Jump to content

NFK-Fan

Kadın Aforizması

Recommended Posts

- Kadın, bütün bir problemdir; ince bir mesele, bir dâva... Kadın ve erkek birbiriyle sevgi ve fedakârlık tezahürleri içinde devamlı bir harp, gizli bir mücadele halindedirler. Bu harbin (strateji) ve (taktik) hususîlikleri, ruh kanunları yönünden en büyük harplerdekinden daha girift, dolambaçlı ve çetin... Şahsiyetini bir manto gibi kadınına giydiremeyen erkekse daima mağlûp... Bu bakımdan erkekte kadına hakimiyet fizik ve fizyolojik kudretinin çok üstünde bir şey, bir kafa ve ruh unsurudur. Kadını, kafanız ve ruhunuzla kafasından ve ruhundan yakalayacaksınız. Fizik ve fizyolojik kuvvetiniz de işte bu kudrete refakat edecek... Bizde kadını yalınız madde cephesiyle ele alanlar, sadece "zampara" tabirine müstehak, sefil bir sınıftır ve aralarında mânaya dikkât eden hemen hemen yoktur. Zaten romanımızda da kadın, ya erkeği yıkan, yahut erkek tarafından yıkılan bu "mesele" cephesiyle yoktur. Sadece bazen hissî ve (dramatik) âdi çapkınlık hikâyeleri... Bu noktadan hem edebiyatımızdaki roman, hem de cemiyetimizdeki kültürlü kadın seviyesindeki düşüklüğü anlayabilirsiniz. Kadın, ezmekten çok, ezilmekten hoşlanır. Bu kaba bir eziliş değil, erkeği böyle bir fethe memur etmekte derin bir haz ve fahr payı arayan, göz- yaşı içinde mesut bir sarsılış... Erkek, saadetini ve şahsiyetini işte bu, zarif ve rakik sarsmada, kadın da zevkini ve hüviyetini bu sarsılmada bulur. Erkeği erkek, kadını da kadın yapan hilkat sırrı... Manevî mânada ipek bir halı üzerinde yürür gibi kadın cenazelerine basarak geçemeyen erkek, cinsinin memuriyetini bütünleştirebilmiş ve kadına kadınlığını öğretebilmiş değildir. En küstah bir kadına gardrop şaşkınlığı verecek ve çorabın nasıl çekildiğini bile unutturacak bir dalgınlık havası aşılayamazsanız, kendinizi başarılı sayamazsınız!

 

Babıali, shf. 100-101

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstadın Kafa Kağıdı eserinde geçiyordu:

 

"Kadın; Hristiyanlıkta yol kesici bir engel, İslamda ise yol açıcı bir kanattır."

 

İslamın kadına bakışını da özetleyen ne muazzam bir düstur.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstad için ruh başlı başına bir meseledir ve hatta en önemli meseledir. Ruhun kıymetini ve mahiyetini Üstadın, ruhun her şeye tahakküm edişinin -ki öncelikle maddeye- dünya çapında kucaklayacağı bir derinlik ve genişlik tezahüründe olduğu ve hakiki aksiyonun onunla olabileceğine dair yazdığı enfes eserleri vardır. Başta Tohum.

 

İnce ve hassas bir zeminde olan kadın ruhu, elbette ki ruh meselesi irdelenirken parantez açılarak değil, ayrı bir başlıkla maddelenerek değinilmesi gereken bir mevzu. Üstadda bu mevzu, problem, mesele ve dava olarak karşımıza çıkıyor. Bütünlüğü ve inceliği de cabası. Muhteşem bir pencere. . Kadındaki ruh kumaşı, tam da Üstadın dediği gibi, erkek tarafından kuşatılmasına, yakalanmasına, incelikle hâkimiyet kurmasına meyilli bir dokuya sahip. Kadındaki bu ruh kumaşı sadece ve sadece incelikten, zarafetten ve şahsiyetten müteşekkil bir ruh yapısının elinde hakiki saadetine kavuşacaktır. Biraz daha müşahhaslaştıracak olursak, kadının erkekten istediği ve ruhunu yaratılış gayesi doğrultusunda ona adayacağı mimarinin içinde tatlı dil ve güler yüz vardır. İşte kadın ruhunun davasındaki püf noktalardan biri.

