#1
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:30 ÖS
Peygamberimiz'e (sav) yazılan ilk şiir daha O doğmadan YEDİ ASIR ÖNCE yazılmış..
bu özel şiir Es'ad Ubu Kerib el-Himyeri'ye aitmiş..
işte o şiir:
Şehadet ederim
Varlıkları yoktan var eden ALLAHa
O'nun tarafından bir elçi gönderilecektir
Adı Ahmet olan
Ömrüm yetişirse gelişine
O'na yardımcı olurdum
Hem de amca oğlu..
O zaman
Savaşırdım kılıcımla düşmanlarına karşı
Siler yok ederdim sinesinden
Bütün elem ve kederleri
Mutlu olması için
Gereken ne ise yapardım..
Bu nasıl bir sevgi,nasıl bir aşk ki ezelden ebede herkes O'na sevdalı..inanan inanmayan herkes O'na hayran..
Rabbim hakkıyla sevenlerden eylesin inşaallah..
O kutlu sevdayı tadanlardan olmak duasıyla..
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#2
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:33 ÖS
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi...
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam...
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.
Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek...
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım...
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım...
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta...
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun...
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!
m.fethullah Gülen
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#3
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:35 ÖS
Sadr-ı cemî' mürselîn
Sensin Yâ Rasûlallâh
Bedr-i eflâk-i yakîn
Sensin Yâ Rasûlallâh
Nûrun sirâc-ı vehhâc
Alemler sana muhtâc
Sâhib-i tâc u mi'râc
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ayîne-i Rahmânî
Nûr-i pâk-i sübhânî
Sırr-ı seb-a'l-meânî
Sensin Yâ Rasûlallâh
Şâhidin leyl-i isrâ
Sübhânellezî esrâ
Câmi-i cümle esmâ
Sensin Yâ Rasûlallâh
Ey menba-ı lutf u cûd
Yerin makâm-ı mahmûd
Yaradılmışdan maksûd
Sensin Yâ Rasûlallâh
Canlar içinde cânân
Ma'den-i ilm u irfân
Ceddim ü pîrim sultân
Sensin Yâ Rasûlallâh
Açan râh-ı tevhîdi
Bulan sırr-ı tefrîdi
Hüdâyî'nin ümmîdi
Sensin Yâ Rasûlallâh
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
#4
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:35 ÖS
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur
Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat
En müstesna doğuşa hamiledir kainat
Yıllardır boz bulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Hasretin alev alev içime bir an düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü
İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin
Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak
Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak
Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü
nurullah Genç
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#5
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:44 ÖS
"Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su
Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su
Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su
Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
ihtiyât ilen içer her kimde olsa yara su
Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su
Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su
Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n'ola
Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su
Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su
iste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su
Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su
Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su
Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su
Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su
Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su
içmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
Gül budağınun mizâcına gire kurtara su
Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
iktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr'a su
Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su
Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
Mu'cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su
Mu'cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su
Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr'a su
Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su
Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su
Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su
Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su
Zikr-i na'tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su
Yâ Habîballah yâ Hayre'l beşer müştakunam
Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su
Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi'râcda
Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su
Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su
Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su
Yümn-i na'tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
Ebr-i nîsândan dönen tek lü'lü şeh-vâra su
Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su
Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su."
