Jump to content

Çilekeş

Editor
  • Content Count

    329
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    1

Çilekeş last won the day on July 27 2012

Çilekeş had the most liked content!

Community Reputation

5 Nötr
About Çilekeş
 
 
  • Rank
    Emekli Yönetici
 
İletişim Yolları
 
 
  • Website URL
    Array
 
Profil Bilgisi
 
 
  • Cinsiyet
    Array
  • Nereden
    Array
 
  1. _Yalan,bu dünya,yalan...Aynadaki yalan... _Yalan ama,bir gerçeğin yalanı...Aynada gördüğün her şey o da,hiçbiri o değil... _Gerçeği olmayan yalan olabilir mi?...Doğru olmalı ki,yalan,kendisine sahte bir vücut bulsun... _Doğrusu olmayan yalan olamaz."Var"ın arkasından"hiç" gelemez. _Sen aynada yol almaya ne bakıyorsun!..Devir o yol vermez sahtekarı da,ardında gizlediği gerçeğe ulaş! _O,yakınlığı haber vermek için yaratılmış mücella uzaklık... _Dünya her avizesine bir güneş yerleştirilse,bir kibrit başı nura denk olamaz.. _Şimdi,haydi git,oyalana dön,sırtını aynalara ver ve onların,içinde yol almaya kalkanlara haykır:Başlarınızı aynaya çarpmayınız;Alnınızdan yaralanırsınız! _Senin işin bu;aynaya tutulanlara yol vermek..Yoksa sen neredesin,Mevlana Halid'e verilen ayak yolu temizleme işindeki büyüklük nerede? _Gel,bize gel,başın sıkıştıkça bize gel!.. _Var olmak istiyorsan Allah'ta yok ol!!
  2. (Yedinci Sahne) "BİRİNCİ AĞA - Ferhad Bey! Biraz düşün! Akıl.. FERHAD BEY - (Bir hamlede ağanın sözünü keser.) Biz çoktanberi kaybettik aklımızı. Onu çoktanberi rüzgâra savurduk (Ayağının ucundaki iskemleyi çizmesinin ucuyla çeker, üstüne basar.) Bir avuç Maraş'lı memleketinizi yabancı teslim etmemeğe karar verdiğiniz zaman, yaptığınız hareket bundan daha mı akla yakındı? Hiç kendinizi düşmanınızla karşı karşıya koydunuz mu? Kaç kişisiniz, kaçınızın eli ayağı tutar, kaç kurşununuz ve kaç bıçağınız var? Karşınızdaki kimdir? Top, mitralyöz, tank nedir? (Sesi yükselir.) Siz hâlâ dedelerinizden kalma baltalarla kılıçları başucunuza asa durun! Sizin gibi insanların binini milyonunu fare öldürür gibi ilâçla, dumanla öldürüyorlar, farkında mısınız? (Sesi alçalır.) Onlara, biz Allaha inanmış insanlarız, ölüm korktuğumuz şey değildir, dediniz. İşte söyleyebiyleceğiniz biricik söz buydu. BİRİNCİ AĞA - Evet amma, akıl dedikleri... FERHAD BEY - (Gene keser.) Size bunları aklınız mı yaptırdı. Sizin akıl diye bellediğiniz şey parmak hesabı gibi birkaç sayıdan başka ne bilir? Gözüne gösterilen ayağına getirilen şeyleri ölçüp biçmekten başka neye yarar? Akıl ne kendi başına birşey görebilir, ne de kendi başına bir iş başarabilir. Onlar akıllariyle top yaptılar. Biz yapamadık. Şimdi, biz aklımızdan başka bir tarafımızla bir iş yapabilirsek yapacağız. BİRİNCİ AĞA - Ferhad Bey ! Kurbanın olayım! Bunun için senin Maraş'a gidip kendini teslim etmen mi lâzım! Sen gidersen aramızdan, biz ne olacağız? Maraş ne olacak? FERHAD BEY - Ben onların arasına girip Reisi alacağım ve buraya getireceğim. Ama geriye dönememişim. Orada kalmışım. Olur