Jump to content

trradomir

Editor
  • Content Count

    816
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    43

trradomir last won the day on February 17 2017

trradomir had the most liked content!

Community Reputation

206 Çok İyi
About trradomir
 
 
  • Rank
    Müdavim
  • Birthday 02/03/1986
 
İletişim Yolları
 
 
  • MSN
    Array
  • Website URL
    Array
 
Profil Bilgisi
 
 
  • Cinsiyet
    Array
  • İlgi Alanları
    Array
 
Recent Profile Visitors
 
 
17,542 profile views
 
  1. İçlerdeki yalakanın ipi bir kere kaçırıldığında, diller öyle şeyler söylüyor ki aklın nutku tutuluyor. Aşağıdaki putperest metin ve şiirleri utanarak, iğrenerek derliyorum ve bu ağır travmadan yavaş yavaş kurtuluyor olduğumuz için Allah'a defalarca şükrediyorum. Şunu kesinlikle atlamamak lazım. Bu tablonun ortaya çıkmasındaki tek kabahatli yazanların çıldırmış iradeleri değildi. Zıvanadan çıkmış bu sözleri taltifle karşılayanlar, teşvik edenler, dolaylı yoldan insanları buna zorlayanlar da bu sözleri yazanlar kadar cinayetin ortağıydı. Bunu göremediğimiz sürece Behçet Kemal gibi çukur seviyesindeki zavallı bir kuklacığa kızmak veya gülmekten ileri geçemeyiz. Kemalist rejim ve rejimin tepesindeki adamlar bu hezeyanlar için uygun bir mecra hazırlamış; yazılanlara karşı müsamahayı, hatta himayeyi elden bırakmamıştır. Tiksineceksiniz, okumadan önce iki kere düşünün. Biz bunları da yaşamışız... ----- TÜRK'ÜN YENİ AMENTÜSÜ Kahramanlığın örneği olan ve vatanın istiklâlini yoktan var eden Mustafa Kemal'e, onun cengâver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahit analarına ve Türkiye için ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevkii kazanacağına, hamaset dasitanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazi'nin Allahın en sevgili kulu olduğuna, kalbimin bütün hulûsiyle şehadet eylerim. Moiz Kohen (Tekin Alp) ----- YÜREKTEN SESLER Atatürk’ün tapkınıyız. Her şey (O)’dur. Her yerde O var. Her gökte O eser. Her enginde O çağlar. Biz O’yuz. O, biz. Atatürk benim değildir. Atatürk senin değildir. Atatürk onun değildir. Atatürk; Benimdir, senin, onundur, acunundur, evrenselindir, geçmişlerindir, geleceklerindir, ilkesizliğindir, sonsuzluğundur. Her şeyde Atatürk! Yerde O! Gökte O! Denizde O!.. Varda O!.. Yokta O! Her şeyde O! .. Atatürk! Onun yüreği okyanustur: Türk için; yat için! Barış için; insanlık, insanlık, insanlık için köpüklenip dalgalanır. Her şey (O)'dur; (O) her şeydir. Her şeyde Atatürk! Yerdedir, göktedir, sudadır. Görünmezi görür! Bilinmezi bilir. Duyulmazı duyar! Sezilmezi sezer, ezilmezi ezer! Hep, her O’dur! Her şeyde Atatürk! Elimizi yüzümüze; Gönlümüzü özümüze kapıyoruz. Biz sana tapıyoruz! Her yerde; her şeyde; her işte, her gidişte; hep (O)! Hep (O)! Hep (O)! Hep Atatürk! Ey dilim bu ne dildir? Bu dili acuna bildir! Ah! Atatürk! En büyüksün en büyük! Bir dizginsiz at gibi, bırak beni koşayım! Gösterdiğin kırana coşayım, ulaşayım! Varsın! Teksin! Yaratansın! Sana bağlanmayanlar utansın! Ah! Nolaydın, nolaydın; sade Türk'ün olaydın. Altınsel oldun Atam! Evrensel oldun Atam! Mutlarda günler bana. Umulmaz ünler bana. Bu sesim: İçten geliyor içten! Beni sen yaratmadın balçıktan kerpiçten! Beni benden yarattın, kendini bana kattın Atam, Atam, Atatürk! En büyüksün, en büyük! Aka Gündüz ----- ATATÜRK'E TEKBİR Atatürk ekber! Atatürk ekber! Ancak O var Atatürk! Evliya odur, Peygamber odur, Sanatkâr Atatürk. Talihe hâkim, Zekâya önder, Doğma serdar Atatürk. Bunları geçti insan büyüğü: Kendi kadar Atatürk! Atatürk ekber! Atatürk ekber. Bizde O var. Atatürk! Ne evliya, ne de peygamber.. Halkına yar Atatürk!” Behçet Kemal Çağlar ----- ATATÜRK MEVLİDİ (Tam metni bulamadım/trradomir) Millet adın zikredelim bir kere; Vâcip oldur cümle işte Türklere. Şevk ile Türküm dese bir dem lisan, Dökülür cümle hüzün misli hazan İsmi pâkin pak olur zikreyleyen, Her murada erişir Türküm diyen Mağra devri anda evler var idi, Türk yetişkin, başkalar barbar idi. Hak Teala çün yarattı Türk’ü ilk Dedi, ‘Üç kıta da olsun ona mülk.’ Mustafa nurunu alnına koydu, ‘Bil! Kemal’in nurudur, ol nur!’ dedi.” Ger dilesiz, bulasız oddan necat, Mustafa-yı ba-Kemal’e essalat!” Ol Zübeyde, Mustafâ’nın ânesi Ol sedeften doğdu ol dürdânesi! Gün gelip oldu Rızâ’dan hâmile Vakt erişti hafta ve eyyâm ile. Mustafa’nın gelmesi oldu yakin, Çok alâmetler belirdi gelmeden. Der Zübeyde çünkü vakt oldu tamam, Kim vücude gele ol hayrülenam. Geçti böyle, nice ay nice sene Vakt erişti bin sekiz yüz seksene. Merhaba ey canı canan merhaba, Merhaba ey derde derman merhaba. Merhaba ey asi millet melcei, Merhaba ey inkilâplar menşei. Merhaba ey baş halâskâr merhaba Merhaba ey ulu serdâr merhaba! Ger dilersiz bulasız şevkü necat, Can verin tek Türk’e râm olsun hayat. Ger dilersiz, bulasız kalktan necat, Atatürk’e Atatürk’e es selât. Ol zamanda eylemiş tâlim meğer, Mustafayı harbiyeye verdiler. Başka fanilerle farkı gördüler, İnönü’de Atatürk’ü gördüler. Ger dilerseniz bulasız şevk-ü necat, Atatürk’e Atatürk’e selât... Behçet Kemal Çağlar ----- ÇANKAYA Burada erdi Mûsâ Burada uçtu İsa Bülbül burada varsa Hürriyet için öter. Ne örümcek, ne yosun Ne mûcize, ne füsun... Kâbe Arab'ın olsun Çankaya bize yeter... Kemalettin Kamu ----- ATATÜRK'E SESLENİŞ On bin yıl herkese boşa baş vurduk; Bütün bir ırk,seni aradık durduk, Sana geldik sonsuz mesafelerden; Sıyrıldık sayısız efsanelerden Tek sana inanan akıllarız biz! Sen selsin mecranda çakıllarız biz... Her yıl biz o damar,her yıl okan sen; Bak;Kalblerden çağıl çağıl akan sen. Seninle gönüller her an temasta "Atatürk" dendi mi doğrulur hasta "Atatürk" dendi mi dolar gözümüz; "Atatürk, Atatürk" bu, baş sözümüz. Başını bekliyor her boş duran diz; Biz bir gün saparsak fırlar kalbimiz. Yola düşer birden açtığın izde; Adın besmeledir her işimizde. Açan al gülümüz her sonbaharda, Yarın bir iskelet olsak mezarda. "Atatürk" çığrışır kemiklerimiz, Nimetinle dolu iliklerimiz... Behçet Kemal ÇAĞLAR ----- BÜYÜK ATA'YA Koca bir güneşin akşam olmadan Dağların ardından sönüşü gibi, Millete can veren vatan yaratan Tanrı'nın göklere dönüşü gibi, Ölümün içimde bir yara, Atam. Derdimi kimlere döküp anlatam!, Vatanın dağları güz rengi aldı; Dün sabah tanyeri bayraktan aldı; Ne yıldız, ne güneş görmeyen gözlüm, Odamda resmine takıldı kaldı. Sana can verip de ben ölsem Atam! Derdim ki kimlere dökülüp anlatam! Ölüm bu vatanı koydu Atasız, Hepimiz öksüz, günümüz gece; İsmini andıkça ağlayacağız, Dilimizde adın ilk ve son hece. Kör olsun sana yaş dökmeyen, Atam! Derdimi, kimlere döküp anlatam! Bağışla yanıldım, hayır ölmedin; Göklerde değilsin gönüllerdesin, Soyumun kalbine geçeyim dedin, Gönülden gelecek her zaman sesin. Her zaman ırkıma büyük Baş Atam Tanrılaş gönlüme, Tanrılaş Atam! MEHMET NURETTİN ARTAM ----- BİZSİZ GİDİYOR Fecre benzettiği bayrakla kefenlenmiş Ata, Çıktı bir kor gibi mermer kapısından sarayın. Gönlümüz, bayrağı öğrendiği günden beri ta Duymamıştır bu kadar hüznünü yıldızla ayın! Gidiyor, gizleyerek sır gibi bizden sesini, Çıkıyor, ilk olarak bir yola Başbuğ bizsiz. Biz, ki dünyada, bırakmazdık onun gölgesini, Bu ne hicranlı seferdir ki beraber değiliz. Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil, Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun. Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil, Göreceksin, duruyor kalbimiz üstünde putun! Sen ki Gayya’ya düşen on yedi milyon Türk’ün Dehşetinden sararırken yüzü yaprak yaprak, Onu bir hızla çevirmiştin ölümden daha dün: Tunç elin, yalçın iradenle kolundan tutarak. Ve bugün on yedi milyon geliyor bir yere de, Ebedî yolculuğundan seni döndürmek için -Onu yoktan var eden sendeki derman nerede? Gücü ancak yetiyor kabrine yüz sürmek için Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ----- 1919-1933 (Kısa bir bölüm/trradomir) ...O kimdir? Bir milletin sesi vardı ağzında, On dört milyonun nabzı çarpıyordu nabzında. O kimdir?, Geçtiği yer dönüyor gün vurmuşa, Can veriyor sararmış ota, yaralı kuşa. O kimdir? Gözlerinde bir tılsım gözleniyor, Bastığı topraklarda bahar filizleniyor. Alev saçlı bir volkan bazı bir dağ başında, Bazı beliriyordu bir damla göz yaşında. Güneşten birer oktu ondan gelen her emir. Bu okların altında eriyor dağ, taş, demir. O kimdir? Milyonla Türk birleşip bir tek olmuş, Yıkılan memlekete kolları destek olmuş Öz yurdun içlerinde düşman kurarken pusu, Bir yandan da yürüdü Halife'nin ordusu. Birisi gök yüzünden bombalar atıyordu. Biri elinde salip; biri elinde Mushaf, İçli dışlı düşmanlar geliyorlardı saf saf. Bunların karşısında göğsü açık bir azim, Süngüye, topa karşı diyordu: Zafer bizim! Bunların karşısında iki şimşekli nazar Diyordu: bu topraklar size olacak mezar! Vatan sürüklenirken bir uçurum ucuna, Dağılan kuvvetleri topladı avucuna. Topladı avucuna yıldırımı, şimşeği, Yoktan var ediyordu Tanrı gibi her şeyi. ... Yusuf Ziya ORTAÇ ----- ANT Ant içtik, Ata'm, gitmeye gösterdiğin izden Ruhun tutacaktır bizi her gün elimizden. Çiğnenmeyecek göklere yükselttiğin ülkü Ta arşa çıkardın yere düşmüş ulu Türk'ü! Atmaz bir adım arkaya Türk'üm diyecek genç Yoktur seni inkar edecek...varsa ne iğrenç! Cennetse bu yurt, sen onu buldun da harabe Bir gün olacaktır anıtın Türklüğe Kabe! Göğsünde bu yurdun tütedurdukça ocaklar Eksilmeyecektir sana kan ağlayacaklar. Bitmez yaşımız ruh kalabildikçe bedende Mahşerde bir önder bulacak Türk yine sende. Bir ay gibi Türk'ün sönük ufkunda belirdin, Öldün denemez, tarihe sen dipdiri girdin. Kaç paslı beyin bir ucu çıkmaz yola dalsa Gençlik, Ata'nın yolcusudur bir kişi kalsa. Türk'üm diyen artık bir akisti o güneşten, Bağrındaki iman bir alevdir o ateşten. Binbir saf olup ardına düşmüşse bu ülke, Türk'ün şefi sendin, kalacaksın Ata Türk'e. Zindan kesilen ruhlara bir nur gibi doldun, Türk ırkinin en son ulu peygamberi oldun! Tutsak seni layık yüce Tanrı'yla müsavi Toprak olamaz kalp doğabilmişse semavi! Ölmez bize cennetlerin ufkundan inen ses, İnsanlar ölür, Türklüğe Allah olan ölmez! Ant içtik Ata'm, gitmeye gösterdiğin izden, Ruhun tutacaktır bizi her gün elimizden. Edip Ayel ----- İZİNDE Her dünya! Yeryüzü! Sarsıldı, yarın, çök, Neysen bugün göster: Delin, boşan , gök! Kendini yere çal, parçalanan tarih! Ey Timur, Atilla, Yıldırım, Fatih; Alparslan, İskender, Cengiz, Napolyon! Ey evvelce ölen yüzlerce milyon! Kafi değil gökten muhayyel tavaf: Kalkın mezarlardan, toplanın saf saf; Doğrulun: Gelen bir eşsiz kahraman, Doğrulun: Geliyor en büyük insan... *** ... *** Kaç yıldır Türkçe'ydi Tanrının dili; İnsana ne ilah ne sevgili Ne de ana-baba aratıyordu; Her an yaratıyor, yaratıyordu. Birlikte gönüller ona imanda, O ateş yanar da her damla kanda, Yolumuzda öncü, ışık hızdı O, Elimizden tutan babamızdı O, Ana şefkatiyle seven ilk erdi; Damarlarda kandı, gözlerde ferdi, Tekti, hepimiz, bizdendi, bizdi, O bizim her şeyimiz... Ecel, alacak ecel; ne yüzle kıydı Fani olmasaydı, o da Tanrıydı: Gerçi et-kemikti onun da dışı Ama semalara denkti bakışı Saçları alevdi, ruhu alevdi, Bütün dünya onu tanıyıp sevdi, Dünya baştan başa ona hayrandı. O eşi bir daha gelmez insandı On bin yıldan beri aranan sancak... Bir-iki çocuğu nihayet beş-on; Biz şimdi öksüz on yedi milyon. *** O gitti, Türklük var; Türklük; Türklük var! Ruhumuzda inan, gözümde yaş, Acından tek kalbimiz, ödevde tek baş; Milyonlarca adım, tek hedef, tek iz; Onun davasının iradesiyiz. Behçet Kemal Çağlar ----- KAHRAMAN Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün; Seni gördük sesimiz Hak'ka yalvardığı gün, Seni gördük bir mazi dağları sardı ses ses, Bir Akdeniz dalgası buldu içinde herkes... Sana çıkar bu yurdun ararsak son yolu da, Kutlu bir Tanrı oldun güzel Anadolu'da. O kadar eskisin ki şimdi ruhumuzda sen, Bulursun bu sevgide asırları istersen. Ararsan