İçeriğe git

Foto

'AYNADAKİ YALAN'


Konuda 52 cevap var

#1
Çilekeş

Çilekeş

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 353 Mesaj sayısı:
_Yalan,bu dünya,yalan...Aynadaki yalan...
_Yalan ama,bir gerçeğin yalanı...Aynada gördüğün her şey o da,hiçbiri o değil...
_Gerçeği olmayan yalan olabilir mi?...Doğru olmalı ki,yalan,kendisine sahte bir vücut bulsun...
_Doğrusu olmayan yalan olamaz."Var"ın arkasından"hiç" gelemez.
_Sen aynada yol almaya ne bakıyorsun!..Devir o yol vermez sahtekarı da,ardında gizlediği gerçeğe ulaş!
_O,yakınlığı haber vermek için yaratılmış mücella uzaklık...
_Dünya her avizesine bir güneş yerleştirilse,bir kibrit başı nura denk olamaz..
_Şimdi,haydi git,oyalana dön,sırtını aynalara ver ve onların,içinde yol almaya kalkanlara haykır:Başlarınızı aynaya çarpmayınız;Alnınızdan yaralanırsınız!
_Senin işin bu;aynaya tutulanlara yol vermek..Yoksa sen neredesin,Mevlana Halid'e verilen ayak yolu temizleme işindeki büyüklük nerede?
_Gel,bize gel,başın sıkıştıkça bize gel!..
_Var olmak istiyorsan Allah'ta yok ol!!

Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


#2
Çilekeş

Çilekeş

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 353 Mesaj sayısı:
S.A

kardeşlerim bu kitabı bu aralar okuyorum..Üstadımızın çok güzel bir romanı..sonundaki bu yazılar hoşuma gitti sizlerle paylaşmak istedim..bu kitabı okumayan arkadaşlar varsa tavsiye ederim...

selam ve dua ile..

Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


#3
tahtırevan

tahtırevan

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 2 Mesaj sayısı:
bu romanın kahramanlarından Naci ve Mine arasında geçen bir diyalogun çok benzeride babıalide geçmiştir
babıalideki,o sıralar hapiste yatmakta olan nazım hikmet ve onu ziyarete giden üstad arasında geçmiştir
romanın geneline bakıldığında da naci ile üstad ve nazım hikmet ile mine arasında pek çok benzerlik vardır
bu durum benim hayli ilgimi çekti ama açıkcası altından kalkamadım okuyanların yorumlarını bekliyorum

#4
NFK-Fan

NFK-Fan

    Administrator

  • Admin
  • 2.468 Mesaj sayısı:
Selamlar,

Kitabı okumuştum, lâkin kitabı okurken psikolojik olarak pek rahat değildim ve bu sebeple tam konsantre olamamıştım.

Yalnız Mine karakterine en çok uyan, isim ve cisim benzerliğiyle Mina Urgan olsa gerek. Zaten kitabı yorumlayanlar, genelde Mine'nin Mina Urgan olabileceği konusunda fikir beyan ediyor. Fakat Nazım Hikmet de olabilir tabii. Benim net bir bilgim yok bu konuda.

Saygı ve selamlarımla
L'état, C'est Moi!..

#5
gardenya

gardenya

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 581 Mesaj sayısı:
Bu kitabı ben de okumuştum ve diyebilirim ki gerçekten çok derin bir halet-i ruhiye ile yazılmış harika bir eser.Okumayanlar varsa mutlaka öneririm ,bir insan içinde ne cevherler taşıyor ve yerini bulduğunda bu cevherler ne güzel ortaya çıkıyor.Naci o hayattan uzun ve derin düşünceleriyle kurtulmuştu .İş sadece Naci'ninki kadar yanlışlığı belli hayatlardan kurtulmak değil,kendimizi doğru yaşar sandığımız şu günlerde aslında doğru dürüst düşünmediğimiz ,kendimizi ve mahiyetimizi düşünmediğimiz için içinde bulunduğumuz doğru insanların hayatlarının arkasına saklanıyoruz gibi geliyor bana.Yani neyse çok uzattım galiba.İnşallah anlatabilmişimdir meramımı.:)
Hep ayrılık; isteğe erince istek ölür,
Bir anda ölseler de insanlar tek tek ölür...