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#6
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:46 ÖS
İki cihân sultânının
Doğduğu ay geldi yine
İlm u meârif kânının
Doğduğu ay geldi yine
Gelsün şefâat isteyen
Bulsun safâ anı seven
Ol sâhib-i hulk-i hasen
Doğduğu ay geldi yine
Bedr-i dücâ şems-i duhâ
Verd-i gülistân-ı Hudâ
Hakk'ın habîbi Mustafâ
Doğduğu ay geldi yine
Bir âşık u sâdık kanı
Râhat bula cân u teni
Sırr-ı hakîkat mahzeni
Doğduğu ay geldi yine
Anı Hüdâyî kim sever
Matlûba bulmuştur zafer
Fahr-ı cihân Hayru'l-beşer
Doğduğu ay geldi yine
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
#7
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:47 ÖS
Bütün sürgünlüklerim bir bak1ma bu sürgünün bir süregi
Bütün törenlerin sölenlerin ayinlerin yortularin disinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layikolmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüregime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yoruldugum ayakabilarimdan degil
Ayaklarimdan belli
Lambalar egri
Aynalar akrep melegi
Zaman çarpilmis atin son hayali
Ev miras degil mirasin hayaleti
Ey gönlümün dogurdugu
Büyüttügü emzirdigi
Kus tüyünden
Ve kus südünden
Geceler ve gündüzlerde
Insanliga anit gibi yükselttigi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Bütün siirlerde söyledigim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandim Salome'nin Belkis'in
Bosunaydi saklamaya çalismam öylesine asikarsin bellisin
Kuslar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devsirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alir sonsuzlugun haberini
Ey gönüllerin en yumusagi en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yillar geçti sapan ölümsüz iz birakti toprakta
Yildizlara uzaniphep seni sordum gece yarilarinda
Çati katlarinda bodrum katlarinda
Gölgendi gecemi aydinlatan essiz lamba
Hep Kanlica'da Emirgan'da
Kandilli'nin kursuni safaklarinda
Seninle söylesip durdum bir ömrün baharinda yazinda
simdi onun birdenbire gelen sonbaharinda
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Ey çagdas Kudüs (Meryem)
Ey sirrini gönlünde tasiyan Misir (Züleyha)
Ey ipeklere yumusaklik bagislayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Daglarin yikilisini gördüm bir Venüs bardaginda
Köle gibi satildim pazarlar pazarinda
Günesin sarardigini gördüm Konstantin duvarinda
Senin hayallerinle yandim düslerin civarinda
Gölgendi yansiyip duran bengisu pinarinda
Ölüm düsüncesinin beni sardigi su anda
Verilmemis hesaplarin korkusuyla
Sana geldim ayaklarina kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layik olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünüm benim
Ülkendeki kuslardan ne haber vardir
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir
Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir
Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir
Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir
O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir
Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir
Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir
Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir
Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir
Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir
Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai Karakoç
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#8
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:50 ÖS
Sevgili
Bir fırtına ki denizde,
Alabora olmadan gizde,
Karaya çıkmak için gemide;
Kurtuluş timsal bulur sevgilide.
Bin bir türlü fikir,
Hangisi pak, hangisi kir?
Bildirir O bir, tek-bir zikir;
Akıl timsal bulur sevgilide.
Bugün ne, bugün ne?
Uyandık mahşer gününe?
Şefaat dileyenin her gününe;
Ahlak timsal bulur sevgilide.
Fikirden kurtularak, ölümden kurtulmuşlar.
#9
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 09:55 ÖS
MEVLAM!
Beni kendine dost seçinceye kadar yaşat
ve aşkınla yandığım bir anda al canımı!Al ki;
"ÖLÜM AŞKIMIN ADI OLSUN""
#10
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 10:32 ÖS
SONSUZLUK VE AŞK
bir nur'u bulmuşum anne gözyaşlarımda
bir teselli var sanki o güzel adında
bir'ide bulmuşum anne rabbin zevkiyle
koşmak isterdim onunla gökte elele
ve yarına uyanırmış gibi telaşlı,
ve ışığına koşmak dileyen sevdalı.
ne gurbette geçmişe yenik bir bekleyen
ne dünya üstünde kederliyim artık ben
bulmuşum sevda denen ebedi sonsuzu
bulmuşum ve bulduk seninle yolumuzu
....
....
....
GÖKHAN ÇAKMAZ
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
N.F.K.
#11
Gönderilme tarihi 24 Aralık 2008 - 10:42 ÖS
Allahın Nûru
Ahmeddir Ahmed
Alemin Sırrı
Ahmeddir Ahmed
Aşkına Alem
Kılındı bilem
Yakanki sinem
Ahmeddir Ahmed
Alemin Aslı
Hakikat Vaslı
Nebiler Şahı
Ahmeddir Ahmed
Kuloğlan adım
Dinmiyor Zârım
Benim hak Yârım
Ahmeddir Ahmed
بو عاشقلر اوتيدر يمز ويرمز هر تاته
#12
Gönderilme tarihi 12 Ocak 2009 - 08:28 ÖS
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi,
Hayalin gönlümün tepelerinde gezindi;
Bu bir serap olsa da hafakanlarım dindi...
Andım yine Sen'i her şey yâdımdan silindi.
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam,
Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam;
Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam...
Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam.
Anladım vaslına ermek için artık çok geç,
Hicranla yanan gönlüm durmadan inleyecek;
İnleyip en taze hislerle hep bekleyecek...
Anladım vaslına ermek için artık çok geç...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından,
Ne olur Sana ulaşmam için kanadından;
Bana bir tüy ver pervaz edeyim hep ardından...
Kalbim bir güvercin kalbi gibi titrerken adından.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül;
Gel o bayıltan renklerinle gönlüme dökül!
