İçeriğe git

Foto

'BATI TEFEKKÜRÜ VE İSLAM TASAVVUFU'


Konuda 5 cevap var

#1
Çilekeş

Çilekeş

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 353 Mesaj sayısı:
"Felsefe, aklın, kendi hükümdarlığını göstermek için kurduğu müessise... Ve doğruyu bulmanın değil de yanlışı düzeltmenin müessisesi... Felsefede her mektep, öbürünün yanlışını gösterirken doğruyu söyler.
Felsefeyi de şu şekilde izah ettikten sonra Garp tefekkürüne geçip bilâhare tasavvufa döneceğiz. Felsefe, hakikati hiçbir çıkış noktası olmaksızın serbest arama yoludur. Kelime iştikakı (filos) ve (zofos)tan gelir. Yunanca... "Hikmet dostluğu" demek... Peşin hiçbir şeye inanmaz. Yahut peşin inanmak diye birşey yoktur sisteminde... "Hakikatı bulacağım, ona memurum" der ve başsız, sonsuz, arar. bir odada saklanmış bir eşya gibi... Kâinatta saklanmış şeyi, mücerredi aramanın müessisesi felsefe... Din ise odadaki gizli şeyi peşin bildirmenin yolu... O malûm şey yerinde dururken ayrıca aramaya nasıl müsaade olunur? En güzel izah olabilir, bu... (Paskal) varmıştır, bu ince hakikate... O, vâhid olan "şey"in mihrakı etrafında, ebedî meçhule doğru hudutsuz bir fikir cehdi... Aklın vazifesi budur. Bunun ismi hikmettir, felsefe değildir. Felsefe bulmanın değil, boyuna aramanın yolu...
Burada çekinmeden söyleyebilirim ki, bu dünyaya hiçbir insan gelmemiştir ki, "hakikate talibim" demesin. Komünist de bunu der, herkes de... Ve yine herkes bilir ki, hakikat tektir. Bunu bedahet halinde biliriz. Hakikat tektir. Hakikati bulan, onu nâmütenâhide arar mı? Onun için dinlerin felsefeye karşı bakışına dikkat etmek lâzım...Din, buluş; felsefe ise bulduğu herşeyde hatâlı veya hatâ etmesi mümkün bir arayış... Böyle olunca, elbette ki, "sabit"in değişene ve mihverini bulamıyana tahammülü olamaz.
Hiçbir kararsızlık kararın yerini tutamaz ve kuvvetini kazanamaz.
"Sabit" üzerinde donmamak ve her ân arayıcılıkta devam etmekse, ancak o "sabit"in bağlısı meçhuller âlemi üzerinde derinleşmekle olur. Dindar, mihverlik bir inanış etrafında fezayı dolaşırken, başıboş hakikat arayıcısı onu her defa kaybedici, neticesiz bir maceraya mahkûmdur.
Böylece hududu iyi çizmek şartiyle felsefeden istifadenin binbir şer'î ve makbul yolu vardır. Tasavvuf bazı hikmetleri bakımından felsefeye yakındır. İşte bir mihver etrafında meçhuller âlemini çevrelemenin mübarek mektebi... Fakat şeriatın hiçbir alâkası yoktur felsefeyle... Şeriatteki mânalara, evet, hikmet denir. Felsefenin sefaletini, felsefede en büyük eserlerini vermiş Avrupalı filozoflardan dinleyeceğiz birazdan... Şimdi bu hal üzere bırakalım felsefeyi... Ve şu kadarını söyleyelim:
Hududunu tanıyan, tükeniş sınırlarını gören akıl, dince en mübarek vasıta... Ve kendi kendisini yenmeye, çürüğe çıkartmaya memur köle âlet...
Bütün Garp, büyük bir felsefe zinciri halinde gelir. Ve bütün bu geliş, kendisini tatmin etmeyen ve daima yanlışlar içinde boğulan bir manzara çizer.
Biz felsefeyi işte böyle anlarız ve ancak meçhullerini nâmütenâhi bildiğimiz Mutlak Hakikat etrafında, tâbi bir müessise olarak lüzumlu görürüz. Hakikatı aramakta "buldum!" yobazlığına düşmemek ve "buldum!" denilen vâhidin, mutlak surette bulunduktan sonra da nice arayışlara muhtaç olduğunu göstermek için felsefî tefekküre de öz hududu içinde yer veririz....''

Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


#2
Ahmet

Ahmet

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 52 Mesaj sayısı:
Üstadın benim gözümde en değerli kitaplarından biri. Türkiye tarihinin belki de en iyi felsefe tahlili bu kitapta saklı. Herkesin okumasını tavsiye ederim.

#3
NFK-Fan

NFK-Fan

    Administrator

  • Admin
  • 2.468 Mesaj sayısı:
Selamlar,

Ahmet abime sonuna dek katılıyorum. Benim de farklı bir mesajımda söylediğim gibi, Üstad'ın baş ucu eserlerinden birisi. Tüm site üyeleri mutlaka okumalıdır bu kitabı... Batı Tefekkürünü ve İslam Tasavvufunu tek bir kitap altında anlatmayı başarmış, ölmez bir esere imza atmıştır Üstad...

Saygı ve selamlarımla
L'état, C'est Moi!..