#6
Cile54

Cile54

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 398 Mesaj sayısı:
Şaşırmıyorum, çünkü Üstad yazmış ise gayet normaldir. Onun edebi dili, fikirleri, zekası tartışılmaz.
Ve bu kitabı şimdi daha çok merak etmeye başladım. En kısa zamanda temin edeceğim inşallah.

#7
Çilekeş

Çilekeş

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 353 Mesaj sayısı:
-Naci,beni istemiyor musun?
-Hayır Hatçe,ben seni yaradanı,Allah ı istiyorum..

ALLAHUEKBER

kitap bu sözlerle sona eriyor..Ya Rabbi..aşk işte budur..ikinci defa okudum kitabı ve birincisinde olduğum gibi tüylerim diken diken oldu..resmen titredim..hepinize kesinlikle tavsiye ederim..lütfen okuyun

Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


#8
tanıdık yabancı

tanıdık yabancı

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 3 Mesaj sayısı:
..Var olmak istiyorsan Allah da yok ol..Öyleyse dünya,çizili bir kağıt gibi sepete atılacak bir şey değil,sahip

olunduğu halde kıymetten düşürülecek bir nesne ..Öyle bir nesne ki,sen ona malik olacaksın o sana değil..

Okumayanlara şiddetle tavsiye ederim..Üstadın eserlerini her okuduğumda aynı hisse kapılıyorum.. Ne

kadar da yavan, anlamsız yaşıyoruz.Bu yazıların gerçekten muhattabı olmayı hak ediyormuyum(z). Üstad

da hayatı boyunca gerçek muhattab bulamamanın sıkıntısını yaşamış olmasından ki kendini nesli tükenmiş

bir orangutana benzetmiş..Okuduklarımızın hayatlarımıza daha derin izler bırakabilmesi duasıyla..

#9
BDG

BDG

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 1.127 Mesaj sayısı:
var iken Allah'ta yok olmak...Bütün mesele. Ve yeni anadolu gençliği, bu konuda bir an bile tereddüd etmeden yok olmak isteyecektir... Bu yok oluş var oluşa gebedir.. var olmak için yok olmak isteyenlere açılan bir sofra ...Allah, bu lezzeti tattırsın. Yeni anadolu gençliği tüm umudumuz... sizlerden beklenenler ve siz... Hepimiz duacıyız.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

********

#10
Çilekeş

Çilekeş

    Emekli Yönetici

  • YüzBaşı
  • 353 Mesaj sayısı:
bütün mesele "siz"de değil "biz"de.."biz" "siz"den birşeyler beklediğimiz sürece bu bataklığa daha fazla batacağız..devir "siz" devri değil "biz" devri...umarım anlatabilmişimdir meramımı :rolleyes:

selam ve dua ile...

Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim


#11
cihat

cihat

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 712 Mesaj sayısı:
evet bakkallar gibi 'küçük olsun benim olsun 'değil, tüccarlar gibi 'büyük olsun bizim olsun ' :rolleyes:
Aynası ufkumun, ateşten bayrak!
Babamın külleri, sen, kara toprak!
Şahit ol, ey kılıç, kalem ve orak!
Doğsun BÜYÜK DOĞU, benden doğarak!


