Jump to content
Achar

Üstad Hakkında Söylenenler

Recommended Posts

[b][size=3][color="#8b0000"]NECİP FAZIL İÇİN NELER SÖYLEDİLER?[/color]


[color="#8b0000"]Mustafa Miyasoğlu:[/color] O’nu unutturmaya çalışıyorlar

Üstad’ın biyografisini yazan Mustafa Miyasoğlu diyor ki: "Çöle İnen Nur" yazılıncaya kadar Türkiye’de yüzlerce sene siyer kitabı yazılamamıştı. "Ulu Hakan Abdülhamit Han"a kadar o hep "Kızıl Sultan", Vahdettin yazılıncaya kadar "Vatan Haini" biliniyordu. Üstad’ın bütün bunlardan daha önemli "İdeolocya Örgüsü" adlı eseri var. Bu eserini unutturmaya çalışıyorlar. Üstad’ı "Şairlerden bir şair", kısa pantalonlu çocukluk resmini göstererek, "Prens Necip Fazıl, at meraklısı Necip Fazıl" Tuhaf hatıralar anlatarak Necip Fazıl’ın asıl vasfını unutturuyorlar. Bunu biraz daha açıklamak gerekirse şöyle diyebiliriz. Üstad Necip Fazıl’ın, vahye dayalı son dinin (İslam), değişmez kitabının (Kur’an-ı Kerim), ilhamıyla Ehl-i Sünnet yolunda İslâm düşüncesini, İslâm kültürünü ve yaşayışını bir hayat ve medeniyet telakkisi olarak ortaya koyup, aydınlanma düşüncesine, pozitivizme, sosyalizme ve ateizme kökten karşı çıkışını, eleştirisini unutturmaya çalışıyorlar. Olay budur."

[color="#8b0000"]Ömer Öztürkmen:[/color] Sanki dünyaları bağışladı

Üstad’ı 1949’da tanıdım. O’nun hayranlarından biriydim. Tam 2 sene Üstad’ın yazdığı yazıları Şafak Matbaası’na götürdüm. Büyük Doğu ile matbaa arasında mekik dokuyordum. 1950’de Büyük Doğu günlük gazete olarak çıkmaya başladığında Üstad beni "Yazıişleri Müdürü" ilan etti. Bu arada küçük fıkralar da yazmaya başladım. Büyük Doğu’da imzam çıktığı zaman öyle sevindim, öyle sevindim ki; Üstad Necip Fazıl sanki dünyaları bana bağışladı. Ücret yok. Üstad’ın Falih Rıfkı aleyhinde yazdığı hakaretamiz bir yazı vardı. Son cümlesi "Kalemini münasip yerine sokarım" diye bitiyordu. Ben de Yazıişleri Müdürüydüm. Dava açıldı. Ben mahkemeye gidiyorum, Üstad gelmiyor. Dava 1952’de bitti ve ben Üstad’ın "Hilton" ismini verdiği Toptaşı Cezaevi’nde 2 ay hapis yattım.

[color="#8b0000"]Ali Nar:[/color] Hayali, Ayasofya’nın açılmasıydı

O’nu, Milli Türk Talebe Birliği’nde verdiği Ayasofya konferansında gördüm. Fatih’in heyecanıyla konuşuyor, "Gençler" diyerek söze başlıyor ve şöyle diyordu: "Fethin ve Ayasofya’nın yalnız manasını anlasak, Ayasofya’nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendine açılır. İsterse açılmasın. Peygamber Efendimizin, müjdesini duyarak 95 yaşında ta Medine’den kalkıp İstanbul’un kuşatmasına katılan Eyüp el Ensari Hazretleri’ni düşünün. Akşemseddin Hazretleri’ni ve 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih’i düşünün. Siz bunları gerçekten düşünürseniz, Ayasofya açılacak. Gençler; Ayasofya’yı bir sel açacak. Bu sel üzerinde bir saman çöpü olsam, daha ne isterim: Bu sel yakındır. Allah mukaddes zatının ve sevgili Resulü’nün dostlarıyla beraberdir!..

