İçeriğe git

Foto

Cahit Zarifoğlu


Konuda 62 cevap var

#21
gece güneşi

gece güneşi

    Gayretkâr Üye

  • YüzBaşı
  • 164 Mesaj sayısı:
İstanbul

Bir tohumdan daha az değil
Fatihin büyük güvercin kanatları
Meleklerin sık aralıklarla
Dokunduğu toprak
Güzel buyruklar
Gürbüz havalar
Boğaziçi bir akımdır
Bir akan sudur
Nice dergahlar
Dinler gibi nabzını
Yeni doğan çocukların
Yamaçlarda mezarlıklar
Sever gibi bazıları
Açık havada gömülmeyi
Çocuklar Topkapıda
Sedef kabzalı kılıçlar ellerinde
Rahlelerde Kur'an
Tefsir
Arapça
Farsça
Dikkatle önünü iliklemede
Padişah ve şehzade
Açılıyor dev bir kapı
Dikiliyor dev gibi bir sütun
Sütun başı sütun ayağı
Dibinde dilek şikayet sahipleri
Birer gürz gibi sağ ellerinde
İradeleri
Bir ellerinde arzuhalleri
Oğullarım
Dikkat edin
Hak yemeyin
Oğullarım
Mümkündür
Topal bir karınca
Mihnettir
Oğullarım
Mümkündür ki
Bir baş kesilir avluda
Akın, akan kanla
Cihangir
Taş yokuşlar
Eyüp
Sıla sıla Medine
Acı
Bu tortu
Karartır camları
Yorar küpleri
En berrak sular bile
Ve kapanıyor saray kapısı
Saklanıyor
Sarı sarı altınlar
Korkup
Şimdi birden Eminönü kalabalığı
Kimseyi tanımazsın
Kıyafetinden
Yüz çizgisinden
Katil efendi
Hırsız baş köşede
Haksız haklı
Şer belalı
Örtünmüş güneş
Çoktandır, yüzü nerde
Ya o ay
Kara bir zıbın biçmiş kendine
Bir düş
O buyruk
Şefaat
Gürbüz hava
O güzelleri İstanbulun
Dönüyor demir teker
HÜKMÜ PEŞİN VERMEKTE PEŞİN HÜKÜMCÜLÜK DEĞİL FİKİR NAMUSKARLIĞI VARDIR...

horoz vari gagalamak, papağan vari ağız oynatmak

#22
ilcege

ilcege

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 420 Mesaj sayısı:
Ama bir şarkıda geçer adımız

İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyordu. Sancılı, başarısız, kaotik bir öğrencilik dönemi idi onunki. Şiire sarılıyordu O da. Bir gün şiirlerini dosya hâline getirdi ve onları basacak bir yayınevi aramaya koyuldu. Ancak kapısını çaldığı yayınevlerinin hiçbirinden istediği cevabı alamadı. O da öğrenci bursu karşılığında bir matbaa sahibi ile anlaşıp bastırdı kitaplarını. Çok zor şartlarda okumaktaydı. Buna rağmen her ay aldığı bursu, bastırdığı kitabının ederi olarak matbaa sahibine ödüyordu. Birçok gece aç yattı, kimi zaman vapur parasını bile bulamayıp sokaklarda bozukluk aradı. Bastırdığı kitabı da en az onun kadar şanssızdı. Kitabının satılmasını sağlamak için bu kez kitapçıların yolunu tuttu. Fakat sadece bir yayıncı, kitabın gerçek pahasının yarısına yüz kitabını ondan satın aldı. Hem tek geçim kaynağından olmuş hem de yüzlerce kitapla kala kalmıştı. Kitapları koyacak yeri de yoktu genç adamın. Bir arkadaşına rica etti, kitapların barınacağı yer olarak bir ofisi buldu arkadaşı da. Ancak kitaplar, bütün kış boyunca ofis çalışanlarınca ısınmak amacıyla yakıldı. Kesin bir fiyaskoydu bu. Yıllar sonra Sarıkamış?ta askerliğini yaparken, kitabı bastırmak için harcadığı burs faiziyle beraber kapısını çalacak, arkadaşlarına kitaplarının telif ücretiyle borcunu kapatmalarını rica edecek ve O?na danışılmadan kitapları basılacaktı. Türk şiirine son yüzyılda armağan edilen en yetkin şiir kitabı, İşaret Çocukları işte böyle doğmuştu.