N.Fazıl

#12
gece güneşi

gece güneşi

    Gayretkâr Üye

  • YüzBaşı
  • 164 Mesaj sayısı:
163.syf
Boş konuşuyoruz boş...Bütün bir ömür içinde söylediğimiz bir milyon kere bir milyon laf,arayıpda bulamadığımız tek cümle için...Arayıp bulamadığımız,arayıpda bulur gibi olduğumuz,bulur gibi olup da yine elden kaçırdığımız, elden kaçırıp da tekrar bulur gibi olduğumuz, tekrar bulur gibi olup da artık aramaya lüzum görmediğimiz tek cümle için...O cümle nedir, o cümle?... Ben o cümleyi bilmiyorum.Fakat bütün mevcutlarla beraber,bütün cümlelerin,içinde eridiği ve yok olduğu tek bir kelime biliyorum.Her an söyleyip de hiç bir an hakikatine yaklaşamadığımız ve yaklaşamayacağımız tek kelime "Allah..."

70. syf
Batının büyük mustaripleri hakikat dağına tırmanış yolunda islam velilerine nisbetle çıkmaz sokağın cüce piyonlarıdır.Istırap felsefesine, hafakan hikmetine kadar ulaşırlar da yine yolda kalırlar ve büyük oluşu bulmaya yakın, büsbütün kaybederler.Dönüp dolaşıp yine akılda kalırlar ve aklı akılla yenecek seviyeye tırmanamazlar.Tırnakları kan içinde, tutundukları kayalardan aklın bütün cicili bicili oyuncaklarıyla beraber düşerler.

en iyisi defterimdeki bütün notları yazmıyım nerdeyse bütün kitabı yazmışım :mellow:

ama şu cümleyi yazmam lazım
65.syf
"Allah'a malik olan neden mahrumdur, Allah'tan mahrum olan neye maliktir"
HÜKMÜ PEŞİN VERMEKTE PEŞİN HÜKÜMCÜLÜK DEĞİL FİKİR NAMUSKARLIĞI VARDIR...

horoz vari gagalamak, papağan vari ağız oynatmak

#13
Muvazene

Muvazene

    Emektâr

  • YüzBaşı
  • 2.264 Mesaj sayısı:
Çok derin ve katmanlı bir roman. Ele almadığı mesele, izah etmediği mevzu, kıvrımlarında gezinmediği mefhum yok gibi…Edebiyat-fikriyat mûsikîsinin muazzam bir bestesi olan bu kitap, idrak fezasında sefere çıkaran, gönül gergefine hakikat nakşını işleyen bir kudrete sahip. Üstadın ilk okuduğum kitaplarından ve Onun ruh ikliminin mevsimlerini tanımaya, anlamaya yönelik olarak da ilk adımda okunabilecek kitaplarından biri.

Felsefenin hakikatine ve aslında ne olduğuna, aklın ruh yanında nasıl da cüce kaldığına, sınırı aşmaya çalışsa patlamaktan öte bir yere varamayacağına, ham yobaz-kafta softa tabirine ve bu hastalık kadar zararlı yapının bir küçük sivilce gibi görünse de sonradan şark çıbanına dönüşüp koca Yavuz’ları nasıl yıkabileceğine, kadın ve ona bağlı olarak erkeğin mücerret sahada birbirlerine , birbirlerinin ruhlarına karşı nasıl bir muvazene, ahenk, kıvam sağlamakla mükellef ve memur olduklarına, en önemlisi de Batının tefekkürü ve İslam’ın tasavvufu çerçevesinde gelişen, doğu-batı, madde-ruh, ruh-nefs, mücerret-müşahhas arasındaki farkı idrak ettirici tahlillere kadar uzanan; fikir çilesi, beyin sancısı, ruh sızısı, zonklayan kafa, akrebin kıskacında tükenen akıl ve teslim olunan yol, ne sadece akılla varılabilen ne de akılsız varılabilecek yol olan tasavvufu da içine alan çok geniş yelpazeli bir kitap.

