Jump to content

Recommended Posts

[b][i]Bera-yı malûmat size gönderildi.

Büyük Doğu’nun yirmi dokuzuncu sayısında; "Lozan’ın İçyüzü" diye yazılan makaleden. [/i][/b]

İngiliz murahhas heyeti reisi Lord Gürzon, nihayet en mânidar sözünü söyledi. Dedi ki:
"Türkiye İslâmî alâkasını ve İslâmı temsil rolünü kendi eliyle çözer ve atarsa, bizimle hulûs birliği etmiş olur ve Hıristiyan dünyasının hürmet ve minnetini kazanır; biz de kendisine dilediğini veririz."
Lozan’da Türk murahhas heyeti başkanı bulunan ve henüz hakikî kasıtları anlayamayan İsmet Paşa, bir aralık bütün Hıristiyan emellerinin Türkiye’yi mazisindeki ruh ve mukaddesat kökünden ayırmak olduğunu sezdiği halde, şu gizli ivaz ve teminatı veriyor ve diyor ki:
"Eskiden beri kökleşmiş ve köhne engellerden, yani an’ane-i İslâmiyetten kurtulmak hususunda besledikleri-yâni İsmet’in beslediği-azmin, inkâr edilmez delilidir."
Harfi harfine iktibas ettiğimiz bu sözlerle, Türk başmurahhasının, yâni İsmet’in, eskiden kökleşmiş ve köhne olmuş engellerden kurtulmak hususunda Türk milletine beslediği kat’î azimle ne kasdettiğini ve bunu hangi maksat altında İslâmiyet düşmanlarına ivaz diye takdim ettiğini sormak lâzımdır.
Konferansın birinci defasında Türk başmurahhası, bizzat karar vermek vaziyetinde olmadığı ve büyüğüne, yani Mustafa Kemal’e bildirmek zorunda olduğu için, memlekete dönüyor; kendisini Haydarpaşa’dan Ankara’ya götüren tren ve devlet reisini (Mustafa Kemal) İzmir’den Ankara’ya götüren trenle Eskişehir’de buluşuyor. Bir arada ve baş başa seyahat... Sonra Ankara gizli meclis toplantıları... Fakat esas meselelerde daima baş başa. Mustafa Kemal ile İsmet beraber içtimaları ve karar: "Din öldürülecektir."
Lozan Konferansının ikinci sayfası: "..... Artık herşey Türkiye hesabına çantada hazırdır. Yani dini terk ile herşey yapılacak. Yeni hizbin (Kemalizm ve İsmet hükûmeti) bundan böyle, bu millette, İslâmiyeti katletmek prensibiyle hareket etmekte, hasım dünyanın kumandanlarından, yani düşman ehl-i salip kumandanlarından, dini vurmakta daha hevesli olduğu ve örnekler vereceği ve bilhassa hudut dışı değil de, hudut içi ve millî irade yaftası altında çalışacağı şüpheden varestedir."


Nihaî Vesika
Lozan Muahedesinden sonra, İngiltere Avam Kamarasında, "Türklerin istiklâlini niçin tanıdınız?" diye yükselen itirazlara, Lord Gürzon’un verdiği cevap:
"İşte asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski satvet ve şevketlerine kavuşamayacaklardır. Zira biz onları, mâneviyat ve ruh cephelerinden öldürmüş bulunuyoruz.

Yani Mustafa Kemal ve İsmet’in verdikleri karar, Türk milletini İslâmiyet ve din cihetinden öldürmek kararıdır."
Artık bunun üzerine herşey ap açık anlaşılıyor, değil mi?


Gizli anlaşmanın entrikası

Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:
"Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum."
Aynı Hayim Naum Türk murahhaslar heyetine müşavir sıfatıyla sokulmanın da yolunu bulmuş, yani Mustafa Kemal ve İsmet’i kendine dost bulmuş. Onun için üçü birleşmiş. Ve artık arada santralın intizamla işlemesine hiçbir mâni kalmamıştır.
Hayim Naum o sırada Ankara’ya kadar da uzanarak plânın muvaffakiyeti için gereken en mühim ve merkezî şahıs nezdinde-yani Mustafa Kemal yanında-emin bulunduğu tesirinin derecesini ölçmek istemiştir. Öyle ki, bu tesir, mahut mevzuda Hayim Naum’dan daha heveskâr ve gayretli bir İslâmiyet düşmanına tesadüf etmekle muradına ermiş ve artık Türkü içinden vurmanın plânını gerçekleştirmek için her unsur tamamlanmıştır.



