Jump to content

matrix

Üstad'dan Erbakan'a Mektup

Recommended Posts

Necmeddin Bey;

 

İslâm'da hak ihtar 3 ise size aziz gaye uğrunda en aşağı 300 kere baş vurmuş olan fikir babanız mevkiindeki bu adama, en son, Adalet Bakanı Müftüoğlu'nun evindeki nihaî toplantıdan sonra takındığınız daimî ve cibillî "boş verme" tavrından, artık bu dâvayı kurtarmak değil, harcama yolunda olduğunuza inanıyor; ve dâvanın gerçek kurtuluşunu, onu yanlış ve kötü temsil edenlerden kurtulmakta buluyorum.

 

Umumî efkâr karşısına çıkmadan bu kısa mektubumu, veda mahiyetinde size göndermeyi fikir namusu gereği bilir ve herşeyi Hakkın takdirine havale ederim.

 

Necip Fazıl

 

 

 

alıntıdır

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamlar,

 

Öncelikle konunun "Paylaşım Merkezi"nden bu bölüme taşındığını belirteyim...

 

Üstad'ı gerçek manasıyla tanıtmak konusunda çok önemli bir sorunla karşı karşıyayız. Sağcı kesimde, hemen hemen herkes Üstad'ı sever, lâkin Üstad deryasından kendi ağız tatlarına uyan damlayı seçerler. Deryayı, bir bütün olarak değil, sadece o damlasıyla severler. Bu da Üstad'ın gerçek manasıyla tanınamamasında, onun büyüklüğünün kavranamamasında çok önemli bir etkisi var.

 

Bunun yanında, Üstad'ı sever gibi görünüp bunu sadece lafta bırakanlar da bu davaya çok büyük zararlar vermiştir. Lâfta "İdeolocya Örgüsü bizim parti tüzüğümüzdür" diyenlerin icraatte yaptıkları ve sergiledikleri Üstad düşmanlığı Üstad'ı da çileden çıkarmış olacak ki, Üstad, bu tip insanlardan birisine yukarıda okuduğunuz mektubu göndermiş...

 

Lâfı uzatmanın bir mânâsı yok, Üstad'ın mektubu herşeyi açıklıyor zaten...

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ben özal a gönderdigi mektubuda okudum ve tekrar tekrar sahidim ki üstad gercek bir mana ve hal insanıdır.olayları kestirmedeki zekası ileri görüslülügü söylenecek tek sey ÜSTAD BÜYÜKSÜN.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamlar,

 

Üstad zaten ileri görüşlülüğüyle ün yapmış birisidir. Düşmanları bile onun bu özelliğini kabul etmek durumunda kalmışlardır. Bir kısım yazarlar, II. dünya savaşı öncesi, savaşın çıkmayacağını ileri sürerken Üstad savaşın çıkacağını bir gazetede beyan etmiş ve bir süre sonra da II. Dünya Savaşı patlak vermiştir. Ayrıca, çok çarpıcı bir örnek daha verelim, Kement // Okumak için tıklayın

 

Genelde büyük fikir adamlarının düşünceleri kendi çağını aydınlatır. Zaman geçtikçe bu fikirler tabii olarak geçerliliğini kaybeder ve bir düşünüş tarzı, bir yol gösterici, bir çözüm geliştirme yöntemi olarak değerlerini korurlar. Bu düşüncelerin ortaya atıcısını büyük kılan budur.

 

Lâkin Üstad'a baktığımızda, onun onlarca yıl evvel yazdıklarının hâlâ uygulanabilir olduğunu ve hâlâ onlara ihtiyaç duyduğumuzu görüyoruz.

 

Bizim ufkumuzu açan, olayları kavrama ve yorumlama kabiliyetimizi geliştiren, tüm bunların yanında devrinde attığı fikirlerle çağımızın sorunlarına ışık tutan Üstad'ımızdan Allah razı olsun...

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selam ile başlayayım,

internette gezerken üstad ile ilgili böyle yazılara sık rastlıyorum,aslında yazı çok uzun o yüzden zamana yayarak vereyim dedim.Birden uzun bir yazı karşınıza çıkınca okumayı erteleyebilirsiniz çünkü.Neyse lafı uzatmıyayım ve okumanızı tavsiye ederek başlayayım.

.............................................

 

Millî Selâmet Partisi meselesi aydın müslümanlar katında bir hâiledir. Zira mutlaka kat'î zafere götürülmesi, böyle olmadıkça hiçbir tavize yanaştırılmaması gereken bir hareketin iflâsa vardırılmış olması teşebbüsünden ibaret kalmıştır. Ve yine zira, o, hareket şekliyle, bizim iman banknotumuzun sahtesi olmuştur. Küfür bizim manevî naktimizi kıymetten düşürmek için elinden geleni yapmaya, parasını değerlendirmeye bakar; fakat taklide yeltenmez. Bizimkinde hilâl onunkinde istavroz vardır. Ama Millî Selâmet Partisi'nin amblemi, şekilde ve yaftada hilâl olduğu halde esasta ve iş ölçüsünde hilâlin hakkını vermekten çok uzaktır. Karşılıksız paralar gibi... İslâmî kıymetlerin eşya ve hâdiselere bakış zaviyesini bozucu ve Şehadet Kelimesinden başka bir şey bilmeyen, bildiğinin de ürpertisini çekmeyen gafilleri kandırıcıdır.

 

Gerçek iman ve itikatlılarına toz konduramam. Onları dışlarından mümin görür ve içlerinden de böyle oldukları kanaatiyle kalblerini Allah'a havale ederim. Fakat bu kalblerin aşk, vecd, hikmet, irfan ve hamle sermayesi olarak hiçbir nasibe mâlik bulunmadıklarını bir laboratuar katiyetiyle iddia edebilirim. Bu teşhis onun masum müslümanlar tabanına değil, güdücüler tavanına aittir ve bu güdücülerin âdi kır çiçekleri halinde şekillendirdiği buketin ortasında, her mesuliyeti nefsinde cemeden, mağrur ve mütehakkim br gül vardır. Prof. Dr. Gen. Başkan ve sırasına göre imkân buldukça da Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Necmeddin Erbakan...

 

 

İŞİN HİKÂYESİ

 

Ben bu zatı 1965'lerde Büyük Doğu'nun 12. Devresinde tanıdım. İstanbul'da, Gedikpaşa'da, Kayseri Hanındaki, etrafımızı saran ayakkabıcıların deri ve çiriş kokulu havasına bürülü, mütevazi yazıhanemize geldi ve bizimle bir iftar yemeği yedi. Profesördü, kürsüsünde müstesna bir teknik ehliyet olduğu söyleniyordu. Bir de "Gümüş motor" diye isimlendirilen, Türkiye'de ilk defa motor imâlini hedef tutucu bir teşebbüsün öncüsü olduğu fakat bu teşebbüsün akâmete uğratıldığı (akâmet sıfatını çok hafif olarak kullanıyor ve asıl sıfatı dosyamızda yazılı olan bu işin şimdilik bahsini açmak istemiyorum) rivayet olunuyordu. Hakkında, satıh üstü, toplu hüküm şuydu:

Müslüman, milliyetçi, namazında, dâvamıza bağlı bizden bir insan...

