm neden Yüce Diriliş Partisi, akim, neden hala daha meclise giremiyor hatrı sayılır vekil ile? Yukarıdan destek sağlanmalı bence. Madem fikir hayatının oluşmasında katkısı var bir şeyler yapmalı Sayın Abdullah Gül. Şimdi anlıyor muyuz Karakoç neden Çankaya'ya çıkmaz?..


"Mösyö Seguin'in keçisi ve şuuru burkulan aydın"

#84
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
"Benim çay bardağımda senin gözlerin olur"
Hiç...

#85
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
“Hayat, her birimiz için her bakımdan yıllar boyu sürüp giden bir imtihandır. En büyük imtihanı da dostluklar ve arkadaşlıklar geçiriyor. Ben şahsen, tanıdığım ve tanıştığım herkesle candan arkadaşlık kurmuş ve bunu ne pahasına olursa olsun korumak istemiş, ipler hep kopma noktasına geldiğinde yeniden bağlamaya özen göstermiş, bu konuda dikkat sahip olmaya gayret etmişimdir. Denebilirse, Anadolu ruhunu, sadakatli olma ruhunu taşımayı, hayat memat meselesi bilen biriyim. Ancak, yıllar geçince bu tavrın tek taraflı olduğu ortaya çıkıyor. Artık ne yaparsınız yapın, o kadar yakınlıkla, arkadaşlıkla karşıladığınız dostlarınızın size ve herkese karşı kalbi soğuklukla dolu kişiler olduğu gerçeğini görmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Ne yazık! Siz istiyorsunuz ki, arkadaşlıklar, dostluklar, kardeşlikler ebedi olsun, dostlar birbirine karşı hiç değişmesin. Gelen ne ve değişen ne olursa olsun, insanlar aynı kalsın. Fakat sizin istediğinizi hayat istemiyor. Sizin dediğinizi kader demiyor. Sizin özlediğinizi, çağ gerçekleşmekten alıkoyuyor. Zaman, şu bu şekilde oluşmuş bir araya gelişleri tarumar ediyor. Gönüllerin gerçek birliği dışındaki geçici buluşma ve yakınlaşmaların foyasını meydana çıkarıyor zaman. Hayatın güzel çizgileri ve gözalıcı renkleri, trajik olanı tümüyle örtüp gizleyemiyor.”

Hiç...

#86
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
PİŞMANLIK VE ÇİLELER

Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür
Bir odun parcası aydınlatır ocağı
Annesi ateşin önünde perişan
Annesi ateşin içinde hür
Rüzgar eser, yağmur yağar, tilkiler üşür

Yağmurlar sırtıyla sırtım arasındadır
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın
Kalbimi bin parçaya böldü divane sır
Sesi geliyor sesi, günahkar çocuklarım
Şarkılar dudaklarıyla dudaklarımın arasındadır

Benım boyum ufak onun da ufaktı
Kıvırcık saçlarından öpmediğim için onu
Onun bu ocakta yanan toprağı
Her gece rüyamda avuçlarımı yaktı
Benim boyum ufak onun da ufaktı
Benim gözlerim yeşildir onun kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

Annesinin başi elleri arasında
Parmağında aydınlık günlerden kalma yüzük
Bir fotoğraf asılıdır duvarda
Aynaya, geceye, maziye dönük
Annesinin başı elleri arasında

Bir tüfeğin burnu havadadır
Ateş almak üzeredir mermisiz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Bir tüfek ateş almak üzeredir mermisiz

Bir saman çöpüne tutunmuş kızların
Eteğini ben çektim
Neyleyim göğsümü Karacadağ'ın sert rüzgarı doldurmuş
Annemden ben ilk sütü Geyve'de içtim
Ankara'ya Çataldağ'a bir zindandan gül vurmuş
Az kalsın ben ölecektim
Bir saman çöpüne tutunmus kızların

Kediler halıları parçalıyor
Kırmızı bir ışık düşüyor yere
Annemin dizinde derman yok
Hükmedemiyor insan ruhuna ateş
Rüzgar hükmedemiyor incecik perdelere
Kediler halıları parçalıyor
Ateşte sarı gül açan saksılar
Kızarmış bir ekmek gibi duruyor

