Jump to content

trradomir

Editor
  • Content Count

    816
  • Joined

  • Last visited

  • Days Won

    43

trradomir last won the day on February 17 2017

trradomir had the most liked content!

Community Reputation

206 Çok İyi
About trradomir
 
 
  • Rank
    Müdavim
  • Birthday 02/03/1986
 
İletişim Yolları
 
 
  • MSN
    Array
  • Website URL
    Array
 
Profil Bilgisi
 
 
  • Cinsiyet
    Array
  • İlgi Alanları
    Array
 
Recent Profile Visitors
 
 
17,490 profile views
 
  1. Değerli n-f-k.com üyesi arkadaşlar, pek ismi bilinmese ve telafuz edilmese de üstadın önemli kitap serilerinden birisi Çerçeve serisidir. Bu seride, Üstadın, 1939'dan 1978 yılına dek kaleme almış olduğu Çerçeve başlığını taşıyan günlük fıkraları derlenmiştir. Seri, konu başlığından anlaşılabileceği gibi 5 kitaptır ve Üstadın günlük hadiseler üzerine yaptığı tahlilleri müşahede etmek ve onun bazı genel hükümlerini okuyarak feyizlenmek için tercih edilmesi, okunması gereken bir seridir. NFK-Fan adminimizin Üstaddan bölümünde açtığı başlıklardan kısm-ı azamı bu kitaplardan iktibastır. Serinin birinci kitabında, Üstad'ın 25 Ocak 1939-15 Ekim 1939 tarihleri arasında kaleme aldığı Çerçeve yazıları yer alıyor. Bu yazılar, Üstad'ın, daha sonra pek çoğu Savaş Yazıları 1'e girecek olan çerçevelerini ihtiva ediyor ve genellikle, o günlerde çıkma ihtimalinden bahsedilen, neticede de patlak veren savaşın gelişimi ile ilgili bazı tespit, tahmin ve tahlilleri barındırıyor. Üstad'ın ne kadar ileri görüşlü bir insan olduğunu görüyoruz Çerçeve 1'de. II. Dünya Savaşı ile ilgili yazıların yanısıra, Üstad'ın bazı vaka-yı adiyeden gündelik mevzularla ilgili kaleme aldığı, edebi mahiyet belirten bazı lezzetli yazılarına da rastlamak mümkün oluyor bu kitapta. Çerçeve 2, 18 Temmuz 1943 ile 18 Haziran 1954 tarihleri arasında kaleme alınan Çerçeve yazılarını içermekte. Bu eserdeki çerçeveler arasında uzun aralı kopuşlar mevcut, bu da kitabın daha fazla sayıda dönüm noktası etrafında oluşmasına vesile olmuş. Çok partili döneme geçişimizi ve CHP'nin en din düşmanı zamanlarını üstaddan okumanın aydınlatıcılığının yanısıra, kitabın ilerleyen kısımlarında DP iktidarının yol açtığı problemler ve idealist bir fikir adamının, mevki sahiplerini davası uğrunda nasıl yönlendirmeye çalıştığının, verdiği ulvî mücadelenin müşahhas bir misali bu kitapta taliplilerini bekliyor. Çerçeve 3, 31 Mart 1956'da başlıyor ve 13 Temmuz 1965'te son buluyor. Bu eserde Üstadın DP döneminin sonlarına doğru ilerlendiği bir hengamede kaleme aldıklarını okumak mümkün. Lakin, ihtilallin ayak seslerinin duyulmaya başladığı döneme ait çerçeve yazıları bulunmadığı için, ihtilal öncesi dönemle ilgili herhangi bir yazı okuyamıyoruz; yani, 1957, 1958, 1959, 1960 tarihlerine ait herhangi bir yazı olmaması biz üstadsevenlere ahlar, vahlar ettiriyor. Bu arada, ihtilalin ayak seslerinin duyulmaya başladığı dönemle ilgili yazıları Başmakalelerim 2'den takip edebilmenin mümkün olduğunu söyleyelim ve devam edelim. 1956 Büyük Doğularında yazılan Çerçeveleri, 1965 tarihli Çerçeve'ler takip ediyor. Üstad'ın ihtilalden sonra uzunca bir süre hapishanede tutulması, ihtilalle ilgili taze yazıları okuma fırsatını elimizden alsa da ikinci kısımdaki Çerçeve'lerle ihtilalin genel bir panaromasını takip etmek mümkün olduğu gibi, ihtilal sonrası yönetim, senato, İnönü, Demirel ve diğerlerine dair fikirleri de okuyabiliyoruz. Çerçeve 4, 1 Temmuz 1966 tarihindeki Çerçeve'lerle başlıyor ve 9 Mart 1978 tarihinde son buluyor. Bu kitaptaki çerçevelerin ilk kısmı, Çerçeve 3'dekilerin devamı olmasa da hadisatta ciddi bir tebeddül vukuu bulmadığından, kitapların birbirinin devamıymış gibi durduğunu söylesek hata etmiş olmayız. 