Jump to content
Hâcegân

Atatürk, Hezeyan, Nisa Süresi...

Recommended Posts

İbrahim Candan adlı bir yazar, ‘Seni anlasaydık bu hale gelmezdik’ adlı kitabının ‘Atatürk ve Din’ bölümüne, Atatürk’ün ‘Balıkesir Hutbesi’ ile giriş yapıyor. Devam eden sayfalarda Atatürk’ün nasıl dindar olduğundan bahisle, Onun, Peygamber efendimiz hakkında söylediği güzel sözlerden bir kaçına yer veriyor. Yazar bu durumu kanıtlamak için de, Atatürk’ün hayatından kesitler veriyor. İşte malum kitaptan Hafız Sadettin kaynak’a da dayanılarak anlatılan bir kesit:
(Tekrar bana dönerek, "Sana bir yer gösterdim, orasını oku!" dediler. Gösterdiği yer, Nisa Suresi'nde hürmet-i musâhara âyetinin [23. ayetin] tercümesi idi. Bu âyette, "ve en tecmau beyne'l-uhteyni, illâ mâ kad selef. Innallahe kâne gafuren rahimen" [ibaresi] şöyle tercüme edilmişti:
İki hemşireyi nikah etmeyiniz. Lakin bir emr-i vaki olmuş ise, Allah Gafur ve Rahim'dir.
Burada Atatürk yüksek sesle:
‘’Konya'ya git, orada karının hemşiresini bilmeden al, sonra da "Bir emr-i vaki oldu. Allah Gafur ve Rahim'dir" de ha! Bu bir hezayandır! ‘’ dedi. Bu sözler ve bu anlayış üzerine herkes derin bir sukuta ve acı bir korkuya düşmüştü. Ben ayağa kalkarak,
"Atatürk'üm! Burası yanlış tercüme edilmiştir. Ayetin asıl tercümesi şöyledir" diyerek anlatmaya çalıştım. Şunları da sözlerime ilave ettim:
İki hemşireyi bir zamanda nikahınızda bulundurmayınız. Ancak birini bıraktıktan yahut öldükten sonra ötekini alınız; "bir emr-i vaki olmuş ise" değil, "illa mâ kad selef", Kur'an'ın nüzulünden, yani İslamiyet’ten önce vaki olan evlenmeler müstesnadır. Bunlardan dolayı Cenab-ı Hak sizleri muhatab tutmaz. Gafur ve Rahim olan Allah, bu müsaadesiyle bu evsafta bulunan birçok kadınların kocasız kalmasını müeddi olacak hareketi lutfen affediyor, diye de izah ettim.[...]
Atatürk bu izahatımı sonuna kadar alaka ile dinledi ve hiçbir şey söylemediler ve "Bu gece bu kadarla iktifa edelim, musiki faslına geçelim!" buyurdular.
Ertesi gece yine huzurlarına çağırıldım. İsmet Paşa da orada idi. Beni yanına oturttu ve :
‘’Dün geceki bahsi bir daha anlat.’’ Dedi. Anlattım.
‘’Senin dediğin doğru imiş. Ben bugün tetkik ettim, elimizde bulunan tercümenin yanlışlığı ortaya çıktı. Sahih bir tercüme elde edinceye kadar bu işi bırakalım.’’ buyurdular.)
Evet, alıntı böyle… Burada yazar neyi anlatmaya çalışıyor, Atatürk’ün dindar olduğunu mu?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Anlasaydık Bu Hale Gelmezdik derken kendi gibi olanları kastetmiş hacegan, heyecana gerek yok otur sakin ol. O dönemleri yaşamış olan bizim köylü amcalar, 'Atatürk kapısının eşiğine din kitaplarını koymuş ve hocaları çağırmış, o kitaplara basarak içeri girenleri idam ettirmiş aslında' gibi şeyler anlatıp, daha da beteri buna inanıyorlardı. Öz amcam lan, ne yapayım boğayım mı adamı? Seçim mekanizmasına bak, hipnotize ol anasını satayım. Adamın kafası Atatürk'ün dindar olduğu fikriyle yoğrulduktan sonra gökten indiği sanılan kitapları tutar İncil'le Tevrat'a bağlar, gelir inkar vesikasını sana dindarlık hücceti diye yutturmaya çalışır. Gerisi boğaz deliğinin çapına kalmış. Sonra da 'Ah seni anlamadık, Allah belamızı verdi' diye kendi kendine matem tutar.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Anlasaydık Bu Hale Gelmezdik derken kendi gibi olanları kastetmiş hacegan, heyecana gerek yok otur sakin ol. O dönemleri yaşamış olan bizim köylü amcalar, 'Atatürk kapısının eşiğine din kitaplarını koymuş ve hocaları çağırmış, o kitaplara basarak içeri girenleri idam ettirmiş aslında' gibi şeyler anlatıp, daha da beteri buna inanıyorlardı. Öz amcam lan, ne yapayım boğayım mı adamı? Seçim mekanizmasına bak, hipnotize ol anasını satayım. Adamın kafası Atatürk'ün dindar olduğu fikriyle yoğrulduktan sonra gökten indiği sanılan kitapları tutar İncil'le Tevrat'a bağlar, gelir inkar vesikasını sana dindarlık hücceti diye yutturmaya çalışır. Gerisi boğaz deliğinin çapına kalmış. Sonra da 'Ah seni anlamadık, Allah belamızı verdi' diye kendi kendine matem tutar.

