Jump to content

NFK-Fan

4. Nesir Yarışması

Recommended Posts

Değerli kullanıcılarımız,

 

Güçlü kaleminin tesiriyle pek çok zihne yol gösteren ve ortaya koyduklarıyla Üstad'ımız olan Necip Fazıl Kısakürek'e ithafen hazırladığımız web sitemizde, bundan önce 3 defa gerçekleştirdiğimiz şiir/makale yarışmasını bu sene de, konu ve hediyelerini biraz değiştirerek tekrarlıyoruz.

 

İçimizdeki üretkenliği doğru bir yolda değerlendirmek, kullanıcılarımızla bağımızı arttırmak, sitemiz adına nitelikli yazılar elde etmek ve manevî değeri yüksek hediyeleri paylaşmak gayesiyle düzenlemekte olduğumuz ve dördüncüsünü gerçekleştireceğimiz nesir yarışması hakkındaki bilgileri aşağıdan inceleyebilirsiniz.

 

Bu seneki yarışmamızın konusu; Üstad'ın şahsının, şahsına ait bazı yönlerin veya onun kaleminden çıkan kitap, makale veya şiirlerin herhangi bir şekilde incelenmesi olacaktır. İnceleme derken, örneğin yalnızca Üstad'a ait bir yazının paragraf paragraf, dipnotlarla açıklanmasını kastetmiyoruz. Bunu yapabileceğiniz gibi, Üstad'ın herhangi bir eseri veya şahsiyetiyle ilgili, kendi izlenim ve fikirlerinizi barındıran, yayınlanma değeri olan farklı nesir türleriyle de yarışmamıza katılabilirsiniz. Yarışma konusunu bu şekilde belirlememizdeki asıl sebep, üretime geçme vaktimizin geldiğini ve dolayısıyla Üstad'la ilgili gerek akademik, gerek edebi, gerekse de tahlil değeri taşıyan yazılarımızın sayısını arttırmak gerektiğini düşünüyor oluşumuzdur. Buna binaen yarışmaya girecek bazı yazıları, yazarlarından izin aldıktan sonra dökümanlar bölümüne katmak istiyoruz. Toparlamak gerekirse yarışma için kaleme alacağınız yazılarda Üstad'ın şahsını veya eserlerini değerlendirmeniz gerekecektir.

 

Yarışmaya katılım süresi bu mesajın gönderildiği tarihte başlamıştır ve 31 ekim 2010 tarihinde, saat 23:59'da sona erecektir. Süre uzatımı sözkonusu değildir.

 

Yarışma için kaleme alınan yazılar bu başlık altında paylaşılacaktır. Bir kullanıcı birden çok yazıyla katılabilir, fakat her kullanıcı tek yazıyla dereceye girebilir. Yazıların daha önceden hiçbir yerde yayınlanmamış olması katılabilme şartıdır. Yöneticiler bu yarışmaya katılamayacaktır.

 

Bu zaman zarfı içerisinde gönderilen ve yarışma konusuna uyan makaleler, yarışma neticelendikten sonra Toplantı Odası'nda yöneticilerimiz tarafından değerlendirilecek ve en yüksek puanı alan 3 yazı dereceye girmiş sayılacaktır. Değerlendirmenin, yarışmanın bitiminden itibaren 4 hafta sürmesi beklenmekle beraber, yoğunluğa göre bu süre değişebilir.

 

Yarışma neticesinde dereceye giren kullanıcılara verilecek hediyeler şu şekildedir.

 

Birinci için:

* 2 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi

* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 4 adet Üstad Necip Fazıl'a ait kitap

* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD'si

 

İkinci için:

* 1 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi

* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 4 adet Üstad Necip Fazıl'a ait kitap

* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD'si

 

Üçüncü için:

* 1 adet 1967 serisine ait Büyük Doğu Dergisi

* Hediyeleri alacak olan kişinin belirteceği, 3 adet Üstad Necip Fazıl'a ait kitap

* 1 adet n-f-k.com arşiv DVD'si

 

Hediyeler, neticenin ilanını mütakiben yöneticilerimiz tarafından sahiplerine gönderilecektir.

 

Yarışma için kaleme aldığınız yazıları bu başlık altında paylaşmaya başlayabilirsiniz.

 

Muvaffakiyetler diliyor; yarışmanın hem katılacaklara, hem de sitemize hayırlar getirmesini temenni ediyoruz.

 

Saygı ve selamlarımla

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Haydi hayırlısı. Ortaya birçok güzel yazının çıkacağını düşünürsek, verimli bir yarışma olacağını düşünüyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Efendim, site yönetimine en kalbi saygılarımızı, en içten teşekkürlerimizi sunarız. Ortaya, kıymetli incelemeler, değerli yazılar çıkacağı muhakkak. Heyecan verici, birleştirici, teşvik edici, sevindirici bir organizasyon. Ve hediyelerin manevi boyutu… Diyecek bir şey bulamıyorum. Allah razı olsun efendim. 4. nesir yarışmasının hayırlara vesile olmasını temenni ederim.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

İnşallah her üye elinden gelenin üzerine çıkarak Üstad'ın fikri ve ilmi hayatını en güzel şekilde yansıtan yazılar ortaya koyarlar. Her üyenin katılması gereken bir yarışma. Zira yazı ne kadar çok olursa bizler için o kadar faydalı olur. Ayrıca bu ülkede muhafazakar olarak yetişen yeni neslin kaleminin ne kadar kuvvetli olduğu da ortaya çıkmış olur. Hayırlara vesile olması dileğiyle...

 

Saygılarımla...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 
 

Hımm... Hediyeler çok cazip...

Ama yarışmaya katılırsam herhalde almam :)

Ama ben biliyorum ki Fan Beyefendi zorla verir :)

Görelim mevlam neyler...

Allaha emanet.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Konu iştah kabartacak çapta güzel. Kalem ehli olanlar için kendini gösterme fırsatı. Üstadı anlatan bir sitenin böyle çalışmalarını ve meyvalarını görmeye devam etmek insana mutluluk veriyor. Hediyelerin güzelliğini ise söylemeye gerek yok. Konu seyrinin değiştirilmesi de tebdili mekan babından olmuş..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bu projeyi önümüze sürüp,bizlere Üstad'ı hakkıyla anlatabilme fırsatı veren gerçek gönüldaşlara hörmetlerimi belirtmek isterim.

