Jump to content

mumin

Editor
  • Content Count

    933
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    51

mumin last won the day on April 10 2019

mumin had the most liked content!

Community Reputation

414 Çok İyi
About mumin
 
 
  • Rank
    Müdavim
 
Profil Bilgisi
 
 
  • Cinsiyet
    Array
  • Okunan bölüm veya meslek
    Array
 
  1. Hep böyle oluyor nedense. Nicedir bilinen, vaktiyle tartışıla tartışıla suyu çıkarılmış birtakım hakikatler, birilerinin keyfine göre ortaya atılıyor, başka birileri bundan yola çıkarak saçma sapan bir itibarsızlaştırma kampanyasına girişiyor. Merhum şair Necip Fazıl Kısakürek’in, Menderes döneminde örtülü ödenekten para aldığı haberiyle böyle bir süreç başlatıldı. İş kısa sürede, bir dergi sahibinin iktidardan para alması boyutundan çıkıp bambaşka bir haysiyet cellatlığına dönüştürülmeye çalışıldı. Esas başka bir fırsatçılıktan duyduğum rahatsızlığı ifade etmek için bu girişi yaptım. Hazır mevzu açılmışken, her anlamda itibarsızlaştırmak için çırpınanların olduğunu görmek, muhatap olduğumuz kitlenin kalite kumaşının da göstergesi. Bu meseleler tartışılmaya başlanınca, kendilerine sinemacı diyebilen birtakım zevat, hadleri ve bilgileri olmadığı hâlde ortaya atılıp ‘Ne münasebet canım, zaten Necip Fazıl sinema konusunda da değersizdir’ anlamına gelen saçmalıklara imza attılar. Elbette hakikat öyle değil. İyi bir okuma ve araştırma yapıldığında görülecektir ki Muhsin Ertuğrul döneminden beri Necip Fazıl, sinema alanında pek çok entelektüelden daha çok kafa patlatmış bir düşünürdür. Hikâyeleri filme alındığı gibi bizzat ‘Senaryo Romanlarım’ ismiyle kitabı var. Necip Fazıl’ın kalemiyle verdiği mücadelenin serencamı izlendiğinde tiyatro ve sinemanın bu mücadelenin önemli bir ayağını teşkil ettiğini görmemek mümkün değildir. Genç bir şairken de, fikirleri olgunlaşıp topyekûn mücadeleye giriştiği dönemde bile, genel anlamıyla ‘sanat’ aklının ve kaleminin hep bir köşesinde olmuştur. Büyük Doğu Dergisi’nin 17 Eylül 1943 tarihli 1. sayısında “Beyaz Perde” ara başlığı ile yayımladığı bu yazısında merhum, sinema konusundaki görüşlerini şu şekilde özetler: “Sinema, fikir ve ruhun emrine geçtiği takdirde şüphesiz ki azametli bir imkan ve inşa planı... Fakat bugün bu planı dolduran cevher, bütün hüneri, körkütük nefsleri lif lif cezbetmekten ibaret bacak ve vücut hazretleridir. Gerisi, sadece bu (hüdayı nabit) kıymetin etrafında, bir yüzüğün anataşını halkalayan kırıntı mücevherler gibi bir şey...” Dahası, Millî Sinema’nın öncüsü sayılan Yücel Çakmaklı, hemen her fırsatta sinema yapmakla ilgili şevk ve teşviki Necip Fazıl’ın yazılarından ve sohbetlerinden edindiğini açıkça ifade etmiştir. Keza Mesut Uçakan, merhum şairin fikir ve sanat anlayışıyla beslediği yönetmenlerden biri olmuştur. Tiyatro ve sinema eserlerinde geleneksel Türk drama ve anlatısından çok kopuk gibi görünmemesine rağmen, Necip Fazıl’ın eserlerinde