Cahit ZarifoğluAbdurrahman Cahit Zarifoğlu, kısa süren yaşamının her evresinde zaman mefhumuyla sürekli bir çatışkı hâlinde olacaktı. Yargıç bir babanın oğlu olmasından mütevellit sürekli şehir değiştirecek, doğallıkla eğitim hayatı asla bir düzen içinde seyretmeyecekti. Korkunç bir iklimdi çocukluğu. Sözgelişi Türk Edebiyatının engin düzlüğündeki bu yetkin süvari, Edebiyat dersinden ikmâle kalacak ve okulunu uzatacaktı. Kara Lise?de okurken pilot olma sevdasına kapılacak, brövesini alıp uçacakken eğitmenini bir kazada kaybedecekti. İnkılâp dergisi için düzenlediği kültür eki mezun olmasıyla sadece tek sayı çıkacak ve Zarifoğlu ?Bu şehirden kaçmak vaktidir artık? diyerek, aynı sınıfta olmalarına rağmen kendisinden önce mezun olup İstanbul?un yolunu tutan arkadaşlarını takip edecekti. Yirmi iki yaşında iken Açı ile bir açılım arayacak ama o da bir sayı ile akîm kalacaktı. Hesaplanamadan Ölü adlı şiirinde ?korkunç? olarak niteleyeceği fakülte hayatını on yılda bitirebilmiştir şair. Şiirleri için mahreç noktası kabul edilen Alman ozan Rainer Maria Rilke üzerine hazırladığı bitirme tezi, ?boş vermiş ve avare? bir yapıda olduğu gerekçe gösterilerek reddedilmiş, orijinal metni koruyarak ve aralara dipnotlar ekleyerek gerisin geriye arz ettiğinde ancak kabul edilmişti. Fikirlerini başka gölgeler altında saklayarak kabul ettirebilmişti yazar. Okulun uzaması hayat gailesini de uzatacak, yirmili yaşlarda başlayan pankreas sıkıntısı otuz üç yaşından itibaren yakasına sımsıkı yapışacak ve O?nu şair Hüsrev Hatemi?nin gözetiminde iken, henüz menevişleniyorken şiirli ağzı, hastane odalarında teşne bırakacaktı. Otuz dört yaşında iken askere alınacak ve hiçbir gelirinin olmadığı bu dönemde önüne bir sürü, vadesi geçmiş borç senedi çıkacaktı. Otuz altı yaşında Necip Fazıl Kısakürek?in aracılığı ile evlenecek ama çocukları sevmede peygambere öykünen Zarifoğlu, en büyük evladını sadece on yıl görebilecekti.

Cahit ZarifoğluBelki de bu yüzden zaman konusunda tavizsiz olacak, Arzıhal?de ?çiledin mi dünya tutar inilemen? ?yaman halimiz [hakkımızı] helal ettiremezsek? dediği Sezai Karakoç onu bir saat beklettikten sonra ?Beklettim, hakkını helâl et? dediğinde, ?Etmiyorum? diyecekti. Kader erken gelirdi O?na gelmemesi gerektiğini düşünürken, zaman ise hep geç kalacaktı O?na. Zamana yay gerip ok atılmalıydı O?na göre, buydu yaşamak sezonundan memnun kalabilmenin reçetesi. Ve yine belki de bu sebeple, yaşadığı anın hakkını verebilmek için çırpınıp duracaktı. Zamanı bir hallaç gibi dağıtmalı ve her zerresini özümsemeliydi. Zaman Zarifoğlu?na göre yaşayan bir varlıktı; boğuk elleriyle okşardı başını, düşünebilirdi, gerileyebilirdi, tavır alabilirdi hoşuna gitmeyen bir şey gördüğünde ve bir şehidin açık ağzına gül konduğunda, ansızın durabilirdi. Zaman korkularını pervasız yaşayamadan düşen o şehitlerindi nitekim, onların ardından ağlayan kadınlarındı zaman. Özellikle İşaret Çocukları?nda zaman olgusu oldukça zengin benzetmelerle işlenmiştir şair tarafından. Kara Lise ve Mavera?dan arkadaşı Rasim Özdenören, ?Hareketi, kıpırtıyı, kımıldamayı hep sevdi.? diyecek ve Zarifoğlu?na göre yaşamanın hareket etmekle eşdeğer olduğunu vurgulayacaktı. Bunun bir tezahürü olarak, mezun olduktan sonra Almancasını geliştirmek için Goethe Enstitüsü?ne kaydolan şair, Avrupa?nın önemli merkezlerini otostop yaparak dolaşacaktı.

Cahit ZarifoğluSıkıntılı geçen yıllar epritecekti O?nu, korku ile anlaşılmaz bir ilişkisi olacaktı. Tanımsız bir klostrofobisi vardı, Boğaziçi Köprüsü?nden meselâ, geçmeye korkardı. O gelmeden evvel korku gitmeliydi, saklamalılardı korkuyu ondan köşe bucak. Korku ağzına ölümüyle kitlenmişti. Korku karanlığa yakışırdı, elbette onun karanlığa münhasır alacaklıları olacaktı, kapışsınlardı onu. Aşkın içinde bile korkunun nüveleri vardı. Bununla beraber, secdeye giden alın mübarekti, korku sadece onu korkutamazdı. Çünkü o dokunulmaz olmuştu secdeye gitmekle. Fakat Zarifoğlu şiirinde korku?nun niceliği de niteliği de dönemseldir elbette. Nitekim, İşaret Çocukları?nda yoğun olarak kullandığı korku imajını; ümitten, beyaz haberlerden, ışıktan, kısacası güzel şeylerden bahsettiği Yedi Güzel Adam?da hiç kullanmaz. Menziller?de ise artık korku ile hesaplaşmaya duracaktır. Menziller?de en az İşaret Çocukları?nda olduğu kadar kesif olan korku imgesi artık şairi rahatsız etmiyordur. Ve ölümünden birkaç ay önce yayımladığı kitabına da Korku ve Yakarış adını layık görecektir Zarifoğlu. Esas korkulmayı hak edeni keşfetmiştir, korkuyordur da. Korkuyordur ama artık diğergam bir korkudur bu.

