İçeriğe git

Foto

Nuri Pakdil


Konuda 13 cevap var

#1
nedamet..

nedamet..

    Müdavim

  • Teğmen
  • 326 Mesaj sayısı:
21 Aralık 1984

Geceye ait bir kafa üzerimde hala: kahvehanede gidip gidip gelen bardaklar: aslında iki çay içtim de, öbür masalardakilere takıldım nedense: hepsi de bağışlanmış derilerimizin o bildik kızamık rengi.
Ne olursa olsun, derisi de direnişinin remzidir.
Hele de bir mü’min alnı: Özgürlük Şifası okunur, her dilde; BAĞIMSIZLIK BÂBINDA yani.
Mintanımın üzerinde ince bir kazak giyişim iyi olmuş; yakasını da kaldırdım parkamın: güneşli de, soğuk; sertçe.



Kudüs’ü İstanbul görüyorum.
İstanbul’u Kudüs görüyorum.



Sapmasız bir çizgide, tam bir sıfır noktasından başlamıştım adımımı atmaya.



Saat kaç olmuş… hala bir çocuk yürümemiş bu sokakta!


NURİ PAKDİL (Klas Duruş)
Hatırla maziyi mes’udu sen de ben gibi yan…
Tulûa bak beni yâd et, guruba bak beni an…

#2
nedamet..

nedamet..

    Müdavim

  • Teğmen
  • 326 Mesaj sayısı:
... eylem, eylem… yeter artık kağıt üzerinde.


Fiilen; olacaksa, olsun!

İmza:
Beklemekten işi bitmiş fiil.
Hatırla maziyi mes’udu sen de ben gibi yan…
Tulûa bak beni yâd et, guruba bak beni an…

#3
nedamet..

nedamet..

    Müdavim

  • Teğmen
  • 326 Mesaj sayısı:
Kalbimde, yaşarken ölmüş insanların bedenleri; yürüdükçe, bir o yana yığılıyor bu toplam, bir bu yana. Bu durumda yürümek, büyük, çok büyük bir direnç istiyor elbette. Bu ölüler de, yazık, sizin ölülerinizdir.

Sürekli, yeni eklemeler de oluyor bu ölülere.

Yaşarlarken, ölü gözüyle bakmak, ne güçtür!

Elimi kalbime iyice bastırarak, bu bedenlerin son sıcaklıklarını duymak: ileriye doğru yürürken, bu son sıcaklığı olsun –ne umut!- özenle korumak istiyorum.

'Bir Yazarın Notları'ndan...
Hatırla maziyi mes’udu sen de ben gibi yan…
Tulûa bak beni yâd et, guruba bak beni an…

#4
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
İnsanın en çok kalbi temiz olmalıdır. Tüm organlarımıza buyuran bir güç var onda. Anlatmaya, yorulmaya gücümüzün yetmediği bir giz birikimi bu. İnsanı kalbinden tutmadınız mı, görün nasıl kayıp gidecek elinizden! Kaygan, yabancı madde dolu bir şey olup çıkacak sonunda.

Kalbin gereksinmelerine dikkat edilmedi mi emek de ekmek de yitiriverir anlamını. Ne emek, ne ekmek; önce, kalbimiz bozuluyor çünkü.
Hiç...

#5
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
Ben, bir şeyi hiç mi hiç az sevemedim hele orta hiç sevemedim: hep çok sevdim. Arkadaşlarımı da çok severim. Yeryüzüne biterim.
Eve portakal aldığımda kasayla alırım, dayanamayanlar çürür...
Hiç...

#6
cansuyu

cansuyu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 93 Mesaj sayısı:
Hüzün; hissedilmesi kolay olmayan, çok narin, ince bir sestir…

#7
güleyyar

güleyyar

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 2 Mesaj sayısı:

Güruhun ruhu yoktur.

[Nuri Pakdil]


Üşürsek içimizden üşür;ölürsek aklımızdan ölürdük..


#8
mumin

mumin

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 1.159 Mesaj sayısı:
Ben bu adamı da pek severim, nurettin topçu kadar. Cemil meriç cinsinden cahit abi gibi hoyrat. Bu adamlar benim fikir dünyamın yağız delikanlilari. Üstad karakoç da unutulur mu hiç unutulmaz. Böyle gezinip dururum çantamda kitap. Alakasız kurmadim cümleleri kabul etmiyorum. Sadece sizinle konuşmak istiyordum bu saatinde sabahın. Hoşça kalın

Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...