 

Güzel yüzlü, vakur edâlı, kelimelerini dikkatle aramak gayretinde, her karşı çıkışa mütehammil ve soğukkanlı görünüşlü, hislerini belli etmeyici ve çehresinde herhangi bir teessür ve tehassüs çizgisi taşımayan bir insan...

 

Kendisine Büyük Doğu yazı ailesine katılmasını teklif ettim, verdiği cevaptan muhitindeki masonların gözüne fazla çarpmak istemediği ve çekindiği intibâını aldım. Gençlerimizden, talebesi, Fakültesinden iyi derecede mezun Bahri Zengin'i (şimdi Makine - Kimya Umum Müdür Muâvini) yanına asistan olarak almasını istedim; ve yine ilk cevabına benzer bir çekingenlik mukabelesine şahit oldum. Daha ilk temasta belliydi ki, bu zat, kendi öz nefsi içinde gizlenmiş her türlü cesaret, samimiyet ve heyecan seciyesine yabancı, üzerinde dikkatle ve şüphe gözüyle durulması gereken bir kişiydi. Dâvamız yolunda şahsiyle vâdettiği fayda çapında zarar ve tehlike de belirtebilirdi.

Ara yerde Odalar Birliği mâceraları (o da ayrıca hazin bir mevzû) ve nihayet balıklama şeklinde politikaya atılış...

 

Konya'dan bağımsız olarak seçilmek üzere adaylığını koymuştur. Konya'nın büyük meydanlarından birinde bir toplantı tertiplemiş, benim de bu toplantıda kendisini desteklemem istenmişti, Henüz bu kapalı kutunun muhtevası sıhhatle malûmumuz bulunmadığı halde bu destekleme teklifini hiçbir parti hasisliği belirtmeyen ve Meclise Büyük Doğu'dan yana bir görüntü vâdeden zâtı desteklemek borçtu. Borcumuzu edâ ettik. Konya'ya gittik; bizi karşılayanlar arasında onu bulamadık ve binlerce Konyalı'ya, şahıslar üzerinde hiçbir taahhüt ve kefaletimiz olmaksızın, Meclise ne ruh kıvâmında adamlar sürmek gerektiği üzerinde bir hitabe verdik. Meydan alkıştan inledi; bizi tâkiben Hoca kürsüye çıktı ve saydığımız kurtarıcılık vasıflarının tam da sahibi edasiyle, raftan bir top kumaş indirilip tezgâh üzerinde açılırcasına desenlerini müşterilere arzetti. Konuşmasında ne bir aşk, ne bir his, ne bir düşünce ve derinliğine görüş... Tam bir simsar ve tezgâhtar ağzı... Toplantı sonunda ona eller uzandı. O da ellere uzandı; ve kafaların üzerinde önceden peylenmiş bir katıra binercesine, gayet rahat ve pişkin, yerleşti. Bana da aynı muameleyi göstermek isteyen elleri nefretle ittim ve adeta hakaret edercesine bana el uzatmamalarını ihtar ettim. Hoca Kisrâ'ların tahtaravanına benzeyen, kafalardan kurulu sedir üzerinde mes'ut, uçup gitti. Yanımdaki Mustafa Yazgan'a "gördün mü manzarayı?" demekten kendimi alamadım. Daha evvel Mustafa Yazgan'a Hoca'nın bazı kibirli ve kendisini tepeden görücü hallerine bakıp toplantıda bulunmak istemediğimi, hemen dönmek arzusunda olduğumu söylemiş ve şu cevabı almıştım:

- Siz dönerseniz ben de sizi tâkip ederim.

- Sen kal!

- Ben sizin bir parçanızım, nasıl kalırım!

- Madem ki, parçamsın, ben rica ediyorum, kal!

Tam o sırada tören başlamış ve gençler bizi kürsü seti üzerine çekip çıkarmışlardı. Böylece ben ve Mustafa Yazgan bir "oldu-bitti" karşısında kalmış ve konuşmaya mecbur olmuştuk.

 

İşte daha işin başındaki müşahede ve intibalarım!

Hoca Konya'dan mebus seçildi. Mecliste Adalet Partisi uyuşmazlıklarından bir iki kafadar buldu ve bu partinin asla rayını döşeyemediği o devrede Demokratik Parti kopuşu sırasında kendisi de partisini kurdu: Millî Nizam Partisi...

 

........................................

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selam size, ve sizlere.

Bu anlattığınız olayı harfi harfine duydum yada okudum. Artık yaşlanıyormuyum nedir bilinmez ama sanki sizide tanıyor gibiyim.

Ellerinize sağlık

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Tekrar herkese selam olsun diyelim ve kaldığımız yerden bu yazıya devam edelim ,inşallah hepimiz hissemizi alırız.

.......................................................

Lâf arasında tespit etmeyi unutmayayım ki, o zaman Adalet Partisinden kopuşlar benim eserim olmuş, hâdise Sadettin Bilgiç ve merhum Prof. Osman Tûran'ın evinde uzun sohbetler ve muhasebeler neticesinde meydana gelmiş, Adalet Partisi'nin 1960 gece baskını sonrasında cevap veremediği millî ıstırap ve inkisarın dâvası, yepyeni bir ideolocya temeline dayalı olarak bunlardan beklenmişti.

 

Partiyi kurdular; fakat A.P.'den devşirip temsil etmeleri gereken mânayı bayraklandıramadılar, bir (Apandis - lâhika) halinde kaldılar ve kör bağırsak gibi çürüyüp gittiler... Bugün de Halk Partisi'nin hileli kefesinde 1 gramlık ağırlıklarını değerlendirmeye kalkmak derecesine düştüler...

 

.........................................................

 

Millî Nizam... Hoca'nın yüzü gibi, ne güzel isim! Fakat "Dilber" adını taşıyan bir kadının güzelliği nasıl ismiyle kaim değilse, vaad ile gerçek arasında o kadar mesafe... "Millî Selâmet" ismi için de aynı şey söylenebilir.

 

Millî Nizam ölçüsüz ve endâzesiz gitti. Hükûmette pay aldıktan sonra şeriat ruhuna aykırı olarak ileride yapacakları affedilmez gaflara mukabil o günlerde mukaddes kelimeyi, "Şeriat" kelimesini dilinden düşürmedi. Halbuki bu dâvanın kal'ayı zaptedebilmesi için Tekfur sarayını basan bahâdırlar gibi mutlaka bir (kamuflaj)a bir (makyaj) oyununa ihtiyaç vardı. Anlamadılar; sonradan görüleceği üzere Şeriati hükûmet sürme hırsına göre eğip bükecek olan liderlerinin peşinde, boyuna açık vererek ve boy hedefi göstererek yürüdüler.