İşte bu ehemmiyetli vesika, tam tamına Risale-i Nur tercümanının kırk küsur sene evvel hadis-i şerifin ihbarına dair beyan ettiği hadiseyi tasdik ettiği gibi; ve Şeriat-ı Ahmediyeye ihanet eden o dehşetli şahsın mühim bir kuvveti Yahudi olduğu, Yahudi olan Lord Gürzon ile Hayim Naum o ihbarın hakikatını gösterdiklerini ve yirmi beş seneden beri Nurcuların imhasına keyfî kanunlarla dehşetli zulümlerin hikmetini tam gösteriyor.


[b][i]Risale-i Nur - Emirdağ Lahikası
[/i][/b][b][i]S: 277 - 278[/i][/b]

[b]
[/b]

[b]------
[/b]

[url="http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=12197"]Ekleme: Tıklayınız:  Lozan Yazıları[/url][b]
[/b]

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bu konuda kadir mısırlıoğlunu tavsiye ederim. eserleri lozan safsafatasına ışık tutuyor...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Çok yazık...

Hani hiçbir belge yok.

Adam ilham gelmiş yazmış sanki...

Lozan'a nasıl safsata dersiniz

Yazıklar olsun

Damat ferit kahraman mıydı size göre yazık çok yazık

Bunlar doğruysa said nursiye doktora unvanı verseydik

Atatürk düşmanı saide inanmayın.

Belgesi yok, gösterin bana belgesini inanayım

Share this post


Link to post
Share on other sites

Belge mi dedin?

Belge senin, benim bildiğim şeyler... Lozan maddeleri, belgedir.

Hadi yaz bakalım maddeleri...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Belge mi dedin?

Belge senin, benim bildiğim şeyler... Lozan maddeleri, belgedir.

Hadi yaz bakalım maddeleri...

 

Hacegan kardeşim

 

Bırak bu tür hayvandan aşağı taklitçileri muhattab alma...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Hayvandan aşağı mı

İnsan müslüman kardeşine hayvan der mi

Saidin kaynağı yok

Kendisi de açıkça söylüyor bana ilham geliyor diye

Ben belge olmadan inanmam

Share this post


Link to post
Share on other sites
Hayvandan aşağı mı

İnsan müslüman kardeşine hayvan der mi

Saidin kaynağı yok

Kendisi de açıkça söylüyor bana ilham geliyor diye

Ben belge olmadan inanmam

 

 

Müslümansın demek bana Allah'ın var olduğuna dair bir belge getir bakalım! Herşey belgeyle olacaksa.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Yavuz Bahadıroğlu - Vakit

2009-07-26

 

 

--------------------------------------------------------------------------------

 

Lozan’da neler kazandık, neler kaybettik?

 

24 Temmuz 1923’te (86. yıldönümü) imzalanan Lozan Antlaşması’nı Türkiye yıllardır tartışıyor...

Net Tv’de bu konuyu işlediğim program (her Cuma günü saat 21.00’de “Tarihçe” başlıklı programımda tarihi konuları işlemeye çalışıyorum) yüzünden bir sürü tehdit aldım: Yani kavga sürüyor. Çünkü insanımız bu konularda tek kaynaktan besleniyor, “şartlanmış” kafalarla konuya bakıyor. Farklı şeyler duyduğu zaman ise tepki gösteriyor. Tepki o kadar derin oluyor ki, muhatabını yok ederek (zindana-hicrana atarak) ondan kurtulmaya çalışıyor.

Hâlbuki bu çare değil: Olsaydı, Adnan Menderes’ten Deniz Gezmiş’e kadar insan asa asa geldiğimize göre, çareyi çoktan bulmuş, bir “uzlaşma” atmosferinde çoktan uzlaşmış olurduk.

Kaldı ki ideolojik ve siyasi mensubiyetimizden dolayı biz rakamlarda dahi uzlaşamayan bir millete dönüştük. Birbirimizi yok etmekle besleneceğimizi zannediyoruz. Çok yanlış.

