Jump to content
Hâcegân

Menemen Olayı...

Recommended Posts

Menemen Olayı'nı Nakşiler yaptı

 

Belgelere göre, Menemen Olayı bilinçli bir hareketti, eylemi gerçekleştirenlerin tümü Manisa'da ikamet ediyordu ve Nakşi tarikatıyla bağlantıları bulunuyordu

 

agun.jpg ANKARA Milliyet

 

Genelkurmay Başkanlığı, arşiv belgelerine dayanarak Menemen Olayı'nın "bilinçli bir hareket olduğunu, eylemi gerçekleştirenlerin tümünün Manisa'da ikamet ettiklerini ve Nakşi tarikatıyla bağlantıları bulunduğunu" duyurdu.

Genelkurmay Başkanlığı, 23 Aralık 1930'da Menemen'de katledilen Devrim Şehidi Yedek Subay Mustafa Kubilay ile ilgili olarak Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı arşivlerinde bulunan belgeleri yayımladı.

Belgeler arasında "Kubilay'ın ölümüne ilişkin keşif raporu, İbrahim Hoca'nın ifadeleri, eylemcilere yardım eden Yunus oğlu Kamil'in ifadesi, Menemen Telgraf Memuru Nail Bey'in tanık ifadesi, eylemcilerin bağlı oldukları tarikat mensuplarına ilişkin belge, Şeyh Esat'ın İbrahim Hoca'yla ilişkisini anlattığı mektuplar" yer alıyor.

 

Kubilay'ın bedeni

Menemen Cumhuriyet Savcısı, Savcı Yardımcısı ve Hükümet Tabip Vekili'nin hazırladıkları raporda, Kubilay'ın Gazez Camii'nde bulunan bedeni, şöyle tasvir ediliyor: "Gazez Camii girişinin sol tarafındaki bahçede arkası üstü yatık, sağ tarafında kasaturası kınından çekik halde, elbiseleri kanlı, başı boynundan ayrılmış ve etrafındaki toprakta çok fazla kan lekeleri bulunan, tahminen 25 yaşlarında, üzerinde haki renkte askeri elbise olan; orta boylu, kumral benizli, saçları az ağarmış cesedin, Menemen'de 43'ncü Alay 1'nci Tabur 3'ncü Bölük Takım Komutanı Yedek Subay İzmirli Hüseyin oğlu Kubilay olduğu anlaşılmıştır."

Genelkurmay Başkanlığı'nın değerlendirmesinde şunlar kaydedildi:

"Eylemciler bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirmişlerdir. Eylemin elebaşı ve Kubilay'ın başını keserek öldüren Giritli Hasan oğlu Mehmet, Osman oğlu Şamdan Mehmet, Hasan oğlu Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet, Nalıncı Hasan ve Çakır oğlu Ramazan, eylemci grubunu oluşturmaktadır. Eylemcilerin hepsi Manisa'da ikamet etmektedirler ve Nakşi tarikatıyla bağlantıları vardır. Onları bu tarikata sokan ve eğiten, Manisa Askeri Hastahanesi imamlığından emekli İbrahim Hoca'dır. İbrahim Hoca da Şeyh Esat'a bağlıdır."

 

'Esrarkeş kahvesi tekke oldu'

Belgelerde, eylemcilerin "bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplanarak tekke haline getirdikleri", başlarında "mehdi Mehmet olmak üzere Menemen'e sabah ezanı sırasında gelerek Müftü Camii'ne girdikleri" belirterek, şöyle denildi:

"Mehdi, halkı kendilerine katılmaya davet eder ve 'Taraf-ı ilahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz' diye konuşur."

Olaylar üzerine jandarmanın takviye kuvvet istediği ve bunun üzerine Kubilay'ın "cephanesiz" bir müfrezeyle olay yerine gittiği belirtilen belgelerde, olay anı şöyle anlatıldı: "Kubilay, Mehdi Mehmet'in yakasından tutarak silahını teslim etmesini ister. Eylemcilerin arasından ateş açılır ve Kubilay yaralanır. Kubilay, yakındaki caminin avlusuna doğru koşarken, bir el daha ateş edilir ve avluda yere düşer. Mustafa Kubilay'ın düştüğünü gören mehdi Mehmet, yanındakilerden birisinin bıçağını alır, Kubilay'ı sürükleyip, bir ayağı ile vücuduna basarak yüzüstü yatırıp bıçakla boynundan keserek başı alır ve saçlarından tutarak taşa vurduktan sonra meydana tekrar dönüp, sancağın ucuna geçirir."

 

agun1.jpg

Telgraf Memuru Nail anlatıyor

 

Belgelere göre, olayın görgü tanıklarından, Menemen'deki telgraf memuru Nail Bey, Kubilay'ın nasıl öldürüldüğünü şöyle anlatıyor:

"Kubilay Bey'in kumandasında bir müfreze geldi. Müfreze komutanı evkaf kahvesi önünde askeri durdurup 'süngü tak' emrini vererek, kendisi şakilerin yakasını tuttu. Asker süngü taktı. Onlar dönmelerine devam ediyorlardı. Kubilay Bey'i arkasından bir silahla vurdu. O anda yere düştü. Onbeş saniye kadar yerde kaldıktan sonra, kalkıp cami tarafına koştu. Bir kısım halk bunu görünce dağıldı. Bu sırada adamlardan ikisi kayboldu. Biz kaçtıklarını zannettik. Biraz sonra saçından tutulu olduğu halde, zavallı Kubilay Bey'in kesik kafasını getirdiklerini gördük."

 

İşte Zaman gazetesinin iddiaları

 

Zaman gazetesinin haberinde, Genelkurmay ve Emniyet arşivleri dayanak olarak gösterilerek, özetle şu iddialara yer verildi:

O dönemde Büyük Erkan-ı Harbiye Riyaseti olarak adlandırılan Genelkurmay Başkanlığı'na ait 26 Aralık 1930 tarihli bir belge, hükümet yetkililerinin ihmallerine dikkat çekiyor. Genelkurmay tarafından Menemen'e gönderilen 1. Kolordu Komutanı Vekili Muğlalı Mustafa Paşa (Mustafa Muğlalı) hadiseden 3 gün sonra Ankara'ya ilettiği raporda, Derviş Mehmet'in şüpheli hareketlerinin yetkili mercilerce bilindiğine işaret ediyor. Buna rağmen gerekli takibatın yapılmadığı, uzaktan seyirci kalınarak adeta 'olay çıkmasına göz yumulduğu' ima ediliyor. <LI>Genelkurmay raporunda kendisini 'Mehdi' ilan eden Derviş Mehmet'in Manisa'da bir esrarkeş kahvesini mekan edindiği ve çevresindeki insanlarla uzun süre şüphe uyandıracak fiiller içinde bulunduğu kaydediliyor. <LI>Kubilay'ı öldüren Derviş Mehmet'in çevresindeki insanları esrarla etki altına aldığına ilişkin bir başka resmi bilgi de Emniyet Genel Müdürlüğü kayıtlarında yer alıyor.