Vaktidir ağlayan gözlerimin içine gül!.
Ey kupkuru çölleri cennete çeviren gül!
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım,
Bir kor saç içime ocaklar gibi yanayım;
Sensiz geçen bu acı rüyadan kurtulayım...
Mecnûn gibi arkanda koşan kulun olayım...
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta,
Ruhuma sisli-dumanlı bir kasvet yaymakta;
Göster çehreni ki güneş gurûba kaymakta...
Aklım uzakta kaldığı günleri saymakta...
Son demde hiç olmazsa gurûbum tulû olsun,
Gönlüm ufkunun en taze renkleriyle dolsun;
Her yanda tamburlar çalınsın; neyler duyulsun...
Ne olur hiç olmazsa gurûbum tulû olsun..!
m.fethullah Gülen
bu şiir mükemmel ötesi...
Affet senden habersiz aldığım her nefesten...
#13
Gönderilme tarihi 13 Ocak 2009 - 08:14 ÖS
Derlerse Sevgili ayakbastı buraya
Getirin o diyardan toprağı buraya
Getirin de yüzüm süreyim nurlansın
Gidince dökün kabrim üstüne nurlansın
Düşersem Beytullah yoluna
Nasipse bana ölmek Hakk yolunda
Tavaf etsem bin kere
Gitmem kabrini görmeden bir kere
Kültürümün büyük bir parçasıdır Senin sevgin
Sevgin olmazsa ben bu kara kalple neyleyim
Mutlaktır, görmek isterim nur yüzün
Görmezsem ne Hakk’tan ne de yardan geçerim
Görmek isterim dünyada yüzün
Görmezsem ne gecem olur ne de gündüzüm
Can feda Senin bir damla gözyaşın
Sensiz ne yaparım ey Gündüz’üm
Gayrı görün rüyamda Rasulallah
Bilmem ne yapayım dün işledim günah
Ya Rasulallah sen önümde gündüz
Bense yalvarırım gece gündüz
Behaeddin Raşid Han YÜCE
(Kardeşim)
#14
Gönderilme tarihi 20 Ocak 2009 - 10:39 ÖS
Nebiler nebisi güzel Peygamber
Geldiğin yollara kurban olayım.
Yaradan' dan geldi seninle haber
Anlayan kullara kurban olayım...
Tek sebebi sensin yaratılanın
Tek sebebi sensin yer ve zamanın
Kurtaranı sensin bütün varlığın
Açtığın ellere kurban olayım...
Bizleri hayata sensin bağlayan
Bize rahmet için sensin ağlayan
O gözlerden dolu dolu çağlayan
Nur yüklü sellere kurban olayım...
Nurun ile şeref bulan düşlere
Gökyüzünde seni gören kuşlara
Bağrına bastığın kara taşlara
Sen kokan güllere kurban olayım...
Seninle nur düştü, nur, kıraçlara
Seni saklı tutan dik yamaçlara
Sana gölge veren tüm ağaçlara
Yaprak ve dallara kurban olayım...
Esareti yıktın devirir gibi
Husumeti yaktın kavurur gibi
Merhamet getirdin savurur gibi
Saçtığın küllere kurban olayım...
Bir gece yalnızdın Cebrail geldi
Kur'an-ı Kerim' den ilk delil geldi
İşte o an seni bir korku aldı
İşte o hallere kurban olayım...
Birgün yola çıktın can pahasına
Medine bir yana Mekke bir yana
Aşk ile hicrete giderken sana
Yol veren çöllere kurban olayım...
O gün dostun Ebu Bekir yanında
Ve hısmın peşinde çöl ortasında
Örümceğin Hira Mağarasında
Ördüğü tellere kurban olayım...
Ümmetin ağladı hasretin ile
Aleme örnektin gayretin ile
Zaman değiştirdin hicretin ile
Gezdiğin illere kurban olayım...
Yüzünde tebessüm var azraile
Ölümde korku yok rahmetin ile
Allah' ı anıp son nefeste bile
Zikreden dillere kurban olayım...
