Jump to content
Sign in to follow this  
mumin

Necip Fazıl'ın Ruh Coğrafyası

Recommended Posts

NECİP FAZIL'IN RUH COĞRAFYASI... printButton.png emailButton.png Yazar Sadettin KAPLAN sadettinkaplan@gmail.com mini-s_kaplan.jpg

Necip Fazıl’ın hayatını ve eserlerini incelemeye kalkanlar; nasıl bir sahrada kaybolduklarını kısa bir süre sonra fark ederler... Onun hayatındaki iniş-çıkışlar, keskin dönemeçler ve sahradaki serap misali görünüp kayboluşları arasında kendilerini kaybederler. Biz bu hükme, «Beş Şair» adlı nâçiz kitabımızı hazırlarken varmıştık... Onun şiir ve fikirlerinin izlediği merhaleler, nesirlerindeki kelime dizilişleri, tiyatro eserlerinde kahramanlarına söylettiği alev gibi tiratlar, tasavvufî tevâzuu, dostları ve dostluklarıyla apansız şahlanan tekebbürü; özüne mahsus bir yaratılışın ifadeleridir. Böylesi bir fikrî lâbirent içinde, denilebilir ki; onu en iyi anlatan yine odur... Yazılarında, tevâzuun kadife tülüne sardığı tekebbür, genellikle hayranları tarafından hoş görülür ve hattâ ona yakıştırılır.

 

Bir sohbette, bu durumu sorduğum rahmetli Ahmet KABAKLI, gülümseyerek;

 

“Haklısın, ama o kendine güvenin bir başka tezâhürü olan tatlı kibir de üstâda yakışıyordu.” demişti...

 

Henüz 35 yaşında iken 1939 seçimlerinde kendisine gösterilen teveccüh, kendi ifadesiyle şöyledir:

 

“Para piyesinin sahneye konulacağı sıralarda «Mistik Şair»i kabul eden, sohbetlerinden haz duyan (...) Başvekil Refik SAYDAM, açık birkaç mebusluk için gösterdiği namzetler arasına «Mistik Şair»i de katmış, fakat ve çok şükür, «Millî Şef» tarafından listenin başındaki ismi kırmızı kalemle çizilerek, o zamanki meclise göre, düğmeye basanın elinde bir rey makinesi olmaktan kurtarılmıştır.

 

1941 seçimlerinde aynı işi «Mistik Şair»e Parti Genel Sekreteri Memduh Şevket ESENDAL yapıyor. Birtakım hikâyeler yazmış ve «Mistik Şair»in amcalarından eski İttihat ve Terakki kodamanı Kara Kemal’in yetiştirmesi olan Memduh Şevket, onu, namzetler listesine alıyor, fakat ismi yine çiziliyor ve o anda huzûr-i hümâyunda bulunan Hasan Âlî gûyâ şu lâfı ediyor:

 

«Kürsüye çıkınca nereye kadar varacağı belli olmayan tek adam!..» Ve böylece «Mistik Şair», bağlı olduğu yolun rûhâniyetiyle sırf ilâhî hıfz hâlinde masûn ve «Büyük Doğu»ya doğru yol almakta serbest kalmış oluyor.”2

 

İkbâlini engellediğini belirttiği Hasan Âlî YÜCEL ve «İlâhî hıfz hâlinde masûn» olmanın lutfuyla «Millî Şef’in rey makinesi» olmaktan kurtulan üstâdın, nedense onlardan kurtulamadığını, yine onun ifadelerinden anlıyoruz:

 

“Evlendikten sonra Vaniköyü’nde «leb-i derya» dedikleri, suyla toprağın öpüştüğü çizgi üzerinde bir yalıyı mekân edinmiş, deniz şırıltısı, martı kuşu gakgakları ve «Şirket-i Hayriye» vapurlarının düdük sesleri arasında, şehir homurdanmalarından uzak, kitaplarına abanmış ve Büyük Doğu plânına dalmış, oturuyor.