bakışında uzun ovalar erir, Dinlersen gönül denen yüce dağlar ses verir. Bir dünya, bir millete düşman olduğu zaman Sana büyük hızını verdi nabzındaki kan.. Dört sınırın ucunu getirdin bir araya, Dört bucak sevgisini topladın Ankara'ya. Sesin, bir tılsım gibi, yurdu dolaştı yer yer Ve senden öyle keskin hız aldı ki gönüller, Yüzyılda giden vatan bir anda geri geldi... Sonra sanki ruhunda kartal sesleri geldi; Sanki yeni bir ışık süzüldü gözlerinden Ve bir fert, tek başına, bir millet yarattın sen. Bastığın yer tarihten yer alırmış, yok, değil: Bir gününe bir tarih bağışlasak çok değil! Çok değil, kanımızın rengini süze süze, İsmini döğmelerle işlesek göğsümüze.. Çok değil göğsümüzün içine çizsek seni. İsterse bundan sonra ufuk yansın, gök yansın; Çünkü sen bu milletin umduğu kahramansın... Gölgen bir nur işledi güneşe vardığı gün; Seni gördük sesimiz Hak'ka yalvardığı gün. Fazıl Hüsnü DAĞLARCA ----- ÇANKAYA Ey neftî gölgesinden uzanıp birkaç dalın Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya! Nasıl kanatlarını sakladın o kartalın, Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya? O ki sarsıntısından taçlar düşerdi taçlar, Nasıl saydın korkmadan göğsünün çarpışını? Nasıl ateş almadı onu görmüş ağaçlar, İçinde yanan güneş yakmadı mı dışını? Arzı oynatmak için yeterken her adımı Yanardağlar bulurken kül olmuş her yığın dağ, O seni yıkmadı mı, o seni yıkmadı mı? O eşsiz kahraman ki dünya ağırlığında: On milyon bel iki kat olmuşken eğilmeden Onda on beş milyonun boynu birden uzaldı, Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden Taptığımız ne varsa hepsi ondan şeklaldı. Şeref rüyalarına dalan yeşil Çankaya, Gölgesi baş döndüren bu sırrı anlat bize: Nasıl yettin yıllarca onu barındırmaya, Seni böyle ebedî kılan hangi mucize? Faruk Nafiz ÇAMLIBEL ----- MUSTAFA KEMAL İlk adam Mavi gözlerle Baktı toprağa, Toprağın haritasını çizdi bayrağa Allah değil O yazdı Yedisinden kız çocuğum Hamur yoğurdu, Yetmişlik anam çocuk doğurdu cephe için İlk adam Mavi gözlerle Baktı toprağa, Toprağın haritasını çizdi bayrağa Allah değil O yazdı Alın yazımızı Ninem Saçına kına bağladığı bezle bağladı Kan akan dizlerimi... Geçti çıplak rakımlarıyla kavga yılları Elimden tuttular Şehrin geniş stadlarında toplananlar için Bana şiir okuttular Yeni doğanlar alkışladılar sözlerimi İlk adam Mavi gözlerle Baktı toprağa Toprağın haritasını çizdi bayrağa, Allah değil O yazdı Alın yazımızı. İLHAMİ BEKİR TEZ ----- Aşağıdaki alıntılar da 29 ekim 1938'de yayınlanan Cumhuriyetin Şeref Kitabı'ndan. Çoluğa çocuğa birşeyler yazdırmışlar, en pespaye dalkavuklukları seçip basmışlar. Mesela: *ATATÜRK'E Hiç kimsenin ağzından , ne babam , ne annemden , Senden büyük bir varlık adını duymadım ben . Beynime sığabilsen , seni anlasam biraz ; Çünkü seni tarih te , ozan da anlatamaz. ... Sana güneş mi desem , Tanrı mı desem sana ? Ey Atam , kıvılcımlı gözlerinle bak bana. Önünde eriyerek ışığına kanayım, Beyaz bir çiçek gibi nurunla yıkanayım.. Göğsümü gere gere nasıl ufka haykırmam , Çünkü bütün dünyada en büyük insan Atam . Yusuf Öner-5. sınıf *ONUN DESTANI Selanikten yüceldi ilahların bir eşi ; Doğuşuyla kararttı gökte sanki güneşi .. Türklüğü o kurtardı bir muhakkak ölümden , Ve böylece kurtuldu en büyük hak ölümden ... Kurtulmalıydı vatan ..Doğruydu.. Fakat nasıl ? İşte bu konuşuldu kongrede muttasıl . Bütün millet bir olup sarılmalı silaha, Kurtulmak , kurtarmakta hacet yoktu Allah'a! ... M. Özdemir Ağat-Trabzon Lisesi *ATATÜRK – CUMHURİYET Bin dokuz yüz yirmi üç , yirmi dokuz ilk teşrin , Cumhuriyet kuruldu , hakkımız bayram yapmak . Ey gökteki melekler , siz de göklerden inin , Yılda bir borcunuzdur , Cumhuriyete tapmak. Remzi Kaygulu-Orta 1 *ATATÜRK VE CUMHURİYET İçten gelen hislerle seslerle söylüyorum , bir Atatürk uğruna dünya yansın diyorum Dumlupınar yarattı , ruhları yeni baştan Her Türk kuvvet alıyor ruha doğan o baştan . Cumhuriyeti kurdu Türkün kutsal elinde ; Yaratmak , işte budur , Allahların dilinde. Kalbimin bahçesinden lale, gül dereceğim Her yıl cumhuriyetin yoluna sereceğim Mahir Abdumlu-Lise 2 *HEYKELİN KARŞISINDA Ufukta sonsuzluğu çizen kudretli bir el Göklere yükseliyor ilah gibi bir heykel , Bu varlığın önünde bir dakika dize gel Bu taş daha kutsaldır o kabenin taşından Leman Çiçekdağı-Orta 3. sınıf -------------------------------------------------------- *Daha çok var, ama şu alçaklıkla bitsin: Muhammed büyük bir murşid, Aristo alemşümul bir filozof, İskender muhteşem bir asker, Bismark yaman bir siyasi, Lenin dehhas bir inkılapçı, Danton sehhar bir hatip fakat M. Kemal en üstündür Suat Tahsin
  2. Değerli n-f-k.com üyesi arkadaşlar, pek ismi bilinmese ve telafuz edilmese de üstadın önemli kitap serilerinden birisi Çerçeve serisidir. Bu seride, Üstadın, 1939'dan 1978 yılına dek kaleme almış olduğu Çerçeve başlığını taşıyan günlük fıkraları derlenmiştir. Seri, konu başlığından anlaşılabileceği gibi 5 kitaptır ve Üstadın günlük hadiseler üzerine yaptığı tahlilleri müşahede etmek ve onun bazı genel hükümlerini okuyarak feyizlenmek için tercih edilmesi, okunması gereken bir seridir. NFK-Fan adminimizin Üstaddan bölümünde açtığı başlıklardan kısm-ı azamı bu kitaplardan iktibastır. Serinin birinci kitabında, Üstad'ın 25 Ocak 1939-15 Ekim 1939 tarihleri arasında kaleme aldığı Çerçeve yazıları yer alıyor. Bu yazılar, Üstad'ın, daha sonra pek çoğu Savaş Yazıları 1'e girecek olan çerçevelerini ihtiva ediyor ve genellikle, o günlerde çıkma ihtimalinden bahsedilen, neticede de patlak veren savaşın gelişimi ile ilgili bazı tespit, tahmin ve tahlilleri barındırıyor. Üstad'ın ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunu görüyoruz Çerçeve 1'de. II. Dünya Savaşı ile ilgili yazıların yanısıra, Üstad'ın bazı vaka-yı adiyeden gündelik mevzularla ilgili kaleme aldığı, edebi mahiyet belirten bazı lezzetli yazılarına da rastlamak mümkün oluyor bu kitapta. Çerçeve 2, 18 Temmuz 1943 ile 18 Haziran 1954 tarihleri arasında kaleme alınan Çerçeve yazılarını içermekte. Bu eserdeki çerçeveler arasında uzun aralı kopuşlar mevcut, bu da kitabın daha fazla sayıda dönüm noktası etrafında oluşmasına vesile olmuş. Çok partili döneme geçişimizi ve CHP'nin en din düşmanı zamanlarını üstaddan okumanın aydınlatıcılığının yanısıra, kitabın ilerleyen kısımlarında DP iktidarının yol açtığı problemler ve idealist bir fikir adamının, mevki sahiplerini davası uğrunda nasıl yönlendirmeye çalıştığının, verdiği ulvî mücadelenin müşahhas bir misali bu kitapta taliplilerini bekliyor. Çerçeve 3, 31 Mart 1956'da başlıyor ve 13 Temmuz 1965'te son buluyor. Bu eserde Üstadın DP döneminin sonlarına doğru ilerlendiği bir hengamede kaleme aldıklarını okumak mümkün. Lakin, ihtilallin ayak seslerinin duyulmaya başladığı döneme ait çerçeve yazıları bulunmadığı için, ihtilal öncesi dönemle ilgili herhangi bir yazı okuyamıyoruz; yani, 1957, 1958, 1959, 1960 tarihlerine ait herhangi bir yazı olmaması biz üstadsevenlere ahlar, vahlar ettiriyor. Bu arada, ihtilalin ayak seslerinin duyulmaya başladığı dönemle ilgili yazıları Başmakalelerim 2'den takip edebilmenin mümkün olduğunu söyleyelim ve devam edelim. 1956 Büyük Doğularında yazılan Çerçeveleri, 1965 tarihli Çerçeve'ler takip ediyor. Üstad'ın ihtilalden sonra uzunca bir süre hapishanede tutulması, ihtilalle ilgili taze yazıları okuma fırsatını elimizden alsa da ikinci kısımdaki Çerçeve'lerle ihtilalin genel bir panaromasını takip etmek mümkün olduğu gibi, ihtilal sonrası yönetim, senato, İnönü, Demirel ve diğerlerine dair fikirleri de okuyabiliyoruz. Çerçeve 4, 1 Temmuz 1966 tarihindeki Çerçeve'lerle başlıyor ve 9 Mart 1978 tarihinde son buluyor. Bu kitaptaki çerçevelerin ilk kısmı, Çerçeve 3'dekilerin devamı olmasa da hadisatta ciddi bir tebeddül vukuu bulmadığından, kitapların birbirinin devamıymış gibi durduğunu söylesek hata etmiş olmayız. 