 

Tabi bunu yapabilecek erkekteki şahsiyetin ve kadında da bu şahsiyeti dengeleyecek yahut anlayacak bir cephenin eksikliği, yaşadığımız günlerin kadın-erkek meselesindeki en çukur noktasını teşkil ediyor. İbrahim Hakkı hazretlerinin Marifetname’sinde erkeğin hanımına nasıl davranması gerektiğine dair bir mesel vardır ve orada en dikkat çeken nokta erkeğin kadına daima yumuşak, nazik ve güleryüzlü davranmasının öğütlenmesidir. (Tıklayıp okuyalım) Üstadın kadın aforizması meselesindeki muhtevanın bir cephesi de buraya dayanıyor bence. Ki her şeyin hakikisi İslamda olduğu gibi, kadın meselesinin de özü İslamda.

 

Erkeğin yaratılışındaki yönetme, irade etme ve hâkimiyet kurma vasıfları sadece müşahhas planda değil, mücerret sahada da kendine bir yer aramaktadır ve bunun en nadide örneği kadın-erkek meselesinde ortaya çıkmaktadır. Ki Üstadın bahsettiği kadını sarması gereken şahsiyet mantosu, kadın için de erkekte arayacağı en önemli bir meseledir. O şahsiyet kadındaki davayı, meseleyi bilecek, kalıp değil bir fikirle karşı karşıya olduğunun şuuru içinde kadına hitap edecek...

 

Ne zamandır erkek kadında bir mesele, kadın da erkekte bir şahsiyet aramayı bıraktı? Ve cemiyetimiz, kadını herhangi bir ev eşyasından ayıramayan erkekle, erkeğe teslim olmayı değil, onun şahsiyetini berhava etmeyi marifet sayan feminist akımların peşinde helak olan bir kadının tohumunu attı? Ne diyordu Üstad: Giden şey İslam, gelen şeyse Hiç’ti...

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Arkadaşlar elinize sağlık güzel bir çalışma olmuş.Kadın konusunun Son yıllarda üzerinde çok konuşulan ve çok yalnış yapılan bir konu olduğunu düşünüyorum.Üstadın kadın konusundaki fikirleri de bu konuyu düşünme ve anlama gayretleri içerisinde iyi bir ışık olacağı kanaatindeyim.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

bir zamanlar hatun kişiler benim için günah keçisiydi. anneler hariç... bir kadının anne oluncaya dek bir değerinin olmadığını düşünürdüm. kendi kardeşiim de dahildir. ama Allah'a şükür ediyorum ki, şahsımdaki bu problemi düzelttim Allah'ın dostunun himmeti ile. bunun sebebini paylaşmak isterim:bir sohbet meclisi... mevzuu hz. Adem ve hz Havva... ben tabi o zamanki hastalıklı halimle yorumumu yaptım, can kulağıyla sohbeti dinliyorum ki hastalığımı meşrulaştıracak bir iki delil bulayım. Allah sohbeti yapandan razı olsun,sohbet bana yapılıyormuş gibi şunları söyledi: "bir kısım düşünebilir Havva anamız ikram etmesydi yediğinden, Adem babamızda yeryüzüne inmeyecekti(kim böyle düşünür acaba!!!) Amma kardeşler sünnetullahda da bu vardır. sebepler aleminde halk edilenler ollması lazım. eğer ki Adem babamız bilseydi kendi sülbünden Efendimiz(s.a.v) gelecek Havva annemize luzum kalmazdı, babamız o ağacı köküyle yerdi." sonra ben davamdan vazgeçtim. kolum kanadım kırılmıştı artık.