#9
güleyyar

güleyyar

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 2 Mesaj sayısı:

''Dilimin döndüğü kadar sustum '' 

 sessizlik eylemcisi olarak Nuri pakdil sukuneti derin anlatır ''sukut sureti'' isimli eserinde. ve devam eder sessizlik değer görür,birbirine yakın oturan insanlar birbirinin sessizliğine tahammül eder .sessizlikten öğrenecek birşeyler hep vardır. Naili'nin o meşhur beyiti;

Dil verdiğimiz yare nigah-i gazabından / tasrihe mecal olmadı ima ile geçtik .Yaşamak bir mucize adlı eserinde Pakdil şunları yazmış;yeryüzünün en melodik dili sukunettir.cennet sukunetse,sukunetsizlik cehennem olmalı.Sukunetsizlik çemberine girmeye görün bir ne acıtıcı dili. Sukut ve sukuneti özleyen aslında Allah'ı özlemektedir. sukut ve sukunet sadece Allah'ın sözlerini daha iyi işitebilmek içindir.

Pakdil’in sûkutu, dünyadaki pek çok gürültüyü bastırabilecek güçtedir. Yeter ki kulaklar o sûkutu duyma hassasiyetini kaybetmemiş olsun.

Nuri pakdil'in disiplin dikkat ve rikkatini seviyorum sözün özü ,alakasız bulmadım aksine hoştu. Nuri pakdil hakkında sonsuza dek konuşabilirim .

Eyvallah 


Üşürsek içimizden üşür;ölürsek aklımızdan ölürdük..


#10
mumin

mumin

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 1.159 Mesaj sayısı:
  Nuri Pakdil'e Büyük Ödül

Kültür Bakanlığı'nca verilen '2013 Kültür-Sanat Büyük Ödülleri' düşünce ve edebiyat alanında günümüz Türk edebiyatının yaşayan büyük ustalarından Nuri Pakdil'e verildi. Kültür Bakanlığı'nı ve ödül jürisini bu isabetli kararı için tebrik etmek gerekiyor.

Dün açıklanan ödül kararını duyunca Nuri Pakdil Bey'in yakın dostlarından şair Necip Evlice'yi aradım. Evlice, Sayın Pakdil'in Bakanlık'a bir yazı yazdığını ve ödülün maddi kısmını kabul etmesinin sözkonusu olmayacağını açıkladığını söyledi bana.

Hiç şaşırmadım. Çünkü Pakdil böyle bir gelenekten geliyordu. Dahası bu geleneği adeta yeniden üreten, standardını yükselten bir yazardı Nuri Pakdil.

Geçtiğimiz yıllarda aynı ödül düşünür ve şair Sezai Karakoç'a da verilmiş; ancak Sayın Karakoç da para ödülünü kabul edemeyeceğini, kendisi için herhangi bir tören yapılmasını istemediğini, ödülle ilgili bir evrak söz konusu ise bunun da postayla kendisine gönderilebileceğini açıklamıştı.

Hatırlanacağı gibi Mehmet Âkif Ersoy da millî marşımız İstiklâl Marşı için konulan para ödülünü almayı kabul etmemiştir. Üstelik palto alacak parası dahi yokken!

Günümüzde çıkarına dokunulunca memleketi ateşe vermeye kalkışanları gördükçe, Âkiflerden Pakdillere uzayan fikir ve sanat mimarlarımızın bu soylu duruşu daha bir belirginleşip anıtlaşıyor.

Sırat-ı Müstakim, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Maverâ, Dergâh, Hece, Yediiklim, Edep ve daha nice 'ocak'lar, bu soylu duruşla nesilleri kirlenmişlikten korunmanın ateşinde pişirdiler. Nice ham demirleri tam inanmışlığın; ihlâs ve samimiyetin simyasıyla saf altına dönüştürdüler.

Pakdil, asr-ı saadet'ten günümüze altın bir zincir gibi uzayan bu kahraman aydınlar neslinin çağdaşımız olan bir altın halkasıdır.

Nasıl bir gelenekten sözediyoruz?

İnsana; insanlığa karşı sorumluluğunu, Tanrı'ya olan sorumluluğunun bir parçası; doğal bir uzantısı olarak görüp kimseden hiçbir karşılık beklemeden kendini tüm varlığıyla Hakikat'e adama geleneği! Kurban olma ve İsmail olma geleneği. Sıdk ile sadakatle bağlanma; 'ikinin ikincisi' Ebubekir olma geleneği! Suikaste uğrayacağını öğrenince Zülfikar'ı kuşanıp Peygamber'in yatağına uzanan Ali olma geleneği!