 

Genelkurmay neden açıkladı?

 

Ankara kulislerinde bir süredir, Genelkurmay Başkanlığı'nın 76 yıl önce meydana gelen Menemen olayları konusundaki belgeleri kamuoyuyla paylaşma olasılığı konuşuluyordu.

Genelkurmay'ın tutumu, dün saat 09.00 sıralarında açıklığa kavuştu. Çünkü bu saatte, arşivdeki bazı bilgi ve dokümanlar Genelkurmay Başkanlığı'nın internet sitesinden kamuoyuyla paylaşıldı. Anadolu Ajansı'nın 12.28'den itibaren içeriğini abonelerine geçmeye başladığı belgeler konusundaki yeni soru, "Genelkurmay'ın bu paylaşıma neden gerek duyduğu" oldu. Kısa bir süre sonra kulislerde bu soru da yanıtını buldu. Zaman gazetesi, Kubilay'ın katledilmesinin 76. yıldönümünden 1 gün sonra, 24 Aralık 2006'da manşetini ve birinci sayfasının önemli bir bölümünü, olayın faillerinin "bir avuç esrarkeş olduğu" iddiasına ayırması Genelkurmay Karargâhı'nda not edilmişti. Gazetenin manşetine "Zaman, tarihi sırrın belgesini yayımlıyor - Devletin arşivine göre Kubilay'ın katilleri esrarkeş" başlığıyla yansıyan iddialar, 25 Aralık'ta daha çok Nur cemaati üyelerince takip edilen Yeni Asya'da, 26 Aralık'ta Yeni Şafak'ta, 1 Ocak 2007'de Zaman grubuna bağlı haftalık Aksiyon dergisinde de yer bulmuştu. Kulislerde konuşulan duyumlara göre, Genelkurmay, "esrarkeşlerin değil Nakşibendi tarikatı mensuplarının işlediği bir cinayete işaret eden" Menemen belgelerini bu yayınlar üzerine paylaşmaya karar vermişti.

 

TBMM: Arınç'ın dedesi değil

 

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın dedesinin Menemen Olayı'nda rol aldığı yönündeki iddiaları TBMM Başkanlığı yalanladı. Açıklamada, Arınç'ın dedesinin Giritli Mehmet değil Sarıhüseyin oğlu Ahmet Efendi olduğu bildirildi. 1800'lü yıllarda Horasan'dan Manisa'ya göç eden bir Yörük ailesinin oğlu olan Sarıhüseyin oğlu Ahmet Efendi'nin, Çanakkale Savaşı'na katılıp gazi olduğu kaydedildi.

17/Ocak/2007 Milliyet

Share this post


Link to post
Share on other sites

Eskiden Esrarkeşlerin toplandığı gizli mekanlara Bektaşilerinde Esrar içmesi hasebiyle tekke denildiğini biliyordum.Ama bu kadarını bilimyordum.Birde olay Nakşiliğe atılmış, Esrar bazı tarikatlarda kullanılmıştır(bektaşi,haydari vs) ama Nakşilik gibi bir tarikata bu yakıştırma olacak şey değil....

Share this post


Link to post
Share on other sites

“ŞERİAT İSTİYORUZ”

 

23 Aralık 1930 günü eyleme geçilmesinin kararlaştırıldığı ve eylemcilerin başlarında mehdi Mehmet olmak üzere Menemen'e sabah ezanı sırasında gelerek Müftü camisine girdikleri anlatılan değerlendirmede, şöyle devam edildi:

 

“Camide bulunan sancağı alıp mehdi, halkı kendilerine katılmaya davet eder ve şunları söyler. 'Taraf-ı ilahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz. Bugün zeval (öğle) vakti yetmişbin kişi bize yardıma gelecektir.'

 

Kendilerine katılan grupla birlikte eylemciler, sokaklarda dolaşıp herkesin dükkanlarını kapayarak peşlerinden gelmelerini söyleyerek yürüyüşe geçerler. Saffet Hocanın evinin önünden geçerlerken o da evden çıkar ve grubun arkasından yürür. Mehdi Mehmet, Saffet Hocaya karşı saygıda kusur etmez. Bir süre sonra Saffet Hoca gruptan ayrılır ve meseleden hiç haberi yokmuş gibi tekrar evine döner ve pencereleri kapatır. Eylemcilerin bulunduğu grup, Belediye binasının önüne kadar gelir. Kalabalık artar. Mehdi Mehmet kendisinin mehdiliğine ve şeriati yerine getireceklerine dair halka hitap eder.”

 

Hürriyet Gazetesi Genelkumay'ın internet sitesinden sayfasına taşımış haberi. 16/Ocak/2008

 

''Danıştay 2. Dairesi'nde rutin heyet görüşmeleri yapıldığı sırada avukat olduğu öğrenilen silahlı saldırgan tabancayla ateş açtı. Saldırıda Danıştay üyesi 5 kişi yaralandı. Saldırgan Danıştay üyelerine kurşun yağdırırken 'Allahü Ekber' diye bağırdı. Saldırıdan sonra yüksek yargı üyelerini yaralı olarak arkasında bırakıp koridora çıkan avukat saldırgan 'Allah'ın gazabı üzerinize olsun' diye bağırdı.'' Kent haber

 

'' "ALLAH'IN ASKERİYİM"

 

Arslan, saldırıdan önce 34 BE 0126 plakalı aracını Danıştay binasına 40 metre uzaklıkta Necatibey Caddesi'ne park etti. Danıştay binasındaki X-Ray cihazı kontrolünden avukat kimliğini göstererek geçen saldırgan, Üyelerin bulunduğu ek binaya yöneldi. 5'inci kattaki müzakere salonuna giren Arslan, "Allah'ın askeriyiz, elçiyiz. Türban davası yüzünden cezalandırılacaksınız" diyerek 11 el ateş etti.

 

Tekbir getirerek dışarı çıkan saldırgan, binadaki güvenlik görevlisi polis tarafından etkisiz hale getirildi. Üzerinde 'hayalet tabanca' olarak bilinen ve X-Ray cihazında uyarı sinyali vermediği bilinen Glock marka tabanca bulundu.