 

muhabbetle

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
eğer ki Adem babamız bilseydi kendi sülbünden Efendimiz(s.a.v) gelecek Havva annemize luzum kalmazdı, babamız o ağacı köküyle yerdi

Muhteşem...

Hangi mübareğin sohbetinden zuhur etti bu cümleler?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Muhteşem...

Hangi mübareğin sohbetinden zuhur etti bu cümleler?

 

vallahi, mübarek işte zuhur ettirir,isim verilmez burada ama böyle mübarekler yüzü suyu hürmetine ayaktayız canım kardeşciğim. Allah'ın dostlarının sohbet meclisleri öyle sofralar ki ne gıdalar verilir ahhh.

 

muhabbetle...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Onlar (kadınlar) sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz...''

(Bakara, 187)

 

 

Mevla, Kur’ân’da bize böyle buyuruyor. Bu incelikte düsünmek,adımlarımızı buna göre atmak hayatı anlamlı kılmalı.

Rahman Bizim fıtratımızı bizden iyi bilir süphesiz

Elbisemiz kimliğimiz olur, kişiliğimizi ortaya koyar. Örter bizi,kusatır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstad Necip Fazıl'ın bu konuya dair fikirlerini merak edenler için, üstadın yazmış olduğu roman olan "Aynadaki Yalan" adlı eseri de okumalarında fayda vardır. Orada yine birçok noktayla karşılaşacak, hissettiğiniz ve hissetmediğiniz gayet değerli sırların tenvir edilerek aklın "ruhta haritasında" bir fersah daha yol aldığını göreceksiniz.

 

Saygılarımızla...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

müthiş..... fevkalade hatta. işte iz geliniz-i buraya eklemek yerinde olsa gerek.

^Şahsiyetini bir manto gibi kadınına giydiremeyen erkekse daima mağlûp... ^

 

(cinnet müstatilinde geçer, üstadın bir mevzudan dolayı evi didik didik aranır ve gözaltına alınır iki asker kolunda .neslihan anne üstad götürülürken ardından bağırır 'HERŞEYİ ALLAHA HAVALE ET VE HİÇBİRŞEY DÜŞÜNME' tüylerim diken diken olmuştu okuduğumda. bu cümle çok manidardır! belkide o denli asil bir insanın ancak enyakınının ağzından çıkan sözler bukadar asaletli olabilir.)

Çünkü biliyor ve inanıyorumki

YARADILISINDA ASALET OLMAYAN, TAÇ GİYSE DAHİ ASİL OLAMAZ . hafakan__

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstad'ın Aynadaki Yalan kitabından:

 

 

"Kadın nedir? Her şeyden önce, gaye mi, vasıta mı?..

Şüphesiz ki, gaye sanıldığı ân vaadettiği hiçbir şeyi veremeyen, vasıtalığını da kaybeden esrarlı yaratık...

Öyleyse vasıta...

Nasıl bir vasıta?.. Neye vasıta?..

îçi ılık su dolu lâstikten bir heykel mi, güzelliği besteleyen soylu çizgiler içinde billurdan bir iksir şişesi mi?.. Hayır!

Evinin işini gören ve zaman zaman kuluçkaya yatan, lâf edici, makine şeklinde bir fayda aleti mi?

Yine hayır!..

Öyleyse nedir, nedir?..

Erkeğin nefs aynası mı?.. Erkekteki fâtihlik cehdinin zafer takları altında geçit resmini değerlendirmekle vazifeli mizan tablosu mu?