 

Öğle yemeğine davet ettiği Maarif Vekili Hasan Âlî YÜCEL, yanında Vekâlet Müfettişi Osman, yalıda... Sâbık şairin annesi gayet nâdîde yemekler hazırlamış ve onları Beylerbeyi’ndeki yalısından sandalla Vaniköyü’ne göndermiştir. Yemekler Hasan Âlî’nin o kadar hoşuna gidiyor ki, o sırada Florya köşkünde bulunan İnönü’ye tattırılmak üzere bir sefertası içinde onlardan birer miktar rica ediyor. Hemen takdim...”3

 

Ziyaret ve ziyafetlerle sürüp giden bu dostluklar; araya fizikî mesafeler girse bile, gönüller arası mesafeler açılmadığından mektuplarla sürüp gitmektedir.

 

O zamanlar nicedir Abdülhakim Arvâsî’ye intisab etmiş olan Necip Fazıl’a Hasan Âlî’nin Maarif Vekâleti başlıklı mektubu; kadîm bir dostluğun ve gönül açmanın güzel bir ifadesi olarak kabul edilmelidir:

 

“T. C. MAARİF VEKİLLİĞİ

 

HUSUSÎ 26.05.1941

 

Kardeşim,

 

Maalesef İstanbul’da sizinle konuşmaya müsait bir zaman bulamadım. Doğru olduğunu bildiğimiz ve iyi yaptığımıza inandığımız işlerde memleket efkârı umumiyesine ve onun mâkesi olan vicdanlarımıza hesap vermekten başka bir vazife tanımıyoruz. Bununla müteselliyiz. Gözlerinizi öperim kardeşim.

 

İmza: Yücel”4

 

Necip Fazıl, Millî Şef iktidarının neredeyse her döneminde bir şekilde öncüdür, öndedir ve yönlendirici bir görev üstlenmiştir. O dönemde eserlerini, özellikle tiyatro eserlerini rahat yazabilsin diye banka müfettişliği gibi hizmetlerle, kendisine rahat çalışabileceği Zonguldak gibi İstanbul-Ankara dışındaki sakin çalışma ortamları ve imkânları sağlanmıştır.

 

Demokrat Parti ile bir süre anlaşamamış ve uzak durmuşsa da; ünlü İzmir nutkundan sonra Menderes’i «Zeybek» diye anacak kadar onun muhibbi olmuştur.

 

Ancak, başta da belirttiğimiz gibi bütün bu gel-gitler; sanatı «çelik-çomak»tan ayırıp, «Allâh’ı aramak» uğruna «Büyük Doğu» yolunun engebeleri üzerinden tekerleği tümseğe çıkarmak içindir... Bu uğurda katlanmadığı fedâkârlık, uğramadığı haksızlık kalmamıştır. Bu da onun bitmeyen «Çile»sidir...

 

1960 İhtilâli’nden sonra kurulan Yassıada Mahkemesinde, «Örtülü Ödenek Dâvâsı»na şahit sıfatıyla çağrılan ama bir sanık gibi muamele gören Necip Fazıl, o dönemin yanlı basını tarafından da hak etmediği bir zemine çekilerek, hakarete varan ifadelerle hırpalanmıştır...

 

“Örtülü Ödenek Dâvâsı zabıtlarına göre; Peyami SAFA, Türk Düşüncesi dergisi için, 25 bini derginin kuruluş masrafı, 24 bini de abone bedeli olmak üzere sekiz yılda toplam 49 bin lira almıştır.

 

Burhan BELGE’nin 1950-1957 yılları arasında her ay muntazaman beş yüz lira aldığı, milletvekili seçildikten sonra da kendisine bir defaya mahsus olmak üzere üç bin lira ödendiği kayıtlara geçmiştir.

 

Yusuf Ziya ORTAÇ’la Orhan Seyfi ORHON’a Akbaba’yı tekrar çıkarmaları için 25 bin lira, Midhat PERİN’e ise 15 bin lira verilmiş.

 

Necip Fazıl’ın Büyük Doğu için aldığı paraya gelince: Toplam 147 bin lira.