 

Birden'in türbanlı öğretmene müdürlük yolunu kapatan Danıştay kararının altında imzası bulunuyordu. Görgü tanıkları, Alparlan Arslan'ın olayın ardından 'Allah-u ekber' ve 'Allah'ın gazabı üzerinizde olsun' şeklinde bağırdığını söyledi.'' Hürriyet/17 Mayıs 2006

 

''Saldırıya Türkiye'deki belli kesimlerden tepkiler gelmiştir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 19 Mayıs 2006'da yaptığı açıklamada saldırının sadece Danıştay'a değil, laik devlete de yöneltilmiş olduğunu söylemiştir. Saldırıdan sonraki gün kaldırılan Yücel Özbilgin'in cenazesi sırasında bazı kesimlerce irticaya ve irticanın oluşmasına imkân verdiği iddia edilen Erdoğan hükümeti'nrtepkiler yağmıştır. Cenaze namazı öncesi ve sonrasında "Türkiye laiktir, laik kalacak" sloganları atılmış ve cenazeye gelen AKP li hükümet üyeleri "katiller dışarı" sloganları ile protesto edilmiştir. Cenazeye gelen yargı ile YÖK üyeleri, cumhurbaşkanı ve askerler ise göstericiler tarafından alkışlanmıştır.'' (Vikipedi)

 

Aradaki benzerlikler neler acaba? Danıştay saldırısının faili yakalanmasaydı ne olrdu? Basit... Menemenden sonra neyse o...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Danıştay saldırısı faillerin ne olduğunu söylemeye bile değmez. Esracı mı desen, kumarcı mı desen... Planları bile barda mı ne yapmışlar...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yazıları okumadım. Sadece şöyle bir göz attım. Alakasız şeyler yazdıysam affola...

 

Son Devrin Din Mazlumları kitabında bu 'Menemen Hadisesi' tafsilatıyla ve hakikatıyla beraber anlatılıyor. Üstad, dönemim hükümetinin Nakşiler'i nasıl zamanla sindirip, müslümanlar üzerinde ki nüfuzlarını kırdıklarını da anlatıyor. Şu an için vaktim, bilgisayarım, kitabım olmadığı için yazamıyorum. Bir kardeşimiz yazarsa memnun oluruz.

 

Nasıl ki, zamanla Vahdettin meselesi, Ulu Hakan'ın siyaseti, şahsiyeti ve daha birçok şeyi dile getirip insanlara haykıran Üstad'ın söyledikleri yeni yeni umumi olarak kabul ediliyor ve anlaşılıyor, inşallah gün gelecek Üstad'ın hakiki kıymeti ve fikirleri ve en önemlisi davasının ne olduğu anlaşılacak.

Share this post


Link to post
Share on other sites

''23 Aralık 1930 günü, Erenköylü Derviş Mehmet altı arkadaşıyla beraber Menemen hükümet konağına gelerek, "Ben mehdiyim, dinimiz mahvoluyor, şeriatı kurtarmaya geldim" diye bağırmaya başlamıştı. Halkı şeriat için bir bayrak altında toplamaya davet ediyordu. Büyük bir kalabalık tekbirler getirerek toplanmaya başlamıştı. Menemen'de yedek subaylığını yapmakta olan öğretmen "Kubilay" bu olaya mani olmaya kalkışınca, Derviş Mehmet ve arkadaşları kendisini yere yatırmışlar ve Derviş'in elindeki bıçakla başını keserek vücudundan ayırmışlardı. Orada bulunan 1500 kadar Menemenliden hiç kimse mani olmaya çalışmamış, bilakis tekbirler getirerek bu haince hareketi desteklemişlerdi. Derviş Mehmet, Kubilay'ın aşını kestikten sonra, kanını içmek helaldir diyerek avucuna aldığı kanı içmişti. Sonra kesik baş bir kazığa saplanarak halka gösterilmişti. Bu arada meydana yetişen bir bekçi ile jandarma askerini de öldürmüşlerdi. '' ( Kâzım Özalp )

 

Şu Danıştay saldırısına ne kadar benziyor, değil mi? Orada da katil yakalanmasaydı, iş dindarlara kalacaktı. Haulbuki Üstadın ifadesiyle bu menemenciler esrarkeş! Mustafa Armağan'ın yazdıkları da bu yönde.

Neyse... Ben asıl başka bir mevzuuya dikkat çekmek istiyorum:

''İskender Evrenesoğlu, Ömer Öngüt gibi hazırda beklettiğimiz elemanlara medyatik eylemler ve söylemler yaptırılacak ve bu kişiler FG'ciler başta olmak üzere diğer irticai gruplarla özdeşleştirilerek, kamuoyunun tüm bu gruplar arasında benzerlik kurması sağlanacaktır.''

 

Bu Evrenseloğlu mehdilik ilan etmişti... İşte onun bu yönünü kullanacaklardı bu belgeye göre. Belge, Ak Partiyi ve Gülen cemaatini bitirme plana...

 

Derviş Mehmet de 'Ben Mehdiyim!' demiyor muydu? Görüyorsunuz oyunu, değil mi?

Share this post


Link to post
Share on other sites

Menemen,Serbest Fırka'nın muvaffakiyetinden korkan Halk Fırkasının günümüzde de olduğu gibi 'İrtica' yaygarasıyla ortalığı karıştırıp bu partiyi tasfiye etmek ve 'İslamlık Terakkiye Manidir!' diyenlerin Nakşi tarikatını topyekün sindirmek gayeleri etrafında birleşen adi bir tertip,yapmacık bir olay...

Share this post


Link to post
Share on other sites

BENDE ŞUAN MENEMEN DE OTURUYORUM VE DURUM AYNEN KARDEŞLERİMİM ANLATTIĞI GİBİDİR BURALARDA.VE HATTA BAZEN KUBİLAY VAHŞETİN YAŞANDIĞI CAMİ AVLUSUNUN ÖNÜNDEN GEÇİNCE DAHİ TÜYLERİM DİKEN DİKEN OLUYOR...

 

GAYRI HER ŞEYİN DOĞRUSUNU ALLAH BİLİR....

Share this post


Link to post
Share on other sites

Abdurrahman Dilipak - Vakit

a.dilipak@vakit.com.tr 2010-04-01

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Ergenekon’un kökleri ve Menemen!

 

Menemen de 31 Mart gibi bir komplo idi.. Derin devletin karanlıklarda kalmış faili meçhullerle dolu karanlık ve kanlı bir operasyonu..