 

Ankara'nın en büyük sinemalarından birinde tertipledikleri açılış törenlerinde, konuşmacılar arasına beni de kattılar. Büyük bir gençliğin katıldığı bu törende yine şahıslarına karşı bir taahhüt ve kefalet sahibi olmaksızın, özlediğimiz parti ve güdücülerin şartları üzerinde konuştum; ama onların vesilesiyle konuştuğuma göre bu Partiye ümit bağlanabileceğini teşvikten geri kalmamış oldum. Henüz salâhlarından ümit kesmeye uzaktım ve sadece ihtiyatlı olmaya bakıyordum.

 

Nihayet endâzesizlikleri yüzünden "Millî Nizam Partisi" kapatıldı. Kararın çıkmak üzere bulunduğu sabahın gecesinde Hocayla telefon konuşmamız:

- Son derece ölçüsüz ve hesapsız gidiyorsunuz! Partiyi kapatacaklar...

- Asla kapatamazlar, yarın görürsünüz!

-Asıl siz yarın kapatıldığınızı görürsünüz!

Ve kapatıldılar...

 

............................

(Bu arada tutak ben sizi hatırlayamadım ,herhalde size öyle gelmiş olacak.)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamun Aleyküm tüm site sakinlerine:).Bir kaç gün aradan sonra artık yavaş yavaş konunyu bağlayıp başka konulara el uzatalım diye serim ve düğümden sonra çözümü sizlere sunalım.

Bütün facia "Millî Selâmet" devresinden sonra koptu. Bu devre ve bu devrenin içinde elde ettikleri 50 millet temsilciliği ve hükûmet ortaklığı, içyüzlerinin olanca karhalariyle meydana çıkmasına vesile oldu.

 

Evvelâ "Millî Gazete" isimli bir organ kurdular. Ben henüz ümidimi ve doğrultulmaları ihtimalini yitirmemiş olduğum için, bana hiçbir şey sorulmadan ve tecrübelerimden faydalanmaya yanaşılmadan kurulan bu gazeteye yardım etmekten ve onu içinden ıslah etmeye çalışmaktan geri kalamazdım. Gazetenin başında, Hasan Aksay (benim sonradan yakıştırdığım isimle Hasan Yoksay) isimli, Adalet Partisinden müdevver, her ân gülümsemeli ve cana yakın bakışlı biri vardı. Muhakkak ki, içli bir mü'min olan, fakat işlere hâkimiyet zekâsından tamamiyle mahrum bulunan bu zâtın gazeteden yana anlayışı, bir atın kaç ayaklı olduğunu ve bu ayakların nelere yaradığını bilmeden yarış antrenörlüğüne getirilen bir insandan farksızdı. Oluşunun tek sırrı da, Erbakan'ın mahvet ve benlik mizacına asla çaparız teşkil etmeyen, ona uymaktan başka usul tanımayan, sadece yuğurulduğu parmaklara tâbi balmumu adam örneği olmasından geliyordu.

Bu noktaya dikkat!.. Bu Partinin en büyük felâketi, liderinin, etrafında halkaladığı işte bu balmumu adamlardan gelmektedir. Tavırlarıyla sadece Erbakan'ın mes'uliyetini ifade edici bu adamlar, Partilerinde, nefs muhasebesi, vicdan murâkabesi diye bir hava yaşatmayan tipin despot gururuna piyonluk etmektedir. Millî Selâmet Partisi mebusları arasında kimbilir nasıl bir ıstırapla susan ve bir zamanlar Bakanlık makamında da bulunan birkaç fert müstesna, Necmeddin Erbakan'a yakından (fon) teşkil edici iş ve söz sahipleri hep bu balmumu adam soyundandır. (Lântern majik) dedikleri öyle bir sihirli fener ki, ampulü Erbakan, beyaz perdesi de bunlar...

...................................

 

Evet; Hasan Aksay'ın çekmecelerini taşıracak kadar çizip verdiğim plânlara rağmen gazete, gazete olamadı ve cephemize musallat hazin hamakat ve atâletin neticesi halinde aceze basınımıza bir halka daha eklendi.

 

Bu gazetede kendilerini tenbih ve tahrik yolunda neler yazmadım, neler; ne çığlıklar koparmadım, ne çığlıklar!.. Hiçbiri sökmedi. Hattâ parti menfaati uğrunda din ve şeriat inceliklerine kıyılmaya kadar gidildi. 1973 seçimleri arefesinde müslümanlık iddiasında bir hizbin tenkidini yapan bir yazımı, Hasan Aksay, şu mûcip sebeple neşrettiremedi:

- Seçimlere gidiyoruz! Hiçbir tarafı darıltmayalım!

Cevap verdim:

- Demek siz, rey devşirmek için, bazı sapıkları darıltmaktansa yolunda gittiğinizi iddia ettiğiniz şeriati darıltmaya razısınız!

Din bağlılıkları da bu seviyede...

 

................................................

 

1973 seçimlerinde beklenmedik bir netice... Mecliste 50 kişilik bir köprübaşı... Şartlara göre muazzam bir tecelli... İşte Millî Selâmet Partisi'nin artık tam bir oluş safhasına girmesi için Allah'ın meccânen nasip ettiği ve liyakatsiz ayaklar altına çektiği atlama tahtası... Ne ince bir imtihan ve ne mânalı bir ihtar:

- Bundan sonra ya ol, ya öl!.. Olman için hiçbir ehliyet ve gayret sahibi olmadığın halde, Hak, sana, yalanını hazırladığın ebedî doğrunun ilk semeresini bahşediyor. Bakalım, olabilecek, olmanın çilesine ve usûlüne yanaşabilecek misin?"

 

 

................................................

Şimdiyedek gösterdiğimiz gibi, neler yapılması gerekirken yapılmadığını ve neler yapılmaması icâp ederken yapıldığını 3 maddede hülâsa edebiliriz:

 

1 - Aslâ hükûmete girilmeyecek, daima muhalefet safında kalınacak ve bütün icraata karşı "işte bu felâketler bizim idealimizin iş başında bulunmamasından doğuyor!" mânası muhafaza edilecek ve her şey İslâmın (anti tez)i olmakla suçlanıp, büyük ideal, aks-i dâva yolundan kuvvetlendirilecekti. Bunun için Mecliste kurulan 50 kişilik köprübaşı icra meydanına kapalı bir hisar halinde tutulacak, toprak üstü ve altı yollardan bu dâvanın gençliği ve zinde kuvvetleriyle haşrü neşr olunacak, bunlar yetiştirilecek, geliştirilecek, köy köy, kent kent, meydan meydan, minber minber, kürsü kürsü, çalışılacak, millet nazarında bütün hükûmet tecrübeleri iflâsa uğratıldıktan sonra bir hamlede Meclis ekseriyetinin sağlanması stratejisine bağlanılacaktı. Başlıca sır bu nokadaydı ve bu sır çiğnendi.