#4
Muvazene

Muvazene

    Emektâr

  • YüzBaşı
  • 2.264 Mesaj sayısı:
Batının tefekkürü; gidebileceği yer, çıkabileceği nokta, tırmanabileceği zirvenin en uç hududuna kadar gitmiş, ulaşmış, varmıştır. Ancak ne uğruna ? Bu tefekkürün en büyük eksikliği ve talihsizliği, biricik hakikatin kılavuzluğundan mahrum olması, kendini ulvi gayeye, davaların davasına adayamaması ve topyekûn akli melekelerini bir araç olarak değil, bir amaç olarak telakki etmesi ve kullanması. Ruhu tahtından kovup, ruha köle olma mertebesinden ileri gidemeyecek olan mahdut aklı o tahta zorla oturtma gafleti, şenaati, fecaati… Uç noktası kör bir kuyudan ibaret olan aklın hak ettiği yer ve yerleştirilmesi gereken gedik, asla Batının aklı konumlandırdığı yer ve yerleştirmeye çalıştığı gedik değildir. Batının asırlardır hummalı bir şekilde kendini adadığı yol; elindeki daire şeklindeki lego parçasını üçgen şeklindeki bir kalıba zorla yerleştirmeye çalışan bir çocuğun inadından farksızdır. Her biri diğerinin yanlışını çıkara çıkara muazzam boyutta bir yanlışlar medeniyeti kuran Batı, ruhunu bu çarkın içinde ezmeye ve parçalamaya devam etmekte.

Kitaptan iktibas ettiğim aşağıdaki bölüm, Batı tefekkürünün başlangıcından bugüne kadar izlediği yolun, vardığı noktanın ve varamadığı hakikat çizgisinin hükümler zinciridir:

…*

Şimdi size Batı meselesine ait ana hükmümüzü söyleyelim: 20. Asır, müspet ve menfi her ( idealizasyon )u bırakıp amelî faydaya dönerken, buhranı idrak etmekle, kendini tahrip hamlesi içinde, dini bir ( idealizm ) tefekkürü arama ve bu arada büyük çırpınışı açığa vurma illetini yaşamaktadır.

Batı tefekkürünün topyekûn seyri şöyle : ( Plastik ) plana bağlı akıl, mücerret fikir ve dış zevk harikası Eski Yunan… Aynı tesirler altında nizam yatağı ve gurur ahlakçısı Roma… Bu vaziyette iç dünyadan ve mutlak müessirden haber getiren İsevilik.. Yeni ahlak ve hassasiyet… Ruh önünde eriyen madde ve ( plastisite ) dünyası… İseviliğin tahrifçi ellerde bozuluşu… Böylece daralan ve dünyasını kaybeden akıl… İskenderiye mektebi ile suni ve zoraki akıl mistiği… Kilise skolâstiği etrafında büsbütün daralan kapkaranlık Ortaçağ tüneli… Akıl ve zevk fışkırışiyle ( Rönesans ) … “ Yunan + Roma + Hristiyanlık = Batı Medeniyeti “ formülü… Ve aklın kiliseden intikam davası… 17. Asırdan itibaren millet millet yayılan ( idealist ) ve ( materyalist ) kutuplar etrafında girift zikzaklar… Maddeye hâkimiyet başarısına mukabil, kayıbı her an meydana çıkan ruhun hamle üzerine hamle ile aranması… Daima akıl içi cehdlerle boyuna akıl tefekkürü… Seyir bu… Dıştan görünüş bu kadar…

Şimdi topyekûn teşhis ve tesbit, terkip ve hüküm:

Bu gelişle gidişi içinde Batı tefekkürü, maddeye aksetmiş akılla harikalar doğurduğu, aynı akılla da aklı kıracak kadar ileri gittiği halde ruh feyzine, yani nura çıkamayan, eşya ve hadiselere insan ruhunda tahakküm ölçüsünü kuramayan, neticede ruhu öksüz bırakan ve bu eksiğini daima hissedip keşiflerinin oyuncaklarıyla teselliye eremeyen, muazzam bir madde bonmarşesi ve plastik inşadan ibaret… İçinde sultanı olmayan saray…

Şimdi tasavvuftan sonra gelecek olan hükümden bir parça verelim: İki dünya arasında problem şudur: Birinin eksiği öbüründe gizli iki dünya, Doğu ve Batı… Batının kolay takdir edilir zaferi, madde nakışlarında ve süsünde; Doğunun müdafaasızlığı da maddi sefaletinde ve madde çelmesiyle düşürülmüş olmak fecaatinde… İşte, iki asırdır Doğuda çıkan bütün sahte inkılâpçıların kıymet hükmü, tıpkı sinek kâğıdına yapışmış böcekler halinde, ölçülendirdiğimiz nispetlerden çıkarılabilir.

Nihayet Doğunun asli rengi ve mutlak vahidi İslamiyet, onun da ruhu tasavvuf ve onu ( plastisite )ye çıkarmak, eşyaya nakşetmek davası…
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

#5
rembo

rembo

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 82 Mesaj sayısı:
bu kitabın bende ayrı bir yeri var.

olmazı oldurmaya çalıştığımı farkettim. bu farkedişten sonra doğruyu öğrenmenin de zamanı olduğunu anladım. ve hazin ki benim için zamansızdı.
Yaşamak, yaşamak üstü yaşamaktır!<div align='center'></div>

#6
EŞREF

EŞREF

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 158 Mesaj sayısı:
imam ı gazali ve üstat. bu konuda iki bahadır. "islam felsefesi" tekerlemesine inat.
Bizim kahramanlarımız, Allah dostlarına yürekten bağlıdırlarda asla nefislerinin lehine kullanmazlar.



Cevap Ekle