?Nitekim, İşaret Çocukları?nda yoğun olarak kullandığı korku imajını; ümitten, beyaz haberlerden, ışıktan, kısacası güzel şeylerden bahsettiği Yedi Güzel Adam?da hiç kullanmaz?
Hüseyin Cahid Doğan
Ama Bir Şarkıda Geçer AdımızYaşadığı çağa yabancı değildi Cahit Zarifoğlu. Afgan?ın figanı olmuştur meselâ. Savaş Ritimleri çalışmasında Sovyet-Afgan savaşını işleyen ACZ, Sevinç Çağına Doğru şiirinde Afganlı savaşçıları destansı bir biçimde resmetmiş, Yıldızlar Üstlerinde?de ise Afganlı mücahitlerin Bedir?de savaşan sahabeden beslendiğini ifade etmiştir. Afganistan Çağıltısı ise büsbütün dünyaya açık bir çağrı özelliği taşır; ırkçılığı alenen reddeder ve bütün Müslümanları Afganistan?da yaşananlara duyarlı olmaya çağırır. Mavera?da ise Afganistanlı Abdülhak ve Meral Matuf?un ağzından orada yaşananları okura aktarmıştır. Bir başka zulmün, Hama katliamının Türkiye?ye uzanan çığlıdır Zarifoğlu. Zamanın Kerbela?sının Hama olduğunu ifade eder Hama: Sımsıcak şiirinde. Hama?da susturulan insanlar ve camilerin bütün bir insanlığın felaketi olmasından korkar. Filistin?de akan kanın ise ağıtıdır şair. İntifada üzerine yazılmış olan en güzel şiir de O?nun kaleminden çıkmıştır. O?na göre Filistin?de taş atan çocukların kanlarıyla dolan hokkalar, Yaradan?ın gazabını yoğurmaktadır. Mahzundur, mahcuptur, ezilmektedir olan-biten karşısında susan insanlık adına.

Şaşkınlıktır Cahit Zarifoğlu?nun çevresine saçtığı. Daha tanışmıyorlarken Cemal Süreya?yı arayarak aynı evde kalmalarını teklif edecek, Süreya ise kendi tabiri ile uzun bir süre şaşkınlığını atamayacaktı. Aşka Dair?i de bu ilginç tanışma faslından sonra hem Papirüs?te hem de Papirüs seçkisinde yayımlanacaktır. Bundan dolayı Aşka Dair, İkinci Yeni içinde Zarifoğlu?nun en bilindik şiiri olacaktır. Necip Fazıl Kısakürek?i şaşırtmıştır ?Üstad bu oyuncaklarla siz mi oynuyorsunuz?? diye sorarak. Üstadından ?Artist? cevabını almıştır sorusuna. Namaz vaktinin geçmekte olduğunu fark ederek İstanbul?un en işlek caddesine seccade atıp namaz kıldığında, yanındakileri şaşkına çevirmiştir. İsmet Özel?in taraf değiştirmesi çağrısına ?Allah bilir? demiş, Özel?in yanındaki ?O ne karışırmış?? dediğinde de, ?Sadece O karışır? demiştir. Şiiri de şaşkına çevirmiştir şiirle uğraşanları. Fazla ya da eksiktir dizeleri, kapalıdır, anlaşılamıyordur. Kendisine bu durumu soran Nazif Gürdoğan?a ?Hiç kimse, şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir. Şiirimi bana şikayet ediyorlar. Anlamıyorsa niye rahatsız oluyor bilmem? Ben de Botanik?ten hiç anlamam? cevabını verecek; Rasim Özdenören?e ?Bu şiirin nesini anlamıyorlar?? diye dert yanacaktır. Rüyasında Necip Fazıl?ı gördüğünde arkadaşlarına, ?Üstadı gördüm, yirmi beş yıl sonra kavuşacağız dedi bana? dedikten yirmi beş gün sonra vefat edecektir.

Yaşantısını sahabelere endeksleme gayretindeydi Zarifoğlu. ?Ebu Zerr, çorbanın suyunu bol koy, komşularınla içersin? hadisini işittikten sonra, Mavera yazıhanesinde öyle yapacaklardı arkadaşlarıyla yemeklerini. Abdullah bin Mesud kadar korkusuzdu ?Ben Müslümanım? derken ve Ömer bin Hattab denli kararlıydı çizgisinde. Müslümandır ve İlhan Berk?e göre İslâm haritasında önemli bir şair ve Müslüman şiirin öncüsüdür. Selim İleri?nin okuyabilmek için aylarca beklediğini ifade ettiği Yaşamak adlı tasnifi yapılamamış eserinde evre evre anlatacaktır nasıl bir yaşam sürdüğünü.