Hayır, hayır! Nedir, nedir? Naci, kadın evliyadan birine ait şu menkıbeyi aynen okuyor:

 

Devrinin büyüklerinden birine, kendisine varmak istediğini bildirdi. O büyük (ben kemâl yolunda uğraşmaktayım. Evlenmek himmetimi kesebilir) diye cevap verdi ve şu karşılığı aldı: (Ben o yolda senden daha meşgulüm. Seninle evlenmek isteyişim herhangi bir maksada bağlı değil... Çok mal ve mülk sahibi olduğum için onların sana geçmesini, muhtaçlara dağıtılmasını istiyor, bir de senin vasıtanla arifler ve salihleri tanımak diliyorum!) Bu karşılık üzerine kadın ve erkek velî, evlendiler. Bir müddet sonra da o büyüğe öyle bir hal geldi ki, üç kadın daha aldı. Zevcesi hakkında sözü: (Bana en nefis yemekleri yedirir, en güzel elbiseleri giydirir ve geceleri beni en hoş kokularla ıtırlandırarak (haydi git zevcelerinin yanına!)

derdi.

 

Menkıbedeki kadın ermiş, muhakkak ki, nefsinin ve kadının ne olduğunu bilen ve ona göre kendisini yenmeyi ve erkeğe yol açmayı anlayan biri...

(Adore di Femina)nın ötesindeki mâna... Bu sır, Kâinatın Efendisinde tecellisini bulur ve kadın bağlılığı içinde kadını aşma hududuna varır. Öyle bir sır ki, kadını kaba şehvet plânında görenlere, hele Hristiyanlık zühdü taslayanlara anlatılabilmesi muhal gibi bir şey... Ama bu sırra kendi nefsiyle de âşinâ veya bu âşinâlığa kendi öz nefsini de katmış kadını nerede bulmalı?.."

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

DÜNYANIZDA ÜÇ ŞEY

 

Allah'ın Resulü buyurdular:

«— Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi: Kadın, güzel koku ve gözlerimin nuru olan namaz...»

Bu muazzam ölçü, Allah'ın mahlûktan perdesinden tecellisinde, üstön beşeriyet sıfatlarını en çok neler üzerine cezbettiğinden bir işaret...

 

Sevdiğimiz ve ona doğru ruhumuzun aktığını duyduğumuz her şeyin maverasında, ö şey, İlâhî tecelliye yol verir. Bu yol verişte de, her şey, kendi zatından hususî bir istidat taşır.

 

Kainatın Efendisince dünyamızdan sevdirilmiş üç unsur karşısındayız: Kadın, güzel koku ve secde...

 

Bu mesele, naziklerin naziği, incelerin incesi... Bu meseleyi Şeyh-i Ekber Muhiddin-î Arabî Hazretleri, «Füsûs»unda aklın pervaz edemeyeceği tecrid yüksekliklerine kadar çıkarır.

 

Şeyhi Ekber'de, Allah Resulünün en başta ifade buyurdukları kadın —ki erkeğin bir cüz'üdür— erkekteki faaliyet hassasına karşı bir infialiyet merkezidir. Erkek varlığının aktığı ilâhî bir tecelli halinde, esrarlı bir cazibe mihrakı...

Kadın neticede Allah'a teslim olacak nefsin, ilâhî kanun endazesiyle, yani helâl ölçüsüyle, bol bol, kana kana su içmeye mezun, hattâ memur bulunduğu bir pınar... Nefs, büyük rejimini tamamlayabilmek için boyuna oradan hız alacak ve aldığı hızı boyuna orada gösterecek...

 

Melekiyetin secde emrini aldığı beşeriyet yapısı budur.

 

Kadın, gaye değil, vasıta... Ve hayvanî değil, insanî nefse göre...

 

Bazı âşıklardan Şeyh-i Ekber'in nakli:

«— Ben âşıkım ve benim aşkımı bildiler, lâkin aşkımın kime olduğunu bilemediler. Halk zanneder ki, ben mahlûka âşıkım... Halbuki benim aşkım, mahlûkun mazhariyetinde tecelli eden Allah'a...»

 

BU DÂVA

 

Evet: Bu dâva hudutsuz nezaketlere kadar uzanır ve kıl farkıyle işi hidayet caddesinden dalâlet uçurumuna alabilir. O'nun için meseleyi fazla lâfa boğmayalım; kuru akılla sıkmayalım; hususiyle sırları ürkütmeden sımsıkı hakikat noktasına yapışalım:

 

O ki, Muhammedi hakikatin sahibi... Ferdî Hikmetin mazharı ve her mahlûktan üstün beşer sırrının mümessilidir. Allah'ın verdiği kâmil mizaca göre kadın O'nda ilâhî tecellînin derin aynası ve İlâhî marifet rejiminin esrarlı vasıtası...