ya. Günde kaç Osman'la kaç Ferhad gidiyor içimizden. Soruyor muyuz hesaplarını? Onların ceseti kimin cesaretinden eksiktir. Onlar bu toprağa kimden az lüzumludur? Söyleyin! Üzerinize gelen gülleri kaburga kemiklerinin içinde yakalayıp yere yığılanların cesareti kimin cesaretinden eksiktir? HANCI - Allahım! Kardeşini onlar çağırdı. O da gitti. Bu defa geleceğini haber vererek kendisi gidiyor. Dönecek mi dersin geriye? FERHAD BEY - Biz burada muharebe ettmiyoruz. Muharebe dediğimiz, tüfeği olana karşı tüfekle, mızraklıya karşı mızrakla ve tırnakla döğüşene karşı tarnakla yapılan şeydir. Onun için her hayvan, kendi cinsindeki hayvanla en güzel boğuşur. Onlar üzerimize hortumla ateş sıkıyor. Bizim sırtımızda gömleğimiz bile yok. Ateş edildiği zaman sırtımızda bir patiskanın bile mukavemetini bulamıyor. Biz burada muharebe etmiyoruz. Bir sivri sinekle bir ejderhayı dövüştürmek gibi sihirbaz işine benzer bir tecrübe yapıyoruz. Ateşi kanla söndürmek, çeliği etle körletmek ve maddeyi ruhla durdurmak gayretindeyiz. Bırakın, içimizden kim ne dilerse yapsın! Bırakın ruh tecrübesini yapsın! Yaptığımız doğru mu, eğri mi bilmiyoruz. Hangi iş doğru, hangisi eğri bulmuyoruz. Bütün doğruların bir anda eğri bütün eğrilerin bir anda doğru çıktığını gösteren fevkalâde anlar yaşadık... Bu anların kitapta ve hesapta yeri yok. Bu anlar ruhundur. Bu anlarda hâdiseler. her kanun ve her hesabın üstünde, aklın uzanamıyacağı bir yerden idare edilir. Biz burada muharebe etmiyoruz. Biz, ruhun tarafı, sivrisineğin tarafı; madde aklının tarafına, ejderhanın tarafına son imtihanımızı veriyoruz. Bırakın, isteyen istediğini yapsın! Madem ki, akıldan imdat yok. Madem ki, akıl bir maşrapa su gibi alacağı kadar alıyor, yerin dibine geçsin o bir maşrapa su! Bırakın ruh tecrübesini yapsın!"
  3. (Dördüncü Sahne) ………. HUSREV - (Hiç kulak vermez) Osman! OSMAN - Efendim! HUSREV - Ben görünen şeylerdenim. Beni görüyorsun değil mi? OSMAN - (Ağlar gibi) Evet efendim. HUSREV - Ben neye benziyorum? (Osman ıstırapla başını sağa çevirir. Cevap vermez.) HUSREV - Söyle! Neye benziyorum? OSMAN - Beyefendi! İhtiyar uşağınıza acıyın! Hiç böyle şey sorulur mu? Neye benzeyeceksiniz? HUSREV - Beni bir şeye benzet! Herkes bir şeye benzer. OSMAN - Allah benzetmesin efendim, babanıza benziyorsunuz. HUSREV - (Eliyle şöminenin üstündeki tabloyu gösterir) Şu adama değil mi? Mademki benziyorum, Allah niçin benzetmesin? OSMAN - (Çok muztarip) Allah benzetmesin! HUSREV - (Yavaşça ayağa kalkar) Osman, merak etme! Ben babama benzemiyorum. OSMAN - (Dehşete batmış, elini ağzına götürür.) Ya neye benziyorsunuz? HUSREV - Ben bir deliye benziyorum. OSMAN - Allah vermesin, Allah korusun! HUSREV - (Yazı masasına döner. Parmağıyle havada garip bir daire çizer.) İnsan niçin deli olur Osman? OSMAN - Ah efendim, bağışlayın suçumu! İnsan çok düşünmekten deli olur. HUSREV - Osman, hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? Benim de beynimden kan