2 - Maiyette hükûmet olmaya râzı olduktan sonra da, birdenbire rahata kavuşup "bak, onlardan daha iyi idare ederiz!" kabilinden miskin ve cüce verimler aramak yerine, yapının temelinden değişmesi politikası üzerinden gidilecek ve patlak verme noktasına kadar cesaretle "ulvî ve ebedî esasların yolu" tutulacaktı. Patlak noktasında ise mukabele "ey millet, gördün mü, bu memlekette demokrasi var mıymış, yok muymuş?" cevabından ibaret kalacak, her şey göze alınacak veya her felâketin hükûmete girmekten geldiği veya gelebileceği düşünülerek, girdikten sonra bile punduna getirip çıkış geçidi açık bulundurulacaktı.

 

Bu nâzik sevk ve idare dehası yerine CHP sancağını taşıyan bir gemide "ben makineyi daha iyi işletirim, ben dümeni daha iyi tutarım, ben düdüğün ipini daha hünerli çekerim!" gibilerden mevziî ustalıklara iltifat edilmiş; dâvanın, sancağı indirmek ve geminin omurgasını değiştirmek olduğu unutulmuştur. Üstelik bu mevziî hünerlerde de yaya kalınmış ve ne din işlerine memur Devlet Bakanlığında, ne iç nizamın muhafızı İç işleri makamında, ne de iktisadî bünye nâzım ve murâkıbı Sanayi ve Ticaret Bakanlıklarında zerrece şahsiyet gösterilebilmiştir. Bir sürü rüşvet ve menfaat masalı ise bir yana... Âdiliklerin bu derecesi önünde fikir yürütmeye tenezzül gösteremeyiz.

3 - Çıkarıla çıkarıla ortaya (diyalektik) adına bir "Millî Görüş" uydurmasiyle bir "Büyük Türkiye" efsanesi, madde zaferi olarak da "Ağır Sanayi" yalanı çıkarılmış; ve incileri kayıp istiridye kabukları gibi bu içleri boş sloganların gerektirdiği fikir çilesinden hiçbir iz gösterilememiştir.

 

Hangi millî görüş?.. Çar Rusya'sı müjiği hangi millî görüşteydi ve bugün onun torunu hangi millî görüştedir? Bu efendiler bilmiyorlar mı ki, efendilerinin ana nizamname diye öne sürdüğü bizim "İdeolocya Örgüsü" eserimizde Meclisimin duvarında "Egemenlik ulusundur" yaftası değil, "Hâkimiyet Hakkındır" levhası vardır? Küçük Türkiye'nin korunmasını gerektiren bugünkü dünya şartları muvacehesindeyse "Büyük Türkiye"den bahsetmek, uyanık sayılmaktan farksızdır ve doktorluk bir mevzudur.

Ağır sanayi bahsini bütün bir cilt tutacak yazılar ve konferanslarla ilmî ve fikrî vâhidlerine bağlamış bulunuyor ve burada tekrarına hacet görmüyorum. Türkiye'de bundan 39 yıl önce "makineyi yapan makine içeride yapılmadıkça dışarıdan getirilecek makine o ülkeyi sömürür ve bir verim âleti değil, kötürüm vezninden götürüm vasıtası olur!" ölçüsünü ilk defa ortaya atan ben,şimdi de diyorum ki, işte bugünkü iktisadî iflasımızın baş müsebbibi, "îmal dehası - teknik bilgi - mâden -makineyi yapan makine- işine göre göre makine" unsurlarından ibaret çemberi bir türlü kavuşturamamak ve o yüzden dengemizi alt-üst etmek olmuştur.

 

Çocuğu büyütmek için başından ve topuklarından çekmeye benzeyen bir davranış, belirttiği hamakat ve cehalet yönünden İslâmî bir kalkınmaya mâl edilemez, olsa olsa küfür, hayâl ve gururuna yakıştırılabilir. Çocuk yavaş yavaş büyüyecek ve Allah'ın tâyin ettiği kıvamlara ere ere olacak, oluşacaktır.

 

......................................................

Bu işin tek çıkar yolu, bu zatı ve etrafına halkaladığı balmumu adamlar kadrosunu bir baştan öbür başa tasfiye etmek ve bu felâket hengâmesinde nasılsa vücut bulmasına göz yumdukları Millî Selâmet Partisini "mâ vuzuha leh - liyakat noktası"na oturtmaktır.

Umumî kongrelerinde mi olur, nasıl olur, bilemeyiz, bu mes'ut günü bekliyor ve yüce İslâm anlayış ve stratejisinin ruhlara sinmeye başlayacağı gün, saflarında neferlik vazifesini üzerimize alacağımızı ilân ediyoruz. Hakkın bize bu dünyada ihsan ettiği makamı -asıl makam ötelerde- Allah diyen bir çöpçünün pâyesinden üstün olmasa bile Meclis âzalığından ve hükûmet idareciliğinden çok yüksek gören ve o türü oluşlarla arasındaki bütün köprüleri yıkmış olan biz, böylece yerimizi ve yönümüzü tespit ediyor ve taahhüdümüzü perçinliyoruz:

- Millî Selâmet Partisi'ni balmumu adamlar ve merkezlerindeki nefsaniyet heykelinden temizleyiniz, neferlerinizin ayağındaki postal olalım!

 

 

..........................................................

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ERBAKAN'ın partisi için Üstad "İman banknotumuzun sahtesi" ifadesini kullanmıştır...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Partinin tamamı için bunu söylemek yanlış olur,sonuçta ordaki insanlar muhafazakar kesimden iyi amaçlarla başladılar işe hatta Erbakan dahi öyleydi,sonradan bozuldu maalesef .Bazı hatalar yaptı ,zamansız ve gereksiz açıklamalar yaptı .Adeta Türkiye'de halifeliğe oynadı yapılan hatların bedeli çok ağır oldu,daha başka meselelerde de yanlışları oldu ve işte bu günlere gelindi,hayırlısı olsun ne diyelim.Ölen oldü kalan sağlar bizimdir...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

S.A

 

Üstad, hakikaten istediklerini diğerleri gibi lisan-ı hal ile değil şiir diliyle

arz etmekte.

Mektubunda kimseyi incitmeden uyarmak istemiş...

Zaten hayatı boyunca ne kadar kırıcı olmuş ki

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamunaleyküm,benzer konu daha önce tarafımdan açılmış olduğundan burda derlenmiştir...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

İŞTE! BÜTÜN DEHŞETİYLE HAM YOBAZ, KABA SOFTA YADA HAİN . HER TESPİTİN MUAZZAM ÜSTAT. BUNLAR ARABAYI 1997 DE DEVİRDİLERDE ARKASINDA DİK DURAMADILAR. DURANINDA CESARETİNİ KIRDILAR. ALIN SİZE "ADİL DÜZEN"(SOSYALİST SLOGAN GİBİ)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

PARTİNİN TAVANINI ÜSTAT EN GÜZEL ÖLÇÜYLE ANLATMIŞ. ONUN NERDEYSE 30 YIL ÖNCE DEDİKLERİ SON ON YILDA DAHA NET GÖRÜLMÜŞTÜR. AEO

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

selam aleykum

 

konuyla alakalı olarak bu yazıyı eklemek istedim.