Ölüm, var-yok muhasebesi, modern resim akımları (Picasso-kübizm), hiçbir fikrin çilesini çekmeyen şair ve romancı ( verdikleri eserler besleyici bir gıda değil, sadece damağa anlık zevk veren bir kremadır ), riyakâr politikacı, kitaplık çapta olamayan, tek bir orijinal kitap yazamayan profesöre kadar müşahhas ve mücerretteki bir çok ruhî, içtimaî, ferdî mesele de üstadın keskin kaleminin ucundan geçmiş; izahı, tahlili, tenkidi yapılmış ve reçetesi yazılmıştır.

Kitabın ilerleyen sayfalarında; ana karakter olan Naci’nin, karşısına çıkan şeytan ile yaptığı muhasebede, Siyah Pelerinli Adam piyesinin muhtevasına eş bir zeminde, şeytanın insan ile olan savaşında kullandığı zehirli oklarını ( ifrata ya da tefrite sürükleme, Allah’tan uzaklaştırıp kötüyü iyi olarak telakki ettirme) insanın beynine ve yüreğine saplama cehdinin ve insanın bu illetten ancak Allah’a sığınması ile kurtulabileceğinin tasvirini yapan bir tablo ile de karşılaşırız.

Ve kitabın can alıcı noktalarından olan, Naci’nin Türkiye’deki üniversite tarafından reddedilen, Avrupa’da ise büyük yankı uyandıran doçentlik tezi: “İslam Tasavvufu ve insanlığın beklediği nizam” ( Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu kitabının bir minyatürü, maketi, iskeleti diyebileceğimiz kitaptaki bu bölüm, mevzuyu en temel noktalarıyla anlatan, işin künhüne giden yolda bir ilk adım, iftarda ana yemekten önce yenen iftariyeliklere eş kıvamda bir bölümdür ve bu kısmı tam idrak edebilmek, nüfuzu altına girebilmek için bahsi geçen yukarıdaki kitap da okunmalıdır)
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

#14
vasifsiz

vasifsiz

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 354 Mesaj sayısı:

Üstün çile, dev gibi geldi çattı birden! Tos!!
Sen cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!

.............

diyor ya üsdat..

öyle bir roman ki... yılışık, sahte, basit asrın o hayasız yüzüne tükürüp en güzele, şerefe, hakikate ulaşan bir gencin hikayesi...

yapmacık insanlar... ve gerçek yüzleri...

müthiş ruh muvazenesi. nefsin hesaba çekilmesi.. vesveseler ve vesveseler karşısındaki tavır..

ve mücadele başlıyor.. hizmet... çile....


Üstadın bu romanı yüreğimde anlatılmaz çırpınışlar meydana getirmişti.. sizlerle aldığım notlar arasından tasvir edeyim beni darmadağan eden birkaç tabloyu..

---------

hazırladığı doktoratezini profösörlere sunuyor ve biri;

_ Şeriate mi tutunuyorsunuz, yoksa tasavvufa mı?

Nacinin cevabı şu mukabilde:

_İki elimle tutunduğum dal brdir...!

-------

"Eğer hakikati ikiye, ona yüze bölmek mümkün olsaydı; iki, üç, on ve yüz kişi arasında ianetoplarcasına tahsildarlığına çıkılabilirdi"

-------

Belma, önceleri Naci için ulaşılmaz bir ukdedir..Değerlidir...Onu elde etmek bir ideal..

taa ki fikirleri eriyip dökülünceye kadar...

Onda bulamadığını bir köylü kızı "Hatce" de bulmuşur; sadakati.. ölmüne sadakati... ve ölüm onu bu muazzam derecede bağlılıktan mahrum bırakır..

belma sonunda dayanamaz.. bütün hal ve hareketlerini bir köpek kadar tabi görüyor.. Kendisini bütün bir tepsi halinde sunacak kadar doğal(!) ve kayıtsız..

evet Nacinin karşısına çıkıyor ve yenilgiyi kabul etmiş vaziyette kapıları ardına kadar açıyor...

cevabını şöyle alıyor;

_Siz benim için bir zamanlar erişilmez, elle tutulmaz bir tasvirdiniz, şimdi buruşuk bir kağıtsınız.. Okunabilecek tek bir harfi kalmamış lekeli bir kağıt !