 

Allah O'na ve o mizacın vârisleri Muhammed Ümmetine bu aynayı sevdirmiş ve kemal yolunun bir lüzum unsuru olarak hedeflendirmiştir.

 

Böylece, O'nun, Gayeleşan ve Ufuk-Peygamberin mizacına ermekten başka bir şey olmayan kemal çilesinde, kadın, en büyük velîlerin, en ileri yaşlarda bile kaybetmedikleri ruhanî ve cismanî bir alâka hedefi olmuştur.

Bir alâka hedefi ki, kendisiyle değil, haber verdiği hikmet ve hakikatle kaim ve bu arada gördüğü hizmet ve ettiği delâletle makbul...

 

Büyükler, Muhammedi mizacın kadın alâkasını ve bu alâka içinde İlâhî marifet terakkisini öyle benimsediler ki, fazla evlendiği için etrafında dedikodu yapılan bir velî, bir gün anlayışsızlara şöyle bir levha gösterdi:

 

Parmağının ucunu kesti ve açılan incecik yarada bir damla kan yerine bir damla bembeyaz cevher toplandığı görüldü.

 

Tekrar edelim:

 

İlâhî marifet yolunun terakkî sahipleri için kadın dâvası bütün bir sır ve bu bakımdan hak ölçüsüyle çembere alınmış şehevî kuvvet, müslümanlıkta en makbul bir istidat işareti... Ve o nokta o kadar tehlikeli bir kıvrım yeri ki, onda, yine kıl farkıyle en üstün beşeriyet faziletinden en aşağı hayvaniyet derecesine yol açık... Aralarını ayırd edebilmek de çok zor...

 

Kadın, bir yüzünde İlâhî, öbür yüzünde hayvanî birer remz bulunan esrarlı madalyon... Sanki yazı-tura oyununun parası... İnsanoğlu hemen bütün kadrosuyle, o parayı atılınca yalnız hayvanî remz, tura tarafıyle düşen bir nesne zanneder ve bu yüzden zıt kutuplar arasında ahengi göremez. Böylece hayvanî remz yüzünü mefkûreleştirir ve o zaman hasretinin şiddetinden, kadının ve şehvaniyetinin dışına çıkmaya başlar, kadını ve şehvaniyeti kaybetmeye kadar gider.

 

Halbuki dâva, ne kadında kalmak, ne kadını kaybetmek... Dâva, kadınla kadını aşmak.. Yüzler arasındaki ahengi muhafaza etmek ve İlâhî marifet cihetinde nefsin kadın gıdasını şeriat ölçüsüyle vermek. Nefsi kadınla tamamlayıp Allah'a sunmak...

 

İnsanlığın Tacına ait sultanî beşeriyet vasfının bu azîm sırrını —ki biz ancak kendi âciz idrâk perdemize toplayabildiğimiz kadariyle gösteriyoruz— Hıristiyanlık ve bir takım kuru ruhbaniyet rejimleri kavrayamaz.

 

Hayvanla insan arasında müşterek gördüğü şehevî seciyeyi şiddetle cezalandırmaya, nefsi öldürmeye ve o yoldan kemal bulmaya bakar. Halbuki esasta nefs ötmeyecek —ki zaten ölmez— bir başka hale inkılâb edecek ve yola gelecektir. Nefs yola gelince de Allah'a yol açılacaktır.

 

Nefsi öldürme veya nefsin öldürülebileceğini zannetme yolu sadece serap... Ya insanı, gerçek gayesiyle ve büsbütün kaybettirir; yahut manastırlarda ve daha bilmem nerelerde gördüğümüz gibi, büsbütün nefsin eline teslim eder, sefalet derecelerinin en altına indirir.