1967'de kesilen ilk kısım, tarihsiz bazı Çerçevelerle devam ediyor ve 1974'teki bazı genel nitelikli çerçevelerin ardından, 1977-1978 çerçeveleriyle devam ediyor. Bu kısımda 1980 darbesini hazırlayan hadiselerle ilgili çok net tespitler göremiyoruz, fakat dikkatli bir nazar olup biteni izleyerek ihtilalin doğuşunu hissedebilir. Üstad bu çerçevelerde daha ziyade devrin siyasi aktörlerinin sefaletini deşifre etmekte, onları doğru yola iletmek için ilerlemiş yaşına rağmen dipdiri bir mücadele vermektedir. Çerçeve 5, Çerçeve 4'ün tam manasıyla devamıdır; 10 Mart 1978'de başlayan yazılar 26 Aralık 1978'de son bulmaktadır. Kitabın ilk kısımları, Çerçeve 4'ün ikinci kısmının konu yönüyle devamı olsa da, kitabın son kısımlarına doğru tırmanan şiddet olaylarına dair mühim çerçevelerle karşılaşıyor, 1980 ihtilalini hazırlayan şartları tüm çıplaklığıyla izlemeye başlıyoruz. Üstad, 5 cilt ve toplamda 1300 sayfa kadar tutan Çerçevelerini, şöyle bir veda ile tamamlıyor: "- Maraş hâdiselerine dair şu anda bir kıymet hükmü belirtmekten çekindiğim ve belirtecek olursam manâların nasıl bir bomba dehşetine dönüşeceğini ve hangi tarafın ekmeğine yağ süreceğini tahminden âciz olduğum şartlar altında vaziyet açıklık kazanıncaya kadar kalemimi susturuyor ve bu ana-baba gününde başka mevzulara el atmayı da sefalet telâkki ediyorum. 'Mevlâm görelim neyler? Neylerse güzel eyler!'"... İçerisinde yaşadığı dönemin hadiselerine direkt tesir etmiş olan ve aydınlık bir nesli yetiştirmenin mücadelesini tüm zor şartlara rağmen büyük bir gayretle vermiş bulunan Üstad'ın Çerçeve'lerini okumak; onu, mücadelesini ve fikirlerini tanımak için elzemdir. Temin edilsin, okunsun.
  2. NECİP FAZIL KISAKÜREK EN KÖTÜ PATRON ESER: 61 BÜYÜK DOĞU YAYINLARI EN KÖTÜ PATRON — 1 — (Toprak duvarları ve damlarıyle toprak rengi köy... Ne ekim, ne bakım. Hayvanlar bir deri, bir kemik... İskelet halinde sığır, at, eşek, köpek... Müselles apteshane, pislik yolu ve kenarında Cumhurbaşkanı Aytark'ın büstü... Jandarma karakolu... Damında, değneğe asılı, siyah üzerine beyaz at kafası bayrak... Karakolun önünde, elindeki kelepçeyle oynayan jandarma eri... Köy tenha... Genç erkekleri tek-tük. Hepsinin şehirlere aktığı belli. Cami meydanı... Köyün müdir fikri minare, göğe doğru bir şehadet parmağı. Cami avlusunda, palaspareler içinde, sıska, pis ve çirkin çocuklar oynuyor.) — 2 — (Köy kahvehanesi... İçinde birkaç ihtiyar ve köyün gözde delikanlısı Tarkün... Birinci ihtiyar nargilesini fokurdatarak...) 1. İHTİYAR — Tarkün, oğlum sen açıkgözlülükte, atılganlıkta bir tanesin! Hâlâ ne oturuyorsun köyde? TARKÜN — Vaktini kolluyorum amca! 1. İHTİYAR — Anan kötürümdü. Ona bakmak zorundaydın. Ama şimdi? TARKÜN — Mezarı kurusun diye bekliyorum! (İkinci ihtiyar, elinde kahvesi.) II. İHTİYAR — Orta mektep kâğıdın da var senin... TARKÜN — Herkeste ondan tümen tümen. İş diplomada değil, insanda. 1. İHTİYAR — Bas, git, oğlum... Tarkistan köylerinde köpeklerle ihtiyarlardan başka kimse kalmadı... TARKÜN — Bu gidişle köy de, tarla da kalmayacak... II. İHTİYAR — Ya ne olacak? TARKÜN — Aç şehirlerde, aç devlet! 1. İHTİYAR — Devlet köyü ezdi. Herkes başını kurtarmaya bakıyor. TARKÜN — İşte anlayın, bu devletin devletçiliği neymiş? (İkinci ihtiyar Tarkün'e...) II. İHTİYAR — Bu lâfı hep duyuyoruz, anlatsana bize devletçilik ne demek? TARKÜN — Bunların anladığına değil de yaptığına göre devletçilik, insanların haklarını devlette toplayıp onları eli boş bırakmak demek... İnsansız devlet... I. İHTİYAR — Sen bu aklınla kalk, şehre git oğlum, yalnız kendini değil, belki Tarkistan'ı da kurtarırsın... TARKÜN — İş bana kaldıysa Tarkistan battı demektir. I. İHTİYAR — Hani senin bir şarkın vardı ya, nasıldı o?... TARKÜN — Atıl, saldır, davran, başar! Yaşayanlar böyle yaşar! 