insanımızın yaşadığı kültürel kırılma ve bu kırılmanın yol açtığı yaralar vardır. Sahip olduğu yeni düşünceyi muazzam bir ustalıkla hikâyeye yıkmayı başaran Necip Fazıl metinlerinde kahramanların hepsi, hiçbir didaktik sakilliğe takılmadan bu krizin muvazenesini yapıp dururlar. Geleneksel anlatıya bağlılık ve didaktizmden kaçış, paradigmaya getirdiği eleştirileri asla hafifletmez. Birçok edebi metinde sisteme doğrudan taarruz vardır, son derece belagatli bir şekilde yapar bunu üstelik. Tarkistan’da gösterdiği üst zekâ kıvraklığıyla hukukun mengenesinden ustalıkla kaçarken, Reis Bey’de insanın en derinlerine sağlam vuruşlar yapmayı başarır. Boş tek cümlecik bile yoktur Reis Bey’de. Ele aldığı hikâyeler istenildiği kadar bildik ve tanıdık olsun, diyalog yazmadaki başarısı muazzamdır şairin. Filme aktarılan eserlerine bir göz atarsak. Necip Fazıl Kısakürek’in sinemaya çekilen ilk hikâyesi Yangın Var’dır. Öykü, Yönetmenler Çağı’nın usta ismi Lütfi Ömer Akad tarafından senaryoya alınır ve filme çekilir. Ayhan Işık gibi bir yıldızın başrolünü oynadığı film, eski İstanbul’daki tulumbacılar ve kabadayıları konu etmektedir. 1968 yapımı bir Turgut Demirağ filmi olan Parmaksız Salih, üstadın ‘Namı diğer Parmaksız Salih’ isimli hikayesinden Bülent Oran tarafından yazılmış bir uyarlamadır. Ve isminden de anlaşılacağı gibi, bir kumarbazın öyküsüdür. 1970 yılında Yücel Çakmaklı bir Necip Fazıl hikâyesini filme almak ister. Gönlünde Tarkistan vardır ama eser sisteme öylesine ağır şekilde yüklenmektedir ki, film yapımcıları çekinirler. Nihayetinde 1972 yılında Deprem adlı hikâyesi Çile ismiyle Yücel Çakmaklı tarafından filme alınır. Başrollerde Türkan Şoray ve Ediz Hun vardır. Çakmaklı, 1973’te, Sen Beni Ölümden Döndürdün isimli senaryosunu Zehra ismiyle sinemaya aktarır. Ediz Hun’a bu kez Hülya Koçyiğit eşlik eder. 1974 yapımı Diriliş’te ise bu kez Hülya Koçyiğit ile Murat Soydan oynar. Aynı yıl, Oğlum Osman ise bizzat Necip Fazıl’a yazdırılır, Atilla Gökbörü’nün senaryoya yaptığı müdahaleler ile hikâye başka bir şeye dönüştüğü için ismi jenerikten çıkarılır. En meşhur eserlerinden olan Bir Adam Yaratmak, 1977’de üç bölümlük dizi olarak Yücel Çakmaklı tarafından çekilir. 1988’de Mesut Uçakan filmografisinin belki de tepe noktası olan Reis Bey çekilir. Reis Bey’den çokça esintiler taşıyan Mesut Uçakan’ın 1978 yapımı Lanet ve 1980 Rahmet ve Gazap’ı belki saymayabiliriz ama 1992 yılında İsmail Güneş, meşhur piyesi Siyah Pelerinli Adam gibi oldukça zor bir eseri başarıyla sinemaya aktarır. Aynı Yıl Yücel Çakmaklı bir başka çok zor eser olan Mümin ve Kâfir’i çeker. 1994 yılında Mehmet Uyar’ın sıra dışı senaryosuyla çekilen Yarasa, Eflatun’un Mağara hikâyesi ve Kaldırımlar şiirinden yola çıkılarak yazılmıştır. Açıkça görüldüğü gibi, sinema, çok az şair ve yazara nasip olacak derecede verimli bir kaynaktır Necip Fazıl Kısakürek için. M. Nedim Hazar 7 Ocak 2013
  2. mumin