Kocaeli ve Kahramanmaraş?ta birer caddeye adı verilen şair ayırca İstanbul?da bir okulunun tabelasını ismiyle süslemektedir. Çocuk Edebiyatı dalında ödülü bulunan ACZ, ayrıca şiir, roman, hikaye, deneme, tiyatro alanlarında da eserler yazmıştır. Ayrıca Anılar Defterinde Gül Yaprağı şiiri, Selçuk Küpçük tarafından bestelenmiş; Daralan Vakitler ve Afganistan Çağıltısı da İbrahim Sadri tarafından seslendirilmiştir. Zarifoğlu?nu ölümünden önemli bir süre sonra, 2003 yılında Vivo?nun öncülüğünde tekrar keşfetme ve anlama gayreti oluşmuş, bu dönemde Okuntu, Kitap Haber, Parşömen, Hece gibi dergiler özel sayılar yayımlamış; Müslüman şiir için bir ilk olarak adına şiir ödülü konulmuş (Sadece iki kere verilebildi), hayatı belgesele aktarılmış, açık oturumlar düzenlenmiş ve Cahit Zarifoğlu Girişimi kurulmuştur.

Hüseyin Cahid Doğan
Dışı sükûn ile zahir, derunu mahşerdir. Hâmid

#23
ilcege

ilcege

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 420 Mesaj sayısı:
“...ve raskolnikov müthiş bir iman ağrısı çekmektedir”
Dışı sükûn ile zahir, derunu mahşerdir. Hâmid

#24
nedamet..

nedamet..

    Müdavim

  • Teğmen
  • 326 Mesaj sayısı:
ZAMANA YAY GERİP
OK ATMAK


Şarkı ve oyma dudak
Sağlam gözleri
Ve yandan bakılınca
Uzun yüzünde kabartma bir deniz

Bütün kuşlarla gidilir yanına
Sıhhat'i bir hava seçilir dolaptan
Bakılır en arkaya durmuş evin
Acısız aynasına

Bu yaşamak sezonu çok memnun
Yay gerip ok atan


.. ..... ... .....
.. .....
.. ..... ....
Hatırla maziyi mes’udu sen de ben gibi yan…
Tulûa bak beni yâd et, guruba bak beni an…

#25
Hayy bin Yakzan

Hayy bin Yakzan

    Müdavim

  • Teğmen
  • 294 Mesaj sayısı:
Üstad, evladıma diye imzalamış...

Gönderilen resim
Gönderilen resim


Gönderilen resim
Gönderilen resim





http://www.dunyabizi...php?id=19&no=23
Büyük Allah'a Yemin Olsun ki Esir Olmayacağız Hiç Birimiz...

Lâ Kadar Devrimci İllâ Kadar Muhafazakar !

#26
Muvazene

Muvazene

    Emektâr

  • YüzBaşı
  • 2.264 Mesaj sayısı:
Cahit Zarifoğlu'nun Müslümanlar adına önemli tespitler ihtiva eden bir yazısı:

NELER OKUMALI?

Müslümanlar olarak bir takım gayelerimiz var.
İslâmî esasların yürürlükte olmadığı bir devlette yaşıyoruz. Çocuklarımıza mekteplerinde şiddetle reddettiğimiz düşünceler ve zevkler aşılanıyor. Muhalif ya da düşman bildiğimiz biri tarafından söylendiği takdirde, cinleri tepemize çıkaracak nitelikteki şeyleri, evlerimize yerleştirdiğimiz televizyon, kendi hanemizde bize ve çocuklarımıza defalarca söylüyor ve bizi bu düşman düşünce ve fiillere karşı yumuşatıyor, dirençsiz hale getiriyor.
İslâmî olmayış bakımından daha ne gibi olumsuzluklar içerisindeyiz, tümünü tek tek saymaya ömrümüz yetmez.

Bütün olumsuzluklar içerisinde Müslümanlar olarak bir takım gayelerimiz var diyoruz. Bu olumsuzlukları hayatımızdan çıkarmak istiyoruz, istiyoruz ki, başta kendimiz, neticede bütün Müslümanlar, İslâm neyi emrediyorsa onu yapalım, neyi yasaklıyorsa ondan uzak duralım.
İslâm düşmanları, cemiyeti bugünkü şahsiyetsiz, içkici, faiz sever, laik ve başıbozuk hale getirmek için nasıl uzun yıllar gayret sarfetmişlerse, onları susturmak, insanları bu hainlerin elinden kurtarmak için de aynı derecede, belki de daha fazla gayret göstermek gerekli.