Bak trradomir! Beni kızdırma, yoksa bir başlarsam yazmaya yazık olur!

Yukarıdaki alıntıda geçen ‘Bu bir hezeyandır!..’ ifadesine lütfen dikkat. Bu ifade Atatürk’ü öven ve onun ne kadar dindar olduğunu kanıtlamaya çalışan kitapta geçiyor…

Yine aynı kitaptan gelsin…
Yazar, Kılıç Ali’nin ‘Atatürk’ün Hususiyetleri’ kitabını kaynak göstererek, şöyle yazıyor:

Atatürk bir gün etrafındakilere:

'Bana Allah’ın büyüklüğünü anlatır mısınız?..' dedi.
Suale muhatap olan zevat düşünmüşler ve sonra birer birer, Allah’ı nasıl anlayabildiklerini izaha başlamışlar…
Bunları büyük bir dikkatle dinleyen Atatürk, şu cevabı vermiştir:
‘Hepiniz Allah’ı ayrı ayrı görüyor ve büyütüyorsunuz… Anlaşılan Allah herkesin kafası kadar büyüktür!..’
Allah herkesin kafası kadar büyüktür, derken acaba Freud’un din anlayışı mı kastedilmek isteniyor? Yoksa Allah’ın büyüklüğünü insanların kavrayamayacağından mı dem vuruyor? Ne dersin Trradomir? Bu ateşli sahada, sende olması kuvvetle muhtemel felsefi bilgilerinle at koşturabilir misin?
Not: 'Bu kafadaki adamlara hiçbir şey anlatamazsın'nı sevdim...

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Bak trradomir! Beni kızdırma, yoksa bir başlarsam yazmaya yazık olur!

Yukarıdaki alıntıda geçen ‘Bu bir hezeyandır!..’ ifadesine lütfen dikkat. Bu ifade Atatürk’ü öven ve onun ne kadar dindar olduğunu kanıtlamaya çalışan kitapta geçiyor…

Yine aynı kitaptan gelsin…
Yazar, Kılıç Ali’nin ‘Atatürk’ün Hususiyetleri’ kitabını kaynak göstererek, şöyle yazıyor:

Atatürk bir gün etrafındakilere:

'Bana Allah’ın büyüklüğünü anlatır mısınız?..' dedi.
Suale muhatap olan zevat düşünmüşler ve sonra birer birer, Allah’ı nasıl anlayabildiklerini izaha başlamışlar…
Bunları büyük bir dikkatle dinleyen Atatürk, şu cevabı vermiştir:
‘Hepiniz Allah’ı ayrı ayrı görüyor ve büyütüyorsunuz… Anlaşılan Allah herkesin kafası kadar büyüktür!..’
Allah herkesin kafası kadar büyüktür, derken acaba Freud’un din anlayışı mı kastedilmek isteniyor? Yoksa Allah’ın büyüklüğünü insanların kavrayamayacağından mı dem vuruyor? Ne dersin Trradomir? Bu ateşli sahada, sende olması kuvvetle muhtemel felsefi bilgilerinle at koşturabilir misin?
Not: 'Bu kafadaki adamlara hiçbir şey anlatamazsın'nı sevdim...

 

 

 

 

 

Atatürk muhataplarına ne demişti, hatırlayalım:
‘Hepiniz Allah’ı ayrı ayrı görüyor ve büyütüyorsunuz… Anlaşılan Allah herkesin kafası kadar büyüktür!...'