    O Zeybek

    Ölümü ile binbir öldügümüz merhum sehit Menderes basbakanımızın asılmasının vuku bulduğu gundeyiz. Kabri nur olsun, Efendimiz'e komsu olsun insallah. Hala yureğımizde sızısıni duydugumuz tarihimizın elim vakasi. Birer fatiha ihlas ırsal edelim dostlar. Ve neler yapmamiz gerektiğini vatanimiz ve milletimiz namina bir kere daha mulahaza edelim. Vesselam
  3. "Cafcaf çizeri Furkan Payas'tan Necip Fazıl heykeli.. Bakalım bu heykel meselesi nereye varacak... Furkan'ın niyeti iyi... Sühreverdi'nin Nur Heykelleri kitabı ile düşünürsek heykeli Müslüman işi yapabilir miyiz... "
  4. BÜTÜN KAPILAR KAPANSIN; YALNIZ... Üzerlerinde ağır bir halsizlik, yine en yakınlarından iki sahabinin kolunda, Mescide girdiler, minbere çıktılar: « - Allah, kullarından birini, dünya ile kendi yakınlığı arasında serbest bıraktı; kul da Allah'ı seçti. » Ebû Bekr ağlıyor: - Anam, babam, her şeyim Sana feda olsun, ey Allah'ın Rasûlü... Sahabiler, haşyet ve dehşetle birbirine bakışırken, Allah'ın Sevgilisi devam ettiler: « Sohbetiyle, sevgisiyle, malıyla, canıyla Bana insanlar içinde en büyük yardımcı Ebû Bekr oldu. Eğer dünyadan bir dost seçmek gerekseydi, Ebû Bekr'den başkasını bulamazdım. Fakat onunla aramdaki, sadece İslam kardeşliğidir. » Ve heybetler içinde ilave buyurdular: « Bugünden sonra Mescide açılan kapıların hepsi kapansın, yalnız Ebû Bekr'inki açık kalsın! » Son emanet de Ebû Bekr'e verilmiş oluyordu. ● « Ey Nâs! Kimin arkasına vurdumsa, işte arkam, gelip vursun! Kimin benden alacağı varsa işte malım, gelip alsın! » Öğle namazı kılındıktan sonra yine minbere çıkıp aynı sözü tekrarladılar: « İşte arkam, işte malım.» Üç dirhem alacak iddia eden biri çıktı. Hemen ödediler. Arap Yarımadasında tek Müşrik bırakılmamasını ve elçilere saygı gösterilmesini emir buyurdular. « Allah'a ısmarladık...» Ve Hazret-i Aişe'nin hücresine döndüler. Çöle İnen Nur'dan (Hz. Peygamber'in son günlerinin anlatıldığı bölümden...) Onun kaleminde Hz. Muhammed (sav) yerine Peygamber, Allah Rasûlü, Gaye İnsan, Ufuk Peygamber, Rasûlullah gibi hitaplar vardır. Peygamber’e ismiyle hitap etmeme noktasındaki bu özen Çöle İnen Nur’da daha da yoğunlaşmakta ve alıntı veya aktarım cümlelerinde dahi “Muhammed” yerine “M……..” şeklinde bir ifadenin kullanıldığı görülmektedir. Elbette ki bu tutum Necip Fazıl’ın Hz. Peygamber’e duyduğu sevgiden öte büyük saygıyla alakalıdır. Başta şiir olmak üzere edebiyatın birçok türünde verdiği eserlerle ve fikrî mücadelesiyle 20. yüzyıl Türk edebiyatında ve fikir hayatında oldukça önemli ve etkin bir konuma sahip olan Necip Fazıl'ın belki gözden kaçan, belki de hayatının ve siyasî mücadelesinin gölgesinde kalan bir hususiyeti de onun son asır edebiyatımızda Hz. Peygamber'i konu alan önemli kalemlerden biri oluşudur. Müslüman bir hayat görüşünü benimsediği 1930'lu yılların ortalarından vefat ettiği tarih olan 1983'e kadar geçen yarım asırlık bir dönemde altmışın üzerinde edebî ve fikrî eser kaleme alan ve bu eserlerinin büyük çoğunluğunda İslam düşüncesini konu edinen Necip Fazıl'da Allah Rasûlü'ne olan sevgi ve bağlılık da üst seviyededir. Şairin, şiirlerini topladığı Çile adlı eserinde Peygamber, Allah'ın Sevgilisi, Ölçü, O, Rütbe gibi Hz. Peygamber'e yazılmış müstakil şiirler mevcuttur. Bunun yanı sıra bazı şiirlerinde de tematik bağlamda olmasa da Hz. Peygamber ismen yer almakta veya O'na atıflar yapılmaktadır. Necip Fazıl'ın Hz. Peygamber'den bahseden bu şiirlerini iki temel planda