 

 

 

 

 

BİR VESİKA

 

Bu zâtın dâva ahlâkı ve peşine taktığı avanesi bakımından ne olduğunu, şimdiye kadar gizli tuttuğum şu vesikadan anlayınız:

Sene 1969... Büyük Doğu'nun 14. Devresi... Malûm zat evimize kadar geliyor ve Ağustos sıcağında bahçemizin gölgelik bir yerinde koltuğa kurulup, o zamanlar alâkası bulunduğu "Odalar Birliği" hakkında, Büyük Doğu sayfalarında yayınlanması dileğiyle (istirhamiyle demek daha doğru olur) bir röportaj yazdırıyor.

Röportajın hedef tuttuğu şahıslar arasında Bedii Faik de vardır. Bedii Faik, sözcü olarak Erbakan'ı, yayınlayıcı olarak da beni dâva ediyor.

 

Hakkımda milyonluk bir alacak takibi yapılsa İcra dairesine kadar gidip bunun asılsız olduğunu bildirmeyi zahmet sayacak derecede tiksinti duyguları içinde yüzen ben, duruşmayla asla alâkalanmıyor ve mahkemeye ayak basmıyorum. Erbakan ise kendini şöyle müdafaa ediyor:

- Ben Büyük Doğu'ya böyle bir mülâkat vermedim! Lâflarımı Necip Fazıl uydurmuş olsa gerek...

Ve iki yalancı şahit tedarik ediyor:

Balmumu adamlarından Hüsamettin Akmumcu ve Hüseyin Abbas...

Bir şey olduğuna değil de, olmadığına, yani "nefy"e şehadet eden bu yalancılar, taşıdıkları kukla adam sıfatını, din yolunda çalışan ve kendilerine feyz verdiği kabul edilen bir adamı yalan şehadete mahkûm ettirip Efendilerini bu işten sıyırmak gibi bir fazahate kadar düşüyorlar.

 

Bense şu kadar lira nakdî cezaya çarptırılıyorum; ve hayretler içinde görüyorum ki, Bedii Faik mahiyetinde dâvamıza tam aykırı bir insan bu parayı tahsil etmiyor; yani asalette Erbakan'a taş çıkarıyor.

 

Yalancılık derecesinin, hem de Hak yolunda mücadele edenleri mahkûm ettirmek ve bu yolda İslâm Kanunlarının en büyük suçu yalancılık cinayetini işlemek gibi, bu efsanevî rütbesi önünde Lider Hazretlerine yakışacak sıfatı müslümanlar biçsin...

Mahut yalancı şahitlik âletleri, bir müddet sonra, Erbakan'dan ve Parti'den kopunca bana şu mâzereti beyan ettiler:

- Ne yapalım; bizi kandırdı. Bizim böyle şahitlik etmemiz için kendisine sizin talimat verdiğinizi söyledi;

"Üstad böyle istiyor!" dedi!..

Hâdise üzerine o zamanlar Konya Milletvekili ve şimdi Büyük Doğu'cu zanlısı olduğu için açıklar livası Reşat Aksoy'un yazıhanesinde beni görmeye gelen Erbakan'ın her zamanki yüzsüz tebessümüyle bana uzattığı elini reddediyor ve diyorum ki;

- Siz, kendi dâvanızın en büyük cürüm saydığı yalancılığı ve yalancı şahitliği, hem de Allah yolunda gittiğiniz bir insana karşı irtikap edebiliyorsunuz!

Haysiyeti bir paralık olmasın diye bu vesikayı şimdiye kadar sakladım fakat artık ortaya dökülmesini din borcu bilerek ifşa mevkiinde kaldım. Buna rağmen de o gün, bugün, kendisini ıslah yolunda çalışmaktan geri kalmadım.

 

 

alıntı:www.necipfazil.com

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Abdulhamid kardeşimin yazısı ve gardenya nın mükemmel yazı dizisi "mukaddes dava" nın nasıl harcandığını gösteriyor.Ucuzculuk ve pragmatizm...Metod ve itikad nerde ? Sıfır...

 

Bunlara nısbet eden mezhepsiz bir site bile var. Ağızlarını açıp da "bizim fikriyatımız ehli sünnet ve tasavvuf eksenlidir" ( iskenderpaşa muhibleri ya) diyemiyorlar. Oylar kaçarsa hesabı...Ondan sonra da aralarına bir sürü itikadı bozuk ehli bidat adam giriyor...

 

şunu bir kontrol ediniz : mgorusportal

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

insanlar mevki makm koltuk için neleri kullanmış neleri harcamış hepsini üstad sayesinde daha net görüyoruz.hiç utanmadan islamiyeti bile hedeflerine ulaşmak için kullanan bu insanlar gerçek hesap gününde nasıl hesap verecekler acaba.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ŞİMDİ TÜM ARKADAŞLARA ÖNEMLİ DUYURULUR BUNLARIDA BİLMENİZDE FAYDA VAR!!!İNŞAALLAH DUYGU VE DÜŞÜNCELERİNİZDE AZ DA OLSA ETKİSİ OLUR

1)SAYIN ERBAKAN BU SİYASET İŞİNE BİR ALLAH DOSTUNUN EMRİ İLE GİRMİŞTİR İTAAT ETMİŞTİR TARTIŞILAMAZ

2)BENDE OLAYLARIN İÇİNDE OLAN BİR KİŞİ OLARAK ÖNEMLE VURGULUYORUM SALT DOĞRUYU ANCAK ALLAH BİLİR BİZ SADECE KURALLAR ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİRİZ BİR İNSAN HATA YAPABİLİR BU ERBAKANDA OLABİLİR NECİP FAZIL KISAKÜREKTE BENİM GÖZÜMDE İKİSİDE DEĞERLİDİR

3)BUGUNUN CERCEVESİNDE BAKARSANIZ OLAYLARA ERBAKANIN VATANA HİZMETLERİ GÖZDEN KAÇMAYACAK KADAR FAZLADIR VE KENAN EVREN BİLE SORULAN SORU ÜZERİNE EKONOMİ BOZULDUYSA ERBAKANA VERİN HALLEDER AMA FAZLA TUTMAYIN ONUN AMAÇLARI ARASINDA İRTİCADA VARDIR DEMİŞTİR DİĞER İCRAATLARI SORAN ARKADAŞLARA ZEVKLE SAHİFELERCE ANLATABİLİRİM

4)ŞU DEVİRDE BAHSETTİĞİMİZ HAK-BATIL SAVAŞINI ANLATAN KAÇ SİYASETÇİ VARDIR Kİ HERKES TEK HAK-BATIL DİYEN SİYASETÇİYE YÜKLENİYOR VE AŞAĞILAMAYA ÇALIŞIYOR. HAKKIN YANINDA OLMAYAN UNUTMAYIN BATILDIR

5)ARKADAŞLAR BU KONUYU UZUN UZADIYA HERKESLE TARTIŞIRIM KUSURA BAKMAYIN AÇIKTAN SÖYLÜYORUM TÜM MÜSLÜMAN KARDEŞLERİMEDE SÖYLEYECEĞİM DAİMA BÖLÜCÜ OLMAYIN