 

Önceleri CHP’nin bir devamı olarak gördüğü için uzak durduğu Demokrat Parti’ye, Menderes’in meşhur İzmir nutkundan sonra yakınlık hissetmeye başlayan Necip Fazıl, «Zeybek» diye andığı Başbakanla ilk defa 1952 yılında görüşmüş ve Büyük Doğu’yu yeniden ve günlük gazete olarak çıkarmak amacıyla örtülü ödenekten yardım almayı başarmıştı. Ancak önce ünlü masonları deşifre ettiği bir yazı dizisi, daha sonra da Ahmet Emin YALMAN’a düzenlenen sûikast sebebiyle ilişkileri bozulmuştur.

 

Bu inişli-çıkışlı ve sancılı ilişki sırasında Necip Fazıl’ın Adnan MENDERES’e yazdığı mektuplar, Doç. Dr. Alaattin KARACA tarafından Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi’nde bulunarak yayımlandı: Necip Fazıl-Adnan MENDERES İlişkisi: Mektuplarla ve Belgelerle (Lotus Yayınları, İstanbul 2009). Bunlardan; «Pek muazzez efendim» hitabıyla başlayan mektubun son cümlesi, Necip Fazıl’ın Menderes’e bağlılığının derecesini göstermesi bakımından dikkat çekicidir:

s_kaplan%20.jpg

«Ellerinizden, dudaklarımı derinize yapıştıracak ve hiç ayırmayacak bir hararet ve merbûtiyetle öperim.» (...)

 

Karaca’nın kitabında, Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’yu çıkarmak için nasıl bir mücadele verdiği, Adnan MENDERES’le ilişkilerinin nasıl seyrettiği, hangi engellerle karşılaştığı ilh. arşiv belgelerine (mektup, rapor...) dayanılarak anlatılıyor.

 

Necip Fazıl biyografisine ciddî bir katkı sağlayan Necip Fazıl-Adnan MENDERES ilişkisini Emine Gürsoy NASKALİ’nin Örtülü Ödenek Dâvâsı (Kitabevi Yayınları, İstanbul 2005) adlı kitabıyla birlikte okumakta fayda var.”5

 

Geçmiş zamanın gökyüzünde beliren nisyan bulutları, gerçeğin gün ışığını perdeleyebilir.

 

Şüphesiz ki, her şey kendi zamanı ve şartları içinde düşünülmeli ve değerlendirilmelidir...

 

***

 

İşte bu kadar...

 

Nasıl ama? Bu satırların altı çizilmez mi?.. Herkes bu satırlardan kendi görüş ve meşrebince anlamlar çıkaracaktır elbette... Bizim görüşümüz mü? Tatildeyiz biz... Önemli olan bu satırların altını çizmek değil mi?..

 

Doğrusunu söylemek gerekirse, aklımızın almadığı bir şey var. «Millî Şef» dönemiyle kavgalı ve taban tabana zıt görüşte olan veya olduğu söylenen rahmetli Necip Fazıl KISAKÜREK, (kendi ifadesinden anladığımız kadarıyla) o dönemde bu minval üzereyken; (Necip Fazıl ile zıt görüşte olması hasebiyle; İnönü, Hasan Âlî ve kısaca o dönem iktidarıyla barışık olması gereken) Nazım Hikmet RAN hapistedir... Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi ve «Menderes Affı» ile Nazım Hikmet hapisten çıkarken, bir şekilde Necip Fazıl içeri giriyor...

 

_____________________

1 Beş Şair, (Tevfik Fikret, Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Nazım Hikmet, Necip Fazıl), Saka Yayınları, (5112923).

2 Bâbıâli, Necip Fazıl KISAKÜREK, 2. Baskı, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 1976, s. 272.

3 a.g.e., s. 275.

4 Necip Fazıl’a Gelen Mektuplar...

5 «Pek Muazzez Efendim», Beşir AYVAZOĞLU, köşe yazısı, Zaman Gazetesi, 30 Nisan 2009 Perşembe.

- See more at: http://www.yuzaki.com/content/view/2073/38/#sthash.Ohoy7zMK.dpuf

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now
Sign in to follow this  

×