Her ikisi de “irtica” senaryoları ile süslendi.. Neydi bu olay: Menemen olayı ya da Kubilay olayı, 23 Aralık 1930 günü Menemen’de gerçekleşti. Askerliğini yedek subay olarak yapmakta olan öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın ve yardımına koşan bekçiler Hasan ve Şevki’nin bir grup meczup tarafından öldürülmesiyle başlayan ve daha sonra Menemen halkına ve dindar çevrelere karşı başlatılan bir operasyonun bahanesi olarak kullanıldı.. Olayların ardından bölgede sıkıyönetim ilan edildi. Olay bahanesi ile, çok uzaklardaki şehirlerden toplanan birçok dindar kişi Divanı Harp’te idam cezası ile yargılandı ve infazlar gerçekleşti.

Tarihçi Cezmi Yurtsever’e göre: “Kubilay’ı şeriatçılar değil, o günün Ergenekoncuları öldürdü”. “Tarihe Menemen ya da Kubilay olayı olarak geçen olaylar, ‘derin devletin din adamlarını tasfiye projesi” idi. Yurtsever, Genelkurmay Başkanlığı kozmik tarih arşiv belgelerinde araştırma yaptığını vurgulayarak, 23 Aralık 1930 tarihinde İzmir’in Menemen ilçesinde yaşanan olaylardan sonra bütün din adamlarının tek tek fişlendiğine dikkat çekti.

Karanlık ve kanlı bir senaryodan söz ediyoruz ve 80 yıldır bu ülkede Menemen ve Kubilay isimlerinin arkasına saklanılarak, bir cinayet bahane edilerek başka bir cinayet meşrulaştırılmaya, İslâm’a ve Müslümanlara hakaretler edilmeye devam ediliyor.

Kubilay’ın vahşice öldürülmesi olayı hiç kimsenin savunamayacağı bir vahşet elbette.

Menemen olayı ile ilgili olarak, bu olayı derin devletin tertiplediğini öne süren Yurtsever şunları söyledi: “Genelkurmay’ın, Menemen olaylarının içinde yer alan telgraf memuru Nail Bey’in olay gözlem tanık raporu, şaşırtan bilgilerle dolu. 23 Aralık 1930 tarihinde sabah 8 civarında yaşanan Menemen olayları ile ilgili açıklamalar yapan Nail Bey’in ‘Menemen olaylarını yaratanlar telleri kestik diye bağırmaktalar. Bendeniz derhal telleri muayene ettim. Teller iyi ve İzmir’e malumat verdim. Bu sırada Jandarma Kumandanı Yüzbaşı Fahri Bey gelip şakilerle görüştü. Artık ne görüştüğünü ben anlayamadım. Yalnız kasaplar arasındaki mevkide bulunan halk tarafından alkışlandı. Yüzbaşı Fahri Bey çekilip gitti. Ne tarafa gittiğini şüphesiz bilemiyorum. Kubilay beyin kumandasında bir müfreze geldi. Müfreze kumandanı evkafın kahvesi önünde askeri durdurtup süngü tak emrini verdi. Kendisi şakilerin yakasını tuttu. Asker süngü taktı. Onlar dönmelerine devam ediyor. Beraberlerce Maarif kahvesinin önündeki büyük ağacın hizasına geldiler. Öbür taraftan dönüp gelen diğer arkadaşı bunların o vaziyetini görünce Kubilay Bey’in arkasından bir silahla vurdu’ diye tanık ifadesi yayınlanıyor. Nail Bey, açıklamalarına Kubilay Bey’i korumakla görevli askerlerin birdenbire kaçarak yok olduklarını da açıklıyor. Bundan sonra Kubilay arkadan aldığı kurşun yarası ile hükümet binası ve yanındaki Gazaz Camii bahçesine sığınıyor. Orada yere düşüyor. Mehdi Mehmet ve yanında bulunan şahsın yardımıyla Kubilay’ın kafası kesiliyor.”

Ancak birileri bu vahşetten yola çıkarak astığı astık, kestiği kestik daha vahşi şeyler yapıyorlar.

Bu karanlık planın başında General Muğlalı var. Hani şu 33 askeri kurşuna dizdiren paşa.. Adı kışlalara verilen komutan!

Buraya kadar telgraf memuru Nail Bey’in açıklamalarından resmi tarihin 80 yıldan beri topluma sunduğu ‘Kubilay, Mehdi Mehmet ve adamlarının önüne çıkarak eyleme son vermelerini istediği ve askerlerin manevra fişekleri ile ateş açtıkları ve Mehdi Mehmet’e isabet ettiği halde öldürmediği bunun üzerine Mehdi’nin ‘Bana kurşun işlemiyor, ben Mehdiyim’ konuşması yaptığı yönündeki bilgilerin Genelkurmay belgelerinde yer almadığını aktaran Yurtsever, “Menemen olayı başından sonuna kadar Menemen’deki olayları yakından izleyen Alay Kumandanlığı ve dönemin İçişleri Bakanlığı’nın bilgisi dahilinde hazırlanan bir tertip olayıdır. Mehdi Mehmet, olay esnasında içki içen serkeş ayyaşın birisidir. Kullanılan, yönlendirilen ve kanlı eylem yaptırılan bir kişidir. Mehdi Mehmet şeriatçı değil ajan da olamaz; yönlendirilen, kullanılan, aklı yerinde olmayan hasta ruhlu bir insandır” ifadesini kullandı.

Genelkurmay sitesinde yer alan tarihi belgeler arasında Türkiye genelinde çok sayıda din adamının rejim için tehlikeli görülerek izlendiği isim listesinin yer aldığını vurgulayan Yurtsever, “Olayların asıl sorumlusu görülen İstanbul’daki Erbilli Şeyh Esat Efendi, aslen Türkmendir. Mehmet Akif Ersoy’a hocalık yapmış, Kurtuluş Savaşı esnasında da General Fevzi Çakmak ile yakın işbirliği içinde olmuştur. Ahmet Yesevi’den Nakşibendi’ye kadar uzanan yüzyıllar içinde devletin destekçisi olan dini bir harekettir. Esat Efendi, Menemen olayından sonra sorgulaması, yapılmaksızın hakkında idam cezası verilmiş, 87 yaşının içinde bulunduğu için yasalara göre 65 yaşından büyük olduğu dikkate alınarak idam infazı yerine getirilmemiş, ancak oğlu ile birlikte 28 kişi asılmıştır. İlginçtir ki Menemen olayı esnasında Kubilay’ı yalnız bırakan askerlerin ve de olay öncesi Mehdi Mehmet ile görüşerek bilgi aktaran Yüzbaşı Fahri Bey ile Mehmet Ali Bey’in ifadeleri yoktur. Bu askerlerin neden ifadesi yoktur?” şeklinde konuştu.