Müslümanların siyasî alanda bilinçlenmelerini arzu ediyoruz.
Demokrasi nedir, Batıcılık nedir, Batı nedir, Batıcı nedir, Emperyalizm nedir, bunların ve benzerlerinin, hemen hemen dünyadaki bütün Müslümanların boğazına nasıl ve kimler saldırmışlardır? İşte bütün bunların, en kaba hatlarıyla da olsa, bilinmesini istiyoruz. Bunlar bilinmelidir ki, siyasî bir tercih, bir hareket söz konusu olduğu zaman, Müslümanların, yanılmadan neyin yanında yer alacaklarını kestirmeleri mümkün olsun.

Bu şuur verildiği takdirde, tertemiz Müslümanlar oldukları halde, kapitalist, faizci, kemalist ve laik zihniyetli, gayr-i İslâmî bir gidişatın temsilcisi parti ve örgütlerin arkasından gidenler, hatalarını idrak edip doğruya yönelebilirler.

Diğer yandan Müslümanların İslâmî konuları okuyup, öğrenip, kendi yakınlarına özellikle çocuklarına öğretmelerini istiyoruz. Bir davanın askerliğini yapmak için o davayı enine boyuna bilmek gerekir.
İslâm'ı iyi bilmek, onu yaşamak için, onu yaşatmak için, onu tebliğ etmek için, onu savunmak için ve nihayet onun uğruna ölmek için gerekli bize.

İnsanımız "Namaz Hocası" okur. Mevzuları daha teferruatlı ele alan, "ilmihal"ler okur. Bizler için muhakkak ki en başta okunması gereken ve ölünceye kadar tekrar tekrar okunması gereken kitaplar İlmihallerdir.
Ve insanımız İhya okur, Kimya-yı Saadet okur, Nimet-i İslâm, Âhmediyye, Reşâhat okur. Velhasıl güzel, pek güzel şeyler okur. Okur ama, yukarıda sözünü ettiğimiz şekilde bilinçli olmadığı için, bu okuduklarından elde ettiği kazançları bir afet gibi silip süpüren televizyonun başından da ayrılmaz, bu okuduklarından elde ettiği kazançların üzerine kara ve habis bir gölge gibi çullanan Tercüman, Milliyet, Hürriyet, Günaydın gibi mukaddesat düşmanı veya tahripçisi yayınları da okur.

(Cahit Zarifoğlu'nun 'Bir Değirmendir Bu Dünya' isimli kitabından iktibas edilmiştir.)
Biricik meselem, Sonsuza varmak...

#27
trradomir

trradomir

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 944 Mesaj sayısı:
Yahu bu merhuma bambaşka bir sempatim var benim. Bu kadar orijinal bir adam var mıdır Türk edebiyatında? Kendisi yine koparmış kafadan. 'En çok okuduğum şair Cahit Zarifoğlu'dur' ne demek yahu? Ahahaah.

Edebiyattan hep sınıfta kalabilirim

Bir okula mensup olmadım. Ustam da olmadı. Rilke'nin etkisinde kalmış olabilirim. Ama onu hiç tanımadan zaten ovarî yazıyormuşum. Böyle demişlerdi. Daha çok kendimin etkisinde kaldım. En çok okuduğum şair Cahit Zarifoğlu'dur. Hani etkisinde kalmış olabilirim dediğim Rilke'den okuduğum şiir sayısı onu geçmez. Sistemli bir edebiyat okuyucusu olamadım. Edebiyattan hep sınıfta kalabilirim. Yerli edebiyatı, hele edebiyat tarihini hiç bilmem. Bunları bir gün itiraf edeceğimi biliyordum.

(KONUŞMALAR, CAHİT ZARİFOĞLU, BEYAN YAYINLARI)
Atsineği...

#28
tugra

tugra

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 196 Mesaj sayısı:
UZAK

İlle gerek mi özlediğimi söylemek,
Ya da sevdiğimi seni?
Hem gelecek günlere bıraktım seninle olmayı,
Seninle ölmeyi, bir güzel,
Seninle.
mütevekkil gettomun ninnisi hüzzam
inşallah cennette yıllanırız vesselam.

#29
tugra

tugra

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 196 Mesaj sayısı:
BERAT ZARİFOĞLU İLE SÖYLEŞİ

"Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı"

Berat Hanımla sohbetimize başlamadan önce bize mükellef bir sofra kurup, başına oturtmayı ihmal etmedi. Bu evde, duydukları hiçbir şeyin eksikliğini dile getirmeyen, ince ruhlu insanların, bir şairin ruhu ve bir babanın eksikliğini duyumsayarak yaşadığını belli eden bir hava var.

Berat Hanım, bizi ev kıyafetiyle karşıladığı için özür diledi ve daha önce bir misafirini kırmızılar içinde karşıladığını şöyle anlattı:

BERAT ZARİFOĞLU: Kırmızı, şehitlerin üzerine örtülür ya... Ben de aynen öyle, toprağa düşmüş bir asker gibi görüyorum kendimi...

ELİF BİLGE: Bunu, rahmetli eşinizin yokluğu ile alakalı olarak mı hissediyorsunuz?
Peki, daha detaylandıracak olursak, babasız çocuk yetiştirmenin zorlukları neler?