Kulağıma garip sesler geliyor
Kuş yumurtasından çıkan insanlar
Ahırda bir ata eyer oluyor
Kulağıma garip sesler geliyor

Ben bir şarkı bir türküyüm
Ben Meryem'in yanağındaki tüyüm
Beni bir azizin nefesi uçurur
Kalbimde Allah'ın elleri durur
Cici ayaklarım ilikli bağlı
Ben onun sılası kendimin gurbetindeyim

Ben azizin hasreti
Ben Meryem'in yanağındakı tüyüm
Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tevbe kadar kara

Ocak sönüyor ateş kül oluyor
Annesınin saçları beyaz
Annesi saçlarını yoluyor
Ateşin içinde gül açılmış
Servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür
Annesi ruhunda ruhuma eğilir

Sineklerin kanadını ısıtan
Bir güneş toprağı yarıp çıkacak
Kadınlar sansa da yaşadığını
Sarkısız kaldıkça yaşayamayacak
Kadınları sarkılır, akrepler aydınlatır
Kadınları sarkılır, zahirlar aydınlatır

Artık ben gideceğim ata eyer vuruyorlar
Hatıralarımı birer birer yakacağım
Entarimi parça parça edip
Zehirli kirpilere bırakacağım
Beyaz bir kayanın üstüne çıkıp
Göğsüme siyah bir gül takacağım
Batan güneşe doğru kurşunlar sıkıp
Kendimi boşluğa bırakacağım

Ayaklarımın altından geçıyor bir deniz
Ben bir küçük kızım, ben bir deli kızım
Siz beni ne anlarsınız... siz...
Artık ben gideceğim atım kişniyor
Bir bebek mum istiyor, bir ölü şarkı istiyor

Ayaklarımın altından geçiyor bir deniz bir deniz
Beni onun gözleri çağırıyor duramam, duramam
Benim gözlerim yeşildir ah... onun gözleri kara
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara..

Hiç...

#87
Ya-Leyl

Ya-Leyl

    Super Moderator

  • Albay
  • 803 Mesaj sayısı:

Ademle Havva’nın Cennette öncesiz sonrasızmışçasına mutlu bir hayatı yaşadıkları zaman gibiydi hayatımız Batının soluğu bize gelmeden önce. Bu soluk bize ne zaman geldi? Bu soluk geldiği için mi değişmeğe başladı yüzümüz? Bozuldu ve bir maskeye dönüştü?

 

Sezai karakoç/Yitik cennet


 Ey ademe gitmiş,yok olmuş,helak olmuş zamanlarım,amellerim ve duygularım hepinize geçmiş olsun...


#88
idrak

idrak

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 44 Mesaj sayısı:
İlâhî bir lezzet alınıyor her birinden. Ben de bırakaýım şuracığa.
Nadide bir hâtiramdır Fındıkzâde'ye Diriliş'e Üstad'ı ziyarete giderken tramvayda İsmet Özel'e rastlamak. İhtiyar bir dev ağaç, yolu İstanbul olan ve Istanbul'a düşen uğrasın Diriliş'e. Hayat o güzide anlarla mânâ sahibi. Tam olarak aşağıdaki anlamın mücerred mümessili.

İnsanlığın Alınyazısı Bir Çocuk

O çocuğu bekliyoruz.
Dünyayı değiştirecek, yenileyecek, meşhur kelimemizle söyleyelim, diriltecek çocuğu.
O çocuğu ki, reklam ve propaganda edilenleri değil, edilmeyenleri bilsin.

Kendine verileni aşan bir çocuk olsun o çocuk.
Verilmeyeni alabilen bir çocuk. Gizliyi, sır olanı kurcalayan, tarihin şifrelerini çözen bir genç.
Derleyişleri dağıtan, dağılmışları derleyen bir genç adam.


Kayıpların, kaybolanların ürperttiği bir ruh.
Tayfları, gölgeleri heceleyen bir espri.
Kabuk bilgilerin sağnağı altında ıslanmayan anlayış ve kavrayış kişiliği.


