Jump to content

Sign in to follow this  
Muvazene

Abdülhamid Din Kitaplarını Yaktırıyor!

Recommended Posts

Abdülhamîd hakkındaki İttihatçı, Mason, Yahudi, (Lö-vanten), kozmopolit ve Batı emparyalizması ajanlarının uydurduğu masallar o kadar gülünç, iğrenç ve havsala yakıcıdır ki, bunlardan yalnız bir tanesini, o da basın yönünden ele alıp aydınlığa çıkarmak geri kalanı izah edebilir.

 

Ziyaüddin, yani «dinin ışığı» ismindeki Meşrutiyet Şeyhülislâmı, daha doğrusu Şeyh-ül ifsad'ı, Padişahın halline fetvada gerektirici sebep olarak onun din ve şeriat kitaplarını yaktırdığını iddia eder.

 

Abdülhamîd'in ne çapta bir mü'min ve din bağlısı olduğunu, bahsi gelince anlayacağız. Şimdi şu kadarını bildirmekle yetindim ki, Abdülhamîd, bütün Osmanlı hanedanı içinde en üstün dindardır ve onda bu ulvî duygu, imkân sınırlarını çatlacak derecede taşkındır. Nasıl olur da din ve şeriat kitaplarını yaktırabilir? Ona dünya imparatorluğunu verseler ve en küçük şeriat ölçüsünü bir ân için silmesini isteseler, kabul etmediği takdirde de bütün vatanı istilâ edeceklerine inandırsalar, acaba «peki» demesine ihtimal düşünülebilir mi? Bu sözleri demeyecek bir kâfir bulunamazken «Şeyhülislâm»ın, kâfirden beter bir münafığın, hem de «fetva» diye ortaya attığı küfürnameye ne buyurulur?

 

Şeyhülislâmlık taslayan münafığın, küfür iddiasını dayadığı vakıayı öğrenin de, Abdülhamid'in ne çapta bir müslüman ve ne türlü bir iftiraya kurban olduğunu dehşetler içinde görün!..

 

İçindeki küfür karanlığına din ışığı ismi verilen sahte Şeyhülislâm Ziyaüddin'in, yakıldığından bahsettiği kitaplar, gerçekten ateşe verilmiş, hem de Çemberlitaş hamamının külhanında ateşe verilmiştir. Bunlar Celâl Paşa'nın Maarif Nazırlığı zamanında, her biri yüksek din ve ilim adamlarından kurulu «Teftiş ve Muayene Encümeni»nin zararlı olduğuna kanaat getirdiği 150 çuval kitaptır ki, belki yarısından fazlası sözde dinîdir. Mevzuları dini olan bu eserler din incelik ve gerçeklerinden haberi olmayan kimselerce belki de maksatlı olarak kaleme alındığı için yayınlanmalarına müsaade edilmemiş ve zaptedilerek çuvallar içinde saklanmıştır.

 

Yani, dini bozan eserler din adına, din ölçüsüyle yasak ediliyor. Bir müddet sonra da evvela Kâğıthane Çayırı'nda, daha sonra Maarif Nezareti bahçesinde yakılmaları düşünülüyor. Fakat dumanları göğe çıkacak olan böyle bir yangının etrafa dehşet ve heyecan vereceği düşünülerek kitapların açıkta yakılmasından vaz geçiliyor, en temiz vasıta olarak bir hamam külhanı hatıra geliyor ve bunun için Çemberlitaş hamamı seçiliyor. Halktaki hayâl ve düşmanlardaki tezvir mizacı bu ya; 150 çuval kitabın alevler içinde kömürleştiğini gören ve duyanlar, acaba içlerinde ne var diye merak etmeden hükmü basıyorlar:

 

-Abdülhamîd din kitaplarını yaktırıyor!

 

Tersine; Abdülhamîd, din maskesi altında dini bozan kitapları yaktırıyor. !

 

Aradan şu kadar yıl geçtikten sonra da bütün gayeleri imân vecd ve sistemini yıkıp, yerine başka bir heyecan ve şekil getirmek isteyenlerin sahte Şeyhülislamı, bu hareketin dine aykırılık olduğuna dair fetva vermekten, Hak ve halk ölçüsüyle ne korkuyor, ne de utanıyor. Herhalde bu fetvayı verirken, bir gün Hakkın huzuruna çıkacağından da emin bulunmuyor. Fakat başında sarık ve sırtında cübbe taşımakta ve kullar görsün diye kıbleye dönmekte devam ediyor.