[color="#8b0000"]Rasim Cinisli:[/color] Tahran sokaklarında Üstad gibi dolaştım

Üstad, Büyük Doğu’yu çıkarırken, kapakta "Reklâm almaz, abone kaydetmez" yazıyordu. Bu halde Büyük Doğu’nun nasıl yaşadığına kimse akıl-sır erdiremezdi. Üstad’ın etrafında bulunan birinci dereceden dostları vardı. Meselâ; Sezai Karakoç, Mustafa Müftüoğlu, Prof. Ayhan Songar, Prof. Süleyman Yalçın, Prof. Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Osman Yüksel, Süleyman Arif Emre, Akif İnan, Cahit Zarifoğlu bu halkadandı. Meselâ; bir Hilmi Oflaz abi vardı. Üstad’ı öylesine severdi ki; mimikleri, sözleri ve hareketleri ile Üstad’ı taklid ederdi. Üstad da Hilmi abinin sadakatini çok severdi. Üstad’ın vefatını İran’ın başşehri Tahran’da duydum. O gün Üstad gibi cebimdeki bütün paraları yoksullara dağıttım. Hem ağladım, hem de yalınayak sokaklarda dolaştım."

[color="#8b0000"]Nedim Urhan:[/color] Ajan var diye Üstad konuşmadı

Üstad, bir konuşması anında içeriye genç biri girince, “Ajan varken, ben burada konuşmam" dedi. Katılanların çoğu İmam-Hatip’ten arkadaşlarımız. Yahya Kutluoğlu, Mustafa Göl, fakat biz, Üstad’ın "ajan" dediği adamı tanımıyoruz diye, bizi bir güzel haşladı. Üstadın yanına gittim. "Ben İstanbul İmam-Hatip’ten Nedim Urhan. O adamı gösterir misin?" deyince, Üstad, adamı gösterdi. Yanına gittik: "Bizimle dışarı çıkar mısın?" dedik. Adam "Ben gazeteciyim. Buradan çıkmam” dedi. Yahya abiye: "Arkadaşa bir çay ısmarlar mısın" dedim. Üstad konuşmasını yaptı, gitti. Meğer Adam A. Emin Yalman’ın (eski Vatan) muhabirlerinden biri imiş. Üstad, konuşması bitince beni diğer arkadaşlara gösterdi ve: "İşte Müslüman Türk genci; böyle zeki, cesur ve akıllı olur” dedi.

[color="#8b0000"]M. Niyazi Özdemir:[/color] Üstad vefakâr bir adamdı

Necip Fazıl’ı 1959’da Büyük Doğu’ya abone olarak tanıdım. 27 Mayıs darbesi oldu. Necip Fazıl’ın da bir mahkumiyeti vardı. 27 Mayıs darbesini yapanlar bir af çıkardılar. Bir tek Necip Fazıl’ı affetmediler. Üstad Toptaşı Cezaevi’ne atıldı ve bir buçuk yıl yattı. Hilmi Oflaz ağabey, Mahmutpaşa’daki işportacı tezgahını "Üstad’a bir şey olabilir’ endişesiyle Cezaevi’nin kapısına taşıdı. Üstad cezaevinden çıkana kadar orada bekledi. Hapisten çıkınca, Üstad’a kimse yazdırmıyordu. Üstad üzüldüğümüzü anlayınca, “Benim geçimimi düşünmeyin. Ben 53 eser sahibiyim. Beyazıt’ta bir boya sandığı koyar, üzerine de "53 eser sahibi Necip Fazıl" yazarım. Millet utansın. Ben utanmam. Hayatımı kazanırım. Ama hizmetimiz aksıyor” deyiverdi. Bunun üzerine yayınevi kurmaya karar verdik. O sırada Peyami Safa ölmüş. Hanımı felçli. Baldız ona bakıyor. Kimse kitaplarını basmıyor. Ben varlıklı bir ailenin çocuğuydum. Babamdan para aldım. Necip Fazıl ve Peyami Safa’nın kitaplarını basmak için 3-4 arkadaşla Ötüken yayınevini kurduk.