 

İçinde, babasız hak peygamber Hazret-i İsa'dan tek İlâhî soluk bulunmayan, baştan başa suni ve ruhbanı edebiyat tertiplerinden ibaret Hıristiyanlık, kabul ettiği Peygamberlerden Hazret-i İbrahim, Hazret-i Yakup, Hazret-i Musa, Hazret-i Davut, Hazret-i Süleyman'ın çok zevceli, yâni üstün beşerî vasıflı nebîler olduğunu bilir de, sonra üstünlerin üstününe, mânasını kavrayamadığı ve kemal noksanı diye gördüğü bir şehvanîlik isnad eder. Çünkü bağlılık iddia ettiği büyük Resul İsâ Peygamber hiç evlenmemiştir, «İsâ-yı Müberret» tir ve bu işin sırrı da yine Hristiyanlıkça meçhuldür.

KORKU YOK

 

İşin en açı tarafı şu ki, tersinden nefs hizmetkârı rahiplerin ve sözde hakikat âşıkı garblı münekkidlerin bu kaba, kabaların kabası anlayışına karşı, son zamanların İslâm muharrirlerinde, Kâinatın Efendisine ait üstün ve mükemmel beşeriyet vasfının âdeta gizlenmesi, gözden kaçırılması ve birtakım tevillere saptırılması gibi bir şey seziliyor. Boşuna!...

 

Korku yok!

 

Bu cephe, Allah Sevgilisinin en büyük İlâhî nimete mazhar, sultanî, ferdanî, nuranî, insanî yüzüdür ve tek mesele işte bu cepheyi anlayabilmektir.

 

Bu cepheyi kaçırmayınız, gölgelendirmeyiniz, peçelemeyiniz; nasipsizlerin gözlerine sokunuz.

 

Kendilerinde recülî kuvvet, her mikyasın üstünde ve ruhanî kuvvetleriyle tam nisbet halinde.. Zevceleriyle alâkaları da en titiz adalet ölçüsü içinde...

 

Hangi hadımdan büyük adam ve hangi iğdişten yarış atı çıktı?

 

Bunları küfre açıkça bildiriniz ve devam ediniz: Kadın, fikir gibi şey... Onda bütün hasretlerimizi, idealimizi;, iştiyakımızı, visal mefkuremizi vâdeden bir mâna buluyoruz. Neticede bütün bunları kadından çevirip aslî ve hayatî dönemecin icracı vasıtası oluyor ve bizi maddemiz ve mânamızla besleyici bir vesile halinde daima beşeriyet sıfatımızı koruyor. Onu bu hudut içinde kıymetlendirmek ve o kıymeti tadmaya mahsus beşerî hassemizi kemal yolunda basamak diye kullanmak, büyük oluşun esaslarındandır. Devam ediniz:

 

Kadından kesilme hali Müslümanlıkta en mezmum işlerden biri ve kemale değil, zevale götüren bir saik...

Marifet, Peygamber Kızı Derin ve İnce Fâtıma'nın vefatından sonra sekiz kere evlenen ve otuz iki evlâd vücuda getiren Ali gibi olduktan sonra, yine Ali gibi:

 

«— Ömrümde hiçbir yabancı kadının yüzüne şehvetle bakamadım.»

 

Diyebilmekte... İş bu mizanı tutabilmekte...

 

O'ndan Nur alan Ali gibi ve bütün sahabîler gibi...

 

Şeyh-i Ekber'in tabiriyle, Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber'in hakikati «Ferdî»dir. Bu hakikat Peygamber hakikatlerinin en üstünü ve toplayıcısıdır. Ve O'nda kadın, insanlığın nihaî zirvesine ait bütün faaliyet hassasını kendi infiâliyetinde toplayan bir mihrak, beşeriyet vasfının pırıldama noktasıdır.

 

Çöle İnen Nur / 75. Peygamber ve Kadın Bahsi

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...