------

«Güzellik esrardır. Ve onun içindir ki, güzel, peçe altındadır.»

-----


evet küçük küçük notlarımdan ekliyorum bunları.. sözler direk aynısı olmayablir.

vel hasıl, tek kelimeyle okunması gereken bir kitap... üstelik Üstadın yazdığı nadir bir türün tek örneği olma özelliğini taşıyor: roman...



#15
akrebin kıskacı

akrebin kıskacı

    Atıldı

  • Sivil
  • 3 Mesaj sayısı:
MÜKEMMEL BİR KİTAP...

#16
Turan

Turan

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 76 Mesaj sayısı:
Başlığı okur, elindeki kitaba bir ayraç koyup, Aynadaki Yalan'ı okumaya başlar...
Aralık Kapı

Bu dünya bir kuyu, havasız çömlek;
Daralıyorum!

Kelime, manayı boğan bir gömlek!
Paralıyorum!

Allah ismi varken lûgat ne demek!
Karalıyorum!

Kapımı, buyursun diye o Melek;
Aralıyorum!

1982

Üstad Necip Fazıl

#17
yusuf ziya karataş

yusuf ziya karataş

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 176 Mesaj sayısı:
"Güzellik esrardadır, bu yüzden ki güzel, peçe altındadır..."

BU KİTABI ÇOK DEĞERLİ BİRİSİNDEN HEDİYE ALMIŞTIM.VE İKİNCİ KEZ OKUDUM.BAZI KONULAR İÇİN HERKESİN MUTLAKA OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP....
..............Göz kırp bana ''yıldız'' bileyim seni.............

#18
asyam

asyam

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 137 Mesaj sayısı:

İKİNCİ KEZ OKUDUM.BAZI KONULAR İÇİN HERKESİN MUTLAKA OKUMASI GEREKEN BİR KİTAP....


Bu konu da çok haklısınız bende ikinci defa okumayı istiyorum, sorumlu olduğum dini eserlerden vakit bulabildiğim sürece. Gerçi yine de bir mazeret sayılmaz ama..
Ben bu kitapta Reyhan hanımın değindiği kısım; “İslam Tasavvufu ve insanlığın beklediği nizam” yardımcı kaynak mahiyetinde bu konuyu özellikle tekrar etmek istiyorum eminim çevremde inatçı bazı kimselere alıntı yapacağım düşünmesine vesile olcağım çok kişi mevcuttur..
Yanlış hatırlamıyorsam tesettür konusuna da değinilmişti.. Hatta buraya alınsa ne güzel olur..kesinlikle tekrar!! (son söz kendimeydi)
Usandım, boşyere hep gitmeler, gelmelerden;
Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden..
n.f.k.

#19
Muvazene

Muvazene

    Emektâr

  • YüzBaşı
  • 2.264 Mesaj sayısı:
Selamlar,
Kitabın muhtevasındaki tesettür mevzusu ile ilgili bölüm aşağıda. Ayrıca İdeolocya Örgüsü'nde geçen ‘Kadın Kılığı’ başlıklı yazıyı da buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.



Masasında oturan Naci'nin karşısında birkaç halka insan... Hepsi de genç... Ayakta kalanlar da bir hayli... Temiz, aydınlık, hayran; ve sinsi, alaycı, diş bileyici yüzler bir arada... Kimseye ruhunun kimlik kartı sorulmadığı için, geliş, sokaklar kadar serbest...

— (Tez)inizde öne sürdüğünüz nizam gerçekleşecek olsa kadının vaziyeti ve cemiyette mevkii ne olacak? Kadın, yalnız iki göz deliği bulunan bir çuval içine girip evinin zindanında çürümeye mi bırakılacak?