Mesela, Lozan’a “Zafer mi, hezimet mi?” çerçevesinden bakmak yerine neler verip neler aldığımıza bakmak bence daha doğrudur.

Öncelikle şunu hatırlamakta fayda var: İsmet Paşa (İnönü) önderliğinde Lozan’da masaya oturan Türk heyeti, Kurtuluş Mücadelesini zafere taşımış bir milletin temsilcileriydi... Yani galiptik...

Savaştığımız Yunanistan ise mağluptu. Ama Lozan’da karşımıza Yunanistan’ın yanı sıra, Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri çıktı: İngiltere, Fransa ve İtalya... Bizimle en çetin pazarlıkları yapan, hattâ dişe diş dövüşen ise İngiliz Heyeti Başkanı Lord Cürzon’du.

İngilizler ülkemizi dört bir yandan işgal etmişlerdi, ancak hiçbir cephede aramızda düzenli bir savaş cereyan etmemişti. (Fransızlar ve İtalyanlarla da öyle). İngilizlerle hiçbir cephede savaşmamıştık. Geldikleri gibi dönmüşlerdi. Bazı tarihçiler bu noktaya bir “mim” koyarak, soruyorlar:

“Türkiye ile İngiltere arasında, Milli Mücadele döneminde gizli bazı anlaşmalar mı yapıldı?.. Yapıldıysa bunların mahiyeti nedir?.. Türkiye’nin asla komünist olmayacağı, Sovyetler Birliği’ne yanaşmayacağı, saltanatı ve hilafeti kaldıracağı yolunda İngiltere’ye taahhütler mi verdik?”

Zira İngiltere, Fransa ve İtalya Yunanlıların arkasında dursalar ve Türkiye’ye farklı noktalardan cephe açsalardı, Türkiye’nin durumu çok zorlaşabilirdi.

Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı günlerde Lozan’dan dönen İsmet Paşa’yı yanına aldığı Konya tren yolculuğunda Mustafa Kemal’in gazetecilere söyledikleri ilginçtir. TBMM’deki gizli oturumu kastederek şöyle diyor:

“... gizli celselerde bir takım beyanatta bulunanlar oldu, nihayet ben Meclise gittim; dedim ki: ‘Efendiler! Ne istiyorsunuz? Karaağaç, Musul vesaire için harp mı edelim? Millet harpten usanmıştır. Takatı kalmamıştır. Harp edemeyiz. Milleti harbe sürüklemek için pek hayatî, son derece mühim meselelerin mevzubahis olması lâzımdır.’”

Demek ki Mustafa Kemal Musul Vilayeti’ni (Kerkük ve Süleymaniye de bunun içinde) “hayatî” ve “son derece mühim” bulmuyor. Bu durumda İngilizlere bırakılması çok da önemsenmemiş oluyor.

Şimdi Lozan’da kaybettiklerimize bir bakalım...

• Kıbrıs, İngiltere ile aramızda tartışmalı bir konuydu. Hak bizimdi. Lozan’da İngiltere’ye terk ediliyor. İngiltere de tutuyor Yunanistan’a armağan ediyor. (Adada yaşayan Türkler, ya İngiliz vatandaşlığına girecek, ya da Türkiye’ye göçeceklerdi.) [20. madde].

• Birinci Dünya Savaşı öncesinde İngiltere’ye sipariş edip parasını nakit ödediğimiz savaş gemilerine İngiltere haksız ve hukuksuz bir şekilde el koymuştu: Lozan’da bu gemilerin kurtarılması gerekiyordu, ama İngiltere’ye bırakılıyor... [Madde 58].

• Mısır, Sudan ve Libya üzerindeki tüm hak ve ayrıcalıklarımızdan Lozan’da vazgeçiyoruz. [Madde 17-22].

• Batı Trakya Yunanistan’a veriliyor. [Madde 1].

• Boğazların kullanım hakkının 5 devletin kontrolüne bırakılmasına razı olunuyor. Kıyıdan itibaren 8 kilometrelik alana asker sokmamayı bile taahhüt ediyoruz. [boğazların kullanımına ait sözleşme Madde 1-6].