Selçuk YILDIRIM
#15
Gönderilme tarihi 23 Haziran 2009 - 06:02 ÖS
Ya Resul Allah yine Medine’desin
Mescidi Nebevi de sohbettesin
Ashabının gönülleri sende, gözleri dudaklarında
Ama başları hep yerde
İçeri giren Zeyd Bin Harise
Mescit kapısında izin beklemekte
İzin çıkıyor mübarek dudaklarından
Zeyd Bin Harise de bir mektup, uzaklardan
Mektubu açıyorsun ‘ Beklenen şey’ diyorsun
Sonra ‘Ya Ali, oku’ buyuruyorsun
Ve Hz. Ali okuyor ahir zaman mektubunu
Günahkar bir beden
Allah’a karşı emare bir nefs
Ve bunlara rağmen sana aşık bir kalp var Ya Resul Allah
Cehenneme layık ellerimden dizilen satırlar
Ve gönlümde biriken hatıralar
Ey Ashabı Güzin dinleyin
Ahir zamanda İstanbul’da doğdum
Allah’ın kitabında ‘belde i tayibe’ buyurduğu
Efendimiz’ in hadisinde tayyibleşen bu şehirde
Artık tayyibliği kalmadı bu beldenin
Ne de fethe mahzar bir yanı
Aşkla inkarın, sevapla günahın tek kapta yoğrulup
Yollara serpiştirildiği bu şehir, İstanbul
Bir yanda Eyüp sırtlarında yatan mübarek sahabe
Diğer yanda Beyoğlu’ nda semaya çıkan eğlence
Bunların hepsi bir şehirde iç içe
Sultan Ahmet te maşuka açılan eller
Aya Sofya da Fatih’ in küfre karşı isyanı ama neyler
Ashap soruyor ‘ Ya Resul Allah Aya Sofya da ne’
Gözlerin doluyor bir an duruyorsun ve bir cümle
İstanbulluyu kahreden bir cümle
‘Ahirette Fatih’ in İstanbullu dan alacaklısı’ diyorsun
Ashap bir anlam veremiyor ama biz şimdi anlıyoruz
Allah’tan senden ve Fatih ten aflar diliyoruz
Mahzarına layık Fatih’in emaneti
Elimizde sızlatıyor Fatih ‘in kemiklerini
Sen iki damla yaş döküyorsun
‘ Ya Ali devam et’ diyorsun
Sonra Ya Resul Allah
En tepede Süleymaniye
Kanuni den emanet bir tepe
Rüyasında emrettin ona bu camiyi
Mimar Sinan ardınızda dinledi sizi
Sonra Yavuz vardı hilafetine sahip çıkan
Hicaz’ a hadim olan
Abdulhamidler vardı küfre karşı dimdik duran
Ama çember daralıyor
Küfrün İslam’ın boğazına taktığı çelik çember
Yardımlarınla kırdık o çemberi
Ama ne çıkar buhranlar geçiriyor Ruh u İslam
Ashap soruyor’ Ya Resul Allah bu mektup ne diyor’
Sen hala buruk ; Hakkı söylüyor, hakkı söylüyor
Devam et Ya Ali devam etki ümmetim ne halde seyredin
Seyredin ki onlara şefaat eyleyin
Sonra Ya Resul Allah
Alimler geçti bu beldeden
Varislerini üzmedik ama dinleyemedik
O varisler ki hakkı söylüyor
Biz günahkarlar kulak tıkıyor…
Eyüp sırtlarında meftun şanlı sahabe
Beyoğlu’nda semaya varan eğlence
Ey Ashap İstanbul bundan ibaret değil
Dinleyin dinleyin ki bizlere şefaat eyleyin
Kandiller buruk geçer kuytularda
Akıtılan göz yaşları toprak olmakta
Minareler semadan haber almakta
Müezzinler tutkun. Ezan okumakta
Ezan mı okunuyor ne kim bilir
Anlamını bilenlerden hürmet edilir
Sonra camiler bomboş
Saflar düzensiz imamlar kendinden habersiz
Özlem var sadece özlem
Günaha ara veren alimlerin sana özlemi
İstanbul hilale hasret Resule aç
İstanbul şahadete susuz günah kusmakta
Ve İstanbul ahir zaman şehri
Mektuplar yazmakta Asrı saadete
Ey Ashap ahir zaman İstanbul da
Böyle işte. Günaha doymuş küfür kusmuş
Ve imana aç İstanbul
İstanbul da İslam böyle işte
Günahkar aşığın
#16
Gönderilme tarihi 23 Haziran 2009 - 06:03 ÖS
Yıldızlar kararmıştı, ay zaten yoktu
Karanlıklar selamlamıştı seni, kainatın güneşini
Küçük bir odada Hazreti Amine
Yanında Firavun karısı Asiye
İmran kızı Meryem, melekutla diz dize
Kisra’nın sarayı yıkıntıyla hoş geldin dedi
Sabe Gölü kuraklıkla el açtı sana
Melekut selatla sultanım dedi
Ümmetin sel sefildi bilemezdi seni
Kız çocukları son nefesini toprak altında verirdi
Acıkınca kesilip, helvadan putlar yenirdi