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ŞU DEVİRDE ALLAH RIZASI İÇİN BİRİSİ SÖYLESİN HAK-BATIL DİYEN KAÇ SİYASETÇİ VARDA SİZ TOPYEKUN ERBAKANI ELEŞTİRİYORSUNUZ ARKADAŞLAR.NECİP FAZIL'IN MİLLİ GÖRÜŞ DAVASINA KARŞI OLDUĞUNU BİLMEME RAĞMEN BEN NECİP FAZILIN ANLAŞILMASI İÇİN ELİMDEN GELEN GAYRETİ SARFEDECEĞİME SÖZLER VERİRKEN BİR MİLLİ GÖRÜŞ ERİ OLARAK ,SİZ EDEPSİZLİĞE VARAN SÖZLER SARF ETMİŞSİNİZ.BU MUDUR YANİ İNANCIMIZIN GEREĞİ BİZ KABUL EDİP ELEŞTİRİLERİ EKSİKLERİMİZİ DÜZELTMEYE ÇALIŞIRKEN BÇLÜCÜLÜK NEDENDİR NİYE TARAFSIZ SADECE HAK ÇERÇEVESİNDEN BAKAMIYORUZ.BEN BİR ERBAKAN HAYRANI OLARAK ASLA ERBAKANIN PENCERESİNDEN BAKMADIM OLAYLAR SADECE VE SADECE PEYGAMBER VE ALLAH PENCERESİNDEN BAKIYORUM.... VARMI KONUSMASININ SONUNDA ZAFER YAKINDIR VE ZAFER İNANANLARINDIR DİYEN BİR BAŞKA SİYASETÇİ...İSTEYEN ARKADAŞLARA UZUN UZADIYA CEVAPLAR VEREBİLİRİM DAHA DETAYLI NEDEN ERBAKANI SAVUNDUĞUMA DAİR. SELAM VE SAYGILARIMLA

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

selam aleykum

 

hikmetarif24 kardeşimiz erbakanın siyasete bir Allah dostunun tavsiyesiyle girdiğini ve itaat ettiğini sölemiş.kime itaat etmiş ilk önce bu sorunun cevabını vererek başlıyabilirsin.

hadi diyelimki o Allah dostuna itaat etmiş peki ya üstad haşa Allah düşmanımıydı ki, babasının yaşındaki bu adama itaat etmeyi pek aklına getirmemiş.hatta onunlada kalmayıp üstad hakkında iftira ve yalancı şahit tutmak suretiyle üstada en ağır hakareti etmiş ve kendini bedii faikten daha aşağı seviyelere çekmiş.

 

3.soruda demişsinki kenan evrenın iltifatlarına mazhar olmuş. yüzbin tane kenan evrenın iltifatına mazhar olmakmi iyi yoksa üstadın, artık seni bir hiç saymasımı? bunu sen cevapla.bizim cevabımız bellidir.

 

4.soruyu sorarken sanırım 20 gün öncesini unutup sormuşsun.ben bu devirde kimsenin erbakana yüklenip eleştirdiğini,aşağladığını hiç görmedim.bilakis erbakan ve avanesi kendi benlik ve hırsları yüzünden kendilerinden kopmuş olan insanlara en ağır hakaretleri etmiş ve kinlerini açıkça sergilemişlerdir.bununlada kalmayıp hakk'ın en büyük düşmanları olan tuncay özkan ve yadaşlarıyla bir olmayı hatta kanaltürke çıkıp bu hakk düşmanı avanenin savunduğu düşünceleri savunmuştur.bu bile bir insanın seviyesini ölçmek için başlı başına yeten bir sebeptir.

 

Erbakanın siyaset anlayışında dik durmak yoktur yumruğunu sıkmak yoktur.sen istediğin kadar dindarlıktan dem vur ağzın dünyanın en güzel kelimelerini kullansın hiç önemli değil.hani derler ya ''ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz''diye işte bu en güzel kıstastır.

eğer 1997 de adam gibi tavır sergilemeyi becerebilseydi bugün düştüğü bu rezil duruma düşmezdi.içlerinden ,zulme karşı eğilmeyelim hükümetin yıkılması pahasına bu kararı imzalamıyalım diyenlere verdiği cevap ibret vericidir.''hadi ordan devlet yünetmek çocuk oyuncağı değildir burda kabadaylığa yer yok''deyip kendi ipini çekmiştir.açıkçası ben üstadı okumaya başlamadan önce bile erbakan benim için bitmişti.

 

üstadı okumaya başladıktan sonra ve onun hakkında yazdıklarını gördükten sonra üstadın bu can alıcı tesbitini ve ileri görüşlülüğü karşısında,demek üstad böyle olunurmuş...demekten başka söz bulamadım.

 

bide bölücü olmıyalım demişsin.bundan kastın sanırım erbakanıda benimsemek ve kabul etmek diye anladım.herkes kendi düşüncesinde özgürdür isteyen erbakanı sever istemeyen sevmez veya üstadı isteyen sever istemeyen sevmez kimseye illa herkesi seveceksin diyemeyiz.birini sevip birini sevmemek bölücülük taşımaz bunuda belirteyim.öyle olsaydı erbakana da ,üstadı sevmediği için bölücülük yaftasını yapıştırırdık.ama kimse erbakana bölücülük ithamında bulunmadı.

 

son bir not:seçimden önce tv.de erbakanın konuşmasını dinliyordum.çocuklarımıza değerli sanat ve fikir adamlarımızı öğretecez diyordu ve öğreteceği kişileri sayıyordu.m.akif,yahya kemal..bi kaç kişi daha saydı ama üstadı hiç anmadı.bu bile üstada verdiği değerin bir ölçüsüdür .

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

HEMEN CEVAPLARI VEREYİM

1)EMİR ALDIĞI ALLAH DOSTU M.ZAHİT KOTKU HAZRETLERİDİR

2)KENAN EVREN İLTİFAT DEĞİL İTİRAF ETMİŞTİR VE DİN DÜŞMANIDIR İLTİFATINADA İTİRAFINADA HAK DAVANIN İHTİYACI YOKTUR BİZİM KAYGIMIZ ALLAH KATIDRI

3)BEN NECİP FAZILIN ANLATTIKLARINA BAKTIM VE KİŞİSEL BİR TAVIR GÖRDÜM VE AÇIKCA SOYLEYEBILIRIM KATILMIYORUM DESTEKLEMİYORUM

4)TARİHTEN BİR OLAY HATIRLATAYIM SULTAN ABDULHAMIT HAN'I TAHTTAN İNDİRMEYE CALISAN YENİLİKÇİ!! DİYE KENDİLERİNİ NİTELENDİREN JONTURK HAREKETINE SAID NURSI HAZRETLERI MEHMET AKIF ELMALILI HAMDI DESTEK VERMİŞTİR VE GÖRMÜŞTÜR Kİ YENİLİKÇİLER AVRUPANIN BİR OYUNUDUR VE PİŞMAN OLMUŞ DESTEKLERINI CEKMİŞLERDİR KUL HATA YAPAR Kİ BUNU EN ACIK SOYLEYENDE YINE NECIP FAZILDIR

5)BEN BELGELERLE KONUSURUM VE AÇIĞIMDIR.İNCELERSENIZ 54.HUKUMET DONEMINI YIKILMA SEBEBINI TEK VE ACIK SEBEP SUDUR KI HALK YETERINCE DESTEGI VEREMEMİŞTİR HAK DAVA MILLI GORUSE YAPILAN OYUNA DUSURULMUSTUR!!!