[color="#8b0000"]Ümit Meriç:[/color] Babamın can dostuydu

Babam Cemil Meriç ile birlikte kendisini ziyarete gittik. Üstad Necip Fazıl, babama çok iltifat etti. İstanbul’un en meşhur lokantasından yemekler sipariş etmişti. Üstad’ın bana da lisanına ve şanına yakışır bir iltifatı olmuştu: "Bizde ilim hanımları ilimlerini devam ettirirken, hanım zerafetini unuturlar. Siz, hem bir ilim hanımısınız, hem de bir hanım zerafetinizi muazzam bir şekilde muhafaza ediyorsunuz."
Üstad Necip Fazıl, tam bir İstanbul beyefendisi ve babam Cemil Meriç’in can dostuydu. Babama Büyük Doğu’da yazı yazmak nasip olmadı ama, ilanlarına varıncaya kadar bana bütün yazıları okuturdu. Zaten Babamın zevkle dinlediği iki insan vardı. Birisi Kemal Tahir, diğeri Necip Fazıl. Üstad, Büyük Doğu’da babamı öven şu cümleleri yazdı: "Cemil Meriç, iç gözleri daha iyi görsün diye dış gözlerini Allah’ın görmez hale getirdiği hakiki İslam münevveridir" Bizim nesil, Üstad’ın şiirlerinin tamamına yakınını ezbere bilirdi. Üstad’ın cenaze merasimine de iştirak edenlerdenim.[/size][/b]


[url="http://www.haberextra.com/haber/50838/necip/fazıl/için/neler/söylediler"]KAYNAK[/url]


Selametle

Share this post


Link to post
Share on other sites
Selamlar,

Ümit Meriç, "Üstad’ın cenaze merasimine de iştirak edenlerdenim." demiş.

Bu cümleye bakılırsa, Üstadın [url="http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=51"]Vasiyet[/url] 'indeki 7. maddeye uyulmadığı görülecektir, zira:

7-Cenazemde,namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede,kim olursa olsun,kadın...Ve bilhassa,ölü simsarı cinsinden imam! Ve "bid'at" belirtici hiçbirşey!...Başucumda ne nutuk, ne şamata, ne medh, ne şu,ne bu...Sadece Fatiha ve Kur'an...


demektedir üstad... Dolayısıyla rahatlıkla, pek iyi olmamış, diyebiliriz.

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
Karşı cenahın kendi dünyalarından Üstada bakışları ve Üstad hakkında tekellüm ettikleri kelamlar. Söylenenler şahsî olmaktan öte bir zihniyetin mümessilleri olmakta ve bir dünyanın mührünü taşımaktadırlar. Üstadın İslam davasını topyekûn ruhuna sindirip, her zaviyesiyle de savunmaya başladıktan sonra yazdığı şiirler de şekil ve muhteva unsurları çerçevesinde mükemmel olmalarına rağmen, sanatı, edebiyatı, ilmi, fen bilimlerini ve hatta tüm âlemi içinden çıkmadıkları, çıkamadıkları; körleştiren, sağırlaştıran, hissizleştiren ve idrak yollarını tıklayan bir telakkinin pençesinde kıvranırken –ki bunun farkında değillerdir- yorumlamaya kalkanlar Behramoğlu’nun söylediklerine müsâvi lakırdılarda bulunmaktadırlar.
İyiyle kötüyü birbirinden ayıramayanlar ve gene mütalaalarını dar kalıplara tutsak ederek cüceleri devlerin yanına layık görenler de Ergülen tadında bakıyorlar Üstada.
Azlık çokluk ölçüsünü neye göre belirlediğini bilmediğimiz Durbaş ise, Üstadın sırf Çile kitabının kütüphanelik keyfiyete sahip bir çapı olduğunu bilmediğinden olsa gerek, o da Üstadın çok yazan bir şair olmadığından dem vurmuş.
Hep birlikte okuyalım:



[b]ATAOL BEHRAMOĞLU

Dünyası en karanlık şairimiz

[/b]Hece şiirimizin en karamsar ya da dünyası en karanlık şairi olduğu söylenebilir. Bu özelliğiyle Baudelaire şiirinden en çok etkilenmiş şairimiz olduğunu düşünüyorum. ‘Bu Yağmur', ‘Otel Odaları', ‘Kaldırımlar' gibi şiirlerinde atmosfer yaratma gücü; etkileyici ve özgün ses tonu belirgindir. Ne yazık ki bu türden şiirleri çok az sayıdadır. Mistik dünya görüşünün, bireyciliğin ve sığ bir siyaset anlayışının ağır bastığı sonraki dönemlerde şiir dünyasının da daralarak en olumsuz anlamıyla didaktikleştiğini gözlemlemek üzüntü vericidir.