 

Bende bu proje kapsamında bir şeyler karalayıp,haklıya hakkını teslim etme baabında,kalbimi ve kafamı bu işle meşgul edeceğim inşaallah.Allah-u Teala hakkı olana nasip etsin inşaallah.

 

Allah'ın rahmeti üstünüze olsun inşaallah.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Selamlar,

 

Yazılarınızı bu başlık altında yayınlayabilirsiniz.

 

Bu arada dereceye giren arkadaşlara hoş bir hatıra babında minik bir hediyemiz daha olacak.

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Aşağıdaki linklerden daha önceki yıllarda yapılmış olan 3 yarışmaya dair her türlü bilgiye ulaşabilirsiniz.

 

1. Şiir/makale Yarışması: (2007) http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2431

2. Şiir&nesir Yarışması: (2008)  http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=7018

3. Şiir/nesir Yarışması:(2009) http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=9420

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ÜSTAD YAHUT SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

Üstadım, sen yokken ya da biz,

İşte talibiz senden manaya biz,

Anlamazlar başlarsak feryada biz,

Hasret olduk eski manaya biz.

Yazıma Süleyman Nazif’in Ulu Hakan’a yazdığı dörtlüğü Üstada uyarlayarak başlamak istedim.

Mesele Üstadı sevme meselesi, şiirlerini bilme meselesi, ayran kabartıcı sözleri söyleyebilme becerisi değildir. Üstadın anlattığı lakin bizim kulak vermediğimiz manayı alma becerisidir.

Dün Üstada laf edenler bugün Necip Fazıl hayranı, dün Üstada karşı cephe açanlar bugün Necip Fazıl takipçileri, dün Üstada ihanet edenler bugün Necip Fazıl taklitçileridirler.

Son devirlerde ekseriyetle mukallit yetiştiren bir milletin evlatları olarak Necip Fazıl bize kömürlükteki parlayan elmastan farklı bir şey değildir.

İdeolocya Örgüsü ’nü okumadan Necip Fazıl sevilmez, fikir, bize o lazım; Yoksa kahvehanelerde devlet kurtaranlardan farkımız kalmaz. Aksiyon diye terör yapılmaz, milliyetçilik diye kafatasçılık yapılmaz bugün bunlar yapılmakta ve bazı kimseler, kendi yedikleri haltları Üstada dayandırmaktalar. Üstadın dediği gibi “Eğer gaye Türklükse Türk, Müslüman olduktan sonra Türk tür.” Bu söz Üstadın bu konulardaki düşüncelerini anlatıyor. Biz Büyük Doğucular kabuk ve posa milliyetçiliğinin tamamıyla karşısındayız. Tabii olarak bu kavmimizi sevmemize de engel değildir. Misal olarak bu basit ayrımı bize yaptıran gerçek milliyetçiliği bize öğreten Necip Fazıldır. Böyle Üstadın bize kavrattığı gerçeklerle alakalı daha çok örnek verilebilir.

Lakin bugün Türkiye’de Necip Fazıl okutulamamaktadır. Kendilerine İslam davasının çilelisi olarak gösterenler, Milliyet davasını fıska bürüyenler, Cemiyetçiliğin içine edenler bugün konuştuklarının hakiki sahibini saygıyla anarlar ama O’nu anlatmak için hiçbir şey yapmazlar.

Yalnızca “Çileyi alın okuyun, Sakarya Türkü’sünü ezberleyin” bugünün kafası budur. Bugününü zihniyeti “ayağı kalk Sakarya” dendiği zaman koltuktan ayağını indirir ve ayağı kalkar ama içerisinde bir mana almaz, Üstad Üstad der ama açıp ta bir kitabını okumaz.

Bugün başta Türkiye ve sıradan Osmanlı Coğrafyası ve sonra Tüm Dünya; Her köşe başında açılacak olan Büyük Doğu Fikir Kulüplerine muhtaçtır. Öyle bir zaman düşününki Büyük Doğu dergilerinin eski sayıları tekrar yayımlanıyor ve her mahallede gençler Meseleyi öğreniyor, Üstadın kitapları farklı dillere çevriliyor. Bizi anca bu kurtarır.

İslam’ın uyanışı; dedelerinin neden uyuduğunu bilen gençlerin oluşmasına bağlıdır. Eğer bir Diriliş bekliyorsak bir şeyler yapmalıyız. Sadece Sakarya Türkü’sünü bilmeden okuyan insanlarla hiç bir şey olmaz. Bugün her mesele basit siyaset ve küçük cemiyet kavgalarından başka bir şey değildir. Eriyen buz çamur olmuştu şimdi bataklık, bu bataklı kurutma yolu belli ki Büyük Doğu fakat nasıl işe başlayacağız Allah bilir.

 

Üstadım Ne Seni arayan olur,

Nede Senin gibi Büyük Doğuyu Anlayan bulunur.

 

Süleyman Nişanoğlu

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
ÜSTAD YAHUT SAKARYA TÜRKÜSÜ

 

Üstadım, sen yokken ya da biz,

İşte talibiz senden manaya biz,

Anlamazlar başlarsak feryada biz,

Hasret olduk eski manaya biz.

Yazıma Süleyman Nazifin Ulu Hakana yazdığı dörtlüğü Üstada uyarlayarak başlamak istedim.

Mesele Üstadı sevme meselesi, şiirlerini bilme meselesi, ayran kabartıcı sözleri söyleyebilme becerisi değildir. Üstadın anlattığı lakin bizim kulak vermediğimiz manayı alma becerisidir.

Dün Üstada laf edenler bugün Necip Fazıl hayranı, dün Üstada karşı cephe açanlar bugün Necip Fazıl takipçileri, dün Üstada ihanet edenler bugün Necip Fazıl taklitçileridirler.

Son devirlerde ekseriyetle mukallit yetiştiren bir milletin evlatları olarak Necip Fazıl bize kömürlükteki parlayan elmastan farklı bir şey değildir.

İdeolocya Örgüsü nü okumadan Necip Fazıl sevilmez, fikir, bize o lazım; Yoksa kahvehanelerde devlet kurtaranlardan farkımız kalmaz. Aksiyon diye terör yapılmaz, milliyetçilik diye kafatasçılık yapılmaz bugün bunlar yapılmakta ve bazı kimseler, kendi yedikleri haltları Üstada dayandırmaktalar. Üstadın dediği gibi Eğer gaye Türklükse Türk, Müslüman olduktan sonra Türk tür. Bu söz Üstadın bu konulardaki düşüncelerini anlatıyor. Biz Büyük Doğucular kabuk ve posa milliyetçiliğinin tamamıyla karşısındayız. Tabii olarak bu kavmimizi sevmemize de engel değildir. Misal olarak bu basit ayrımı bize yaptıran gerçek milliyetçiliği bize öğreten Necip Fazıldır. Böyle Üstadın bize kavrattığı gerçeklerle alakalı daha çok örnek verilebilir.