akıyor. Ben düşünmüyorum, beynim kaynıyor. Görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum. Beynimin etten yuvarlağı üstünde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor. Ben istemiyorum Osman! Fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? OSMAN - Düşünmeyin beyefendi! HUSREV - Herkesi düşündürmeğe çalış, düşündüremezsin. Beni düşündürmemeğe çalış, yine elinden bir şey gelmez! Ben başkalarının düşünmemeğe mahkûm olduğu kadar düşünmeğe mahkûmum. Osman! Pencereleri açmak istiyorum. Başımı soğuk havaya uzatmak ve köpekler gibi haykırarak halkı penceremin altına toplamak istiyorum. Düşünmek istemiyorum diye bağırmak, ulumak istiyorum. Osman, düşünmek istemiyorum! Düşünmek istemiyorum. (Osman, gözlerini sildiği eliyle yüzünü kapamış. Artık tahammül edilmez hale gelmiştir. Husrev'in nazarı babasının resminde. Bir iki saniye resme bakar. Piyano çok uzaklarda tekrar başlar.) HUSREV - Osman, çek elini yüzünden! (Osman derhal elini yüzünden çeker.) HUSREV - Dön geriye ve bak resmine babamın! (Osman geriye dönüp resme bakar.) HUSREV - Bu adamı tanıdın mı Osman? OSMAN - Tanımaz mıyım efendim? Beni yalıya o aldı, bana ekmeğimi o verdi. HUSREV - Hiç babamın elini tuttun mu Osman? OSMAN - Elbette beyim. Kaç kere tuttum ve öptüm. HUSREV - (Deli edasıyle) Sıcak mıydı elleri? (Osman cevap vermez. Başı kesik bir baş gibi göğsüne düşer.) HUSREV - Ne sorarsam cevap ver! OSMAN - Tabiî sıcaktı efendim. HUSREV - Şimdi o eller nerede? Şimdi onlar belki bileğinden kopmuş, buzdan soğuk, beş tane kemikten kalem! (Müzik Husrev'in sesiyle mutabakat halinde. Cümle duraklarında müzik yalnız kalır ve daha iyi duyulur. Cümle başlangıçlarında Husrev'le birleşir. Husrev marazî tavırlarla resme doğru işaretler yaparak konuşuyor.) HUSREV - Bu gözler, baktığı zaman gören, gördüğü şeyin hayâlini ayna gibi içine aksettiren bu gözler nerede? Onlar birer fincan renkli suydu. Toprağa döküldü. Buhar olup bulutlara karıştı. (Sesi birden coşar. Gitgide kendisini kaybediyor.)Nerede bu adam Osman? Gö zünü, yüzünü, ellerini, ayaklarını bırak bütün terkibiyle, terkibinin tek ve yegâne mânasiyle nerede bu adam? Eridi, dağıldı, kurudu, ufalandı, silindi değil mi? Ya erimek, dağılmak, kurumak, ufalanmak, silinmek de ne demek? Her şey erir, dağılır, kurur, ufalanır, silinir. Fakat bu adamın terkibinden çıkan, terkibinin mihrak noktasından fışkıran hayat alevleri, varlık şevk ve kudreti, var olmak haz ve emniyeti nasıl silinir? Bu haz ve emniyet iradesi nasıl olur da miskin eczamızı birbirine lehimlemez? Leşimizi ensesinden kavrayıp ayağa kaldırmaz? Yoksa asıl giden, silinen o mu? (Sükût, müzik.) Hayır! O silinmiyor. Belki değil, yüzde yüz silinmiyor. Çatlarım, yine inanamam. Silinemez. Fakat nereye gittiğine, nerede gezdiğine, nasıl olduğuna aklımız ermiyor. Osman! Aklımız yetmiyor. Onun için çıldırıyoruz. Şu resme bak! Bir takım nebatlardan çıkarılmış boyalarıyle, muşambası ve çerçevesi karşımızda. O bir şeyin