[b]HAYDAR ERGÜLEN

Bir roman kahramanına benzer

[/b]Necip Fazıl Kısakürek, şiirleri kadar ‘şair' duruşuyla da bir kuşağın son temsilcilerindendir. Nazım Hikmet gibi o da bir roman kahramanına benzer; hayatıyla, şairliğiyle ve macerasıyla. Çünkü o da şiirin ‘çile'sini çekmiştir. Yine Nazım Hikmet gibi büyük bir şair olduğu için etkisini içselleştirenlere faydalı olmuş, fakat onun gibi şiir yazmak isteyenlere şiiri izin vermemiştir. Ben bunu büyük şair olmaya mahsus bir durum olarak görüyorum.

[b]REFİK DURBAŞ[/b]

[b]Ölüm korkusu gezindi mısralarında
[/b]
Necip Fazıl, şiirlerinde tasavvufa dayalı, koyu bir mistisizmin içinde, bireyin tutkuya varan duyarlılığını işledi. Ölüm korkusu bir düşünce olarak gezindi mısralarında. Asıl tutkusu olarak görünmesine karşın çok yazan bir şair değildi. Kendi şiirini yoğunlaştıran, bir şair de diyebiliriz. Dünyanın ve insanın varoluş nedenlerini sürekli sorgulayan tavrıyla, kendi deyişiyle şiiri ‘bir gaibi tırmalama hadisesi' olarak gören bakış açısıyla Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin kurucularından bir şair olarak okunacak ve yaşayacaktır.


[url="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?viewid=422844"]*Kaynak

[/url]

Share this post


Link to post
Share on other sites
Üstad hakkında verilmiş bu hükümler, reyhanın yaftaladığı şekilde, (karşı cenah)ın edebiyat, fikir ve dünya görüşlerinin kısırlığının, kofluğunun adeta tezahürü olmuş, Üstadı tenkit ederek, onun karşısında kendi cüceliklerini gün yüzüne çıkarmışlar.

Fikirde, sanatta ve edebiyatta, tenkiti veyahut müşahedesi yapılacak kalem ile, bu tenkiti veyahut müşahedeyi yapacak makam arasında bir uçurum varsa, ve bu uçurum müşahedeyi yapacak (jüri) makamının aleyhinde ise, neticedeki hükmün hiçbir kıymeti yoktur. Bu kıymetsizlik, neticedeki hükmün müspet ya da menfi olmasıyla alakalı değil. Müspetse, eserin dibindeki cevhere, menfi ise gene dibindeki necasete erişememiş olmasıyla alakalı… Burada, tenkitçinin, yazardan daha nitelikli ürün vermesi gerektiği intibası uyanmasın. Edebiyatta ve bilhassa şiirde, ürün vermek, yani fikri mısraa indirmek irfan ve idrak melekeleriyle birlikte, işin hissi cihetini teşkil eden hilkat mahsulü olan nimete de sahip olmasını gerektirir. İşte bu farika, münevver ile sanatkârın trenlerini ayıran ray kavşağıdır.

Bu hususlar ışığında, Üstad hakkında yukarda yazılı olan hükümleri tetkik edelim;


Ataol Behramoğlu, Üstadı (karamsar) ve (dünyası en karanlık) şair olarak takdim ediyor. Mesnedi, Üstadın şiirlerindeki metafizik ürperti ve arayışlar… Yukarda bahsettiğimiz gibi, bir kalemi tenkit etmek için, onun vasıflarına malik olmak, hiç olmazsa onların farkında olmak elzemdir. Ataol Behramoğlu gibi ikinci sınıf bir kartpostal şairinde bunları aramak zaten abes ötesi bir abestir… Ataol Behramoğlu, Üstadın şiirinin teşekkül planındaki bir takım nüanslarını cımbızlamış, fakat bunu tezahür planındaki rolüne, tesirine kafa yormaya hacet görmemiş. Üstad, karamsar değil, iç dünyası karanlıksa, hiç değil! Münzeviliği, karamsarlıktan ayırt edememek ne büyük nasipsizlik, ne büyük bir anlayış kıtlığıdır! Üstad, ömrünün sonuna kadar özlediği mefkûrenin tohumlarını şiirleri ve diğer eserleriyle serpecek kadar ümitvardır. Ataol Behramoğlu, Üstadın hasret çektiği ve kanat çırptığı (aydınlığı) görse, kendi sefil aydınlığına kandil yakardı!