Bu sözü söyleyen, solumturak edalı bir genç kızdır ve ayakta, sanki bir dershane havası içinde konuşmaktadır.

Naci cevap verdi:

— Lütfen oturunuz ve yerinizden dilediğiniz gibi konuşunuz! Kitapçımız, bu toplantıları tertiplerken bana bir masa, okuyucularıma da bir takım sıralar göstermekle, ister istemez yerimize bir sınıf havası verdi. Hâlbuki ben, bu rastlaşmayı daha mahrem bir zeminde ve daha kısık bir kadro içinde sürdürmek isterdim. Okuyucu, muharririn gözünde, bir hayalet gibi omuz başından bakan, ona bütün şüphelerini ihtar eden, âdeta ondan bir parça gibi kopup karşısına dikilen korkunç bir şeydir. Bazan da onun iç dünyasına tamamiyle yabancı, ona yalnızlığını haykırıcı bir varlık... Bu bakımdan her ideal gibi «işte vardım!» sanılmaması, hattâ kaçılması gereken binbir başlı bir heyula... Bir Fransız şairi onu «Riyakâr okuyucu, benim benzerim, benim kardeşim!» diye tasvir eder. Nasıl, bir cemiyette hiçbir fert cemiyetin kendisi değilse ve cemiyet, nasıl, tek tek fertlerin ötesinde kalan bir şeyse, okuyucu da tek tek ele alınacak örnekleriyle mücerret okuyucuyu modelleştiremez.

Arkadan bir kadın sesi duyuldu:

— Siz, sorulana cevap değil, vaaz veriyorsunuz!..

Naci, gözleriyle bu sesin sahibini aradıysa da bulamadı. Kafalar sesin geldiği tarafa dönünce de açılan boşluktan sesin sahibini gördü: 'Mine’...

— Siz burada ne arıyorsunuz?

— Ben de bir okuyucunuzum ve geldim!

— Size karşılık vermeden, evvelâ suale cevap vereyim... İslâmiyette kadın, erkeğin bütün hassasiyet ve cehdini mihraklaştıran bir remzdir. O olmasa zürriyet olmaz gibi kuru bir madde ölçüsü bir tarafa, o olmasa erkek ve erkeklik olmaz. İslâmiyet kadını örter ve Hristiyanlık açarken, hakikatte biri onu mefkûreleştirmekte, öbürü de bayağılaştırmaktadır. Nitekim Hristiyanlığın ruh rejiminde kadından kesilmek, Îslâmiyette ise ona doymak vardır. Kadından kesilmenin bâtıl dini, ahlâk ve hassasiyetini asıladığı cemiyette kadını kasaplık bir et yığını gibi çengele asmak tezadına düserken, İslâmiyet kadına gerçek mahiyeti veren hak din olarak onu örter, böylece kadına gerçek değerini vermiş olur ve arada tezat diye bir şey bırakmaz. Fakat bu nükteden, incelikten kim anlar?.. Kadının cemiyet vitrininde görünmesi de mânası bakımından elbette şart, fakat aynı mânanın ölçüleştirdiği bir kanuna bağlı... Bu ne çarşaftır, ne de yalnız iki göz deliği bulunan bir çuval... Saadet Devrinin kadınına dikkat edenler kanun dairesini hemen görürler. Kanun, kadının, gösterilebilir ve gösterilemez yerlerini açıkça sınırlamıştır. Bu vaziyette kadın, tam bir sınır riâyeti içinde dünyanın en ziynetli, en zevkli, en güzel kıyafetiyle cemiyet meydanında boy gösterebilir. Yoksa asırlar boyu, örtünme emrini çuvala girme seklinde yorumlayan ham yobaz ve kaba softa elinde kadın, İslâmî mânasını da kaybeder ve âlemde en büyük incelik, en galiz kabalık olarak meydana çıkar. Evet, gelelim şimdi size Mine Hanım!.. Şimdi sizinle hesaplaşalım!..
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