• Antlaşmaya göre, Rum-Yunan ve Türk azınlıklar karşılıklı olarak değiştirilecek, ancak İstanbul’da yaşayan Rumlarla Batı Trakya’da yaşayan Türkler bundan müstesna tutulacaktır. (Buna ilişkin sözleşmede belirtilen ince bir nokta var: Rumlardan “Rum” diye bahsedilirken Batı Trakya’lı Türkler “Müslüman” olarak anılıyor. Herhangi bir olumsuzlukta müdahale hakkımız böylece engelleniyor! [bu konudaki sözleşmenin 1. ve 2. maddeleri].

• Ek protokolde, Türkiye ve Yunanistan karşılıklı olarak ülkelerinde Yunanlı, Rum ve Türkler için genel af ilan ediyor... Bu aftan az sayıdaki Türk faydalanırken, işgal sırasında Anadolu’da katliam yapan, Osmanlı vatandaşı iken Osmanlı Devleti’ne ihanet eden binlerce Rum ve Yunanlı affediliyor. [Madde 1-2-3-4].

• Kapitülasyonlar kalkıyor, ne var ki adalete ilişkin protokole, Türk adaletini 5 yıl için Avrupalı yargıçların denetleyeceği maddesi konuluyor. Avrupa bu süreçte Türk yargısına karışabiliyor. [Madde 1-6].

• İzmir ve havalisinde katliam yapan, İzmir’de taş taş üstünde bırakmayan Yunanistan’dan savaş tazminatı bile alınamıyor.

• Musul, Kerkük, Süleymaniye İngiltere’ye terk ediliyor.

• Hatay BM’ye kalıyor, alınamıyor.

• Ortodoks Patriği Ankara’nın arzusuna rağmen yurt dışına çıkarılamıyor.

• Türkiye, Fransız ve İngiliz şirketlerine bazı ticari avantajlar sağlamayı kabul ediyor. (Mesela, Türkiye, demiryolu yapımı için uluslararası bir ihale açmışsa, bunu bu şirketlere bildirmek zorunda olacak).

Lozan’da kazandıklarımıza gelince:

• Batı, Türkiye ile eşit şartlarda masaya oturmayı kabul ediyor.

• Türkiye’nin bağımsızlığı tanınıyor...

• Kapitülasyonların büyük bölümü kalkıyor.

• Dış borçların ödenmesinde kâğıt para kullanılması kabul ediliyor.

Yani bu konuda kavga etmemiz gerekmiyor!

Share this post


Link to post
Share on other sites
Bunlar doğruysa said nursiye doktora unvanı verseydik

Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin dünyevi hiç bir makama ihtiyacı yok(tu) .

 

EK 17 MADDESİ HÂLÂ SIR

 

Toplam 142 maddeden oluşan, ancak gizli tutulan Ek 17 maddesi hâlâ sır özelliği taşıyan Lozan Antlaşması’nda, kapalı kapılar ardından ne pazarlıklar yapıldığı tam olarak bilinmiyor. Lozan’da İngiliz Delegasyonu Başkanı Lord Curson, İngiliz Avam Kamarası’nın ‘Lozan’da Türklerin istiklalini neden tanıdınız’ şeklinde yapılan itirazlara “Asıl bundan sonraki Türkler bir daha eski şan ve şöhretlerine kavuşmayacaktır. Zira biz onları maneviyat ve ruh cephelerinde söndürmüş bulunuyoruz” şeklinde cevap vermişti.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Aziz Okuyucu !...

Lozan; muazzam bir imparatorluk mirasının han-ı yağmasıdır...

Türkün şahsına islamdan intikam alınarak, bütün bir islam dünyasının başsız bırakılmasıdır!...

Lozan'ın getirdiği, adalarla yunan stratejik çemberine alınmış iktisadi kaynaklardan mahrum, her türlü ünvan ve sıfatı yolunmuş gayrı tabii hudutların çizdiği küçük bir Türkiyedir.