Sonrasında, daha feci olarak, Üstadın son dönemlerdeki eserlerini bireyciliğin ve sığ bir siyaset anlayışının kurbanı olarak tarif etmiş. Üstaddaki bireycilik değil, ferdin fikir planındaki yetkinliğini hedefleyip, bunun cemiyet planındaki topyekûn akisine dayanan harikulade bir tezdir ve bir cemiyetin asr-ı saadet çapındaki mükemmelliğine namzet, meydana inmiş tek sağlam görüştür. Sığ siyaset anlayışı tabirini izaha bile namzet görmüyorum.


Haydar Ergülen ise, Üstad ile Nazımın, sırf şiirleriyle hususi hayatları arasındaki benzerliğini temel alarak ikisini aynı kefeye koyup, aynı değerlendirmeye tabii tutmuş. Sadece ikisi de kanatlı diye karga ile bülbülü aynı kıymetle ölçmek ne kadar doğruysa bu da o kadar… Sonrasında Üstadın kendisi gibi yazanlara izin vermediği şeklinde, hayali bir atıfta bulunmuş. Üstadın şiiri, koca bir nefs ve iç muhasebesinin mahsulüdür. Onun gibi yazmak isteyen, onun çektiğini çekmek ve fikir ızdırabıyla bedelini ödemek zorundadır! Üstad, gençlere tefekkürün nimetlerini ve ehemmiyetini öğütleyerek aslında kendi şiirinin şifrelerini vermiştir. Ama bunu anlamaya namzet idrak sancısı nerde?..


En sonda Refik Durbaş Üstadın az sayıda şiir yazmasından yakınmış. Bunu da kısaca kemmiyet saplantısından, keyfiyetten istifade edememe rahatsızlığı olarak tarif ederek bitirelim.

Share this post


Link to post
Share on other sites

Osman Yüksel SERDENGEÇTİ'den:

 

Necip Fazıl, her gün bir gazeteyi, başmakalesinden spor sahifesine kadar tek başına yazıp kalkabilir. Üstadın kalemi zemzem gibi... Yazdıkça yerine yenisi geliyor. Eksilme nedir, yorulma nedir bilmiyor. Onun çağlayanlara benzeyen üslubunu ve terkib kabiliyetini anlamak, gerçekten kolay değildir!

 

(Suffe kültür sanat yıllığı - 1984)

Share this post


Link to post
Share on other sites

bu kadar az mı günümüzdeki yazarlardan alıntılar var mı acaba :)

Share this post


Link to post
Share on other sites

Günümüzdeki yazarlardan değil fakat elimde bulunan bir kitaptan Reşat Nuri'nin bir yazısı Üstad ve şiiriyle ilgili.

 

BİR ŞİİE MECMUASI: KALDIRIMLAR

 

Necip Fazıl... İnsan ilk hamlede yüzüne bakınca, gençliğin zevk ve aşkını yeni tatmaya başlamış, masum ve safdil bir delikanlı intibaı alıyor. Fakat bu sade görünen genci bir de şiirleriyle tanıyınız: derin, acı, amansız görüşleriyle hayata nasıl nüfuz etmiş, onu yırtıcı vahşiliğiyle hakiki acılığı ve çirkinliğiyle nasıl tanımış olduğuna taaccüp etmemek mümkün değil...

 

Kaldırımlar 60 küçük sahife içinde 21 parça şiirden ibaret... Bu şiirler de üçer üçer kısma ayrılmış...

 

Fakat bu küçüklüğüne rağmen o mini mini şiiir mecmuasının içinde ne canlı bir tazelik var: hani bazı çocuklar vardır, daha yedi sekiz yaşında iken yüzlerinde insana hayret verici bir cazibe ile gönüllere nüfuz ederler; işte bu şiir mecmuasında da öyle sihirli bir cazibe var.