Menemen olayıyla ilişkilendirilen din adamları listesinde Ramazanoğlu Mahmut Sami Bey’in adının geçtiğini vurgulayan Yurtsever, şunları söyledi: “Sami Bey, önce göz hapsine alındı. Sonra susturuldu. Ramazanoğulları ailesinin kuruculuğunu yaptığı Adana şehir merkezindeki vakfa ait yüzlerce dükkan, ırmak hamamı ve mescitler, camiler yıkılmış veya satılarak elden çıkarılmıştır. Hatta, Ramazanoğulları vakıf arazisi içinde yer alan İncirlik arazisi de 1950’li yıllarda Amerikalılara üs olarak verilmiştir. Bir Adanalı tarihçi olarak soruyorum: Ramazanoğlu Mahmut Sami Bey’in suçu neydi? Menemen olayının perde arasında derin devletin din adamlarını tasfiye planı vardır. Konuyla ilgili bütün bilgi ve belgeleri www.cezmiyurtsever.com sitesinde de yayınlayarak Kubilay ve Menemen olayını özgür tarihçilerin tartışmasına açıyorum.”

Menemen’de yargılama sonunda “irticai ayaklanma” gerekçesi ile 37 idam ve 41 kişiye değişik cezalar verildi.. Sanıkların çoğunun Menemen’le hiçbir alakası bile yoktu.. Menemen’de, olayda kullanılan meczuba “ip sattı” diye bir de Yahudi’yi idam ettiler. Öte yandan, siyasi açıdan 1930’da Mustafa Kemal’in emri ile Ali Fethi Okyar tarafından kurulan parti, Menemen Olayı’ndan hemen önce 17 Kasım 1930’da kendi kendini feshetti. CHF’den kaçan halk SCF’ye sığınıyordu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ikinci ana muhalefet partisi Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın 99 günlük varlığı Menemen olayının gölgesinde son buldu..

Hadi madem şu 33 kurşun hikayesi ile de kısa bir bilgi verelim. 30 Temmuz 1943 günü akşamüstü, Van’ın Özalp ilçesinde 33 Kürt köylüsü, gözaltında tutuldukları sınır karakolundan alındılar ve içlerinden 32’si, yargısız infaza tabi tutularak kırsal bölgede kurşuna dizilerek öldürüldü. Katliamdan kurtulan tek kişi, bir taşın arkasına gizlenmiş ve cinayetleri başından sonuna kadar izlemişti. 1950’lerin başında Muğlalı idam cezasına çarptırıldı ve bu ceza 20 yıl hapse çevrildi. 1951 yılında kalp krizi geçiren general Muğlalı cezaevinde öldü. Bu general Menemen olayının arkasındaki isimdir aynı zamanda! Sahi dünden bugüne ne değişti? Türkiye nereye gidiyor? 80 yıl yol aldıktan sonra hâlâ buralarda mı olmamız gerekiyordu? Selâm ve dua ile..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Menemen Olayı�dan günümüz provokasyon larına

 

Menemen Olayı�dan günümüz provokasyon larına 43�ncü Piyade Alayından Piyade Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay Menemen�e ortaya çıkan kargaşayı bastırmakla görevlendirildi. Kubilay eratın cephane almasını beklemeden 26 mevcutlu müfrezesi ile birlikte olayın cereyan ettiği Hükümet Konağı'na (Belediye Meydanında) doğru hareket etti. Olay mahalline gelen Kubilay'ın müfrezesi, ikaz dinlemeyen gruba ateş açtı ancak silâhlarında manevra mermisi bulunduğundan dolayı etkili olamadılar. Bunu fırsat bilen Derviş Mehmet ise, �akın bana kurşun işlemiyor�diyerek tüfeğini ateşledi... Kubilay ağır şekilde yaralandı... Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet�e birlikte Kubilay�n sığındığı Kazez Camii bahçesine girip bahçede bitkin bir vaziyette yatan Kubilay� şehit ettiler. Olayı duyan 43�cü Piyade Alay Komutanlığı Yüzbaşı Ragıp Çaldıran ile Yüzbaşı Abdülbahri Bey'in komutalarında makineli tüfekle takviyeli iki bölük görevlendirdi... Açılan ateş sonucu Derviş Mehmet ile Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet öldürüldüler. Olay kısa süre içinde bastırıldı. Ancak Ankara�aki yankıları müthiş oldu. 01 Ocak 1931 tarihinde TBMM'nde konuşan Başbakan İsmet İnönü: �..Kubilay olayı yüzlerce seneden beri dini siyasete alet eden bütün hareketlerin yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu zavallılar lâikliğe karşı gelerek şeriat istemektedirler�dedi. Orgeneral Mustafa Muğlalı başkanlığında kurulan Harp Divanı Mahkemesi Menemen� gitti... Kimisi olay çıkardığı, kimisi alkışladığı, kimisi seyrettiği, kimisi de berber dükkanını açmak üzere o an şehir meydanından geçtiği için yakalanıp mahkeme karşısına çıkarıldı. (Bu mahkemenin ne temyizi, ne de sanıkların avukat tutma hakları vardı. Çok hızlı karar veriyor, verilen karar anında infaz ediliyordu. Bu yüzden kuru ile yaş da yanıyor, kimi masumlar da asılabiliyordu). Divan-ı Harp Başkanı General Mustafa Muğlalı, duruşmada bulunan sanıklara hitaben yaptığı konuşmada, �arikatın münevver tabakalarından bu millet çok zarar görmüştür; tarikatçılar, daima millet ve memlekete kötülük yapmışlardır; son 400 senelik Türk tarihi tetkik edilirse Nakşibendiler din ve tarikat perdesi arkasında zavallı saf Müslümanları kalpte saklı olan o 'sırla' zehirlemiş ve bu millet sizin aletiniz olmuştur�diyerek sanıklardan çok tarikatları suçladı. (Orgeneral Mustafa Muğlalı 1943 yılında Üçüncü Ordu ve Sıkıyönetim Komutanı iken Van'ın Özalp İlçesi'nde 33 masum vatandaşı kurşuna dizdirmek suçundan 1946�a yargılanıp idama mahkûm edilmiş, daha sonra cezası, görev şartları dikkate alınarak 20 yıla çevrilmiştir). Şimdi gelin mahkeme tutanaklarına kısaca göz gezdirelim... Yaralı olarak ele geçirilip sonra idam edilen Emrullah oğlu Mehmet Emin, sorgusunda; Deli Mehmed'in bir toplantıda şöyle dediğini naklediyor: �ünya Şeyh Esat Hoca�ın avucundadır, isterse tufanlar ve fırtınalar yaratıp dünyayı altüst edecek kudrettedir, ben de Arabistan'a hatta Çin'e kadar giderek Hz. İsa ile birleşeceğim ve oradan Avrupa'ya yönelerek Avrupa devletlerini dahi dine davet edeceğim.� Bu saçmalıkları dillendirmek için diyelim ki �eli�olmak yeter; peki ya bunlara inanmak için ne olmak lâzım gelir dersiniz? Dinle, diyanetle zerre kadar alâkası olan insan bu safsataları yutmaz. Çin� gidecekmiş de, Hz. İsa ile görüşecekmiş... Bunları �tiraf�diye zabta geçirtenlere şaşmalı. Ama �tiraf�n asıl ilginç bölümü arkasından geliyor. Mehmet Emin�n sorgusunun devamında söylediklerine bakın: �ehdî Derviş Mehmet (Yedeksubay Mustafa Fehmi Kubilay� şehit eden deli) �z. Peygamber de bu esrardan içti ve öylece miraca çıkarak Allah ile görüştü�diyerek (haşa) orada bulunanlara devamlı esrar içirdi.�Adamın deliliğine sınır olmadığı, üstüne üstlük bir de esrarkeş olduğu ve yaptıklarını esrarın etkisiyle yaptığı o kadar belli ki, başka delil gerekmiyor. Manisa'dan Giritli Küçük Hasan�n (hakkında mahkemece idam kararı verilmiş, ancak, yaşı küçük olduğundan cezası 24 seneye indirilmiştir) yapılan sorgulamasında, �ozalan Köyü�de Mehdî Mehmet ve arkadaşlarına iki adet silâh verildiğini, bu köyde bir hafta kadar kaldıklarını, zikir ederek esrarlı sigara içtiklerini�söylüyor. Eee... Kos koca Cumhuriyeti �ki adet silâh�a nasıl yıkacağını kim söyleyecek? �Mahkemece hakkında idam kararı verilip çok yaşlı olduğu için cezası 24 yıla çevrilen; ancak, tutuklu bulunduğu sırada ölen Erbilli Şeyh Esat Efendi�in aleyhinde delil uydurulamamış olacak ki, ancak vefat ettikten sonra, bizzat Askerî Mahkeme Başkanı General Mustafa Muğlalı tarafından basına şu beyanat verilmiştir: �eyh Esat, hilâfet komitesiyle alâkasına dair bir itirafname hazırlıyordu. Bu münasebetle İngiliz casusu Lavrens (Lawrence) ile münasebette bulunduğunu da doğrulamaktaydı. Fakat, hastalığı bunu yazıp bitirmesine mani olmuştur.�Bu iddiadan öyle bir anlam çıkıyor ki, sanki Şeyh Efendi, içinden geçenlere dayanılarak idama mahkûm edilmiş. Peki ama içinden öyle bir �tiraf�geçirse bile, Muğlalı Paşa içini nasıl okumuş? Sonuç olarak: �enemen Olayı�ı tertip ettikleri, olaya katıldıkları, alkışladıkları, ya da olay anında meydanda bulunup öylece baktıkları gerekçesiyle yargılanan yüz küsür insandan 28'i, Menemen'in muhtelif yerlerinde İdam edildiler. (03 Şubat 1931) 50 sanık muhtelif hapis ve ağır hapis cezalarına çarptırıldı. 27 sanık ise beraat etti. İyi bir gözdağı daha verilmiş, bir süre için yine �essizlik�sağlanmıştı.