Lakin bugün Türkiyede Necip Fazıl okutulamamaktadır. Kendilerine İslam davasının çilelisi olarak gösterenler, Milliyet davasını fıska bürüyenler, Cemiyetçiliğin içine edenler bugün konuştuklarının hakiki sahibini saygıyla anarlar ama Onu anlatmak için hiçbir şey yapmazlar.

Yalnızca Çileyi alın okuyun, Sakarya Türküsünü ezberleyin bugünün kafası budur. Bugününü zihniyeti ayağı kalk Sakarya dendiği zaman koltuktan ayağını indirir ve ayağı kalkar ama içerisinde bir mana almaz, Üstad Üstad der ama açıp ta bir kitabını okumaz.

Bugün başta Türkiye ve sıradan Osmanlı Coğrafyası ve sonra Tüm Dünya; Her köşe başında açılacak olan Büyük Doğu Fikir Kulüplerine muhtaçtır. Öyle bir zaman düşününki Büyük Doğu dergilerinin eski sayıları tekrar yayımlanıyor ve her mahallede gençler Meseleyi öğreniyor, Üstadın kitapları farklı dillere çevriliyor. Bizi anca bu kurtarır.

İslamın uyanışı; dedelerinin neden uyuduğunu bilen gençlerin oluşmasına bağlıdır. Eğer bir Diriliş bekliyorsak bir şeyler yapmalıyız. Sadece Sakarya Türküsünü bilmeden okuyan insanlarla hiç bir şey olmaz. Bugün her mesele basit siyaset ve küçük cemiyet kavgalarından başka bir şey değildir. Eriyen buz çamur olmuştu şimdi bataklık, bu bataklı kurutma yolu belli ki Büyük Doğu fakat nasıl işe başlayacağız Allah bilir.

 

Üstadım Ne Seni arayan olur,

Nede Senin gibi Büyük Doğuyu Anlayan bulunur.

 

Süleyman Nişanoğlu

 

kardeşim eline sağlık,belli ki bir çaba göstermişsin...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

ÇİLE'YE DAİR

 

Çilesini idrak edemediğimiz çile bizim değildir…

Sadece çekenler bilir…

Hayatın anlamı Onsuz olmaz ki…

Bilen bilir tadını…

Ömrümde çektiğim varsa az çok çile…

Bittiğinde gidiyorsak bitirmesin…

Çile ile yaşarsan hayat anlamlı olur belki de…

Biz O olmazsa olmaz diyoruz…

Yaşamla, hayatla nefsinle mücadele…

Hayatın ta kendisi…

Çile, hayatta çekilesi tek şey…

Kısacası Çilesiz menzile varılmaz…

 

Halil İbrahim Bağcı (kavuşursak biteriz biz)...

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

 

 

 

Benden Necip Fazıl Babama Hitab...

 

 

Bana, “Necip Fazıl Kısakürek’i anlat” diyorlar…

Necip Fazıl Babam da diyor ki; Sırtımda taşınmaz yükü göklerin!

Ben sizi Necip Fazıl Babamın, Sırtında ki o Yükü sırtlayıp, ona koşmaya Davet ediyorum, onu yaşamaya…

 

Sonum yokluk olsa, bu varlık niye? Diye diye sorguladım tüm soruları. Cevap dedi ki; tepersin nefsi, Taparsın Allah’a. Deştim nefsimi kazmasız küreksiz, yalnız inancımla. Daldım ben O merhametlinin, rahmetinde boğulmaya. Tırnak uçlarımdan, kafa tasıma kadar, benliğimi yırttığım günden beri, anladım “çile’yi” Kusmuştum öz ağzımdan kafa tasımı, bende onun gibi. Kuruldum hiçlik makamıma, ne görüyorsun? diye soranlara “hiç” der gibi seyrettim alemi, Ey Adem’in alemi nedir bu sendeki aklın ahengi? Siz ki O merhametlinin eseri, nedir bu benlik telaşesi? Sonra Gaiplerden bir ses geldi, işte akıllılık işte sarhoşluk dedi. Bu onun sesi, sanki Necip Fazıl Babam, Kainatın aşikar meydanında ki sırrına, aşık olmuş ermişti. Ah Sultan Hazretleri, ne güzel akıyordu hikmetli nehri…Nasılda nefisten arıttı, temizledi Üstadın yüreğini. O yürek uğruna kaç benlik delinmez ki? Okuyunca anladım ki, “Sanat Allah’ı aramakmış, gerisi yalnız çelik çomakmış”! Bende mi sanatkarım şimdi? Üstadım şiirlerini okuyup hayran kalıyorlar, ben şiirin sahibi seni özlüyorum şimdi, semanın hangi katındasın ki? Ufku seyrediyorum, gözümü kırpmadan saatlerce, hayalini bekliyorum yılmadan, rüzgar ol gelde kopyala yüzümü, mırıldanırken şiirini hıçkırmadan…

 

Ey can kafesim, bu sana son öğüdümdür, okuduklarından feyz alki kafesten kurtulmaya bak…İlk gelen vahiy “oku” son gelen vahiye bile öğüttür! Okumaya bak.

 

 

 

Sinem Gültekin

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Selam aleykum.

 

Daha önce bu yarışmaya katılacağımı bildirdiğim halde,maalesef katılamayacağım.Dün gece daha önceden karar verdiğim ve içeriğini kaba taslak zihnimde kurduğum halde,birdenbire içimde oluşan bir ruh yangını şeklinde,yazdıklarım başka taraflara kaydı.Teessür ettim,sızlandım,didindim;fakat yazdıklarım beni Allah Resulü (S.A.V) ile ilgili içimde beslediğim ve birgün yazacağım dediğim en ince edep ve haya noktalarına taşıyınca,bu işin devam ettirilemez olduğunu düşünerek,(bu edep ve haya konusunda belki zaafa düşebilirim diyerek korktuğumdan) kalemi elimden bıraktım ve Üstad'la ilgili olarak yazmayı düşündüğüm yazıyı yazmama kararı aldım.Sanıyorum ki benim açımdan böyle daha iyidir;ama endişerimde yok değil.Ya bu işe nefsim karışmışsa diye de düşünmüyor değilim.İnşaallah nefsimin oyununa düşmemişimdir.

