MEDRESENİN KLÂSİKLERİ
Özellikle medrese müfredatını ve medrese müfredatında klâsik olmuş eserleri nasıl değerlendirmek gerekir?
Müfredat meselesi müstakil bir makale veya söyleşi konusudur. Bunun için genel bir değerlendirme yapmaya çalışalım…
Günümüz medreselerinde okutulan ilimlerin hiyerarşisi ve bu ilimlerde okutulan kitapların niteliği, tertibi, büyük oranda kusursuzdur. Ancak müderrisler müfredatta bulunan bazı ilim ve kendi alanında zirve olan bazı kitapların tedrisini bıraktılar. Kimi müderrisler medreseyi İslami ilimlerde ıslah ve tecdid etmek niyetiyle talebenin ilmi melekesini geliştiren kitapların yerine başka kitaplar koyarak dağınık bir program takip ediyor, kimi de terk edilen ilim ve kitapların yerini doldurmadan sathi ve kısa süreli bir müfredat uyguluyor.
Geçmişte medrese sisteminde okutulan ve klâsikleşen eserlerden seçmeler yaparak günümüzde bu geleneğin belli bir oranda güçlenmesi sağlanabilir. Mesela nahiv alanında Kafiye şerhlerinden el-Fevâidu’z-Ziyaiyye (Molla Cami), Elfiyye şerhlerinden el-behcetü’l – mardiyye , belagatta Mutavval,kelamda Şerhu’l-Akaid, usulde Tavzih Şerhu’t-Tankih ve Cemu’l-Cevami’ gibi eserler belli bir program içerisinde okutulması gereken kitaplardır. Medrese sistemindeki yöntemden yararlanırken bir takım ilave ve tashihlerde de bulunmak gerekir. Bir örnek vermek gerekirse, medrese müfredatında nahiv ve belagatta okutulan kaynaklar genelde Acem dediğimiz Arap olmayan âlimler tarafından mantıki ve felsefi bir anlatımla yazılan kitaplardır. Bu kitaplar bir taraftan öğrenciye analitik bir bakış kazandırırken öte yandan saf Arapça belağât melekesinin oluşumunu engellemektedir. Bu nakısayı gidermek için belağât melekesini kazandırabilen bazı eserlerin (Delâilu’l-İcaz gibi) medrese müfredatına katılması gerekir kanaatimce. Bu, İmam Suyûtî’nin de dikkat çektiği bir husustur.
Yani ıslah edilmiş geniş bir müfredata mı ihtiyaç var?
Asıl sorun sadece müfredat değil; Günümüz ihtiyacına cevap verecek bir müfredat hazırlamak kolaydır. Medrese metodunu asıl kabul ederek İslam âlemindeki ulema ve ilmi merkezlerin tecrübelerinden de yararlanabilir. Nitekim bazı üstad ve hoca arkadaşlarımızın hazırlamış oldukları nitelikli müfredatlar mevcuttur. Herkes kurtarıcı bir müfredat arıyor… Bütün problemin müfredatta olduğu sanılıyor. Bence müfredat tâlî bir konudur. Sacid olmadan mescid, daris olmadan medrese inşa etmek gibi bir şey…
Peki, asıl sorun nedir bunu biraz açabilir miyiz?
Tabi medresenin maddi ve manevi sorunlarını tek bir sebebe indirgeyemeyiz. Genel olarak sorunlar da çözümler de tedrisatla uğraşan hocalarımızın malumudur. Bunu geçiyorum…
Asıl sorun müfredata dâhil edilen ilim ve o kallavi kitapların hakkını vererek tedris edebilen müderris sayısının az olmasıdır. Günümüzde bazı müderrisler, okutmuş olduğu dersin konusu, gayesi ve özünü talebeye idrak ettirmeden dersi lâfzî bir tercümeyle işlemekteler. Özellikle alet ilimlerinden Molla Cami sonrasında okutulan Mantık, Vaz’ ve Münazara alanında okutulan kitapların lâfzî/harfi tercümesi yapılarak okutulmaktadır… Kitap metinleri üzerinden tahliller yapılırken de ilmi hataları hatta bazen matbaî (baskı) hatasından kaynaklanan bazı yanlış lafızları bile gramer kurallarına dayandırılarak rasyonalize etmeye çalışırlar. Kısacası bazı medreselerde aklî ve Şer’i ilimler, lisanî bir ilim okutulur gibi tedris ediliyor. Şüphesiz dil her ilimde büyük önem arz etmektedir. Ancak Fıkıh, Kelam, Hadis ve Mantık gibi ilimler tamamen dil mantığıyla tedris edilemez. Her ilmin kendine has okuma yöntemi vardır. Büyük müderris, üstadım merhum Seyda Molla Muhammed Nur Orak (el-Hanikî ) ders verme metodunu şu şekilde tasvir ederdi; her ilmin cihetü’l-wahdet’i (tarifi, konusu, gayesi ve mesaili) olduğu gibi her dersin de cihetü’l-wahdet’i vardır. Bir dersi kitaptan okumadan önce o dersin tarifi, konusu, amacı ve kaidelerini talebeye aktardıktan sonra kitap üzerinde tahliller yapılır. Üstad Muhammed nur, bir dersin hem konu anlatımlı hem de kitap üzerinden tahliller yapılarak işlenmesi gerektiğini ifade ediyordu.
Her cana ki ölümü takdir etmiştir Ezel,
Hakk'ın sevdası ile ölüvermek ne güzel!