 

Yavuz Bahadıroğlu

vakit

Share this post


Link to post
Share on other sites
Eskiden Esrarkeşlerin toplandığı gizli mekanlara Bektaşilerinde Esrar içmesi hasebiyle tekke denildiğini biliyordum.Ama bu kadarını bilimyordum.Birde olay Nakşiliğe atılmış, Esrar bazı tarikatlarda kullanılmıştır(bektaşi,haydari vs) ama Nakşilik gibi bir tarikata bu yakıştırma olacak şey değil....

 

Bu, Zaman gazetesi ve benzeri yayın organlarının gerçeği saptırma çabalarıdır. Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinde, Menemen olayının, esrarkeşlerin değil, Nakşibendi tarikatının işi olduğu belirtilmektedir. Nitekim o davada yargılanıpta idama mahkum edilen ancak daha sonra yaşı 65'in üstünde olduğu için cezası müebbet hapse çevrilen Şeyh Esat, Nakşibendi tarikatının lideridir.

 

Derviş Mehmet'in kim olduğunuda irdelemek gerekir. Derviş Mehmet, Sümbüller Köyü ce çevresinin, Nakşibendi Şeyhidir. İşgal yıllarında düşmanla işbirliği yapan ve 9 Eylül 1922'de Yunanla birlikte kaçan, Manisa Mutasarrıfı (valisi) Hüsnü ile kardeş çocuklarıdır. Bu vatan haini, daha sonradan adını Hüsnüyadis olarak değiştirerek hristiyan olmuştur.

 

İşgal yıllarında düşmanla işbirliği yapan bu şerefsiz güruh, kurtuluş savaşının başarıya ulaşması ve cumhuriyet ilan edilmesinden 7 yıl sonra, "Din elden gidiyor" diye bu provakasyonu tezgahlamışlardır. Bu prpvakasyonun arkasında İngiltere vardır, provakatörler, Yunanistan'da eğitim almışlardır.

 

Yargılananların isimlerine ve kim olduklarına bakarsanız, bunların bir grup esrarkeş olmadıklarını en açık şekilde görürsünüz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bu, Zaman gazetesi ve benzeri yayın organlarının gerçeği saptırma çabalarıdır. Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinde, Menemen olayının, esrarkeşlerin değil, Nakşibendi tarikatının işi olduğu belirtilmektedir. Nitekim o davada yargılanıpta idama mahkum edilen ancak daha sonra yaşı 65'in üstünde olduğu için cezası müebbet hapse çevrilen Şeyh Esat, Nakşibendi tarikatının lideridir.

 

Derviş Mehmet'in kim olduğunuda irdelemek gerekir. Derviş Mehmet, Sümbüller Köyü ce çevresinin, Nakşibendi Şeyhidir. İşgal yıllarında düşmanla işbirliği yapan ve 9 Eylül 1922'de Yunanla birlikte kaçan, Manisa Mutasarrıfı (valisi) Hüsnü ile kardeş çocuklarıdır. Bu vatan haini, daha sonradan adını Hüsnüyadis olarak değiştirerek hristiyan olmuştur.

 

İşgal yıllarında düşmanla işbirliği yapan bu şerefsiz güruh, kurtuluş savaşının başarıya ulaşması ve cumhuriyet ilan edilmesinden 7 yıl sonra, "Din elden gidiyor" diye bu provakasyonu tezgahlamışlardır. Bu prpvakasyonun arkasında İngiltere vardır, provakatörler, Yunanistan'da eğitim almışlardır.