1967'de kesilen ilk kısım, tarihsiz bazı Çerçevelerle devam ediyor ve 1974'teki bazı genel nitelikli çerçevelerin ardından, 1977-1978 çerçeveleriyle devam ediyor. Bu kısımda 1980 darbesini hazırlayan hadiselerle ilgili çok net tespitler göremiyoruz, fakat dikkatli bir nazar olup biteni izleyerek ihtilalin doğuşunu hissedebilir. Üstad bu çerçevelerde daha ziyade devrin siyasi aktörlerinin sefaletini deşifre etmekte, onları doğru yola iletmek için ilerlemiş yaşına rağmen dipdiri bir mücadele vermektedir. Çerçeve 5, Çerçeve 4'ün tam manasıyla devamıdır; 10 Mart 1978'de başlayan yazılar 26 Aralık 1978'de son bulmaktadır. Kitabın ilk kısımları, Çerçeve 4'ün ikinci kısmının konu yönüyle devamı olsa da, kitabın son kısımlarına doğru tırmanan şiddet olaylarına dair mühim çerçevelerle karşılaşıyor, 1980 ihtilalini hazırlayan şartları tüm çıplaklığıyla izlemeye başlıyoruz. Üstad, 5 cilt ve toplamda 1300 sayfa kadar tutan Çerçevelerini, şöyle bir veda ile tamamlıyor: "- Maraş hâdiselerine dair şu anda bir kıymet hükmü belirtmekten çekindiğim ve belirtecek olursam manâların nasıl bir bomba dehşetine dönüşeceğini ve hangi tarafın ekmeğine yağ süreceğini tahminden âciz olduğum şartlar altında vaziyet açıklık kazanıncaya kadar kalemimi susturuyor ve bu ana-baba gününde başka mevzulara el atmayı da sefalet telâkki ediyorum. 'Mevlâm görelim neyler? Neylerse güzel eyler!'"... İçerisinde yaşadığı dönemin hadiselerine direkt tesir etmiş olan ve aydınlık bir nesli yetiştirmenin mücadelesini tüm zor şartlara rağmen büyük bir gayretle vermiş bulunan Üstad'ın Çerçeve'lerini okumak; onu, mücadelesini ve fikirlerini tanımak için elzemdir. Temin edilsin, okunsun.
  3. NECİP FAZIL KISAKÜREK EN KÖTÜ PATRON ESER: 61 BÜYÜK DOĞU YAYINLARI EN KÖTÜ PATRON — 1 — (Toprak duvarları ve damlarıyle toprak rengi köy... Ne ekim, ne bakım. Hayvanlar bir deri, bir kemik... İskelet halinde sığır, at, eşek, köpek... Müselles apteshane, pislik yolu ve kenarında Cumhurbaşkanı Aytark'ın büstü... Jandarma karakolu... Damında, değneğe asılı, siyah üzerine beyaz at kafası bayrak... Karakolun önünde, elindeki kelepçeyle oynayan jandarma eri... Köy tenha... Genç erkekleri tek-tük. Hepsinin şehirlere aktığı belli. Cami meydanı... Köyün müdir fikri minare, göğe doğru bir şehadet parmağı. Cami avlusunda, palaspareler içinde, sıska, pis ve çirkin çocuklar oynuyor.) — 2 — (Köy kahvehanesi... İçinde birkaç ihtiyar ve köyün gözde delikanlısı Tarkün... Birinci ihtiyar nargilesini fokurdatarak...) 1. İHTİYAR — Tarkün, oğlum sen açıkgözlülükte, atılganlıkta bir tanesin! Hâlâ ne oturuyorsun köyde? TARKÜN — Vaktini kolluyorum amca! 1. İHTİYAR — Anan kötürümdü. Ona bakmak zorundaydın. Ama şimdi? TARKÜN — Mezarı kurusun diye bekliyorum! (İkinci ihtiyar, elinde kahvesi.) II. İHTİYAR — Orta mektep kâğıdın da var senin... TARKÜN — Herkeste ondan tümen tümen. İş diplomada değil, insanda. 1. İHTİYAR — Bas, git, oğlum... Tarkistan köylerinde köpeklerle ihtiyarlardan başka kimse kalmadı... TARKÜN — Bu gidişle köy de, tarla da kalmayacak... II. İHTİYAR — Ya ne olacak? TARKÜN — Aç şehirlerde, aç devlet! 1. İHTİYAR — Devlet köyü ezdi. Herkes başını kurtarmaya bakıyor. TARKÜN — İşte anlayın, bu devletin devletçiliği neymiş? (İkinci ihtiyar Tarkün'e...) II. İHTİYAR — Bu lâfı hep duyuyoruz, anlatsana bize devletçilik ne demek? TARKÜN — Bunların anladığına değil de yaptığına göre devletçilik, insanların haklarını devlette toplayıp onları eli boş bırakmak demek... İnsansız devlet... I. İHTİYAR — Sen bu aklınla kalk, şehre git oğlum, yalnız kendini değil, belki Tarkistan'ı da kurtarırsın... TARKÜN — İş bana kaldıysa Tarkistan battı demektir. I. İHTİYAR — Hani senin bir şarkın vardı ya, nasıldı o?... TARKÜN — Atıl, saldır, davran, başar! Yaşayanlar böyle yaşar! 