 

 

Kadir Mısıroğlu ("lozan zafer mi hezimetmi" kitabının arka kısmındaki yazı)

SEBİL YAYINEVİ

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne yazıkki lozanı sevrle karşılaştırıp lozanın ne kadar büyük bir başarı olduğunu ispat etmeye çalışanlar vardır.Halbuki sevr bir yenilginin lozan ise bir zaferin anlaşmasıdır yada öyle olması gerekiyordu.Genel hatlarıyla bakıldığı zaman eğer toprak büyüklüğü farketmez vatan vatandır ille bağımsızlık dersek bir başarı fakat adaların ve kıbrısın büyük çoğunluğunun kaybedilmesiyle sanki kazanan değilde o konferansa katılımcı bir devletin hak alması gözüyle ancak bakılabilir.Kadir Mısırlıoğlu'nun kitabında yazdığıyla yunan tarafı mutlu bir şekilde ayrılmış ve asıl kazanan biz olduk demiştir.türkün 700 yıllık şanlı tarihinden sonra zaten olması gerekenden dahada küçük bir kareye sıkıştırılmış olarak bırakıldığı bir anlaşmadır.Bir diğer tarafı da zafersiz kahraman olarak bilinen İsmet İnönü'nün daha da büyütülüp milli kahraman yapıldığı anlaşmadır LOZAN.

Share this post


Link to post
Share on other sites

bu konuda üstadın(nfk) yakın arkadaşı kadir MISIROGLU üstadımıza müracaat etmeniz,bu konu hakkında tam bir bilgi sahibi olmanızı sağlayacaktır.

bakınız: lozan zafer mi hezimetmi

üstad necip fazıla dair

yazar:kadir MISIROGLU

sebil yayınevi

Share this post


Link to post
Share on other sites

Kardeşim; kadir mısırlıoğlunu tavsiye etme. Yazdıkları üstad taklidçisi, kendisi üstad düşmanı, hastalığı şeref eksikliği olan bir yazardır. therasmus'un belirttiği üstad necip fazıla dair isimli kitapta üstad'a olan ard niyeti açıkça görülmektedir. Taklitler asıllarını yaşatır. Necip Fazıl Okuyunuz Bal yemeden keçi boynuzu muhabbeti yapmayınız. Neden böyle diyorum çükü Necip Fazılı okuyan biri Kadir mısırlıoğlu gibi adamların okduklarından etkilenmez bu durum güneşi es geçip ışığı sönmüş yıldızdan ışık aramaya benzer. Sözüm Kadir mısıroğlunu övenlere.

Share this post


Link to post
Share on other sites
Kardeşim; kadir mısırlıoğlunu tavsiye etme. Yazdıkları üstad taklidçisi, kendisi üstad düşmanı, hastalığı şeref eksikliği olan bir yazardır. therasmus'un belirttiği üstad necip fazıla dair isimli kitapta üstad'a olan ard niyeti açıkça görülmektedir. Taklitler asıllarını yaşatır. Necip Fazıl Okuyunuz Bal yemeden keçi boynuzu muhabbeti yapmayınız. Neden böyle diyorum çükü Necip Fazılı okuyan biri Kadir mısırlıoğlu gibi adamların okduklarından etkilenmez bu durum güneşi es geçip ışığı sönmüş yıldızdan ışık aramaya benzer. Sözüm Kadir mısıroğlunu övenlere.

 

Önceki mesajımızda iktibas ettiğimiz kitap arkasında ki yazı; büyükdoğunun kitap için okuyucusuna sunumudur.

K.Mısıroğlunun üstad hakkındaki kitabını okumadım henüz, ancak kitabın ismi bile söylediklerinizle çelişmekte.

Kaldıki dedikleriniz doğru bile olsa bu, yazarın lozan hakkında ki oldukça cesur bir kalem ile hazırlanmış malum eserini karalamaya yetmez.

Hele ona, adaba aykırı bir üslüpla hakaret hakkını size hiç vermez.

Lütfen üslübunuzu düzeltiniz...

Share this post


Link to post
Share on other sites
Önceki mesajımızda iktibas ettiğimiz kitap arkasında ki yazı; büyükdoğunun kitap için okuyucusuna sunumudur.

K.Mısıroğlunun üstad hakkındaki kitabını okumadım henüz, ancak kitabın ismi bile söylediklerinizle çelişmekte.

Kaldıki dedikleriniz doğru bile olsa bu, yazarın lozan hakkında ki oldukça cesur bir kalem ile hazırlanmış malum eserini karalamaya yetmez.