B. Z.: İyi bir anne miyim acaba diye sorguluyorum. Emeğimin karşılığını aldım mı? İstediğim yere geldiler mi? Cahit olsa daha mı iyi olurdu? Hele ki İstanbul gibi bir yerde bu çok daha zor. Cahit olsaydı iş bana düşmezdi.

E. B. : Bunun zorluğu her yerde duyulmakla beraber, İstanbul'da katlanacağı muhakkak. Cahit Zarifoğlu hayatta olsaydı, sadece annelik görevini üstlenmiş olacaktınız. Ama şimdi hem anne hem babasınız. Peki, bir anne, ne kadar baba olabiliyor sizce?

B. Z.: Babanın bir ağırlığı var. Ne kadar gayret etse de, bir anne babanın yerini tam anlamıyla tutamıyor. Babanın sağlamlığı var. Anneyle daha kolay yüz göz olabiliyor çocuklar. Evde "en iyisini o bilir" denilebilecek bir baba mefhumu olmadığı için, herkes kendi doğrusunun peşinden gidiyor.

Çocuklarım bana pek bir şey sormaz. Ben, bir şeyi yapacakken "acaba böyle mi olmalı" diye sorarım, ama her adımdan emin kılacak babanın olmayışının eksikliği duyulmayacak gibi değil. Cahit'in en iyisini bildiğini bildiğim için, bir durumda ona danışmanın rahatlığını özlüyorum. Bazen diyorum, Ona sorabilsem "Şöyle mi yapayım, gittiğim yol doğru mu, izlediğim taktik isabet mi?" diyebilsem, O da bana yol gösterse de içim rahatlasa... Beni görüyor mudur, kızıyor mudur bana diye düşündüğüm çok oluyor...

E. B.: Eşinizin sağlığında çocuklarına tavrından ya da olaylar karşısında takındığı tavırdan yola çıkarak, durumlara göre o tavrı taklit yoluna gittiğiniz oluyor mu?

B. Z. : Cahit kolay bir zamanı biliyor. Ergenlik çağlarını bilmedi. Zor dönemleri bana kaldı. Bazı şeyler, belli yaşlardan sonra verilir. Cahit olsaydı çocuklarım namazları konusunda daha dikkatli olurlardı belki.

E. B. : Çocuklarına ve eşine muamelesi nasıldı?

B. Z. : Çok çalışırdı. Devamlı içerde daktilo sesi... Ama hafta sonlarını bize ayırırdı. Arabanın içinde, yağmurun altında piknik yaptığımızı bilirim. Çiçek ekmek vardı o zaman, çiçek ekmeği çok severdi. Ondan alırdık, plastik bardak alırdık, çocukları arabaya doldururduk ve sahilde piknik yapardık arabanın içinde.

Bazen çok çalışmasına içerlerdim. "Bu adam hiç evlenmemeliydi" derdim. Ama duyardım, bazı yazarlar şairler, eşi çay kahve getirdiğinde bile, "Dikkatimi dağıttın" diye kızarlarmış. Allah razı olsun Cahit hiç öyle yapmazdı. Çayı alır ve teşekkür ederdi. Nazikti.

E. B. : Bir şairle yaşamak zor yani... Ama anladığımız kadarıyla, eşinizin inceliği, şairliğinin ağırlığını biraz nötrlemiş.

B. Z. : Evet. Ama iyi yönleri de az değil elbette. Onu şiirlerinde daha iyi tanırdım. Beraber bir olay yaşadık mesela, o zaman ne hissettiğini anlamazdım ama o konuda yazdığı şeyi okuduğumda "Aa ne kadar üzülmüş" derdim mesela..

E. B. : Önemli bir meziyetiniz dikkat çekiyor. Ve evliliğinizin ve sonrasının muhabbetli olmasını buna bağlıyorum: Beyinize olan itimadınız... Günümüz evliliklerinde olan bir çok problem, hanımların "Asıl ben bilirim, niye o biliyor ki, niye onun dediği olacak ki" davalarından kaynaklanıyor. Oysa erkeğin tabiatında savunmak, kadının tabiatında sığınmak var. Maalesef modern dünya, insan tabiatını bozarak birçok kurumu değersizleştiriyor. Eşinize bakış açınızı nasıl özetliyorsunuz?

B. Z. : Ben bembeyaz bir sayfaydım, Cahit bende şiir yazdı. Ben, bilmediğim pek çok şeyi ondan öğrendim. Sabırla öğretirdi. Hata yaptığımda düzeltirdi. Cahit'e uygun değildim, Onun dengi değildim. Onu önceden tanıyıp da, ona göre bir şeyler öğrenmeyi, kendimi geliştirmeye çalışmayı isterdim.