 

Kendini "kaldırım çocuğu" diye tasvif eden bu genç şairde hakikati bütün çıplaklığı, bütün haşinliği, bütün çiyliği ile sezen bir görüş var: bakın mesela "hırs"ı canlandırıyor:

 

Sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda,

Ben, peşine düşmüş bir canavarım!

İstersen dünyayı çağır imdada;

Sen varsın dünyada, bir de ben varım!

 

Şu dört mısrada insanlığın haris benliği, kudretli tahakkümüne kadar sadelik ve tabiilikle ifade edilmiş:

 

Mecnunum, kainat benim eserim,

Sıcak beyninizde gizlidir yerim;

Bir kurdum ki, sizi hep diş diş yerim

Beni görmeseniz, bilmeseniz de...

 

kıtası "gurur"u nasıl kuvvetli bir eda ile resmediyor.

 

Henüz pek genç olan bu "harpten sonra şairi"nin içinde acı tecrübelerin maddileştiği haşin bir anlayıştan başka bir şey yok zannetmeyiniz. Öte tarafta:

 

Ak saçlı başını alıp eline,

KArlı hülyalara dal anneciğim!

O titrek kalbini bahtın yeline

Bir ince tül gibi sal anneciğim!

 

diye hazin hazin hıçkıran "anneciği" şiiri, gencin samimi ruhundaki ince tahassüslere de tercüman oluyor.

 

Necip Fazıl beyin bu mini mini mecmuası şiirde gençliğin takibine başladığı tasallüfsüz, teklifsiz samimi tarz için kuvvetli ve imtisale layık bir numunedir.

 

 

Milliyet Gazetesi, Edebiyat Sayfası

8 Kasım 1928

 

 

 

Kaynak: Necip Fazıl'ın Şiiri-Bekir Oğuzbaşaran

Share this post


Link to post
Share on other sites

Üstad'ın Cemil Meriç ile can dostu olacak kadar samimi olduğunu düşünmüyorum öyle miydi acaba ?

 

Öyleydi yada değildi burasını tam bilmiyoruz yalnız şunu iyi biliyoruz ki Üstadımız, Cemil Meriç'in gözlerinin dış dünya ile irtiabatının kesilmesi sonucu şu cümleyi sarf etmiştir; 'Allah’ın, iç gözü iyi görsün diye dış gözünü kapadığı gerçek bir münevver'' sanırım bu yeterlidir. cemil meriçte bizden bizde ondanız hepimiz aynı yolun yolcularıyız çünkü .

Share this post


Link to post
Share on other sites

ÜSTAD VE CEMİL MERİÇ

Yine bir gün Cemil Meriç’in Erenköy’deki evine gittim. Daha önceden Cemil Meriç’in Üstad Necip Fazıl’ın yanına gittiğini duymuştum. Cemil bey diğer odadayken eşi Fevziye Hanım’a: Dün Necip Fazıl’ın yanına gittiğinizi duydum ve neler olduğunu çok merak ediyorum.” dedim.

Fevziye hanım: “Necip Fazıl, Cemil Meriç’e: “Cemil buzdağı gibisin. Tabanına varmak istiyorum, ulaşamıyorum.” dedi.
Cemil Meriç ‘Bu Ülke’nin yeni baskısını NFK’ya gönderirken şunları yazmıştı: “Necip ve Fazıl Üstadıma” Aralarında fazla samimi bir hal olmasa da, bir dostluk vardı.

Bir gün Cemil Meriç’ten, kendisiyle Necip Fazıl’ı karşılaştırmasını istedim. O da: “Ben bilim adamıyım. O ise iman adamı. Kendisi çok dolu bir insan. Bütün ruhunu Arvasi inşa etmiş. Arvasi’yi çekerseniz, geriye bir şey kalmaz. Kendisine yaklaşmak istedim. Beraber çalışmak istedim. Fakat o istemiyor. Türkiye’de ben de dahil saf petrol alevi yoktur. Yani devamlı ısı ve ışık veren beyinler yoktur. Karanlığı daha da kesiflendiren şimşek pırıltıları vardır.”

Murat Yerlikhan – Doğumunun 100. Yılında Necip Fazıl

Share this post


Link to post
Share on other sites

Create an account or sign in to comment

You need to be a member in order to leave a comment

Create an account

Sign up for a new account in our community. It's easy!

Register a new account

Sign in

Already have an account? Sign in here.

Sign In Now

×