Hele ona, adaba aykırı bir üslüpla hakaret hakkını size hiç vermez.

Lütfen üslübunuzu düzeltiniz...

Kadir Mısırlı oğlu Lozan, Sultan Vahdettin ve Uluhakan gibi konularda Üstaddan alıntı yapmaktadır bu bir. Ki alıntı yapsın sorun deği ama alıntı yaptığın sözlerini kendine mal edip söylediğin sözlerin sahibine hakaret ve iftira etmek şeref eksikliğidir bu iki.

Sen diyorsun ki kitabı okumadım adamın kitabını okumadan üstadla ilgili sohbetini dinlemeden savunmak çok yalnıştır bu üç. Benim Üstadıma kumarbaz diyen adama Şerefsiz lafı azbile. O kişi benim Üstadıma delili olmadan iftira atan biridir. Ben ise kitabındaki deliller ile ona malum sözleri söylüyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Konunun bilgi paylaşımının ötesinde hakaret mesnetli bir polemiğe dönüşme korkusu, konuyla ilgili bu son mesajımızın oluşmasına yegane sebeptir.

Kendinize üstad olarak kabul ettiğiniz kişiye yapılan eleştiriye cevabınız somut açıklamalar yerine hakaretten ibaret ise hiç şüphe yok ki hakaret ettiğiniz kişiyi kendine üstad olarak kabul etmiş birinin hakaretlerini peşinen kabul ediyorsunuz demektir.

Şu halde;

Mısıroğlu'na üstad diyen bir kalem çıkıp size ettiğiniz hakaretin dozajını biraz daha arttırıp iade etse müsterih kalacaksınız anlaşılan. Öyle kalmanızda [sizin felsefenizle] doğal olan olur.

Eee! artık sonraki safha; sizi üstad olarak kabul eden birilerini bulup ona cevap verdirmek olur.

Aynı felsefeden hareketle muhtevası yalnız hakaretten ibaret olan bir cevap.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Malum kişiyi savunarak,asıl siz kişinin Üstadla ilgili sözlerini kabul ediyorusunuz demektir. Söylediğim sözün kitabında belgesi var. Yani bu bir hakaret değil malumun ilanıdır. Onun belge ve bilgi ölçüsünde sıfırken yaptığı iftiradır.

 

Kitap yazacağım deyip iftira atmak, "bilerek günah işlerdi ve daha yazmaya utandığım şeyler" demek yanında benim sözlerim devede kulak gibi kalır.

 

Sizin yapıtığınız ise kitabın ismine bakarak savunma yapmaktan başka birşey değildir.

üstad hakkındaki kitabını okumadım henüz, ancak kitabın ismi bile söylediklerinizle çelişmekte.

 

Amacım elbette ki polemiği sürdürmek değil lakin cahilce araştırmadan tanımadan bir kişinin yalnışlarının savunulmasına de cevabsız kalamam.

 

Bu saatten sonra diyebileceğimiz tek şey vardır. "Allah kadir mısırlıoğlunu iftiracılıktan ve malum hastalığından kurtarsın"

Share this post


Link to post
Share on other sites

Ne zamandır okuyup, geçiyordum zira daha sabredemeyeceğim! Çilede vasat kafalı olarak bizler Mısıroğlu için konuşacak ağızlar değiliz! Üstadımız hakkında fütursuz dile getirdiği savlar olabilir bu inkar edilemez. Ben o laflarını kabul etmem, tabiri caizse posasına değil özüne bakarım. Bugün Mısıroğlu kadar kitabın ortasından konuşabilen babayiğit kalem kim acaba? Yıllarını bu işe vermiş, kafası yanık bir dava adamıdır, ve bunu hakiki manada hisseden ömrünü bu ideada harcamış bir duayen için ileri geri konuşmak hakkını size hiç kimse veremez! Üstada laf eden herkesi ne yani afaroz mu edeceğiz?! Bizlerin yani islamcı/sağcı geçinenlerin kendi içinde bölünmesi kadar beni yaralayan bir şey yok! Yok muvazenesi eksik, yok üstadın fikirlerini çalıyor, yok kumar hastası demiş.. Bunlar ne kadar sudan sebepler!! Davamız tektir, islamdır; elbette hepimiz bu hususta konuşacağız ya da kitaplar inşa edeceğiz. El-misal Mısır'da Necip Mahfuz islamiyeti devşiren yahut islami gençliği ateşleyen, uyandırmaya çalışan yazılar kaleme alsa idi onu da mı Üstadı mukallitle suçlayacaktınız? Bu ne kadar seviyesi yüksek bir ironidir, yapmayın lütfen!