1. İHTİYAR — İşte bu şarkıyı söyleyerek git! — 3 — (Jandarma karakolu önünde lüks bir otomobil durur. İçinden üç mebus iner... Mebusların başı jandarmaya...) MEBUSLARIN BAŞI — Oğlum, biz Devletçi Parti mebuslarıyız... Hemen koş, halkı cami meydanına topla!... (Koşarak bir iki adım atan jandarmaya, arkasından) MEBUSLARIN BAŞI —Ha, dur, oğlum!. (Jandarma durur, döner.) MEBUSLARIN BAŞI — Yolda çok susadık, Gelirken bir desti su da bulsan iyi olur. — 4 — (Mini mini bir kızcağız, sırtında bir desti, ilerden geliyor. Jandarma bir atılışta destiyi kızın omuzundan çekip alır, mebuslara götürmeye başlar. Kızcağız ağlıyor... Ağlarken.) MİNİ MİNİ KIZ — İki saatlik yoldan getirdim ben bunu... — 5 — (Mebuslar, şoförün uzattığı bardaklarla çenelerinden akıtarak iştahla su içiyorlar...) — 6 — (Kahvehane. Birinci ihtiyar, Aytark'ın duvardaki taş basması büyük resmine bakıyor.) 1. İHTİYAR — Tıpkı bizim, ihtiyar, alaca öküz... TARKÜN — Keşke, ihtiyar, alaca öküz kadar akıllı olsa... II. İHTİYAR — Susun, yerin kulağı var! (Birden kapı açılır. Eşikte deminki jandarma eri. Jandarma eri bağırarak...) JANDARMA ERİ — Haydi, cami meydanına akıyor millet! Millet vekilleri geldi!. Haydi, çabuk!. (Jandarma eri kapıya vurup gider. İhtiyarlar ve Tarkün ayağa kalkarlar.) 1. İHTİYAR — Azrail, Allahın memuru... Ya jandarmayla tahsildar? TARKÜN — Onlar da, devletin can alıcıları... — 7 — (Köyün cami meydanında mebuslar ve köylüler.... Önde Tarkün ve ihtiyarlar... Mebusların başı, musalla taşı üzerinde... Öbürleri taşın yanında ve yerde... Jandarma da yanlarında.) MEBUSLARIN BAŞI — Bir saatlik konuşmamızın özü nedir? TARKÜN — Seçimler yakın... Bize oy veriniz!. Devletçi partiye... MEBUSLARIN BAŞİ — Soylu Tark ulusunu yalnız devletçilik kurtarır! TARKÜN — Bahtsız Tark ulusunu, yalnız devletçiliğin böylesi batırır!.. MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye «Efendi» ismini biz verdik!.. TARKÜN — Biz isim değil, hakikat istiyoruz!.. MEBUSLARIN BAŞI — Toprak reformunu getiriyoruz!.. TARKÜN — Ekilmeyen toprağın reformu... Gömleği parçalayıp herkesin eline bir parça vermek, sonra da onu bütünleyecek ağa yerine devleti koymak. MEBUSLARIN BAŞI — Makineleşiyoruz. Kara sabana, çıkırığa, yel değirmenine paydos. TARKÜN — Makinenin beyni, yüreği ve ciğeri Batılıda kaldıkça karasaban yeğdir! MEBUSLARIN BAŞI — Dışarıya işçi çıkarıyoruz. Memlekete iş bilgisi ve döviz sağlıyoruz! TARKÜN — Bizim işsiz bıraktığımız İnsanları, dışarısı, ham beygir kuvveti diye alıp çalıştırıyorlar! Onlar arabacı, biz beygir... MEBUSLARIN BAŞI — Köylüye açtığımız krediler, dağıttığımız basmalar?... TARKÜN — Krediler bizi yedi, basmaları da keçiler!.. MEBUSLARIN BAŞI — Avrupai usullerimiz, modern aletlerimiz? TARKÜN — Hepsi Avrupalının oyuncakları... Kullanmasını bilmiyoruz!.. Vidası düşünce apışıyoruz! (Mebusların başı Tarkün'e dikkatle bakarak...) MEBUSLARIN BAŞI — Sen şehre git. Köy adamı değilsin! TARKÜN — Niçin? MEBUSLARIN BAŞI — Çok uyanıksın da onun için... TARKÜN—Demek köy sizce uykudakilerin yurdu. (Mebusların başı öfkeyle taşın yanındaki jandarmayı gösterir.) . MEBUSLARIN BAŞI — Seni şu jandarmaya tevkif ettirebilirim ama adaletimizi göstermek için affediyorum! (Tarkün gayet manâlı.) TARKÜN — Teşekkür ederim!.. (Mebuslar, arkalarında Tarkün, köylüler ve sümüklü çocuklar... Karakolun önündeler. Şoför, motorun kapağını kaldırmış birşeyler yapıyor. Yaklaşırlar. Şoför başını kaldırır.) ŞOFÖR — Motor bozuldu. Çaremiz yok. TARKÜN — İşte oyuncağın vidası yerinden oynadı! (Mebusların başı şoföre.) MEBUSLARIN BAŞI — Ne yapacağız şimdi? ŞOFÖR — Çare arayabileceğimiz kasaba, buraya ayakla beş saat... Arabayı götürmeden de olmaz! (Tarkün mebusların başına...) TARKÜN — Ben buldum çaresini!... MEBUSLARIN BAŞI — Neymiş o? (Tarkün hızla dönüp koşa koşa gider. Mebuslar ve köylüler motora eğilmiş bakıyorlar. Tarkün bir elinde iskeletlik bir öküz, öbüründe bir at, uzaktan görünür.) ................. (Devamı için esere müracaat ediniz. // NFK-Fan)
  3. trradomir