Yazar Nuri Pakdil, eserlerinde 'kirli siyasaya', vahşi kapitalizme, faşizme, komünizme, çağdaş putatapıcılığın her türüne büyük ve çok etkili bir savaş açmıştır. İnsanın insana kulluğuna yol açan, ruhunu köleleştiren, giderek insanı kan dökücü; zulm edici bir canavara dönüştüren şeytana ve şeytanlığa savaş açmıştır.

Dili ve üslubu son derece 'özel' ve bir o kadar dönüştürücüdür. Pakdil okumadan önceki halimizle Pakdil'in eserlerini okuduktan sonraki halimiz arasında, hayata yeniden doğmak kadar büyük bir fark vardır.

Bu vesileyle genç kuşakların Nuri Pakdil'i titizlikle okumalarının, onların ruhlarında, düşünce dünyalarında gerçek bir açılım sağlayacağını hatırlatmak isterim.

Ruhuyla, bedeniyle, yazarlığıyla, yaşantısıyla Pakdil daima teyakkuz halinde, sürekli kıyamda, kesintisiz bir hücum pozisyonundadır. Adeta bir savunma savaşındadır. Kendisinin kurup yönettiği ve 1969-1984 arası yayımlanmış ünlü Edebiyat dergisinin yazar kadrosundan kıymetli şair Arif Ay, hâlen yayımlamakta olduğu aylık edebiyat dergisi 'Edep'in baş kısmına bir 'serlevha' olarak Pakdil'in şu cümlesini almıştır: 'İnsan! Seni savunuyorum sana karşı!'

Yakın arkadaşlarından merhum şair Erdem Bayazıt'ın Pakdil için yazdığı 'Birazdan Gün Doğacak' adlı ünlü şiirde şöyle sesleniyordu O'na:

'Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı

Siz kahramanısınız çelik dişliler arasında direnen insanlığın

Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak

Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana

O inanmışlar çağının.'

Pakdil yazı hayatına çok erken yaşlarda; lisede başlamış; Hamle adıyla bir okul dergisini de yönetmiştir. Bu yıllarda beslendiği en önemli kaynak üstad Necip Fazıl Kısakürek, sürekli iletişim içinde olduğu en yakın arkadaşı ise Sezai Karakoç'tur. Pakdil-Karakoç arkadaşlığı, Kahramanmaraş'ta Karakoç'un parasız yatılı okuduğu ortaokul sıralarına uzanmaktadır.

Kültür Sanat Büyük Ödülü, şüphesiz özünde sanatçıya ve eserine bir dikkat çekme, devletimizin milletimiz adına bir bakıma teşekkür etme eylemidir.

Gerçekten de ülke olarak Pakdil'e, Pakdillere şükran borçluyuz. Çünkü Büyük Ülke'mizi ve Büyük Millet'imizi ruh ve mana plânında adeta yeniden inşa eden Pakdil, eserlerini okumuş/okuyacak genç aydınlar eliyle geleceğimizi de inşa ve ihya eden öncülerdendir.

Sözü yine Erdem Bayazıt'a bırakalım:

'Şimdi siz taşıyorsunuz müjdenin kurşun yükünü

Çatlayacak yalanın çelik kabuğu

Sizin bahçenizde büyüyecek imanın güneş yüzlü çocuğu.

 

 

 

ŞABAN ABAK


Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...


#11
ebkem

ebkem

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 234 Mesaj sayısı:

"bir de aramız açılıyor birbirimizle: yanyana iken bile, çokluk, aramızda büyük boşluklar var. deneyelim bir sıcaklık geçiyor mu birbirimize, geçmiyor mu? sözgelimi birlikte bir arabadasınız; aynı yerde yemek yiyorsunuz; aynı yerde çalışıyorsunuz; aynı masada oturuyor da olabilirsiniz: hepinizi sinir ediyor bir şeyler: belki aynı gazeteyi okuyorsunuz. bir akımın geçtiğini hissetmiyorsanız, yeryüzü eksi yüz derecedir. 

öldünüz. birbirinizi öldürüyorsunuz. öldürüldüler. öldük."