değerlendirmek mümkündür: Hz. Peygamber'in vasıflarını ve kişiliğini övenler ve şairin Peygamber'e olan sevgisini ve bağlılığını ifade edenler. Fakat bu yaklaşımın bu şiirleri kategorize etmek maksadı gütmediğinin ve zaten şiirlerin de böylesi bir kategorizasyona müsade etmediğinin de altını çizmek gerekmektedir. Çünkü bazı şiirlerde bu iki anlam katmanının bir arada yer aldığı da görülmektedir. Mesela Rütbe şiirinde şair; "Düşünün, ben ne büyük rütbeye tutkuluyum! Çünkü O'nun kulunun kölesinin kuluyum!" derken hem Hz. Peygamber'in şahsına övgüde bulunmakta hem de kendisiyle O'nun arasındaki irtibatı (yani O'na olan bağlılığını) ve bu bağın kendisine kazandırdığı payenin büyüklüğünü dile getirmektedir. Yine Peygamber'i konu alan Ölçü şiirinin ilk mısraında Allah Rasûlü'nü "Müjdecim, Kurtarıcım, Efendim, Peygamberim;" hitabıyla anan şair, ikinci mısrada "Sana uymayan ölçü hayat olsa teperim." diyerek O'na olan sadakatinin derecesini ifade etmektedir. Çile'deki bu şiirlerin dışında Necip Fazıl'ın Hz. Peygamber'in hayatını konu edinen ve müstakil bir kitap olarak basılan manzum bir eseri daha vardır. "Esselâm" adını taşıyan ve bir "mevlid denemesi" şeklinde değerlendirilebilecek olan bu eserinde Necip Fazıl, Hz. Peygamber'in dünyevi ömrünün 63 yıllık bir süreyi kapsamasından ilhamla 63 manzumede O'nun hayatının belli başlı noktalarını anlatmaktadır. Kitaba yazdığı Takdim yazısında eserini "Umulur ki; bir gün Türk edebiyatı, bu eseri, yeni zamanların İslami tahassüste ilk temel kitabı saysın... Ve destanlık çapta cehd sarfetmenin ne demek olduğu bu vesileyle görülsün..." şeklindeki ifadelerle tanıtan şair diğer taraftan eserinin Mevlid gibi kutsiyet atfedilerek okunması ihtimalinden de ürkmektedir. Ayrıca bu eser 1973 yılında kurulan Büyük Doğu Yayınlarının da birinci kitabı olarak yayınlanmıştır. Tüm bunlardan anlaşıldığı kadarıyla Necip Fazıl, Esselâm'a çok büyük önem vermektedir. Zira kendi ifadesiyle "bu eser, hasret derecesini termometrelere ifade ettirmekten aciz olduğu bir ruh çilesi içinde yazılmaya başlan[mış]" ve "belki daha yakıcı bir çile dürtüşüyle tamamlan[mıştır]." Esselâm’ın başarısızlığı karşısında Çöle İnen Nur’un başarısının sebeplerinden birinin de yine bu ifade serbestliği olduğu söylenebilir. Esselâm’ın manzum bir eser oluşu ve belli kalıplar dahilinde yazılması zorunluluğu Necip Fazıl’ın anlatımını belli noktalarda sınırlamış, hatta yer yer zorlamıştır. Necip Fazıl'ın çok ses getireceğini umduğu bu eseri ne yazık ki şairin beklediği ilgiyi görmemiş ve Necip Fazıl külliyatı arasında en az basılan kitaplardan biri olarak kalmıştır. Hatta şair vefatından kısa bir süre önce kendisiyle yapılan bir söyleşide bu ilgisizliğe şu cümlelerle feryad etmiştir; "Benim bir eserim var, Esselâm diye. 63 parçadan ibaret. Rasûlullah'ı anlatıyor. Zaten hayatı da 63 sene. Nerde bu Müslüman nesiller, tahassüsü seven nesiller..." Esselâm'ın yaşadığı bu talihsizliğe karşın Necip Fazıl'ın Peygamber'in hayatını konu edinen diğer bir kitabı "Çöle İnen Nur" ise ciddi bir okur ilgisine mazhar olmuş ve edebiyatımızda bu konuda yazılan eserler içinde zamanla kendine önemli bir yer edinmiştir. Esselâm'ın aksine mensur olarak kaleme alınan Çöle İnen Nur'da da Allah Rasûlü'nün hayatı nûr-ı Muhammedî'nin yaratılışından Hz. Peygamber'in vefatına kadar bir bütünlük içerisinde anlatılmaya çalışılmıştır. Eserini bir sanat eseri olarak kurgulayıp kaynak göstermek, vaka atlamamak, kronolojiye tam riayet etmek gibi