 

Görünürde bu site müdavimlerine, aslında malum kitabın üzerinden tüm Kemalistlere bir sual yöneltmiştim:
'
Allah herkesin kafası kadar büyüktür, derken acaba Freud’un din anlayışı mı kastedilmek isteniyor? Yoksa Allah’ın büyüklüğünü insanların kavrayamayacağından mı dem vuruyor?'
Hakikaten bu sual benim için çok mühim bir sualdi. Hem malum kitabın yazarının bu mevzular hakkındaki bilgi seviyesi, hem de Atatürk'ün zihin yapısı açısından komple bir sualdi. Yazar bir kaynaktan bir mevzu aktarıyor ve meseleye 'A' diye hüküm koyuyor. Aslında yazarın aktardığı kaynak, meseleyi 'B' noktasına getirebilir. Yani daha açık yazmak gerekirse, bir şahsiyetin 'B' olmadığını kanıtlamaya çalışırken, aslında o şahsiyetin, farkında olmadan tam da 'B' olduğunu ortaya sere bilirsin.

 

Benim derdim kişilerin ne olup, ne olmadığı değil. Derdim, kişilerin kendi zihin yapılarını başka kişiler üzerinde baskı unsuru olarak kullanıp kullanmadığı. Bir başka nokta ise Kemalist zihniyetin, kendi fikri yapısını savunurken bile nasıl tel tel döküldükleri. En mühim nokta ise bu zihniyetin dayandığı felsefi akım hangisi? Eminim yazarın bu felsefi akımdan da haberi yoktur... İşte işin bu en mühim noktası ise ateşli sahadır. Oraya herkesi davet edemem. Niye ateşli sahadır? Bir kere felsefi bir mevzu, diğer noktalara ise hiç girmeye gerek yok zaten.

 

'Anlaşılan Allah herkesin kafası kadar büyüktür!..’
ifadesinin tamamen farklı bir amaç ile, aslında Allah'ın çok büyük olduğunu ve insanların O'nun büyüklüğünü algılayamayacak kadar zayıf olduğunu belirtmek için söylenmiş olabileceğini düşünen de olabilir. Olabilir tabiki... Bu çok doğal. Ben de zaten 'hayır öyle değil, böyledir!' demiyorum ki... Tartışmaya açık bir hadise, o kadar...

 

Zamanında Reyhan Hanım bakın ne paylaşmış:

 

''Bu hususta tek, kafi ve riyazi hüccet, Birinci Cumhur Reisinin bizzat yazdığı, devlet işlerini bırakarak mevsimlerce meşgul olduğu ve 1931 yılında Maarif Vekâleti armasiyle devlete mal ve tabettirdiği meşhur tarihtir. Bu tarih onun bütün ruh (portre) sini ve dünya görüşünü hulâsa eder. İşte bu tarihin daha ilk sahifelerinde, Birinci Cumhur Reisinin zekâdan başka (idealist) hiçbir kıymete inanmadığı ve bütün ruh ve mavera âlemini insanlarca uydurulmuş birer masal saydığı hemen belli olur:

«Bundan, tabiatı anlamakta zekâmı en büyük cevher ve müessir olduğu anlaşılıyor ki, tabiatın fevkinde ve haricindeki bütün mefhumların, insan dimağı için kendi tarafından uydurma şeylerden başka bir şey olmadığı meydana çıkar.»

Cilt 1, sahife 2, satır 35 ilâ 39.'' Necip Fazıl...

 

 

 

 

 

 

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites

Seni Anlasaydık Bu Hale Gelmezdik derken kendi gibi olanları kastetmiş hacegan, heyecana gerek yok otur sakin ol. O dönemleri yaşamış olan bizim köylü amcalar, 'Atatürk kapısının eşiğine din kitaplarını koymuş ve hocaları çağırmış, o kitaplara basarak içeri girenleri idam ettirmiş aslında' gibi şeyler anlatıp, daha da beteri buna inanıyorlardı. Öz amcam lan, ne yapayım boğayım mı adamı? Seçim mekanizmasına bak, hipnotize ol anasını satayım. Adamın kafası Atatürk'ün dindar olduğu fikriyle yoğrulduktan sonra gökten indiği sanılan kitapları tutar İncil'le Tevrat'a bağlar, gelir inkar vesikasını sana dindarlık hücceti diye yutturmaya çalışır. Gerisi boğaz deliğinin çapına kalmış. Sonra da 'Ah seni anlamadık, Allah belamızı verdi' diye kendi kendine matem tutar. Bu kafadaki adamlara hiçbir şey anlatamazsın

 

 