1. İHTİYAR — İşte bu şarkıyı söyleyerek git! — 3 — (Jandarma karakolu önünde lüks bir otomobil durur. İçinden üç mebus iner... Mebusların başı jandarmaya...) MEBUSLARIN BAŞI — Oğlum, biz Devletçi Parti mebuslarıyız... Hemen koş, halkı cami meydanına topla!... (Koşarak bir iki adım atan jandarmaya, arkasından) MEBUSLARIN BAŞI —Ha, dur, oğlum!. (Jandarma durur, döner.) MEBUSLARIN BAŞI — Yolda çok susadık, Gelirken bir desti su da bulsan iyi olur. — 4 — (Mini mini bir kızcağız, sırtında bir desti, ilerden geliyor. Jandarma bir atılışta destiyi kızın omuzundan çekip alır, mebuslara götürmeye başlar. Kızcağız ağlıyor... Ağlarken.) MİNİ MİNİ KIZ — İki saatlik yoldan getirdim ben bunu... — 5 — (Mebuslar, şoförün uzattığı bardaklarla çenelerinden akıtarak iştahla su içiyorlar...) — 6 — (Kahvehane. Birinci ihtiyar, Aytark'ın duvardaki taş basması büyük resmine bakıyor.) 1. İHTİYAR — Tıpkı bizim, ihtiyar, alaca öküz... TARKÜN — Keşke, ihtiyar, alaca öküz kadar akıllı olsa... II. İHTİYAR — Susun, yerin kulağı var! (Birden kapı açılır. Eşikte deminki jandarma eri. Jandarma eri bağırarak...) JANDARMA ERİ — Haydi, cami meydanına akıyor millet! Millet vekilleri geldi!. Haydi, çabuk!. (Jandarma eri kapıya vurup gider. İhtiyarlar ve Tarkün ayağa kalkarlar.) 1. İHTİYAR — Azrail, Allahın memuru... Ya jandarmayla tahsildar? TARKÜN — Onlar da, devletin can alıcıları... — 7 — (Köyün cami meydanında mebuslar ve köylüler.... Önde Tarkün ve ihtiyarlar... Mebusların başı, musalla taşı üzerinde... Öbürleri taşın yanında ve yerde... Jandarma da yanlarında.) MEBUSLARIN BAŞI — Bir saatlik konuşmamızın özü nedir? TARKÜN — Seçimler yakın... Bize oy veriniz!. Devletçi partiye... MEBUSLARIN BAŞİ — Soylu Tark ulusunu yalnız devletçilik kurtarır! TARKÜN — Bahtsız Tark ulusunu, yalnız devletçiliğin böylesi batırır!.. MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye «Efendi» ismini biz verdik!.. TARKÜN — Biz isim değil, hakikat istiyoruz!.. MEBUSLARIN BAŞI — Toprak reformunu getiriyoruz!.. TARKÜN — Ekilmeyen toprağın reformu... Gömleği parçalayıp herkesin eline bir parça vermek, sonra da onu bütünleyecek ağa yerine devleti koymak. MEBUSLARIN BAŞI — Makineleşiyoruz. Kara sabana, çıkırığa, yel değirmenine paydos. TARKÜN — Makinenin beyni, yüreği ve ciğeri Batılıda kaldıkça karasaban yeğdir! MEBUSLARIN BAŞI — Dışarıya işçi çıkarıyoruz. Memlekete iş bilgisi ve döviz sağlıyoruz! TARKÜN — Bizim işsiz bıraktığımız İnsanları, dışarısı, ham beygir kuvveti diye alıp çalıştırıyorlar! Onlar arabacı, biz beygir... MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye açtığımız krediler, dağıttığımız basmalar?... TARKÜN — Krediler bizi yedi, basmaları da keçiler!.. MEBUSLARIN BAŞI — Avrupai usullerimiz, modern aletlerimiz? TARKÜN — Hepsi Avrupalının oyuncakları... Kullanmasını bilmiyoruz!.. Vidası düşünce apışıyoruz! (Mebusların başı Tarkün'e dikkatle bakarak...) MEBUSLARIN BAŞI — Sen şehre git. Köy adamı değilsin! TARKÜN — Niçin? MEBUSLARIN BAŞI — Çok uyanıksın da onun için... TARKÜN—Demek köy sizce uykudakilerin yurdu. (Mebusların başı öfkeyle taşın yanındaki jandarmayı gösterir.) . MEBUSLARIN BAŞI — Seni şu jandarmaya tevkif ettirebilirim ama adaletimizi göstermek için affediyorum! (Tarkün gayet manâlı.) TARKÜN — Teşekkür ederim!.. (Mebuslar, arkalarında Tarkün, köylüler ve sümüklü çocuklar... Karakolun önündeler. Şoför, motorun kapağını kaldırmış birşeyler yapıyor. Yaklaşırlar. Şoför başını kaldırır.) ŞOFÖR — Motor bozuldu. Çaremiz yok. TARKÜN — İşte oyuncağın vidası yerinden oynadı! (Mebusların başı şoföre.) MEBUSLARIN BAŞI — Ne yapacağız şimdi? ŞOFÖR — Çare arayabileceğimiz kasaba, buraya ayakla beş saat... Arabayı götürmeden de olmaz! (Tarkün mebusların başına...) TARKÜN — Ben buldum çaresini!... MEBUSLARIN BAŞI — Neymiş o? (Tarkün hızla dönüp koşa koşa gider. Mebuslar ve köylüler motora eğilmiş bakıyorlar. Tarkün bir elinde iskeletlik bir öküz, öbüründe bir at, uzaktan görünür.) ................. (Devamı için esere müracaat ediniz. // NFK-Fan)
  4. trradomir