E. B. : Şiirlerinden maada, Cahit Zarifoğlu'nu tanıdığımız kadarıyla, entelektüel birikimden ziyade temizliğe ve kemiyete önem verdiğini biliyoruz. Bu evliliği tercihinde de, bu önem sıralamasının yeri büyük. Dolayısıyla, hürmetkarlığınız ve cefakarlığınız sizi ona layık olma boyutuna çoktan taşımış. Bir eşten beklenen de tastamam budur zaten.

B. Z. : Basit şeylerden kavga edilmez. Erkeğin hakkı çoktur. Gözetmek gerek. Eve girsin, bir karnını doyur, dinlenmesine izin ver, sonra söyle ne söyleyeceksen. Ama maalesef hanımlar daha kapıda başlayabiliyor yakınmalarına.

Öğrenmenin de yaşı yoktur, insan eşinden öğrenmekten yüksünmemeli. Ben hiç, Cahit'in bana aynı zamanda bir öğretmen olmasını gurur meselesi yapmadım. Hatta bundan mutlu oldum. Zaten ben her şeye iyi tarafından bakmaya alışmışım, kötülüğü görmem. Mesela bir yere gideriz, oturmaya. Ben o insanların bir beni karşılarken gülümsediğini bilirim bir de ağırladığını. Arada surat astıkları zamanlar olmuştur. Laf arasında yanlış konuşmuştur, hiç onları görmemişimdir. Çocuklar bazen "anne sen çok safsın" der.
E. B. : Saflık, asıl anlamının dışında kullanılıyor artık. Biz gerçek manasıyla kullanıp, "Ne mutlu saf kalabilene" diyelim. Dilinize ve yüreğinize sağlık.
mütevekkil gettomun ninnisi hüzzam
inşallah cennette yıllanırız vesselam.

#30
buyukdogu

buyukdogu

    Ayrıldı

  • Sivil
  • 1.176 Mesaj sayısı:
Güzel adam ACZ. Güzel yaşadılar, güzel düşündüler ve güzel yazdılar. Mevlam ona ve onun gibilere rahmetiyle muamele eylesin.

Hiç...

#31
nurulhak

nurulhak

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 571 Mesaj sayısı:
yanılmıyorsam iki gün önce Hilal tv'de Cahit Zarifoğlu ile ilgili güzel bir program yapılmıştı. Cahit Zarifoğlundan bahsederken Üstad'ın adı geçmemiş olamaz bu sebeble Üstad'ı da bol bol andılar. Cahit Zarifoğlunun eşi Berat Zarifoğlu, Arvâsî ailesine mensub imiş ve kız istemeye bizzat Üstad gitmiş.
İyi insanlar iyilere yaraşıyor. Böyle güzel bir Adama güzel bir hanımefendi layık olabilirdi.
Allah bir demektense ecel teri dökerken
Ölüversem beklenmez bir anda Allah bir derken.

#32
trradomir

trradomir

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 944 Mesaj sayısı:
Geçende şu enteresan adamın 500 sahifeden müteşekkil, eşarinin kısm-ı küllîini havi bir kitap tuğlası geçti elime, yeni bitirdim ama ben de kalmadım galiba. Ramazan'dan beri verdiğim 4 kiloyu kitaba borçlu olabilirim, ondan şüpheleniyorum. Senin neyine 'Şu modernist Müslümanlar nasıl şiir söylüyor acep' diye koca kitabı bitirmek, okuduklarınla yetinsene be adam manyak mısın entel misin nesin. Modern şiir dediklerinin ne iğrenç bir tecrübe olduğuna imanım artık daha da kavi. Hayır, aradaki buluşlara, ifadelere, mısra gruplarına hayran olmasam çizip atacağım abinin şiirini zihnimde de, ona da imkan vermemiş ki. Kaç kişi yapabilmiştir 'Orası neresi / Burası bir adam' muzipliğini, kaç babayiğit söyleyebilir 'Baktığın dağların düşüncesi bile ağlatır beni / Hür olurum buyruklarını bir bir donansam sultanım' bercestesini; bilmiyorum. Yahu ama ben bunları daha önce de okumuştum, neden oturup bütün kitabı devirdim şimdi? Bercestelik bir yığın mısra çıktı çıkmaya da, sadakat abidesi karakterine, müsbet kalenderliğe çalan derbederliğine ve dasıtani muzipliğine hasta olduğum Cahit abi de beni buna alıştıramadıysa, feriştahı gelse modern şiire bağlayamaz beni artık.