Bir muştu olan bir çocuk. Muştu gibi gelen. Muştu getiren.
Işıkla gelen çocuk. Umut ışığını getiren çocuk.
Kapitalizmin ve komünizmin karanlığını delen umut ışıklarını taşıyan gönül eri.


Erenlerden bir işaret olan er. Diriliş eri.
Doğunun ve batının özlemini çektiği haberci.
Yollarda gözlenen, tozların gerisinde hayal edilen yolcu.


Uygarlıkları, tarihi ve tabiatı, insanı ve eşyayı yeniden tartı kefelerine yerleştiren eleştiri eri.
Eleştiri içinde özeleştiri tohumlarını yeşertmesini bilen düşünce tarımcısı.


Yuvalara, evlere yeniden fizikötesi bir anlam kazandıran hızırlık çabanın adamı.


Tanrı eri. Semboller halinde kafaların ve ruhların içine dikilen ve dikilişleriyle insanları
ve tüm insanlığı onursuz kılan putların kırıcısı inanç yiğitti.

Aşağılık duygusu altında ezilen duyarlıkları sağlığına kavuşturan ve
böylece sözünden çok ruhuyla doğacak özgürlüğün, gerçek özgürlüğün savaşçısı olacak kahraman.


Bu çocuk elbet gelecek.
İnsanlık, beklenmedik her vakitte olduğu gibi yeni bir atılım yapacaktır.
Bu atılımın temel taşı olacak olan yeni insan zuhur edecektir elbet.


Diriliş gerçekleşecektir.
Göze görünmez evrensel tabut parçalanacaktır kuşkusuz.


Kuşkusuz, bu, büyük çalışmalar ister.
Aslında, çalışmalar, dağınık bir biçimde ve her yerde aynı bilinç yoğunluğunda olmaksızın, başlamıştır, sürüp gitmektedir.


Bir gün derleniş toparlanış ve bilinçleniş de gözle görülür bir düzeye ulaşacaktır.


İnsan kendi barikatlarının mahkumu ve kendi zincirlerinin tutsağı olmuştur.
Ama bu kıyamete kadar sürüp gidecek değildir.
Diriliş nesli, bu mahkumluğa, bu tutsaklığa başkaldırmanın cesaretini gösterecek
ve bu başkaldırmayı yeni uyuma dönüştürmenin yöntemini kestirecektir.


İnsan, yeniden erdem sınavının ateşi içine atılacaktır, cehennemleri yarıp
cennetine ulaşacak üstün semender yaradılışındadır çünkü o


Şartlar ne kadar ağır olursa olsun, ürkmeyiniz.
İnsanın alınyazısı, ağırlığıyla, şartların ötesindedir.


Toprağın vebamsı kaynayışına aldanmayınız.
Gök, yüklü, esintiler, elverişli, ufuklar, eleğimsağmalarla beneklidir.

Ruhun ilham seferi, Cebrail soluğuyla desteklidir.


Ruhulküddüs yalnız geçmişte insanı yoklamadığını,
geleceklerde de onu kutlu göğsüne bastıracağını ispat edecektir.

Ruh, kutsal ruh tarafından sığınacaktır.

Akşamla birlikte, sofraların üstüne yine kutsal ruhun kanatları gerilecektir.


Çocuk, kuzey ve batı rüzgarlarını kılıcıyla ikiye bölecektir.
Selleri ve çığları omuzlarıyla durduracaktır. Fırtınaları ters yüz edecektir.

Zaten o, bütün bunlar için geliyor.


Azgın bir kışı yaşıyoruz.
Geleceğin erleri onun üzerine diriliş kemerlerini ve kubbelerini oturtacaktır.


Ruhun ayasofyaları, süleymaniyeleri yükselecektir yeniden.

Diriliş mehteri, dünyanın ufkunu, metafiziğin marşıyla çınlatacaktır.

Pandorun kutusu kapanırken ruhun şifa mücevherleri, saklı oldukları mahfazalarının kapaklarını zorlayacaklardır,
dışarı çıkma günü gelen civcivin yumurtanın kabuğunu gagasıyla tık tık döğmesi gibi.