 

Eğer yazmış olsaydım,Üstad'la ilgili makalemin adı NECİP FAZIL'DA EDEP,AHLAK VE AŞK olacaktı.Epey uzun bir yazı yazmayı düşünmüştüm,olmadı maalesef.

 

''Ey Rabbimiz,inşallah bu konuda şeytana ve onun yardımcısı nefsime yenik düşmemişimdir,inşaallah.Sen koru YARABBİ''

 

 

 

 

SACİD.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

NECİP FAZIL’I ANLAMAK

 

Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu,

Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu.(NFK)

 

Necip fazıl deyince zihninde inkişaf eden ne varsa onlar kadar anlayabilirsin o’nu.ama kendisinin de üzerine basarak ifade ettiği gibi gönülden görebilmeyi bilmeden anlamak mümkün olmadığı gibi anlatmak da mümkün değildir..

Aşk ile başlayıp aşk ile biten onlarca dizenin arasında kaybolmuşlukları ve her türlü sarhoşlukları evvelinden bilerek nihayetine kadar zihinde tahayyül etmektir necip.

 

Evvelinde necip ne demektir onu bilmeden geçer üstadı anlamak.Her insan Necip kadar asil ve Necip kadar soylu olursa ancak o zaman ulaşır onun ulaştığı makam-ı şuaraya..O şuara makamıdır ki;gönülden esen nağmelerin samimiyet rüzgarının etkisiyle dizilişidir yan yana düzensiz bir düzenle.O düzen gözle görünen kısmının ziyadesinde gözle görülmeyen gönülde hissiyat ile anlaşılan deruni bir ezgi gibidir.O düzen ki; tatlı dizilişini her dinlediğinde geçen kısacık zamanda farklı bir muhteviyatla farklı bir dünyaya taşımaktır ruhu ve yaşamaktır o güruhu..

 

Necip fazıl bazen siyah pelerinli adamdır. Gecenin en karanlık vaktinde sadece gözleri görünen bir siluet olarak gelir. O ışık saçan gözlerinden nice nağmeler dökülür.Necip Fazıl geçmişle geleceğe köprü kurup zihinleri canlandırmak için kaleminin son damlasına kadar Büyük Doğu’dur ve o sevdiği her düşüncenin oğludur..Yitirilmiş bir ömürde kaybolmuş bir bedende susuzlukla savaşırken iman’ın vermiş olduğu bekleyişle Çöle İnen Nur’dur.Sakarya’da türkü,Eminönü’nde yas,Karacaahmet’te ağlayan cansız gözlerdir….onu anlamak Bir Adam Yaratmaktır

 

O yaşanmış duyguların anlatılmamış öykülerinde hayat bulan anlatılması zor bir Çile’dir.Zihin harmanının tefekkür ormanında yalnızlık ve sonsuzluğu ararken çile çekmektir.işte bu yüzden der ki:

 

yaşamak zor ölmek zor erişmekse zor mu zor

çilesiz suratlara tüküresim geliyor.(N:F:K)

 

Onu anlamak sonsuzluğu aramaktır.ararken mükemmeliyetin kaynağını,deryanın büyüklüğünde kaybolmaktır ve arş-ı aladan yer yüzüne inen nur tanesi damlalara değil de damlaların kaynağına hayran kalmaktır..

 

Bütün bunların ışığında necip fazılı anlamak Allahtan korkmaktır.öyle korku ki onu çok sevmekten hasıl olan tarifsiz bir korku..aşktan türeyen ve sevginin en büyük muadili olan korku..bu yüzden demiştir ki üstat:

 

Aşk korkuya peçedir korkuda ona perde

Allahtan nasıl korkmaz insan onu severde..(NFK)

 

İşte bu yüzden Necip Fazıl’ı anlamak Allah’ı sevmek ve o’nu sevdiğin kadar ondan korkmaktır

 

Mustafa GÖKBULUT

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstad Necip Fazıl… Çizgilere Yansıyan Çile…

 

En sert, en yıkıcı fırtınaların bile, fikir ıstırabının esişine denk olamayacağını Üstadın yüzüne bakınca, ve o yüzdeki katlanmış acıları, mazur kalınmış haksızlıkları, davasına sımsıkı bağlı bir yüreğin meydan okuyan bakışlarını ve tarihte çok az insanın sonuna kadar sürdürebildiği ‘aksiyon’ ruhunu; çizgilerinden tüten mananın derinlerine dalınca, ve o mananın yakıcı asaletini hissedince bir nebze olsun anlayabiliriz. Yüzünü kaplayan çizgileri, 80 küsur yıllık ömrüne sığan 100’den fazla eseriyle birebir düşünmek gerekir. Bir çizgiye bir eser… Bu eserlerin çizgi olarak sığabileceği dünyada kaç çehre vardır? Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu… Tek başına bu eser, bir yüzü asil çizgilerle donatmaya, onu bir güneş gibi aydınlatmaya yeter. Üstadın, milletimize ve tüm dünyaya bıraktığı paha biçilmez bir hazine olan eserleri; yazıldıkları anlarda yazarına ne tür bir fikir çilesi hediye etmiştir, hangi kuşatıcı düşüncelerin dibi görünmez denizinde kürek çektirmiştir, burası mühim… Mesela Bir Adam Yaratmak eseri… 1934 yılına kadar ıstırapla, kanatıcı düşüncelerle geçse bile, henüz rayına tam oturmamış, sistemleşmemiş bir hayatı vardı Üstadın. Yine acı çekiyordu, evet, fakat bu daha çok, karanlığa göğüs germe, ona karşı koyabilme diyebileceğimiz bir müdafaa yöntemiyle oluşuyordu. 1934’ten sonra ise yöntem değişecek, bu kez karanlığa parmaklarında taşıdığı güneşle karşı koyacak, siperinden çıkıp taarruza geçecekti. 1934’ten 1943’e, yani Üstadın meydan yerine çıkışına kadar geçen süre, onun, birdenbire ona hediye edilen dünyayı tanıması, onu anlaması, bu sayede kendini, milletini, tarihini ve tüm dünyayı muhasebe etmesi şeklinde sürüp gidecekti. İşte Bir Adam Yaratmak o yıllara, o sancıyla geçen günlere rastlar ve Üstadın bu piyesi yazarken geçirdiği buhranı tahmin etmekten bile aciz kalırız. Bir dehanın Allah’ı bulma destanı diyebileceğimiz bu piyesin hemen ardında gelen Çile şiiri… Yaratıcıyı bütün benliğinde hissetmenin ağırlığı ve dayanılmazlığı, bu iki eserin meydana gelmesini sağlar. Ve ondan sonra büyüklü küçüklü düzinelerce eser… Eli deniz, kalemi dalga olan Üstad, dilsizler adasının kayalıklarını dövmekle kalmamış, aynı zamanda kumsalını da yerle bir etmeye başlamıştır. Yalnız nefes alacak kadar aralık bırakılan, dikilmiş ağızlar cemiyetinde, meydan yerine çıkıp yüksek sesle mukaddes değerleri ve o değerlerin insanoğlunu iyileştirecek tek ilaç olduğunu, kendisine yönelmiş nefret nazarları karşısında haykırmıştır. Hakikati konuşmakta hiç kimseden, hiçbir şeyden çekinmeyen bir yapısı vardır Üstadın. Hiç durmadan yazmış, davasının tüm yönlerini eserlerine yansıtmıştır. Sancılarla kıvranan beyni, ıstırapla dolu kalbi, kan ve nur damlayan kalemi; bir dehanın yanında taşıdığı birkaç şeydir sadece… Yüzü, yazdığı herhangi bir eserin herhangi bir sayfası gibidir. Satırlarla dolu…