#20
Ab-ı hayat

Ab-ı hayat

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 21 Mesaj sayısı:
Selamün Aleyküm,
"Aynadaki Yalan" tek kelimeyle enfes... Muhteşem bir yol gösterici. Ben de ikinci kez okuyorum bu kıymetli eseri ve okumayan herkese tavsiye ediyorum. Üstadımızın yolu yolum-uzdur inşallah.
Ben de sizlerle 97 ve 98. sayfaları paylaşmak istedim:
"Üniversitede birkaç profesör arasında…
Biri:
- Duyduğumuza göre garip bir doçentlik tezi hazırlıyormuşsunuz. Şeraitle iç içe İslâm tasavvufuna ait bir tez. Ve ona büyük bir eser çapında hazırlık yapıyormuşsunuz. Ne zamandan beri şeraitçi oldunuz?
- Yunus Emre’nin “Ballar balını buldum” dediği tasavvufa el attığım günden beri…
- Şeriate mi, tasavvufa mı, hangisine tutunuyorsunuz?
- İki elimle tutunduğum dal birdir.
Öbür profesör:
- Hırsızlık edenlerin kolunu kesen şeraiti çağımıza nasıl uydurabilirsiniz?
- Hırsızlık cemiyetin kolunu kesmektir. Cemiyetin kolunu keseni kolsuz bırakmaksa toplumu kurtarmak… Şeriat, hırsızlık sürsün ve boyuna kol kesilsin diye emretmez; hırsızlık kalksın ve kol kesilmesin saadetini getirir. Yani hastalık iyi olsun… Neden vücudu kurtarmak için kol kesen cerrahı suçlamıyoruz?
- Adaletsiz bir cemiyette hırsızlık kesilemez ki, bu kadar acı bir cezaya katlanılabilsin?...
- Gerçek adaletin şartları da şeraitte… Buna rağmen suç işleyenlere verilecek ceza da bir tedavi…
Başka bir profesör:
- Siz bu fikirlerinizle çağ dışı kalmaya mahkûmsunuz. Yazık, ne kadar da istidatlı bir gençsiniz! Kıymayın kendinize!...
- Çağ dışı olmak için önce çağ nedir, onu anlamak, peşinden bütün illetleriyle çağımızı bilmek lazımdır. Çağ bir takvim işi değildir. Asıl, doğum sancısı çekenlere “ çağ dışı” mührünü basanlardır ki, çağ dışıdır. Kendi kendilerine yetemeyen, çağların gebe kaldığı yavruları göremeyenler, onların yüz çizgilerini heceleyemeyenler…İslâmiyet lâv gibi fışkırdığı devirde çağının neresindeydi, üstünde mi, altında mı, içinde mi, dışında mı?... Çağ dediğiniz, onu açanın, geçmişi kapatanın ve geleceğe hükmedenindir.
- İyi ya, kendi kendinizi ele veriyorsunuz! Asrımızda İslâmiyet kapatılmış değil midir?
- Belki onu anlayamayanların, kaba nefslerine indirenlerin ve hayata yanlış tatbik edenlerin islâmiyeti… İslâmiyet değil…
Kendi hocası, orta yerde çabalayan ve yönü belli olmayan esersiz profesör de lâfa karıştı:
- Bak, sana, yakında doçentim olacak asistanıma söyleyeyim; bugün Türkiye’de solcu sınıf dışında milliyetçi zümrenin birlik olduğu gerçek şudur: Allah’a ve Resûlüne evet, şeraite hayır!...
Naci, acı acı güldü:
- Aman hocam, böyle bir görüş, güneşi kabul edip de ışığını inkâra kalkışmak gibi bir abes olur…"

Gerçek İslâm... Yeni vecd, yeni nizam, yeni yurt...
Gerçek İslâm... Ne yobaz, ne put adam, ne bozkurt...



Cevap Ekle