Zorda kalınca Lat’ a Uzza’ ya gidilirdi
Ümmetin sel sefildi bilemezdi seni
Ve işte sen Ya Resul Allah
Kucağındasın Hazreti Amine’ nin
Tebrikler cennetin sahibelerinden
Salat u selamlar Cibril i Emin’ den
Çalınıyor kulağına kainat güneşinin
Yahudiler Ahmet dedi, Ben i Sad bereket dedi
Kimsesizler baba dedi, Habibim dedi nefes ül Rahman
Anam babam sana feda olsun Ya Resul Allah
HOŞGELDİN
Ben i Sad’da yıkanırken kalbin
Süt veriyor devesi Halime’nin
Bereket yağdırıyor Rabbim olduğun yere
Bu sensin Ya Resul Allah HOŞGELDİN
Hazreti Amine saramadı kucağına
Oğlum diyemedi en şerefli baba
Göz yaşların taşındı Edva ‘ya
Bu sensin HOŞGELDİN Ya Habib Allah
Melekler selam verirdi sana
Dağlar taşlar dile gelirdi karşında
Elini tutan bırakır mı bir daha
Sensin, bu sensin HOŞGELDİN Ya Resul Allah
Mekke’de yaşadığın acılar vardı
Hicrette en yakın ahbabın vardı
Medine’de hayırlı Ensar vardı
İstanbul’a olan sözlerin vardı
HOŞGELDİN HOŞGELDİN Ya Resul Allah
Sevginin acı yanı özlemdir ya hani
Ümmetini eritiyor bu sensizlik hali
Gözlerimiz yolda bekleriz seni
Bizde deriz inşallah
HOŞGELDİN Ya Resul Allah
Burak’la çıkmıştın Rabbin katına
Layık olamadım ben bu adıma
Manevi evlat olsaydım sana
Diyebilir miydim bende
HOŞGELDİN Ya Resul Allah
Kucağında büyüdü Hasanla Hüseyin
Hizmetinde serpildi Enes’le Usame
Babasından ayrıldı Zeyd bin Harise
Anam babam olmasaydı da görseydim seni
Diyebilir miydim o zaman
HOŞGELDİN Ya Resul Allah
Bedir’de ganimet Uhud’ da selamet
Hendek’te zarafet özlüyor seni
Mekke kokunu çöl nalınını
Kusva en hayırlı yükünü bekliyor
İstanbul’da emanetler sahibini özlüyor
Ümmetin Ravza’nı Kudüs Kubbet’üs Sahra’yı
Nefsim hevayı gözetiyor bense sana
HOŞGELDİN Ya Resul Allah demeyi özlüyorum
Şefaat Ya Resul Allah demeyi ayaklarına kapanıp
Ağlamayı istiyorum cenneti değil
Seni ve Rabbimi istiyorum
Nefsimi zincirle bağladım
Hanemi hizmetine hazırladım
Canımı yoluna adadım
Demeyi özlüyorum Ya Resul Allah
Hiç olmazsa şahadet şerbetini içsem
Kevser’ e ardından değil en arkandan gelsem
Hurileri değil bir kez seni görsem
Der miydim o zaman bilemem ama
Canım sana feda olsun
HOŞGELDİN HOŞGELDİN Ya Hatem ül Enbiya
#17
Gönderilme tarihi 19 Temmuz 2009 - 04:39 ÖS
Seccaden kumlardı..
................................
................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip, göklerde buluşan
Ezanların vardı! .
Mescit mümin, minber mümin...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “amin”..
Ve mübarek geceler dualarımız;
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler ki pırıl pırıl
Kandillerin yanardı..
Kapına gelenler ya muhammed,
- uzaktan, yakından –
Mümin döndüler kapından...
Besmele, ekmeğimizin bereketiydi,
İki dünyada aziz ümmet;
Muhammed ümmetiydi.
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Resûl,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed,
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halîme’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi
Âmine’nin emaneti ağlardı.
Hatice’nin goncası,
Aişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği
Göklerin resûlüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim, yâ Muhammed?
Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar.
Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed
Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlidine hayran kulaklarımız;
Ne adlar ezberledi, ey Nebî,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Kâbe’ne siyahlar
Yakışmamıştır, yâ Muhammed
Bugünkü kadar!