 

Çoğu insan rahat bir hayat sürmeyi arzular. Bu arzu uğruna, inandığı herhangi bir şeyin tam aksi yönünde hareket etmek durumunda kalır kalmaz; savunduğu şeyleri, inandıklarını, birçok mecliste hararetle dile getirdiklerini, gömleğini çıkarır gibi üzerinden kaldırıp atar. Bu durumu da, ‘şartlarına göre hareket ettim’ diye açıklayarak vicdanını bir şekilde rahatlatır. Bu, şartlarına göre hareket eden insanları toplumun her kesiminden görebiliriz. Doktorundan profesörüne, öğretmeninden mühendisine, işçisinden çiftçisine, gazetecisinden banka müdürüne, işsizinden fabrikatörüne, avukatından hakimine, şairinden yazarına… Kaç tane oldukları konusunda herhangi bir fikrimizin olmadığı istisnalar hariç, herkes doğru bildiği ve hakikatte de doğru olan yoldan bir şekilde sapar. Söylendiği gibi, bu zaman gerçekten de taş kalpli bir yüreğe sahip ve iyilik kanatlarını da taşlara bastırıp ezmekte oldukça mahir. İşte, kanatları ezilmek istenen asil insanlardır ki, kollarını kaptırdıkları zulüm makinelerine yürekleriyle meydan okuyarak, yüzlerinde oluşan çile çizgileriyle çağlara hükmederler. Rahat bir hayat sürmeyi ötelere bırakmış insanlardan bahsediyoruz; ıstırap dediğimiz fakat manasını anlamakta güçlük çektiğimiz, o, bizim için belirsiz şeyi çekenlerden, onu bizzat yaşayanlardan… Hiç şüphesiz, Üstad Necip Fazıl da o insanlardan biridir. Az önce şartlarına göre hareket eden insanlardan bahsettik. Eğer Üstad şartlarına göre davransaydı, maddi olarak kendisine her türlü kapı açılır; evladına alacağı bir litre süt parası için yetersiz kalan cebi, evladına her öğün süt banyosu yaptıracak kadar dolu olurdu. Hayatının her devresinde maddi sıkıntılar çekti fakat hayatının hiçbir devresinde, bu, dünyayı satın alan kağıt parçaları için eğilmedi, davasından zerre feda etmedi ve onurunu soylu bir insana yakışır şekilde korudu.

 

Bir davette karşılaştığı ve ayaküstü sohbet ettiği Mihaliof isimli, Rusların kültür ateşesini dinleyelim : “Eğer Türkiye’deki adamımız sen olsaydın, Moskova’nın yarısını sana verirdik, fakat sana böyle bir teklifte bulunmayız çünkü komünist olmayacağını biliyoruz.”

 

Son kelimeyi tekrar edelim. “Biliyoruz…” Bir insanın, kendisine düşman olanlar tarafından takdir edilen yönü eğer samimiyetiyse, o insan büyük bir saygıyı hak ediyor demektir. Evet, bu “biliyoruz” itirafıdır ki, Üstadın davasına olan bağlılığının mühim kanıtlarından biridir.

 

İslami yayını hafifletmesi ve kılıçtan keskin olan kalemini kendi partisine değil de diğer partiye yöneltmesi için, devrin BAŞBAKAN’I tarafından kendisine teklif edilen 100 bin lirayı, ‘eğer kabul etmezsen başına geleceklere hazır ol!’ tehdidine rağmen elinin tersiyle itip nefretle kabul etmediği içindir ki, İslam davasına gönül verenlerin en büyük kahramanlarından biridir Üstad. Evet, devrin sayın Başbakanının da lütuf! buyurdukları gibi, başına gelmeyen kalmamıştır Üstadın. Hapse girer, Büyük Doğu sürekli kapatılır, alçakça iftiralara maruz kalır, evdeki eşyasını satacak kadar zor duruma düşer…Güzel bir söz var : “Bir insan bütün dünyayı elde etse… Karşılığında da ruhunu kaybetse… Ne kazanmış olur?” Tersini düşünelim. Bir insan bütün dünyayı kaybetmesine karşılık ruhunu koruyabilse ne kazanmış olur? Hiç şüphesiz dünyadan ve onun tüm zenginliklerinden daha değerli bir şeyi…

 

Üstadın resimlerinden birine bakalım. Bütün acıları yüzünde; alnındaki, yanaklarındaki çizgilerde saklıdır sanki. Ruhi acıları ve madden yıpratılışı… 80 küsur yıllık ömrünün tüm eserleri, tüm hapisleri, tüm müdafaaları, tüm coşkuları, tüm hüzünleri, tüm anıları ve tüm çileleri yüzünde toplanmış, birer çizgi olmuştur sanki…

 

Rasim Özdenören’in, Üstadın yüz çizgilerine dair söylediklerini okuyalım :

 

“Bu yüz, çizgilerle, çukurlarla alabora olmuştur. Burun deliklerinin üstünden yanaklarının altına doğru iki derin çizgi iner, yanakları sayısız çizgilerin kesiştiği bir alandır, alnı kaşlarından başlayarak kat kat derinlemesine çizgilerle yükselir. Ben, onun bir resminde, tabiî duruşu halinde alnında tam onbir çizgi saydım. Yüzündeki bu kadar çok çizgiye rağmen şaşılacak şey şudur: bu yüz, porsumuş ve buruşuk değildir. Tersine, cevval, enerjik fakat aynı zamanda mustarip ve aristokrat bir ifadeyi barındırmaktadır.”