Kutlu şehirlerin ruhları, geceleri gözlere görünen yatırları gibi uyanacaklardır.
Bursanın, İstanbulun, Konyanın, Diyarbekirin, Erzurumun, Şamın Bağdatın,
Buharanın, Semerkandın ve beş safta Mekkenin, Medinenin
ve hepsiyle birlikte Kahirenin, Kuala-Lumpurun, Bingazinin,
İslam-Abadın, Darüsselamın ruhları dirilecektir.


Elinde bir meşale, bu kış gecesinde dolaşacak olan o çocuğun ulaştığı her kent, dirilişe erecektir.

Kentler, ölümün kırılışından tüten alevlerde yıkanacaklar
ve kutlu sancağın altında diri kümbetler olarak toplanacaklardır.

Bu şehirler mahşerinin önünde kim durabilir?
Kalk ve Korkut sesiyle ayağa fırlamış ilahi sitelere karşı hangi çelik veya demir bent dayanabilir?

Sezai Karakoç

#89
ibrikçi

ibrikçi

    Müdavim

  • Teğmen
  • 764 Mesaj sayısı:
Farisi beyit tercümesi;

Ey zülfü aslanlara ayak bağı olan sevgili
Senin tatlı dudakların (konuşmaların) beni rüsva ediyor.
(Şemsi Tebrizi kuddise sirruh)

#90
ali melikşah

ali melikşah

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 61 Mesaj sayısı:

"O kadar yalnızım ki içimde yalnızlıktan ayrı bir kişilik oluştu." diyecek kadar yalnızlığın heybetini kuşanmış adam.



#91
ali melikşah

ali melikşah

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 61 Mesaj sayısı:

Üstadın Ramazan Bayramı konuşmasından bir pasaj:

 

"Şimdi iş başa düştü. Millete, milletin kendine düştü. Milletin içinden aydınlarından bir kısmını tabi aydınların hepsini diyemiyoruz, tekrar donatıp ayağa kaldırıp ve tekrar o devletimizin olması lazım. Büyük devletimizin olması lazım. Bu devlete Arap devleti dediğimiz anda o bitiyor. Arap Birliği kuruldu biliyorsunuz. Bu devlete Kürt devleti dediğiniz anda o bitiyor. Bu devlete Fars, Pers, İran devleti dediğiniz zaman o olmayacağı belli. İşte bunun gibi mensubu olduğumuz, tabiî ki en büyük onurla mensubu olduğumuz Türk devleti bile diyemeyiz. Tabi Türkler de imtihanını vermiş tarihte. Bunu göstermiş, fakat kedisi kurduğu hiçbir devlete Türk devleti dememiş. Selçuklu aile, Osmanlı aileden geliyor. Neden dememiş? Çünkü: Başka ırklar, Müslüman kardeşleriyle beraber kuruyor devleti. Kendinde o hakkı görmemiş, tevazu göstermiş… Hiçbir zaman kendi ırkını öne sürmemiş…  

 

Bu bakımdan hiçbir ırkın adını kullanarak bir devlet kuramazsınız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti diye koyduğunuz andan itibaren ki bu devletin de olmayacağı ortaya çıkmıştır. Bu, Türk adından gelmiyor, hemen gidip bir ırk adı vermekten, sınırlıyorsun… İran İslam Devrimi dediler, duyduk memnun olduk. Biz Cağaloğlu’ndaydık, orada İran Konsolosluğu var. Gideyim bakayım ne gibi değişiklik oldu, ismi ne oldu? Bayrağı ne oldu? Gittim, baktım “İran İslam Cumhuriyeti” diye yazmışlar levhaya. Bu devlet olmaz dedim. İran diye sınırlıyor kendini. Cumhuriyet diye sınırlıyor. Oysa cumhuriyet yönetim şekli. Onu biz seçeriz. İran diye sınırlıyor. Sanki İslam kâfi değil.Kaynak: 'Mademki imtihan yurdundayız."





Cevap Ekle