    O Zeybek

    Hazır bahsini etmiş ve konuyu da açmışken, 1950'lerin ortalarında yazıldığını söylediğim şiirin linkini verelim de bütünlüğü sağlamış olalım: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2096
  4. trradomir

    O Zeybek

    Bu şiir, Menderes hayattayken ona etrafındakilerden dolayı bazen en ağır tarizlerde bulunmuş olan üstadın, Menderes'in katlinden sonra duyduğu elemi anlatma noktasında gayet büyük bir ehemmiyeti haiz. Benim Gözümde Menderes isimli kitapta da vurgulandığı gibi Üstad, Menderes'te cumhuriyet tarihinin o ana kadar gelmiş belki de en temiz şeciyesini görmüş ve onu doğruya yönlendirmek için elinden geleni yapmıştır. Lakin, Menderes'in etrafını saran cücelerin etkisinden yakasını bir türlü kurtaramamış olması hazin bir neticeye gebe olmuştur malesef. Menderes'e 1950'lerin ortasında yazdığı bir şiiri Öfke ve Hiciv'e alınacak üslup sertliğinde olan üstad bu şiiriyle içini döküyor ve herşeye rağmen sadece kendi şahsiyetiyle umut vadeden bir devlet adamının, halis niyet sahibi bir bedbahtın kaybından dolayı duymuş olduğu üzüntüsünü ifade ediyor.
×
  • Create New...