 

Bu güzel tespitlerin yanına Balzac’ın bir romanında söylediği şu cümleyi ekleyebiliriz : “Soylu ve değerli düşüncelerle yücelmiş ruhlar en kaba çizgilere bile damgalarını vurup onları yok ederler.”

 

kayıpdefter

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

BÂBIÂDİ’nin GENÇ ŞAİRİ

 

 

''Bütün bir mevsim, Paris'te gündüz ışığını görmedim.. Paris'te gündüz nasıldır haberim olmadı. Gün doğarken yatıyor, gecenin başlangıcında da hafakanlarla yatağımdan fırlayıp kulübe koşuyorum.''

''1924-1925 çilelerin en can yakıcısıyla hayat sürdüğü yıllar..''

 

..Her gencin idealinde kök salan batıda -hele de Paris'te- okuma şansını elde eder. Fakat kendi tabiriyle; ''Şehrin başları üstünde yükselen kapkara çatılarını ve esrarlı bacalarını mânâlandıramayanlar ..'' gürûhuna dahil olur; Paris'e bakar ama göremez.

 

O yıllarda marazalı bir ruh hâleti içerisinde, azgın bir at misali nefsini sadece kumarla doyurmaktadır. ''FENÂ FİL-kumar'' tabirinden /aslında kime, ne emel ile kullanılan bu tabirden/ haberli ama tatbik hususunda gecikmelidir. Anbean yaptığı hesaplarla; yürek kızına, gönlünü, aklını, zihnini, her şeyini satmıştır. Pekâla ''Acaba mesut muyum, bedbaht mıyım?'' sualinden, her zaman ruh cenahının oburâne iştahla nefsinden yediği, en olmaz vakitlerde nefsini boğazladığı; bu hesaba çekilme halinden yakasını kurtarabildi mi? Elbette ki hayır. Sordu, sorguladı, kafasından kaçmanın yollarını aradı. ''O müthiş anları asla unutamaz.''

 

Paris'te tek dostu Burhan Ümit.. Genç Şairi kendine getirebilmek adına her lahza tembihli, tenkitçi, ağlamaklı;

''_Bırak şu kumarı, kuzum; derslerine sarıl!.. Yeni ihtiraslar ara kendine! Seninle, tiyatro, konferans, konser, kütüphane, bohem kahveleri, serseri meyhaneleri, dansing, kabare, bütün Paris'i delik deşik edelim.. Ama şu öldürücü illeti silk, at üzerinden!.. Kendine acımıyor musun?..''

 

_Kendime acımak için böyle yapıyorum!

_Öyleyse?

_Eğer benim o dipsiz uçuruma düşmemdeki sırrı bilseydin yakamı bırakırdın!

_Neymiş o sır?''

_...

 

Söyleyemez. İçine dolduğu, ufka doğru düşmeler yaşadığı, kafasını adeta lime lime ezen o düşüncenin, illetin akrep kıskacından bahis açamaz. Çünkü, kendine musallat olan bu ahvalin koskoca bir evham olabilme ihtimali de yok değildir. Belki de yalan uyduruyordur, bir giz; nefsin binbir renkli mevsimlerinden hangisine düştüğünü kestiremeyecek kadar alacakaranlıktadır. Bir hâl arar kendine ya da hâline uygun bir kelime ki; henüz bulmasına çok vakit vardır..

 

''_Allah'ım beni kendi kendimden kurtar!''

 

Bazen düşmenin acısını hissedebilmek adına, en yükseğe çıkmak gerekir. Yâhut selim anlarının kıymetini bilmek namına, tüm cüsseni marazalı gibi sarsacak nöbetlere yakalanmak.. Deli gibi isteme, yakarma, yalvarma safhalarına davet için, O her bataklığa sürükler, sen de her günahın pençesine düşersin. Fakat bir yerde aklına çivi mıhlıdır, ruhunun eli-ayağı kesiktir. Ne yapsan yüzüne yayılan tebessümü, yüreğine giydiremezsin. Ve gelenin nefsine yaşattığı dersi, hiçbir akıl idrak edemez. ''Benim beynim, kimsede olmayan birtakım hallerin vehim nebatları yetiştiren bir hastalık tarlası.'' Ve o tarlanın yabani dikenleri günbegün beynini kanatır.. İnsanlar mı? Bundan haberli değiller. O Bâbıâli'nin, ''Kuzum, bu sesi nerden buldun?udur veTürkiye'nin Bodler'i.. Dahası ne olabilir ki?

 

Irak topraklara sürgün kâr etmez. Yüreğinin en mahrem yerlerini gıdıklayan, aklına ağ ören şu yürek kızı; ah belalı meşgale!.. ''Cemile'' ilk doru atı; asil, has arap atı. .Deli gibi döver ovaları, onu ufka kaçırır.. Ne de sen unutturabildin Cemile!

...

''_Şimdi söyle bakalım, şu kumarı sen niçin oynuyorsun?

...

_Benim kumar oynamamdaki sır kumar masasındakilere anlatılabilecek bir şey değil...''

 

Beyni en köşe hücrelerine kadar mefluç, idaresinden tamamen hâli; ''Kimse bana kendim kadar düşman değil!'' cümlesi.. Bulunduğu vaziyetin kötürümlüğünden haberlidir, gel gör ki; bazen efkarın dört nala damarlarında koşturmasına mâni olunamaz.. Ve kurtuluş için en alt tabakaların basit hesapları bile oyuncak seçilebilir ve seçilir.

O zaman zarfı içinde fikri sabitler tamamen his iptaline uğrar. Gözleri, yüzü anlık seğirmelerle oynamaktadır. Nefsine emziğini verip, kapa çeneni! der gibi yakasını bırakmasını ister. Ve susmayan bir ses varsa, o da insanın içinden gelenidir. Milyonları peşinden sürükleyene kadar ve O pınarın peşinden sürüklenene kadar ses/ler hiç susmayacaktır. Ve gelecek zamanlar hiç silinmeyecek bir mürekkebe gebe kalacaktır. Fakat daha Genç Şairi çok yanmalar bekler..