 

''Hastalığı şeref eksikliği olan..'' bu nasıl bir ifadedir?! Siz aynaya fazla bakıyorsunuz sanırım! Biraz ölçü lütfen, saygı! Sizin yaşınız kadar O'nun eseri mevcuttur! Belli ki Üstadımız'a itham ettiği sözleri okuduktan sonra diğer kitaplarına göz ucuyla dahi bakmamışsınız, buram buram avamlık kokuyorsunuz! İslam tarihi, tarih, gençlere binaen kitaplar,islami kitaplar ilaahir.. eserleri mevcut muhterem hukukçu-tarihçi KADİR MISIROĞLU! Ehl-i sünnet ve de hakiki dava adamıdır! Tabi türevi belli olmayan, deve dikeni gibi sivrilen kafalar çok atıp tutarlar!

 

Ben Üstadımı da okurum, Muhterem Kadir Mısıroğlu'nu da, herkes hangi menbadan beslenmesi gerektiğinin idrakındadır. Ve kimin hakkında konuştuğunu millet üç tartsın, beş düşünsün öyle yazsın! Ben böyle ithamları, böyle seviyesi düşük cümleleri bir Üstadsever'e yakıştıramıyorum! Kesinlikle benim şedid bir şekilde Mısıroğlu hocamı müdafaa etmem Üstadım hakkında dile getirdiği sözleri kabil gördüğüm manasına gelmez, şimdi bu basit akıl oyununu yapanlar olabilir. Yalnız diyorum ki, olmuştur, bir gaf yapmıştır, kendi düşüncesidir saygı duyarım fakat kabullenmem! Ama hepten bu adamı kestirip atamam! Okumayan okumaz eyvallah, nasip meselesi fakat adamın yıllar alan emeklerini sen mantıktan yoksun cümlelerinle çürütemezsin derim ve burada da bitiririm!

Share this post


Link to post
Share on other sites

Muhterem sark mesajını bir yere kadar saygıyla okudum. Ve gerçekten bu adam haklı bir yerde dedim. "Siz aynaya fazla bakıyorsunuz sanırım! " Bu laf sana yakışmadı, Bana şerefsiz demeğe çalışıyorsun Bunu derken neye dayanarak bunu diyorsun. Ben ona o lafı kullandım ama lafı kullanırken O kisinini Üstad için "Günahını bilerek at yarışı oynardı" mealinde ki lafına dayanarak dedim. Yineliyorum kesinlikle sana yakışmadı. Belli zamandır mesajlarını da takip ederdim bu kadar hayasızlık yapmamıştın. Neden şerefsiz olduğumu açıkla... İkinci meselem ise "Üstadımız'a itham ettiği sözleri okuduktan sonra diğer kitaplarına göz ucuyla dahi bakmamışsınız" okumadığımı nerden biliyorsunuz Bir mazlum padişah Sultan Abdülhamit kitabını özlellikle zamanında çok beğenmiştim (O zaman Uluhakan'ı okumamıştım)

Ben o kişinin posasından bahsediyordum.Posasına gereksiz değer verilmemesinden.

Lakin belgelere dayanmadan yani işkembeden birine Şerefiz demiyordum. Senin bana dediğin gibi... bu konuda hesapta görüşürüz zira kesin bir nedenin olması lazım.

 

Hepten adamı kestirip at demiyorum keçi boynuzu sevebilirsin ama asıl tatlı olan baldır. Bana demişsin ki Mısıroğlu için konuşacak ağızlar değiliz! peki sorarım bana bu yüzden şerefsiz diyen sen, Acaba Mısıroğlu ÜSTAD hakkında benim kine rahmet okutacak sözleri söylerken o sözleri söyleyecek ağızmıdır Lütfen Doğru Yolun Sapkın Kolları'nı bir daha oku...

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×