    O Zeybek

    Hazır bahsini etmiş ve konuyu da açmışken, 1950'lerin ortalarında yazıldığını söylediğim şiirin linkini verelim de bütünlüğü sağlamış olalım: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2096
  5. trradomir

    O Zeybek

    Bu şiir, Menderes hayattayken ona etrafındakilerden dolayı bazen en ağır tarizlerde bulunmuş olan üstadın, Menderes'in katlinden sonra duyduğu elemi anlatma noktasında gayet büyük bir ehemmiyeti haiz. Benim Gözümde Menderes isimli kitapta da vurgulandığı gibi Üstad, Menderes'te cumhuriyet tarihinin o ana kadar gelmiş belki de en temiz şeciyesini görmüş ve onu doğruya yönlendirmek için elinden geleni yapmıştır. Lakin, Menderes'in etrafını saran cücelerin etkisinden yakasını bir türlü kurtaramamış olması hazin bir neticeye gebe olmuştur malesef. Menderes'e 1950'lerin ortasında yazdığı bir şiiri Öfke ve Hiciv'e alınacak üslup sertliğinde olan üstad bu şiiriyle içini döküyor ve herşeye rağmen sadece kendi şahsiyetiyle umut vadeden bir devlet adamının, halis niyet sahibi bir bedbahtın kaybından dolayı duymuş olduğu üzüntüsünü ifade ediyor.
×
  • Create New...