 

''İnsan, çürümez, pörsümez, lif lif dağılmaz da ne olur bu cemiyette?'' Ve beyin, çatla öyleyse!

Ruhunda düğümlerle, beyninde fikri sabit; bir deva gibi hep ona kaçış.. Hatta son parasına kadar soyan, aç bırakan, otuz yaşını yutan hep o fahişe; kumar!..

...

''_Anlat bakalım şu anlatmaktan çekindiğin sırrı..

_Alışkanlık işte..

_Olamaz, sende, ruhunda bir düğüm var..

...

_Ben, maddi ve mânevi neyim varsa kumara, eczahaneden ilaç alır gibi veriyorum.

...

_Anlayamıyorum..

_Anlayamazsın!''

 

Bu öyle bir müstemlekedir ki, bütün zelilliğiyle kabul görülme, ama ondan ayrılığa bir türlü güç yetirememe.. İnsanın anlatmada aceze kaldığı, idrakte beyni zıplatan bir mefhum.. Ahtapot gibi saran, tüm derine o zehri şırıngalayıp tamamen hissi iptal etme; ama dönüp dolaşıp onda soluk alma hâleti...''Yangına, itfaiye hortumiyle su yerine gaz sıkar gibi bir şey...''Ne denilebilir ki?

 

''Düşünmenin, acıya battıkça daha fazla batmak ihtiyacının ilâcı...'' İşte bu, tek başına tüm cüsseyi esir almış kıstas; ruha can çekişmeler tasallut eder, dimağı vehim kıskacına yakalatır, her şeyden müstağni olunur, ve sadece uzaklara düşmeler yaşatır. Kendi kendinden kaçmayı, peşine düşen evhamlardan kurtulmayı, hep onda arar; yürek kızında... Çözüm olmaz, olamaz, ne de etrafındaki ahmak kafalılar. Sadece beyin kıvrılmaları içinde, yüzündeki seğirmeler... Ah cins kafa! Zordur taşınması, sırrı olan kafanın!.. Artık korkmalar başlar, delirmekten, aklını oynatmaktan.. Uyumak mı? dediniz.

 

''Yalnız hayret, haşyet, dehşet...

Başka mânâ tanımıyorum.

Uyuyabilir miyim?''

 

Mânevi bükülmeler sayısını arttırır, patlayacak kadar genişleyen kafası, cinnete anbean koşar. Adeta tabiatının ıstırapla kardeşliği vardır. ''Onca, idrak ıstırap, ıstırap ise idraktır.'' Baştan aşağı vehim kumkuması...

...

?''_Benim çıldırmaktan korkum, seninkinden çok fazla...

Genç Şair_Bunun için mi esrar içiyorsun?

?_Uçurumların nasıl çektiğini bilmez misin?

Genç Şair_Nasıl bilmem!...

 

Ve tüm ağırlığınca dipsizliğe tutulmuştur!

……..

Sene 1931, yaş 27.. Bunca fikir nöbetlerine yakalanma esnasında askerlik gelir çatar. Kısa zamanda rütbe rütbe büyüme. Müsavilerini boyunduruğu altına alma ile emir sahibi olmanın vermiş olduğu mağrurluğa yakalanış. Zaman zaman uzun vakitli görevden uzaklaşma/kaçmalar. Geceleri yastığa kafasını koyduğu anda ritmik horultular eşliğinde rücu eden bohemli mazi. Hastalıklı düşüncelerden zar zor yakayı kurtarma gayretleri. Mevcut hâl ile 6 ay neferlik, Harbiye’de 6 ay talebelik, ardından 6 ay subaylık.. Kendisini ısıran evhamlara daha fazla sabredememe ve talebelik dönemini erteleyiş..

 

Ve Genç Şair tekrar ‘’Esafil-i Şark’’ idraksizlerine kapılanır. Gittikçe büyüyen kimlik, etrafınca methiyeler ve ‘’Otuzundan eksik şairlerin en üstünü!..’’ yaftası. Daimi üniforma ve ‘’Esafil-i Şark’’ müdavimliği arasında gel gitler..Fevzi Çakmak’ın; ‘’Boyuna uzattığı askerlik hayatı benimkine yakındır!’’ latifesiyle aslında müşahhas bir zemine oturtulan kafa-ruh yapısı. Çünkü; bulunduğu vaziyet katlanılmazdır. Kafa vaziyeti..

 

Askerlik ennihayet neticelenir. Bankacılıkta çalışma safhaları.. Yine Bâbıâli’nin kof kodamanları eşliğindeki harcanmalar. O zamanın şehirleşmeyen Ankarası; daraltılı aylar ve Anadolu’ya tayin istemi. Ve Trabzon. Buraya da yalnız birkaç ay sabredebilecektir. Sürekli banka işleri, hesaplar, okuma, yazma, düşünme… Sonunda kovulmaya sebebiyet verecek kadar sert uslüp ile izin istemesi, netice beklenmeden İstanbul’a yolculuk.. ‘’Şair olduğu için elbette garip ve muvazenesiz de olması gereken adam..’’ tekrar Bâbıâli içerisindedir..

 

‘’29 ‘uncu yaşını sürüp doğduğu ay olan Mayıs’a doğru 30’uncu yaşına ilerlerken 1934 kışının başlarında sessiz sedasız, hayatının en büyük kasırgasına çatıverdi.’’ (Nokta Nokta) Hanımefendi!

 

Bir gün Tarhan’ın eşi Lüsyen Hanım’ın teklifi üzerine ‘’tipik’’ hanımefendiye giderler. Taksim’de bir apartman. İlk karşılaşmada tuhaf cereyan.. Kendisinden 7-8 yaş büyükçe, asil bir paşa kızı. Garip cazibeye meyilli, tutuk beyin..

Bankada ne iş görse aklı hep onla dolu; birini dinler gibi olup, bir şey yazar gibi görünüp hep ona iltica.. Kaçınılmaz bir kuvvetle onda dağılma, onda toparlanma. Şimdiye kadar, hep bir üst perdeden edebiyat çerçevesinde bahis olan kadın aforizmasına, birinci dereceden mahkûmiyet. Hep bir kaçan hayâl ve o kovalayan bir hayalettir. (Nokta Nokta) Hanımefendi’de muazzam büyüleme; ‘’ Kendini damla damla vermeyi bilmek ve testiyi asla boşaltmama sanatı.’’

