İçeriğe git

Foto

Karacaahmet


Konuda 5 cevap var

#1
SusQuN

SusQuN

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 210 Mesaj sayısı:
KARACAAHMET

Deryada sonsuzluğu zikretmeye ne zahmet!
Al sana, derya gibi sonsuz Karacaahmet!

Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde;
Ona sor, gidenlerden kalan şey neymiş elde?

Mezar, mezar, zıtların kenetlendiği nokta;
Mezar, mezar, varlığa yol veren geçit, yokta...

Onda sırların sırrı: Bulmak için kaybetmek.
Parmakların saydığı ne varsa hep tüketmek.

Varmak o iklime ki, uğramaz ihtiyarlık;
Ebedi gençliğin taht kurduğu yer, mezarlık.

Ebedi gençlik ölüm, desem kimse inanmaz;
Taş ihtiyarlar, servi çürür, ölüm yıpranmaz.

Karacaahmet bana neler söylüyor, neler!
Diyor ki, viran olmaz tek bucak, viraneler,

Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm...

Hep olmadan hiç olmaz, hiçin ötesinde hep;
Bu mu dersin, taşlarda donmuş sukuta sebep?

Kavuklu, başörtülü, fesli, başacık taşlar;
Taşlara yaslanmış da küflü kemikten başlar,

Kum dolu gözleriyle süzüyor insanları;
Süzüyor, sahi diye toprağa basanları.

Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,
Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.

Onlar ki, sıfırlarda rakamları bulmuşlar,
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.

Söyle Karacaahmet, bu ne acıklı talih!
Taşlarına kapanmış, ağlıyor koca tarih!

Hangi Ara Koptu Yaprak Yaprak Takvimler?

#2
isyanlı sükut

isyanlı sükut

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 149 Mesaj sayısı:
Zaman deli gömleği, onu yırtan da ölüm;
Ölümde yekpare an, ne kesiklik, ne bölüm

bu mısralar çok şey anlatıyor.....
Aklım kumsal iken, ben toz paresi
Çıktıkça yükseğe alçalır oldum
Düşündüm derdimin nedir çaresi
Susarak konuşmak, sonunda buldum

Gönderilen resim


#3
Divane'

Divane'

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 3 Mesaj sayısı:
böyle bir şiiri öyle herhangi birinin yazabileceğine inanmıyorum..
üstad'la tanışmama vesile olan bu şiir onun ne derece hak sevdalısı oldugunu ve bir şeyh'e bağlandığını , Allah dostlarının sohbetleriyle yoğurulduğunu gösteriyor..
Gönderilen resim
Ah! küçük hokkabazlık, sefil aynalı dolap;
Bir şapka, bir eldiven, bir maymun ve inkılap!

#4
görünmez

görünmez

    Super Moderator

  • Albay
  • 115 Mesaj sayısı:
"Göbeğinde yalancı şehrin, sahici belde..."

Bir Veliye, ‘bu yerin merkezi nerededir?’ diye soran yolcu, Velinin tarif ettiği yoldan ilerlerken karşısına çıkan uçsuz bucaksız mezarlığa bakıp hiddetle geriye döner ve Veliye, dediği yoldan gittiğini ve mezarlıktan başka bir şey bulamadığını söyleyince, aldığı cevap bir harikadır : ‘şehirlerin merkezi mezarlıklardır.’ Mezarlıklar bahsinde sayısız menkıbelerin merkezi de İslam Tarihidir. Sürekli mezarlıklarda vakit geçiren bir büyüğe, neden böyle yaptığı sorulunca, ‘ölüler benim en hakiki dostlarım, ne arkamdan çekiştirir, ne iftira eder ne de yalan söylerler.’ diyerek, vereceği nasihati bizzat yerinde gösterme yüceliğiyle net bir örnek olmuştur.

Yaradan’dan başka her yaşayanın öleceği malum. Kıyametin kopmasıyla can verecek olan şeylerden biri de, şu kadar bin senedir kurduğu krallığıyla kanunlar koyan, koyduğu kanunları yıkan, dünyaya hakim olan (Yalan). Kendisiyle hiçbir imparatorluğun mukayese edilemeyeceği (Yalan) da birgün can verecek fakat yeryüzünde adım atan, nefes alan, dili olan insan kaldıkça; onun o kocaman şehri güneşi görmeye, ayın denizdeki yansımasını izlemeye, yıldızları seyretmeye, insanoğlunu kıskacında döndürmeye de devam edecek. Onun karşısında da Yunus’un ‘ne söylerler ne bir haber verirler.’ dediği mezarlıklar… Söyleyemedikleri, haber veremedikleri için mi anlayamıyoruz? Yalancı çitlerle çevrili sahte bahçenin plastik çiçekleri mi gözlerimizi örtüyor?...

“Yatağına gül ve nesrin serilmeden uyuyamazdın
Şimdi mezarında dikenler bitiyor.”

Sadi’nin derinliği ölçülmez cümlelerinden biri. Ölmüş bir sevgilinin ardından yazılan bu satırlar; gül, nesrin ve diken üçlemesiyle tüm insanlığı kucaklayacak kadar geniş.

Üstad, yaşadığını zannedenlerle, gerçekten yaşayanları Uyumak İstiyorum adlı şiirinde yerlerine oturtuyor : “Bir yurt ki bu diriler ölü, ölüler diri.” Şehrin hakiki merkezinin farklı tariflerinden biri.

“Karacaahmet bana neler söylüyor neler.” “ Ölüler bağırıyor mezarlarından.” Koca bir tarihin, taşlarına kapanıp ağladığı Karacaahmet’in Üstada söyledikleri; koca bir tarihi yeniden diriltecek iksire, onu yeniden şahlandıracak kuvvete haiz fakat bizler onu duyacak manevi kulaktan o güç nispetince aciziz. En iyisi dünya yalan söylemeye devam etsin, biz de onu dinlemeye… Acıtmıyor ne de olsa.

#5
mumin

mumin

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 1.034 Mesaj sayısı:
Ölüm, Üstad'ın işlediği temel temalardan. Belki de kalemine en çok "dava" kelimesi kadar yakışandır. Ölülerle konuşmak, ilahi alemin tütsüsünu yudumlamış mübarek insanların mesleğidir. Bir mezarlık insana evinden daha sevimli gelmelidir. Ki gözlemlediğimiz kadarıyla Üstad bu yuvaya aşina. Adeta bir nebze bize tattırıp merakımızı yerinden oynatıyor. O aleme özlem duyurtuyor. Bütün mısralar, satırlar nikotin kadar etkili. Biliyoruz ki asıl diriler onlar, asıl dünya mezarda, ne kadar leş varsa yaşayan, hepsi dünyayı soymakta.

Talan olan ruhumuz, Allah evlerimiz kabre dönüşmeden canımızı rızası dahilinde kabz etsin..

Elinde alâmet,
İzinde selâmet,
Tek isim... Muhammed...
Ne bir harf, ne kelâm;
Esselâm, esselâm...


#6
Mert Can

Mert Can

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 3 Mesaj sayısı:
çok teşekkürler paylaşım için



Cevap Ekle