ilmî kaygılardan uzak bir biçimde yazan Necip Fazıl'ın yöneldiği okur kitlesi de "müminler veya iman istidadında olanlar"dır. Dolayısıyla eser, ispat veya ikna gayesi gütmemekte ve akılcı bir anlayışa hitap etmemektedir. Bu yaklaşımın Necip Fazıl'ın kalemine sanatsal bir serbestlik kazandırdığı ve eserin etki gücünü de arttırdığı görülmektedir. Esselâm'ın başarısızlığı karşısında Çöle İnen Nur'un başarısının sebeplerinden birinin de yine bu ifade serbestliği olduğu söylenebilir. Esselâm'ın manzum bir eser oluşu ve belli kalıplar dahilinde yazılması zorunluluğu Necip Fazıl'ın anlatımını belli noktalarda sınırlamış, hatta yer yer zorlamıştır. Esselâm'da zaman zaman görülen anlatım kusurları, anlam kopuklukları, sınırlanmışlık ve zorlama kafiyeler gibi problemlere karşın Çöle İnen Nur'da ciddi bir anlatım zenginliği, eserin akışına uygun bir biçimde yol alan bir lirizm ve okuru tatmin edecek bir vaka yoğunluğu görülmektedir. Adeta Necip Fazıl, Esselâm'da anlatmak isteyip de şiirin kalıplarının sebep olduğu çeşitli tasarruflarla özetleyerek veya yoğunlaştırarak geçtiği şeyleri Çöle İnen Nur'da kendini sınırlamadan ifade etmiş gibidir. Bu eserlerinin yanı sıra Hz. Peygamber'e hasredilmiş müstakil bir kitap olmasa da İhtilal adlı kitabının da 30 sayfalık bir bölümünde Hz. Peygamber'in inkılaplarını anlatan Necip Fazıl'ın ayrıca Nur Harmanı adlı bir de hadis derlemesi vardır. Bunlardan başka başta Dört Halife olmak üzere, Ezvâc- Tâhirât'tan Hz. Hatice ve Hz. Aişe, Peygamber'in kızı Hz. Fatıma ve torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'le Aşere-i Mübeşşere'yi oluşturan diğer altı sahabi olmak üzere 80 kadar sahabinin hayatlarından karelerin yer aldığı Peygamber Halkası adlı eser ile Hz. Ali'ye hasredilmiş İlim Beldesinin Kapısı Hz. Ali adlı eser de dolaylı da olsa Necip Fazıl'ın Hz. Peygamber'le ilişkili eserleri arasında sayılabilir. Necip Fazıl'ın Hz. Peygamber'i konu edindiği eserlerin dökümünü ve tanıtımını bu şekilde yaptıktan sonra şairin, bu eserlerinde takındığı dikkat çekici birkaç tavır üzerinde durmanın da onun Hz. Peygamber'e yaklaşımını veya O'nu anlatma tarzını açıklamada katkısının olması muhtemeldir. Öncelikle Necip Fazıl'ın, bu eserlerinde Peygamber'e asla adıyla hitap etmeyişi, yalnızca Allah Rasûlü'nün çevresinde bulunan diğer kişilerin ağızlarından aktardığı bazı monolog veya diyaloglarda ve O'nun doğumunu ele aldığı bahislerin isim verme kısmında "Muhammed" lafzını kullanışı dikkat çekicidir. Onun kaleminde Hz. Muhammed yerine Peygamber, Allah Rasûlü, Gaye İnsan, Ufuk Peygamber, Rasûlullah gibi hitaplar vardır. Peygamber'e ismiyle hitap etmeme noktasındaki bu özen Çöle İnen Nur'da daha da yoğunlaşmakta ve alıntı veya aktarım cümlelerinde dahi "Muhammed" yerine "M........" şeklinde bir ifadenin kullanıldığı görülmektedir. Elbette ki bu tutum Necip Fazıl'ın Hz. Peygamber'e duyduğu sevgiden öte büyük saygıyla alakalıdır. Necip Fazıl'ın Peygamber'i anlatma noktasında takındığı diğer bir tavır da O'nu "Müslümanların örnek alması gereken bir rehber veya prototip" olarak tasvir etme çabasıdır. Bu bağlamda Necip Fazıl'ı bu eserleri yazmaya iten sebebin yalnızca Peygamber sevgisi olmadığı, şairin Peygamber'e olan sevgisinin ve bağlılığının yanı sıra okurlarına bir rehber portresi çizme misyonunu da kendisine yükleyerek bu eserleri kaleme aldığı söylenebilir. Hatta bu durum yalnızca Peygamber'e dair anlatılarda değil, sahabilerin hayatlarından alınan karelerde de