kendisi değil, taklidi. O şeyin kendisi yok, taklidi var. Bu nasıl güneş ki kendisi yok, dalgalarda aksi var? (Sükût, müzik.) Yaşamıyoruz. Resimlerimiz, fotoğraflarımız kadar yaşamıyoruz. Mendilimiz, gömleğimiz, potinlerimiz kadar yaşamıyoruz. (Hızla dönüp masasını gösterir.) Bir sigara kâğıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git! Üçyüz sene sonra gel, yerinde bulursun. Belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kâğıdı kadar yaşayamıyoruz. Kefenimizden evvel çürüyoruz. Duyuyorum! Kulak ver, sen de duyarsın! Toprak altında, milyarlarca kurdun, çıtır çıtır dut yapraklarını yiyen milyarlarca ipek böceği gibi, milyarlarca ölüyü yediğini duyuyorum. (Çılgın) Ölüler! Gözsüz kulaksız kurtların içtiği köpüklü şampanya damlaları! Tozun toprağın mezeleri! Korkunç bir saklambacın korkunç oyuncuları. Kurtarın beni ebedilikten! Öldüm sizi araya araya...Kurtarın beni düşünmekten! (Husrev susar. Müzik fevkalâde sürükleyici ve düşündürücü. Husrev tam bir deli. Dizleri üstünde yere çömelir gibi yaylanmış, eliyle meçhul bir şeyi gösteriyor. Osman, efendisinin arkasında, başı göğsünde, sessiz ağlıyor. Husrev hep o. Müzik devam ediyor.) HUSREV - Allahım, ben yok olamam! Her şey olurum yok olamam. Parça parça doğranabilirim. Nokta nokta lekelere dönebilirim. Tütün gibi kurutulabilir, ince ince kıyılır, bir çubuğa doldurulur, içilir, havaya savrulabilirim. Fakat yok olamam. Madem ki bu kadar korkuyorum, yok olamam. Eczahane camekânlarında, ispirto dolu bir kavanoz içinde, düşürülmüş bir çocuk ölüsü gibi, yumruk kadar bir et parçasına inebilir, bir şişeye hapsedilebilirim. Fakat şişenin camından yine dışarıyı seyreder, önümden geçenleri görür, kendimi bilir ve duyar, kendimi ve Allahımı düşünebilirim. Razı değilim Allahım! Yok olmaya, kalmamaya, gelmemiş olmaya, mevcut olmamaya razı değilim. (Sükût, müzik.) Bu dünyada bırakamıyacağım hiçbir şey yok. Ne deniz, ne ağaç, ne şehir, ne ev, ne kadın, ne de ben. (Eliyle göğsüne çarpar.) Bu kalıbım, bu zarfım, bu kafesimle ben. Onların hepsini bırakabilirim. Fakat şuurumu, bilmek, duymak, var olmak şuurumu bırakamam. Razıyım bir toz parçası olayım. İnsanlar üzerime basarak geçsin. Canım acısın, duyayım. Canımın acıdığını duyayım. Razıyım bir kertenkele olayım. Kızgın yaz günlerinde bir bahçe duvarına tırmanayım. Tırnaklarımı tuğlalara geçireyim. Yeşil ve ıslak sırtımı güneşe vereyim. Fakat güneşle sırtım arasındaki öpüşmeyi duyayım. Tuğlaların incecik zerrelerini sayayım. Kovuklardaki böceklerin, bir boru içinden bakar gibi bana baktıklarını göreyim ve düşüneyim. Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kâinat, bütün mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam. Ağlarım, tepinirim, çatlarım, çıldırırım, ölürüm, fakat yok olamam. (Sükût, müzik.) Her şey benim olsun, vereyim, gökler, yıldızlar, gökteki samanyolu, ay, dünya vereyim. Fakat aklım bana kalsın! (Acı acı ulur) Aklım bana kalsın! Aklım!.. "
×
  • Create New...