"Mösyö Seguin'in keçisi ve şuuru burkulan aydın"

#12
mumin

mumin

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 1.159 Mesaj sayısı:

Deniz otobüsüne ilerlerken Kadıköy rıhtımında büfeye uğruyorum. Derin Tarih istiyorum, sonra gözüme İtibar Dergisi ilişiyor onu da istiyorum değil mi ki kapağında Nuri Pakdil var, sahibi olmalıyım. Sonra diyorum Hüküm dergisi var mı? Kucağımda zenginliklerle uzaklaşıyorum. Mutluyum oysa gün acı geçmekte idi.

 

Bileti aldım yerime geçtim. Hemen İtibar'ı karıştırmaya başladım. Mektuplar'ının ciltler halibde okuyucuya sunulduğunu okumuştum tam da daha derinlemesine bilgi-tanıtım içeren bir yazı idi. Okuyorum ama yutar gibi..Muhakkak alınmalıdır. Mektuplarında neleri işlediği, sevgiyi,dostluğu, arkadaşlığı, mektubun O'nun için ne mana taşıdığı..Heyecanlanıyorum, içim tohum serpilmiş gibi.. Konuşuyor gibi benimle.

 

"Her yere .serptiğim mektuplarım" der. ve birine şöyle sesleniyor  "Size mektup yazmak,bir kurtuluş oluyor adeta benim için."  seriyi satın alma aşkı içimde gitgide alevleniyor hele ki şu satırlardan sonra; çünkü öyle biriyle konuşmaya ihtiyacım var, konuşmaya ihtiyaç eriyorum:

 

Nurettin Altınbaş'a yazıyor;

 

"Merhaba. Bu Nuri P.'nin sesi. Bu dost sesi. Seni seviyorum galiba."

 

Sonra şiirsel tad kuşatıyor, özgürlüğü ellerinden tutuyor gibi;

 

"Gel seninle denizin ortasına bağdaş kurup oturalım. Tam ortasına denizin(...) Biz gerçeğin en güzeliyiz iki gözüm. Biz oluncabütün yalanlar gidecektir iki gözüm(...) Gerçeğin estetiğini kuracaklardanım ben.(...) Bu mektup Afrika'ya uçaracak seni bir kartal kanadında. 

 

Sonra bir başlık "Umutsuz Bir Aşk" ince acılar koşar adım üzerime geliyor..

 

Üniversite yıllarında Nuri Pakdil'in göül yarası ve şad edeni, Işık Hanımefendi!

 

Nurettin Altınbaş'a yazdığı bir mektupta Işık Hanım için "Sesini dinlerken Allah'a daha yaklaşıyorum.Ve bir ikindiye doğru Işık'la Rumelihisarı'ndan Emirgan'a kadar yürüyoruz. Balıklar bize bakarak sevişmeyi öğreniyorlar. der Pakdil.

 

"Aklımda hep sen varsın. Hep benimle olasın diye çabam. Yanımda var etmek için ne görsem sana bütünlüyorum. Bu kalem parmakların işte. Beyaz kavramından ellerini yapıyorum." 

 

23 Nisan 1997 radan kırk yıl geçmiş ama Pakdil'in aşkı hala taze. "Yüzünü görseydim, ellerini tutsaydım." diye bir türkü radyoda. Saat 24.00'e geliyor.Ben bu türküyü dinlerken sen mutlaka mışıl mışıl, tatlı tatlı uyuyorsundur. Uyanıksan bir şey sorayım mı? Saçların gene topuz mu? Hep topuz yapardın gibi geliyor bana."

 

Artık iki soyisim taşıyan Işık Hanım'a yazılmış bir mektuptur bu..

 

Gözlerimden yaşın gayri ihtiyari süzüldüğünü gördüm..

 

Dava adamı dedik, eylem adamıydı da, sevmenin de hakkını verdiği öyle aşikar ki..


Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...


#13
Fatma Topcu

Fatma Topcu

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 87 Mesaj sayısı:
Dergileri bana da getiriniz lütfen , mevzu hayli ilgimi çekti :)
Muhabbet def'aten hâsıl olabilir ama def'aten zâil olmaz..

#14
ali melikşah

ali melikşah

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 109 Mesaj sayısı:

Kalem Kalesinden:

 

Çile çekilmeden de, herhalde, kavramların sahici ağırlığı ortaya çıkmaz.Kuşkusuz, ya yokoluşa götürür insanı, ya da kendine getirir, çile.





Cevap Ekle