 

Genç Şair kendi içinde savaşlardadır. Ceketini giydirmek kadar kolay ve içi-dışıyla kendi benliğine boyaması fikrine tenakuz kendi benliğinden ödün verme ve sırt üstü düşmeler.. Kendini, kendi eliyle parçalamak ve bölmek ama yine de gururuna yedirememe ve fuzuli teşebbüsler..

 

Aylar kıvranmalara şahit, tüm hayatın merkezine oturtulan (Nokta Nokta) Hanımefendi; bu histen öte, elde edememe, ulaşamama çaresizliğini onuruna yedirememesidir. ‘’ Başkalarına meltem görünen kasırga onu harap etmiş, esiyor.’’

 

Hangi yolu denese, ne kadar kendisine hayran bırakmaya çalışsa daim aynı çerçeve; resmi bir eda ve ilgisiz bir tebessüm.. Aklından zerre çıkmaz, sürekli yalısını perçinlemeler. Aramalar, konuşmalar, davetlere iştirak.. Mektuplar yazmaya başlar, bir gece yine kalem elinde, akıl büsbütün hâkimiyetten hâli ve ense kökünde fezaları hissetmenin arefesi.. Yıl 1934.

 

‘’Artık siz benim için lüzumsuz bir şeysiniz! Size erişememenin inkisarı içinde asıl ve erişilmesi gerekenin kim olduğunu dehşetle görüyorum. Siz bana ne verseniz neticede verebilmek kudretinde olmadığınızın ihtarcısından başka bir şey olamazsınız! Siz bana istediğimi veremezsiniz! Siz hayal, bir gölge, bir benzeyiş, bir remzden ibaretsiniz.. Siz, mutlak yokluğunuz içinde malikiyetin mahrumluğa dönen şekliyle karşıma mutlak varlığı, Allah’ı çıkardınız!’’

 

Ve şiddetle sarsılmalar başlar, bir nazarın himayesinde azaplı davetiye..

 

Bir yaz sabahı, denizi geçip Eyüp’e düşüş…

 

1934’ün son günüyle 1935’in ilk günü; Genç Şair ölmüş, Necip Fazıl henüz doğmuştur! Ve başlar kendi kendiyle bambaşka bir muharebe…

 

‘’Gerçek aşka bir oyunla geçtim.’’ (Nokta Nokta) Hanımefendi’nin karşılığı.

 

‘’Herkes kumarı kumar için oynadığımı sanıyor… Halbuki ben kumarı, düşünmemek için oynuyorum. Ruhuma üşüşen sabit fikirlerin beyin zarımı yırtan vehimlerin biricik ilacı olarak onu buldum.’'Kumarın karşılığı.

 

‘’Hiçbir yerde sırları çözüldükten sonra kalınamaz!’’a itaat ve nihayet.

Sark

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamunaleyküm Dostlar...

 

Acizane yüreğimden süzülen damlaları toplayıp birikinti yapmak istedim.

 

Üstad' ımıza...

 

NECİP FAZIL

 

Aklın perdelendiği, Fikrin irdelendiği

Acizkâr bir zamana atandı Necip Fazıl.

Dalgaların coştuğu, göklerin delindiği

Ufuklara sığmayan kaptandı Necip Fazıl.

 

Bir yürek ki; coşkundur, Sakarya' ya benziyor

Allah dostunu sevip, düşmanını eziyor.

Bir zindana girip, bir memleketi geziyor

Vatanı bilmeyene vatandı Necip Fazıl.

 

Dedi ki bir gün; "Yoktur ölüm, Allah diyene"

Gönlüne Peygamberin hırkasını giyene.

Yok saydığı geçmişi o tarihten bu yana

Sözünden, kelamından utandı Necip Fazıl.

 

Necip Fazıl deyince hangi kalem doğrulmaz

Hangi fikir ki; O' nun fikri ile yoğrulmaz

O, koca bir çınardır; yıkılmaz ve eğrilmez

Rüzgarlara yazılan destandı Necip Fazıl.

 

Yudum yudum içseler tükenmez bu okyanus

Azraile tebessüm, değildir O' na kabus

Yüreğinde Mevlana, gözünde Koca Yunus

Şairler diyarında sultandı Necip Fazıl.

 

Selçuk YILDIRIM

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Selam aleykum.

 

Daha önce bu yarışmaya katılacağımı bildirdiğim halde,maalesef katılamayacağım.Dün gece daha önceden karar verdiğim ve içeriğini kaba taslak zihnimde kurduğum halde,birdenbire içimde oluşan bir ruh yangını şeklinde,yazdıklarım başka taraflara kaydı.Teessür ettim,sızlandım,didindim;fakat yazdıklarım beni Allah Resulü (S.A.V) ile ilgili içimde beslediğim ve birgün yazacağım dediğim en ince edep ve haya noktalarına taşıyınca,bu işin devam ettirilemez olduğunu düşünerek,(bu edep ve haya konusunda belki zaafa düşebilirim diyerek korktuğumdan) kalemi elimden bıraktım ve Üstad'la ilgili olarak yazmayı düşündüğüm yazıyı yazmama kararı aldım.Sanıyorum ki benim açımdan böyle daha iyidir;ama endişerimde yok değil.Ya bu işe nefsim karışmışsa diye de düşünmüyor değilim.İnşaallah nefsimin oyununa düşmemişimdir.

 

Eğer yazmış olsaydım,Üstad'la ilgili makalemin adı NECİP FAZIL'DA EDEP,AHLAK VE AŞK olacaktı.Epey uzun bir yazı yazmayı düşünmüştüm,olmadı maalesef.

 

''Ey Rabbimiz,inşallah bu konuda şeytana ve onun yardımcısı nefsime yenik düşmemişimdir,inşaallah.Sen koru YARABBİ''

 

 

 

 

SACİD.

 

 

Bazen insan nefsine yenik düşmemek için mücadele ederken bile nefsin kucağında hayat sürüyor olabilir... Ah bu nefs, ah bu nefs... O ne sinsidir; nereden sokulacağı belli olmaz...

 

''Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla...''

 

''Onlar ki, her nefeste habersiz öldüğünden,

Gülüp oynamaktalar, gelir gibi düğünden.''

 

Aman dikkat...

 

Not: Yazdıklarım yarışmaya dahildir haaaaa.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...