 

Yargılananların isimlerine ve kim olduklarına bakarsanız, bunların bir grup esrarkeş olmadıklarını en açık şekilde görürsünüz.

 

Ah kardeşim, ah...

 

Bir bilsen ne kadar dikkatli yaklaşmaya çalışıyoruz bu türden tarihi öneme sahip olaylara... Hani bir dağ gibi bilinmeyen devden iğneyle kırıntılar koparmaya çalışıyoruz. Peki bizi bu hale iten nedir, eğer seni haklı bulursak kardeşim?.. Yukarıda Genelkurmay arşivlerinden de alıntılar var zaten. O yazıları okuyanlara yorum esnekliği bıraktık zaten... Hani sadece bu arşiv kırıntılarına bile itibar ettiğimizde şüphe uyandıran noktalar var. telgraf memuru Nail Bey’in de yazdıkları kurmay arşivlerinden çıktı işte. Yorumlar mısın onları kardeşim? Muğlalıyı tanır mısın peki? Ah canım, seni derviş mehmetin esrarkeş olmadığı fikrine iten şey nedir? Nekşi şeyhi bu adam öyle mi? Vah vah... Demek resmi tarih böyle bir darbe bırakıyor insanlar üzerinde... Demek sende inandın onun şeyh olduğuna... Hemde nakşi... Hayır arşivlerin tamamını açsalar var ya, yüzünü görmek isterim... Size ne gösteriyorlarsa, onlarla yetiniyorsunuz. Biraz hatıratlar okusanıza... Bırak menemeni savunanların hatıratlarını okusan bile, olayın hakikatini kavrarsın.

 

madem arşiverden bahsettik, Erzurum kongresi nasıl bir şeydir? Hani bana şimdi nutuk okuma... Mesela bu kongrenin kararlarını biliriz de, kongrede nelerin tartışıldığını ve kongre dışında küçük odalarda nelerin konuşulduğunu bilmeyiz. resmi tarihin Erzuruma gelen mektuplardan bahis açması gerek ama nerde... Yani o mektuplarda kimler mandacılık istedi acep? Şu ana kadar sana ulaşan arşivlerde bunlar yazıyorsa, lütfen bizi de bilgilendir, emi? Ha elinde arşivlerde bu bilgiler yoksa, sen o arşivlerle yetinirsin artık. Tıpkı menemen hadiselerinde olduğu gibi. Mandacıların bilmem nerelere gönderdiği mektuplar var mesela... O mektuplarda neler yazıyordu, manda sahiplerinden hukuk eğitim vs sahalarında ne gibi reformlar isteniyordu? Arşivlerden ne haber? arşivlerde Atıf haca olayı nasıl anlatılır? Ya inönü savaşı, kütahya eskişehir savaşları... arşiv bilgilerinle bizleri aydınlatırsan, bizde seviniriz.

 

Bursa işgali var birde yunalıların... sırf bu hadise için neler konuşuldu mecliste? Aslında arşivlerde var bu mesele... O zaman nasıl yorumlayacağız bu hadiseyi... Yahu bursa işgal edilmeden önce askerler ayrılıyor oradan... Peki niye? işte tam burada bir neden belirtseler, bizde kendi aklımızca yorumlarız. Ama bilmeyiz bu işleri işte... arşivlere de bakıyoruz, o dönem yaşayan insanların hatıralarına da... sen bakmıyor musun? Ha arşivlere baktığın belli de, arşivlerin daha esas kısmı açıklanmadı... İstiklal mahkamelerin arşivleri açılmaz mesela...

 

Neyse kardeşim... ha kubilayın askerlerinin silahında niye manevra mermisi vardı? Arşivse, arşiv, yalanlıyor mu arşiv? beynine bir ok çakmadı mı bu bilgi?

 

23 nisan yaklaşıyor, içim neşe doluyor... sonra 19 mayıs var... hadi sen bayramlara hazırlan kardeşim... Boş ver böyle meseleleri...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ali Karahasanoğlu - Vakit

akarahasanoglu@vakit.com.tr 2010-05-19

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Derviş Memet ve Alparslan ne kadar da benzeşiyorlar!

 

Danıştay 7. Daire Başkanı’nın konuşması, Türkiye’de mütedeyyin insanlar üzerinde oynanan oyunların, hep aynı senaryo ile tekrarlandığını gösteriyor.

Ne demişti, önceki gün 7.Daire Başkanı Turgut bey?

Şöyle demişti:

“Sen, son Kubilay’sın Mustafa; Yargı’nın Kubilay’ı. Karanlıkları aydınlığa çıkarmak için yanan Kubilay’lar asla unutulmaz. Ne seni unutacağız; ne de halkımıza, Kubilay’lara kasteden Derviş Mehmet’leri unutturacağız.”

Ne güzel söyledin Turgut bey..

Ne güzel hatırlattın bize..

Evet, Danıştay cinayeti, tam da Menemen vakası gibi bir şey..

Derviş Memet, gerçekten de Alparslan Arslan gibi bir adam..

Roller aynı..

Kurgu aynı..

Sonuçlar aynı..

Her şeyi ile aynı..

Ne yapmıştı Derviş Memet?

Esrarı çekip, Menemen’de bir asteğmeni vurmuştu..

Niye?

Şeriatı ilan için!

Esrar çekip, şeriat ilanı da nasıl oluyor?

Oluyor işte..

O olaydan tam 76 yıl sonra, bu sefer Alparslan Arslan isimli avukat, Danıştay’a gelip, bir hakimi öldürdü..

O da, yol arkadaşları ile bir barda buluşmuş, bir rivayete göre uyuşturucu alıp, sonra da cinayeti işlemişti..

Derviş Memet’in, dini camia ile direkt bir bağlantısı, tesbit edilememişti. Dini bir yaşantısı da yoktu zaten.

Aynen Alparslan Arslan’ın da, dindar camia ile bağlantısı tesbit edilemediği gibi. Cuma namazı bile kılmadığı, arkadaşları tarafından açıklandığı gibi..

Evet, Derviş Memet de, dini bir hayatı olmadığı halde, din için adam öldürmüş rolünde idi.

Alparslan Arslan da, dini bir hayatı olmadığı halde, din için hakim öldürmüş rolünde idi..

Başka ne benzerlikler var, iki olay arasında?

Olayların sonrasındaki gelişmeler de aynı..

Derviş Memet ile bağlantısı var diye, İstanbul’dan Şeyh Esat Efendi, apar topar alınıp götürüldü.. Güya emri o vermişti!

Danıştay cinayetinde de, İstanbul’daki Salih Kurter isimli yaşlı zat alınıp Ankara’ya götürüldü..