Kitapta ilgi çekebilecek şöyle bir şiir daha vardı, onu yazayım da Nedim okumaya başlayayım, bediiyat idrakimi ancak paklar:

Schwaebisch-Hall 1972

şvebiş-hal'de
büyük bir park heralman kentinde
bulunduğu gibi
ve merdiven tiyatrosunda
bir adam yaratmak piyesi
olmaz dedi berdel
tek saf damarı avrupanın
gözlerimiz yaşarıyor
yanağındaki kırmızılıktan akıp duruyor herşeyimiz
tırmanmaya başladı merdivenleri
haylbronlu kedi
sarışın -
ve kara açılımıyla kırbaçlar
uzun saçları -
ve bindiği atlar sıyırır kayaları
genç
ve durup direnecek sanki kasları
ve o bakışlar kaçıp saklanan
ve umulmadık anlarda karşılaşılan arzlar
aktörlük yaptığı için kendinden
nerkeste olduğundan daha emin
olmaz dedi berdel
şiirlerimi oku derken
birden
necip fazıl göründü merdivenlerde
müt-
hiş-
ti.
bilin ki berbel
jan janin
sen de merikalı tom
ve seya
bütün ecdadınız barındı içimizdeki hoşgörüde
bir gün
baktıkça değişen ve beni alabilen
enginliklerinde
bal görünümlü gamzelerinde
dudaklarının zümrütten gibi
billurluk yansıyan çekişlerinde coşarak ekstazla
. zira aklında değil
güzelliğinle anlıyordun.
işte bütün bunlarda
bütün dünyaya
üstad necip fazılı anlattım dedim ki
O görünür görünmez
Daha ilk sesi ilk kelimeleri
İlk mimikleri ve yüzünde
İçiçe dönen binlerce daireyle
İnsanı alır gönül hücrelerine salar
kanını yapısını bozar
yepyeni bir terkiple atar meydanlara
çünkü çok gördüm
onun
yüzündeki ahenge ulaşacağım diye
temelinden sallanan yapıları
aklım mı köpürüyor ne vakti deniz
toprağa kene gibi yapışmış ağaçlar
köpek bastırıyor kanı
avrupa kadını ne kapılar ısmarlıyor
kapanıyor içindeki bütün çengeller
insan tarihi kadar eski bir hasretle
bakıyor-
ve alıyor
Atsineği...

#33
yavuzlenk

yavuzlenk

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 291 Mesaj sayısı:
Sismograf mamülü.
Toprak post,
Allah dost...

#34
Eşref Bey

Eşref Bey

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 414 Mesaj sayısı:
KABÜL



Eski şairliklerim gitti gözümden

Gayridir başka bir hal kuşanıyorum



Azık yoldaş olmaz haydi geç toklukları

Az'la doymak yap deş insan zamanlarını



At al at bin at kuşan da ciğerin koş

Davran bre çocuk doyma ilk sulardan



Hehey gözüm hehey gözyaş odsuz kaldın

Nice hançer dürdün sabır balyaladın



Göğsümde bir küçücük derya buldum

Kabına sığmaz bir ceylan yoldaşım



Eteğini toplamış bir sevgili düştü kumsala

Ufacık kuru dudaklarında bir hasret sayhası



De Zarif inle. Ta ki huzra vardın

Nice yıl isyan durdun gurbet kaldın
Onu beyni kanayan soylu kafalara sor;
Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor...

1974

#35
Butimar

Butimar

    Gayretkâr Üye

  • YüzBaşı
  • 97 Mesaj sayısı:
‎''Sesini işitiyorum
Yüreğimden bir adın daha geçiyor
Derken
Serpilip ırmak olacak bir su kalkıyor
Kımıltısız kuru topraktan

Düşünüyorum.''
İnler eski bir şarkı elindeki sazından.
Ne yapsa çıkamadı acılar kıskacından...
Ömrünü tüketse de hep böyle kalacaktı,
Kurtuluş yok anladı,Yazıklar Çıkmazı'ndan...

#36
mustafa ay

mustafa ay

    Sessiz Üye

  • Teğmen
  • 5 Mesaj sayısı:
arkadaşlar cahit zarifoğlunun "raskolnikov müthiş bir allah agrısı çekiyordu" sözü hangi şiirinde geçiyor.aradım ama bulamadım bilen arkadaslar varsa şiirin adını cevap olarak yazarlarsa çok memnun olurum.şimdiden teşekkürler..

#37
kurşunkalem

kurşunkalem

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 478 Mesaj sayısı:
Ah şu yalnızlık kemik gibi. ne yana dönsen batar...

#38
Eşref Bey

Eşref Bey

    Müdavim

  • YüzBaşı
  • 414 Mesaj sayısı:
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları...

Bu sözünü bir arkadaşıma söylediğimde, Cahit Zarifoğlu'nun ne büyük bir şair olduğuna bu bile yeter deyip okumaya başlamıştı Ustayı...
Onu beyni kanayan soylu kafalara sor;
Ölüm zorların zoru, yaşamak ondan da zor...

1974

#39
sark

sark

    Emektar

  • YüzBaşı
  • 795 Mesaj sayısı:
"bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
konuşurlar
isterler
susarlar
dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
ev meslek iş para geçim diyerek
düşünün şimdi bir de
şehirlerde kasaba ve köylerde
başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu."

ACZ
"Benim olmadığım yerde kimse yoktur!"

#40
Mabed

Mabed

    Gayretkâr Üye

  • Teğmen
  • 121 Mesaj sayısı:
Evet yani ben!
Ruhu çarmıha gerilmiş
kanlı bir idrak!..

ACZ

bir bakıyorsun ki bitmiş..



Cevap Ekle