6)BU YENİLİKÇİLİK OYUNU BUGUNUN OYUNU OLMAYIP VERDIGIM ORNEKTEDE ACIK OLMAK UZERE TARIHIN TEKERRURUDUR.

VE EN ONEMLİSİ İŞİ TERBİYESİZLİK BOYUTUNA GETIRMEYIN HAKARETLERE GIRISMEYIN O INSAN BIZE SUNU DEMİŞTİR SİZİN GİBİLER İÇİN "BİZİM ÖNDERİMİZ KLAVUZUMUZ PEYGAMBERİMİZ HZ MUHAMMED SAV.DİR.SİZE BİZE DAVAMIZA YANLIŞLARLA VE ALDATMACALARLA HAKARETLE YAKLASANLARA PEYGAMBERIN TAVRINI SERGILEYIN.NEDİR O TAVIR:TAİFTEKİ TASLANMA OLAYINDAN SONRAKI SU SOZ"BILMIYORLAR BILSELERDI BOYLE YAPMAZLARDI"

7)ERBAKANDA ALLAH YOLUNDA NECİP FAZILDA BEN KABUL EDIYORUM.ARALARINDAKI BU ANLAŞMAZLIK VE PROBLEMDE KIM HAKLI HERKESIN BI DUSUNCESI OLABILIR SAYGI DUYMAK LAZIM.AMA UNUTMAYIN KI ALLAHU TEALA AYETDE NE BUYURUYOR"SIZIN HAYIR BILDIKLERINIZDE ŞER ŞER BİLDİKLERİNİZDE HAYIR VARDIR.SİZ BİLEMESSİNİZ BİZ BİLİRİZ"BU BAKIS ACISIYLA BİZ BİR AYRIMCILIGA GITMEMELI VE HAYRI DA SERRIDE BILMEDIGIMIZ NOKTADA TARAFSIZ KALMALIYIZ.BAKACAKSAKDA TABIKI ALLAHIN KANUNLARI CERCEVESINDE BAKMALIYIZ!!!

BEN HERŞEYİ KONUŞMAYA HAZIRIM HİÇ DE CEKINMEM SİZİN BU TAVIRLARINIZ NE BENI NECIP FAZILDAN SOGUTABILIR NEDE NECMETTIN ERBAKANDAN

VE ŞUNU UNUTMAYIN BUGUN DUNYADA BİRÇOK MUSLUMAN ERBAKANI MÜSLÜMANLARIN SİYASI LIDERI GORUYOR VE ŞUNU SÖYLÜYOR BIR ARAP KARDEŞİM"NASIL OLUYORDA ARABİSTANDA VE BIRCOK ULKEDE HALKIN YARISINDAN FAZLASI ERBAKANI DESTEKLERKEN SİZİN ÜLKENİZDE MÜSLÜMANLARIN LİDERİ ÜLKEDE ERBAKAN DESTEKLENMİYOR!!!".BİZİM CEVABIMIZ "OYUNUN ASLI BURDA OYNANIYOR KARDEŞ ORDA SİZİN İRADENİZ SERBEST BURAYA GÖRE BURDA MİLLETİN GÖZÜNE ÖYLE ŞEYLER SOKULUYOR Kİ MİLLET GÖREMİYOR"MİLLETİN GÖZÜNE SOKULAN ŞEYLER AÇIK!!!VE SİZDE BUNLARA DÜŞÜYORSUNUZ.BEN TÜRKİYEDEKİ MÜSLÜMANLARA DUA EDİYORUM ALLAH HEPİMİZİ AHİR ZAMAN OYUNLARINDAN KORUSUN....

SAYGI VE HÖRMETLERİMLE...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

BİRŞEY DAHA EKLEYEYİM CEVAPSIZ SORU KALMASIN

HİÇ DÜŞÜNMÜYORMUSUNUZ BU ERBAKAN EN SERT ELEŞTİRİYİ YAPARKEN AKP YE NİYE HİÇBİR BASIN BAHSETMİYOR VE NİYE RECEP TAYYİP ÇIKIPTA CEVAP VERMİYOR BİR SOZUNE BİLE.BEN SOYLEYEYIM GAZTELER BİŞE YAZSA ERBAKAN DESTEK KAZANACAK.TAYYIP BEY CEVAP VERSE OY KAYBEDECEK ÇÜNKÜ MİLLET ARADAKİ FARKI ANLAYACAK VE ERBAKANIN YAPTIKLARINI ANLAMAN İÇİN SANA BİR TAVSİYE SOKAGA CIK VE ONUNE GELEN HERHANGI 3 5 KİŞİYE ERBAKAN DONEMI NASILDI AMCA TEYZE DİYE SOR NE DİYECEKLER!!!!

BİR BAŞKA KONUDA DİK DURUS YOKTUR DEMİŞSİN! DİK DURUS NE OLURSA OLSUN YERINDE DOGRULARINDA DURMAKTIR ABD İSTEMİYO BOYLE OLMAZ DEYIPDE ILIMLI İSLAMA GECMELİYİZ DEMEK DEĞİLDİR

USTADA VERDIGI DEGERE GELINCE VERMEK YADA VERMEMEK ONUN KİŞİSEL TERCİHİDİR SENİN DEDİĞİN GİBİ SEVER YADA SEVMEZ DEGER VERİR YADA VERMEZ DİMİ USTAD PEYGAMBERMİ HAŞA OLMAZSA OLMAZ MI!!!

AMA NECİP FAZIL SADE SİZİN GİBİ DUSUNENLERIN DEGI BENIM GIBI DUSUNENLERINDE SİZE TAVSİYEM AKAİDİNİZE DİKKAT EDİNİZ ALLAH KORUSUN NEREYE GİDECEĞİNİZ BELLİ OLMAZ