80 yaşındaki, kendi ihtiyaçlarını gidermekten aciz bu adamın, Danıştay cinayetini işlettiği ileri sürüldü..

1930’daki Menemen tiyatrosunun, 2006 versiyonu sanki..

Cinayetlerin sonrasındaki genel hava da aynı..

1930’daki Menemen olayından sonra, tüm Türkiye’de dindar insanlar baskı altına alınacaktı.. İstiklalMahkemeleri, idam kararları verecekti.. Serbest Cumhuriyet Fırkası kapanmak zorunda bırakılacaktı..

2006’daki Danıştay cinayetinden sonra da, dindar insanlar üzerinde, baskılar kuruldu.. Öldürülen hakimin cenazesinde, AdaletBakanı saldırıya uğradı.. Terörle Mücadele Kanunu’nda değişiklikler yaptırıldı.. Yetmedi, iktidardaki parti kapatılmak istendi.. Hükümet tümü ile devrilmeye çalışıldı..

Buraya kadar, Menemen ile Danıştay cinayetinde her şey aynı..

Dini kimlikli olduğu iddia edilen birisine cinayet işletiliyor. Sonrasında dindar camia baskı altına alınıyor.

Tıpatıp; aynı..

Bundan sonrası biraz farklı işte..

Menemen olayının arka yüzü, o tarihte ortaya çıkarılamadı. Taa bugünlerde, biz bu gerçekleri söyleyebiliyoruz.

Ama Danıştay cinayetinden hemen sonra, işin arka planı yavaş yavaş gün yüzüne çıktı. Çıkarıldı..

Katilin derin devlet bağlantısı deşifre edildi..

Danıştay katilinin dindar birisi olmadığı, içki içtiği, namaz bile kılmadığı.. Türbanla hiç işinin olmadığı, ortaya çıktı..

Fark varsa; Derviş Memet olayının tüm ayrıntısı ile o tarihte ortaya çıkartılamaması, ancak Alparslan Arslan’ın, her yönü ile deşifre olması açısından fark var..

Gerisi tıpatıp aynı.

Sağol Turgut Candan bey, sağol.

Danıştay üyesi Mustafa Özbilgin’i, Kubilay’a benzeterek, bize güzel bir hatırlatma yaptınız.

Ufkumuzu açtınız, en “derin” teşekkürlerimiz size..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Menemen Olayı çok yakın tarihimizdeki 28 şubat post modern darbesi ile aynı paraleldedir.

Menemende Gizli Statüko tarafından düzmece tarikat ve esrarkeşler kullanılarak sadece izmirde değil türkiyenin hemen hemen heryerinden imamların toplatılıp asılması planı ile;

28 şubatta aczimendiler ismi verilen sonradan uydurulmuş, senaryosu Cuntacı Statüko tarafından oluşturulan kuklalar kullanılarak milletin kendi iradesiyle seçtiği hükümete karşı bahaneyle Millet iradesini ve özgürlüğünü hiçe sayan Akıl aynı akıldır. Bu hastalıklı kafaların tamamen temizlenmesi dileğiyle...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Guest kulalı bekri

bursa neden terkedildi işgal olunca neden asker oradan çekildi... bunların hepsini eğer türksen veya bu vatan evladı isen şu çılgın türkler adlı kitabı oku.. ha şunu da söyleyeyim o kitapta her olayın belgei yazılı hem da yabancı kaynaklardan da var belgeler.. kurtuluş mücadelesini ve o zaman osmanlı yapısını ve halkın durumunu görmek isteyen ayrıca padişah(istanbul) hükümeti olmasına rağmen ankara daki mecliste bulunan hilafet ve padişah yanlısı mebusların bile kurtuluşun atatürk ve inönü ve silah arkadaşları ve bunu anlayan kahraman halkımızın yanında olması ve tam bir güvence ile ne kadarda atatürkün bugünün deyimiyle ayyaş olmasına rağmen tam yetkiyi mustafa kemale vermelerinin nedenini bu kitapta bulursunuz..

Share this post


Link to post
Share on other sites

Şu Çılgın Türkler kitabı... Yahu o kitap da vardı bende ama ne yazık ki onu da yaktım... Bir güzel ısındım şu kış günlerinde...

 

Bu arada Çılgın Türkler tabiri kimler için kullanılıyor? Ne bileyim işte, Beyaz Türkler ile Çılgın Türkler arasında nasıl bir bağ vardır? Mesela biz o kitabı okuyacağımıza Sinan Meydan okuyalım, nasıl olur? Yahu sen o kitabı bir köşeye bırak, Falih Rıfkı'dan al da Aydemir'e kadar, Adıvar'dan al da İnan'nına kadar bir sürü kitap var, sen de onları oku, hem de bilgileri birinci kaynaktan alırsın.

 

Sen ne diyorsun?''kurtuluş mücadelesini ve o zaman osmanlı yapısını ve halkın durumunu görmek isteyen ayrıca padişah(istanbul) hükümeti olmasına rağmen ankara daki mecliste bulunan hilafet ve padişah yanlısı mebusların bile kurtuluşun atatürk ve inönü ve silah arkadaşları ve bunu anlayan kahraman halkımızın yanında olması ve tam bir güvence ile ne kadarda atatürkün bugünün deyimiyle ayyaş olmasına rağmen tam yetkiyi mustafa kemale vermelerinin nedenini bu kitapta bulursunuz.. ''

 

Ama bak Necip Fazıl'da ne demiş::''Tamamiyle milli dehanın ve milli haysiyetin ilcası olan, Maraş gibi misalleriyle de teşkilatla da sevk ve idare kaynağından hiçbir selam bile almamış bulunan Anadolu kıyamını bir şahsa veya bazı şahıslar zümresine bağlamaya çalışmak, bu millete edilebilecek hakaretlerin en büyüğüdür.''

 

Acaba o kitapta Atatürk'ün Anadolu'ya geçişi nasıl anlatılıyor? Belge filan diyorsun ya... E anladığıma göre o kitabı okumuşsun, o zaman belgeyi istiyorum efendi... Atatürk'ün Anadolu'ya geçişini belgeleri ile istiyorum...

 

Yani sen de olmasaydı olmazdık taifesinden bir zatsın anlaşılan...

 

Erzurum Kongresi nasıl anlatılıyor o kitapta? Sonra Sivas Kongresi filan... İsmet İnönü nasıl anlatılıyor orada? Sivas Kongresi ve İsmet İnönü deyince, kitap nelerden söz ediyor?

 

Ankara'da meclisin açılması o kitapta nasıl anlatılıyor? İlk meclis nasıl açıldı? Belgelerle birlikte açıklamanı isterim...

 

Neyse...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×