kendisini göstermektedir. Kısacası Necip Fazıl'ın, yüzyıllardır anlatılagelen vakaların yeni bir tekrarını yapmaktan ötede Peygamber'in yaşantısına dair önemli unsurları çağının insanına ulaştırmayı amaçlayarak bu eserleri kaleme aldığı görülmektedir. Son olarak modern edebiyatımızda sayısı ve niteliği gittikçe azalan Hz. Peygamber konulu eserlerin içerisinde Necip Fazıl'ın eserlerinin ciddi bir önem arz ettiği ve Peygamber'in çağrısının ve bundan ziyade örnek şahsiyetinin 20. yüzyıl insanına ulaştırılması noktasında bu eserlerin -Necip Fazıl'ın kitleler üzerindeki etkileyici kişiliğinin de tesiriyle- önemli bir açığı kapattığı söylenebilir. Çile'den PEYGAMBER Sen, fikir kadar güzel; Ve tek, birden daha tek! Itrını süzmüş ezel; Bal sensin, varlık petek... Sensin ölüme hisar; Bâkisi hep inkisar.. Sar bizi, çepçevre sar, Rahmet rüzgârı etek!.. (1958) Esselâm'dan NUR Yok bile yokken O vardı; O bir nur... Ki mutlak saffet. Âdem, Allah'a yalvardı; O nur için beni affet! Âdem'in alnında bir nur; Derken öbür Peygamberde. Âyet ki, çıplak okunur; Ne bir harf, ne zarf, ne perde. Geçti bilmem kaç nesilden, O nur, İlâhi daire... İbrahim'den İsmail'den, Vesaire vesaire... O nur, o nur, elde sancak; Aktarılır, nebî nebî. Bir beklenen var ki, ancak, Nurun ezelden sahibi... Nur sırdır, ışık üstü sır; Vurduğu eşya gölgesiz. Onsuz insan kör ve sağır; Ülkeler onsuz, ülkesiz. Son Peygamber, son Peygamber! İlk olunca sona geldi. Nur, fezayı tutan çember, Ondan gelip O'na geldi. Kaynaklar - Cemile Sümeyra, "Çöle İnen Nur: Önder ve Peygamber", Hece Dergisi Büyük Doğu ve Necip Fazıl Özel Sayısı, 2004 - M. Orhan Okay, Necip Fazıl Kısakürek, Şule Yayınları, Nisan 2000 - Mustafa Aydoğan, "Şiirin Ufku: Esselâm", Hece Dergisi Büyük Doğu ve Necip Fazıl Özel Sayısı, 2004 - Necip Fazıl Kısakürek, Çile, Büyük Doğu Yayınları, Aralık 1999 - Necip Fazıl Kısakürek, Çöle İnen Nur, Büyük Doğu Yayınları, Mayıs 2006 - Necip Fazıl Kısakürek, Esselâm, Büyük Doğu Yayınları, Mayıs 2005 Fatih Demir
  5. http://www.haberturk...sret-mektuplari Beni allak bullak etti bu yazı. Yani düşüncelerimi kökten sarsmadı elbet ama hani yakıştıramıyor insan ne bileyim Üstad o ya Üstad diyorsun. Örtülü Ödenek meselesinden kalkıp aşık olduğu kadına değinen Bardakçı'nın niyeti, verdiği hizmet ! samimi mi çıkaramadım. Ama sanırım yıllardır ortaya çıkmayan nokta nokta hanım efendiden bahsettiği ve adını bildiği ama açıklamadığı anlaşılıyor. Tamam oda, soba ve Üstad hazır olabilir. Gelmemiş de ohh olsun. Allah korumuş. Ama şu nezdimde bir safsatadan ibarettir, Çile'nin yazılmasına sebep o kadın mıdır sahi? Tamam o derin kıvranmalar içinde iken birden ense kökünde balyoz hissediyor ama..Ne bileyim çok garip karşıladım bu yazıyı. belki de o geçen resminin aklımızda bıraktığı intibadan.Sakallı, nur yüzlü, tasavvuf ve tarikat erbabı Necip Fazıl. Ben gerisini irdeleyen köpek diye vasıflandırdığı zatlardan olmayacağım. Ama sanırım hem Üstad hem de nfk.com tarihinde bu mektuplar ilk defa günyüzüne çıkıyor. Üstad'ın aşık olduğu nokta nokta hanımefendi'te mektupları.. Yazıyı kopyalamaya muvaffak olamadım, hakkı mahfuz sanırım. Linke tıklayınız lütfen Bir de teknik işlerden arkadaşlar başarabilirse mektuplar dijital ortama taşınıp burada galerimize yüklenebilirse güzel olacaktır. Hakkında hemen her şeyin burada bulunması isabetli olur.
  6. Türklerin şu muzır zekasına hayranım. :) Hakikaten güldüm ama. Anamızı da aldık geldik. Hayy Allah ya.
×
  • Create New...