Hased gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedâr oldu iyi.
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına,
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, yâ Muhammed,
Senelerdir.
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yapanlar;
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden -bir atlayışta-
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti, ey Nebî,
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun -yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Yüreklerden taşsın
Yine, imanlar!
Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;
Evliyâ, okusun Kur’ân’lar!
Ve Kur’ân-ı göz nûruyla çoğaltsın
Kayışzâde Osman’lar
Na’tını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleyman’lar!
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’râc’dan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanat, rüzgâr kanat;
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Âyetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın perdeler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezânlarını Dâvûd okusun!
Konsun –yine- pervazlara güvercinler,
“Hû hû”lara karışsın âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!
Arif Nihat Asya
Ölüversem beklenmez bir anda Allah bir derken.
#18
Gönderilme tarihi 09 Mart 2010 - 12:12 ÖÖ
İsmi semâda “Ahmed”, yerde “Muhammed” olan
Yedi katlı göklerde Hak cemâlini bulan
Evvel-ahir yolcusu yâ Hazreti Muhammed
Sağnak nur yağmurları inerken yedi kattan
O gece sendin gelen, ezel kadar uzaktan
Melekler her zerreye müjde verirken Hak’tan
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
Güneşler, o gecenin nuruna secdederken
Yıldızlar meşk içinde, kâinat vecdederken
Bütün hamd ü senalar Yüce Rabb’e giderken
O gece, sendin gelen, yâ Hazret-i Muhammed
Kâbe’de şirk taşları, putlar yere dönerken
Cehâlet bayrakları, birer birer inerken
Bin yıllık küfr ateşi, ebediyyen sönerken
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
O gece Save gölü, mu’cizeyle kururken,
Kisra saraylarında, sütunlar savrulurken
Arz’dan arş’a âlemler rahmetini bulurken
O gece sendin gelen yâ Hazreti Muhammed
Sen ki; doğum kundağı, ak bulutla örülen
Doğar doğmaz, “Allah’a secde” emri verilen
Doğudan ve Batıdan, her mahlûkça görülen
Kainat efendisi, yâ Hazreti Muhammed
Sen ki; asâletine, ezelden hükmedilen,
Tertemiz rahimlerle, lekesiz soydan gelen,
Beşerî şüpheleri, Kur’ân ilmiyle silen,
Seçilen sevgilisin, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; büyük yargıda, şefaat müjdecisi,
Bunca âciz beşerin, mahşer günü bekçisi,
Sen ki; Kur’ân şahidi, Allah’ın son elçisi,
Kurtuluş habercisi, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki; Âdem neslini, uçurumdan döndüren,
Zulüm sancılarını, şefkatiyle dindiren,
İnkâr yangınlarını, irfânıyla söndüren,
Âlimlerin sultanı, yâ Hazreti Muhammed.
Sen ki güzel huyların, ahlâkın meş’alesi
Sabır doruklarında beşerin en yücesi
Senin cennet mekanın, fakirlerin hanesi
Gönüller hazinesi yâ Hazreti Muhammed
Sana şâhit sonsuzlar, ezelden beri her an
Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
Senden uzak kalmaya nasıl dayanır ki can
Sen, her canda cânânsın yâ Hazreti Muhammed
Mi’raç gecesi bir bir açılıyorken gökler
Seni selamlıyorken her katta peygamberler
Öyle bir an geldi ki; durdu bütün melekler
Hak’ka yalnız yürüdün yâ Hazreti Muhammed
Gönül gözü görmeyen, can gözünü neylesin
Dünyada dönmeyen dil mahşerde ne söylesin
Mevla, bütün beşeri ümmetinden eylesin
Sancağının altında yâ Hazreti Muhammed
Hak ile kul vuslatı o ilâhî düğünde
Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
Hasatları, has tartan o terazi önünde
Noksanları bağışlat yâ Hazreti Muhammed
Biliriz ki; hükmü yok bu dünya nimetinin
Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
Sana salat ve selam gönderen ümmetinin
Cennetler şahidi ol yâ Hazreti Muhammed
Yazarının kim olduğunu tam olarak bilmemekle birlikte,aynı zamanda Mehmet Emin Ay'ın seslendirdiği bir ilahidir de...
Dayan kalbim üç beş nefes kadarcık!
1 kullanıcı bu konuyu okuyor
0 üye, 1 ziyaretçi, 0 gizli üye


Giriş yap
Kayıt ol

En üste git