Trradomir, geçen hafta köye gittim. (Bizim köy CHP ağırlıklıdır) Bir mevzu dolaşıp duruyor milletin ağzında. Yahu dedim, anlatın hele, nedir bu iş? Anlattılar... Neymiş, Atatürk hocaları toplamış, daha öncesinde de bir halının altına Kuran'nı koymuş. Sonra bir köşede hocaları izlemiş. Kitabın üzerinden geçenleri kovmuş. ''Eeee sonra ne olmuş?'' dedim. Yani buradan da anlaşılıyormuş ki, Atatürk çok dindarmış. Yahu dedim, kutsal kitabın üzerinden adam geçiriyor ama, buna ne diyeceksiniz? ''Ama sen de hep art niyetle yaklaşıyorsun!'' dediler.

 

Bir gün evde oturuyorum. Yeğenlerim geldi... Oynuyorlar... (Henüz 1. sınıfa gidiyorlar) Bir ara sohbet etmeye başladılar, derken birbirlerine laf yetiştirmeye döndüler... Vaziyet dikkatimi çekti, dinliyorum... Bakalım işin sonu nereye varacak? Laf yetiştirme yarışması öyle bir noktaya geldi dayandı ki, ne siz sorun, ne ben anlatayım. Atatürk şöyle, Atatürk böyle... Atatürk'ü sokmadıkları kılıf kalmadı. ( Burada ''adamı sokmadıkları kılıf kalmadı'' ifadesini kullanacaktım, ama Atatürk'e ''adam'' dedin diye işi hakaret davasına çevirirler düşüncesi ile kullanmadım. Ne de olsa bu günlerde CHP vekilleri ''biz adam mıyız, biz adam mıyız?'' diye bağırıp duruyorlar.) Sabrettim, sabrettim, sabrettim... Öyle ki ağzımı açıp bir şeyler söylesem, hemen cevap yetiştirmeye kalkacak bir kişi var ortamda. Durduk yere tartışma çıksın istemiyorum zira ev sahibiyim. Ama bu laf yetiştirme yarışması öyle bir noktaya geldi ki...

 

- Türkiye'yi Atatürk kurtardı!

- Hayır, dünyayı Atatürk kurtardı!

 

Hadi Türkiye neyse de, dünyayı kurtardı deyince, o kadar milletin içinde gayri ihtiyari bir ''ohaaaa!!!'' çektim... İşte ben ''ohaaaa'' çeker çekmez, anında devreye girdi o malum şahıs. Yahu dedi, ''senin bu Atatürk'den alıp veremediğin ne var?''. ''Duymuyor musun ne diyor? Dünyayı kurtarmış!!! Bunlar hep o eğitimin halt yemeleri!'' dedim. Hç istemediğim halde tartışma başladı, iyi mi?

 

Bir gün bir Kemalist arkadaşla konuşuyoruz... Türkçe ezan zulmünü ortaya attım, muhatabımı oradan yakalamak istiyorum. Gayem kesin zafere ulaşmak.

Konuşma şöyle devam etti:

 

- Türkçe ezan yapılması isabetli oldu. İnsanlar neyin ne olduğunu anlıyorlardı.

- Peki... O zaman ''felah'' kelimesini niye çevirmediler?

- ...

- Çünkü orada kurtuluşa çağırıyor da ondan. Bu art niyeti göstermez mi? (Burada sıkıştı)

- Biz din kültürü derslerinde ezanı Türkçe olarak gördük. O zaman niye sesiniz çıkmadı?

- Eyvah!!! Yahu o Türkçe değil, Arapçanın Latince yazılışı. Ne yazıyor orada, Tanrı uludur mu yazıyordu?

- Hayır...

- Allah-u Ekber yazıyordu. Peki bu ifade Türkçe mi?

- ...

- Ey gidi dünya, senin üstünde neler oluyor böyle!

 

Neyse... Bu kadar yeter... O kadar çok var ki, hangi birini yazayım.

 

Ah Trradomir ah...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hacegan malum şahsın din anlayışıyla alakalı kimseyle tartışmaya değmez,sen ne olduğunu biliyorsun ya o sana yeter.Boş yere sinirlerini bozmaya değmez :) Bu mevzuyla alakalı yeterli derece de sinir kat sayımın arttığını biliyorum .Sonra bakıyorum karşı taraf anlamıyor,tevafuk bilmem nedendir aklıma bakara suresi 171 ayet geliyor.( Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler. ) sonra susuyorum ve aman deyip geçiyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×