«Maarif Nezareti Teftiş ve Muayene Encümeni» tarafından zararlı bulunup yaktırılan bu 150 çuvallık kitaplar hakkında Abdülhamîd'e verilen raporlar, kelimesi kelimesine malûmdur ve mahut kitabın 587, 588, 589'uncu sahifelerinde göz önüne serilmiştir.

 

O halde, Ulu Hakan ve Müminlerin Emîri hakkında verilecek fetva, onun, şeriatı korumak için şeriat adına düzenlenen yalancı eserleri yaktırdığı, yani dine en büyük hizmeti ettiği şeklinde olmalı değil miydi?

 

 

(Necip Fazıl Kısakürek - Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han - BüyükDoğu Yayınları - 14. basım - S. 200-201)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Milletinin en önemli unsuru olan dinine musallat bozuk kitapları yaktırmakla ne kadar önemli bir icraate girişmiş Sultan Abdülhamid. Zaten şimdi ortalık bozuk kitaplardan geçilmiyor, bir de onlar günümüze kadar ulaşsaydı halimiz ne olurdu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Dedemiz, Babamız, Sultanımız Abdülhamid Han ne güzel hizmet etmiş İslam'a.

Ehl-i bidatin kitaplarını yaktırarak Ehl-i Sünnet'i müdafa da öncü olmuştur.

 

Çağımızın yaşayan Ehl-i Sünnet alimlerinden Enver Baytan Hocaefendi'nin okumaya fırsat bulamadığım (hoş baskısı da yok) ama ismini bile çok beğendiğim bir kitabı var: "Sultan Hamid'i Olmayan Maskaralıklar (Mustafa Sabri'si Olmayan Begiyef'ler)". Bu ne demek? Malumunuz Sultan Hamid Han bozuk fırkaların ve bidat fikirlerin kitaplarını yaktırıyordu ve ümmeti itikadi uçurumlardan koruyordu Allah'ın izni ile. Mustafa Sabri Efendi de geçtiğimiz yüzyılın büyük Ehl-i Sünnet Alimlerinden (Osmanlının son Şeyhülislamlarından). Düzceli Zahidü'l Kevseri Hazretlerinin yolundan giden bu büyük zat, Mısırda patlak veren Musa Carullah Bigiyef fitnesini söndürmüştür. Eyüp'de medfun merhum Ahmed Davudoğlu Hoca da M.Sabri Efendi'nin talebesidir ve ömrünün sonlarında yazdığı "Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri" kitabıyla Ehl-i Sünnet'e güzel hizmet etmiş ve faydalı bir eser bırakmıştır. Üstad NFK da bu esere önsöz yazmıştır.

 

("Dini Tamir Davasında Din Tahripçileri" eseri Bedir Yayınevinden çıkıyor. İst.da yaşayanlar Cağaloğlu'nda Bedir Yayınevin'den 5 TL'ye alabilirler. Ben Ank.da 10 TL ye almıştım)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Kitapları yakarken gösterdiği kararlılığı vatana yerleşmiş mikropları temizlemede de gösterebilseydi keşke... Ah ulu hakan ne büyük merhametin vardı... Merhametten maraz doğdu işte... Allah senden ve senin soyundan razı olsun inşallah....

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ali Haydar Efendi hazretleri anlatıyor:

"Sultan Abdülhamid'i din düşmanları bize bile kötü tanıttılar, sonra anladık ki kerametleri olan büyük bir veli imiş. Osmanlı, İslam'a çok büyük hizmetlerde bulundu. Hele Sultan Abdülhamid olmasa ehl-i sünnet eserleri ortadan kalkmaya mahkum olurdu. Onun gayreti, siyaseti ve himmeti sayesinde ileriki nesillere sahih kaynaklar ulaşabildi.

Bir kere beni huzuruna kabul etti. Sultanlar perde arkasından konuşurlardı. Beni kendisine çok yaklaştırdı, birden perdeyi kaldırınca burun buruna geldik. O zaman bana:

-Ali Haydar efendi! Etrafımda senin gibi taviz vermeyen âlimler olsaydı bu Devlet-i Aliyye bu hale gelmezdi.

dedi.

Allahu teala ona yüksek dereceler ihsan eylesin".

 

(Kasr-ı Arifan Dergisi - Kasım 2009 - Sh. 6)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...