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

üstadın hocam için yazdıklarını okudum ama ısrarla söyleyebilirimki o günden bugüne değişen okadar çok şey varki en azından ortam değişmiştir dik durmaktan bahsedilen yazıyı dikkatli okur ve milli görüşün söylemlerini hocamın ilk çıktığı günden beri söylediklerini hatırlarsanız 38 yıldır değişmeyen sözlerdir erkamın evinde değiliz islam yeni yeni şekillenmeye başlamadı dolayısıyla dikkat edilecek söylemleri yumuşatacak gizlilik içinde devam ettireceğimiz bi hal söz konusu bile değildir. doğru doğrudur ve heryerde söylenir ahireti bekleyecek değillerdi kaldıki açıkça söyledi ama Allah kalplere hidayet vermedikçe görüyoruzki yinede anlaşılamıyo, yada yanlış yerlere çekiliyo üstadın büyük doğu projesi yada üstadın kendisi islama karşıt insanlar değillerdi ama bugün üstada sahip çıkan insanları görüyoruz ki t.c kanunlarını Allahın kanunlarının üzerinde sayıyolar üstad sağ olsaydı bunlarada tenezzül edip aynı yerde adının anılmasını istemezdi diye düşünüyorum yazdıklarından çıkardığım budur o islama bukadar tavizsiz sarılırken bugün üstada sarılanlar, arkasına saklananlar, onun adı altına gizlenenler islama nerde ne hizmetler etmişlerdir yayınlanmayan bi yazıdan bahsediliyo yazının içeriği nedir net olmadığı için ne milli gazeteyi neden hasan aksayı savunacak değilim ama milli gazetenin şu zamanlardaki yazılarına bakarsanız hiçde kimse gücenmesin diye yazılmayan yazılardan oluşmuyo geçmişi geçmişte bırakın hatalar insanlar içindir önemli olan bu hataları kabullenip bunlardan vazgeçebilmektir ve bazen insanlar islama ters düşmeyen ama o günün şartlarında doğru olan kararlar alıp uygulayabilirler demek istediğimi belki anlamazsınız diye açıyorum o günün şartlarında evet eleştirmiştir tıpkı mehmet akifin zamanında abdülhamite yazdığı ve sonra ittihat ve terakkinin gerçek yüzünü gördüğünde eskiyi fesheden şiiri gibi bu örnekler çoğaltılabilir üstadda bu zamanda olsaydı ozamandan bugüne değişen olaylarda milli görüşün neler yaptığını nasıl tepki verdiğini nasıl dik durduğunu görürdü ve eski yazısının o günün şartların yazılmış olduğunu belirterek arkasında durur ama bu zamanda islama sahip çıkan başka siyasi oluşum olmadığını görür ve milli görüşü desteklerdi. Eleştirilen insanların bi davaya zarar verdiğini düşünüyosa insanlar ordan kaçarak yeni bi oluşum oluşturmak yerine içlerinde bulunarak onlarla mücadele etmeyi tercih etselerdi daha çok yol katetmiş olurduk islam adına.

 

Ayrıca hoca bi konuşmasında herkesi saydı ama üstadı saymadı diyen arkadaşa cevap olsun diye yazıyorum Üstad Necip Fazıl'ın Dava için kim var denildiğinde sağına soluna bakmadan ben varım diyebilenindir dava biz bunu milli görüş davasının özüne oturtmuş insanlarız davamız tek ama ne yazıkki yollarımız ayrı bigün biyerde birleşicek bunada inanıyoruz biz üstadı görmezden gelmiyoruz onun gibi görmezden gelmediğimiz birçok insan var ama siz çarpıtmak isterseniz o insanların arasında sayılmayan daha nice önemli insan vardı onlarıda kullanıp aleyhimize konuşabilirisiniz hatta boş durmayıp onları sevenleri de kışkırtabilirsiniz.

 

bu site üstadı daha iyi anlatmak için kurulmuş belli ama bence bu tür yazılar üstadı anlatmaya değil bazı kesimleride ondan soğutmaya yarar milli görüşe sevdalı insanları erbakandan uzaklaştıramazsınız ama milli görüşe yeni girmiş hocamı seven gençleri necip fazılı anlamaktan uzaklaştırabilirsiniz tam terside olabilir ve ikiside vebal almaya sebeptir çünkü ikiside islam adına tepki koyan insanlardır ve aksini ağızlarından duymadıkça başka türlü düşünmeye hakkımız yok.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

selam aleykum

 

öncelikle hırsızlığı bütün halk tarafından sabit ''CEM UZAN''dan bile fazla oy alamayan bu adamı utanmadan çıkıp savunuyorsunuz ya size hala şaşıyorum.ve utanmadan üstadın bu adam hakkındaki tesbitlerini tekrar eden arkadaşlara ''terbiyesiz'' yaftasını yapıştırmaktan geri kalmamışsınız.onu aynen size iade ederiz.

 

erbakanın bu durumunuda komik bir bahaneye sığdırmışsınız.''ANLŞILMAMAK''...hade ordan anlaşılmıyormuş.medya ve benzeri güçler durmadan başka güçleri empoze ederek halkın gözüne sokuyormuş güya, bak sen..buna sen inanıyormusun medya ve tsk halkın gözüne en çok kimi sokuyordu ne oldu?siz hangi ülkede yaşıyorsunuz söylediklerinize inanıyomusunz.

 

size sorarım ''ÜSTAD''ın hangi eleştirisi kendi çıkar ve menfaatleri uğruna yapmış.''ÜSTAD'' o eleştirileri yaparken erbakandan hangi menfaatleri beklemiş ya da erbakan ''ÜSTAD''ın hangi çıkarlarını engellemişte ''ÜSTAD''o eleştirileri yapma gereği hissetmiş.siz bunları söylerken terbiye sınırlarını çoktan ihlal etmiş ve ''HAK''dava uğrundaki zerre tavizsiz olan bu adama en ağır hakaretleri yapmış olmuyormusunuz.sonra bizim en iyi bildiğimiz şeyi yani erbakanın olaylara verdiği tepkiyi bir hadis-i şerifle örneklemeye çalışmışsın.''PEYGAMBER''efendimiz (s.a.v)taifte ayakkabıları kanla doluncaya kadar taşlanmış,''CEBRAİL''in,emir ver şu dağları başlarına geçireyim demesine rağmen,onlar bilmiyorlar,bilseler böyla yapmazlar demiştir ''EFENDİMİZ''.peki ya erbakanın tavrı ne olmuştur?kendisinden haklı olarak kopan tertemiz insanlara en ağır hakaretleri etmekten geri kalmamış.hatta ısrarla söylüyorum tuncay özkan adlı o insan müsveddesiyle kanaltürke çıkıp aynı fikirleri paylaşmıştır.bu halk enayi değil olup bitenleri ve bunlara cevap vermeyi en güzel şekilde bilir.1994-95 te en yüksek oy verdiği bu adamlara 99'dan sonra adeta gömmüştür.sebebini biliyorsunuz heralde bilmiyorsanız bidaha anlatayım.hani ordu nun dayatmasıyla imzalamak zorunda kaldıkları bi karar vardı ya hatırlayınız...erbakanın siyaset anlayışı demirelle parelellik gösterir.bunlar zoru gördüğünde birisi paltosunu diğeride şapkasını alıp gider.sonra ortam durulmaya başladığında bakarsın ki bu adamlar gene gelmiş ama atı alan üsküdarı çoktan geçmiş.

 

size tavsiyem,üstadı topyekün kendine şiar edinmiş bu insanların arasında gelipte erbakan ve avanesini savunmayın. isterseniz ağzınızla kartal yakalayın fikrimiz değişmez.umarım bu konuyu daha fazla uzatmazsınız.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Guest
This topic is now closed to further replies.

×
  • Create New...