Jump to content

mütereddid

Tahammül Mü Hoş Görmek Mi?

Recommended Posts

Tahammül mü hoş görmek mi?

 

Bir Müslüman imkanlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm ahlak ve âdâbının hakim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür.

 

İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur.

 

Bir Müslüman yukarıda özetlediğim imkanlardan mahrum ise, çok dinli, çok kültürlü, çok ahlak anlayışlı bir toplum içinde yaşamak durumunda kalmış ise ne yapacaktır?

 

Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır.

 

Şartlar, ötekilerden ayrı bir mekana yerleşip orada kendi inancına göre yaşamaya elverişli değilse bunu da yapamayacaktır.

 

Geriye beraber, yan yana yaşama şıkkı kalıyor.

 

Şimdi bir apartmanda, bir sokakta, bir mahallede eşcinselinden sarhoşuna, nikahsız birlikte yaşayanından (zina edenlerden) kumarcısına, Müslümanları sevmeyenlerden düşmanına, sokakta sevişenden çıplağına... kadar birçok insanla yan yana yaşıyoruz. Peki dindar Müslümanların bu insanlara karşı iç ve dış tavırları ne olacaktır?

 

İç tavırdan başlayalım:

 

Müslüman bu davranışları asla beğenemez, bu fiillerden nefret eder, imkan bulsa düzeltme ve engelleme niyetini muhafaza eder.

 

Dış tavır olarak da dine, ahlaka ve âdâba aykırı davranışı çekinmeden, gözünün içine baka baka, meydan okurcasına sergileyen insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlardan sakınır. Onlar kötü halleri içinde iken en azından tebessümünü esirger.

 

Durum böyle olunca çoğulcu bir toplumda yaşayan Müslümanın farklı olanlarla zorunlu ilişkisinin adına ben ısrarla "hoşgörü" değil, "tahammül" diyorum.

 

Bu yazıma tepki gösterecekler, "bu ayrımcı, bölücü, birlik ve beraberliği zedeleyici" bir yazı diyecekler olacak; bunu biliyorum. Ama bir Müslüman, farklı olanlarla arasındaki farkın "farkında olmak" mecburiyetindedir ve dindarlık bakımından en önemli tehlike bu "farkında oluşun" ortadan kalkmasıdır. Şartlar öyle getirdiği için farklılığa tahammül ederek, kimsenin -düzen tarafından verilmiş- hak ve hürriyetine müdahale etmeden yaşamak başkadır, hoş olmayanı hoş görmek başkadır

 

Hayrettin Karaman/Yenişafak

 

07.08.2011

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

 

Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır.

 

 

 

 

bu yazının yazılma gayesi bu cümledir. Bu cümleyi söyleyip, müslümanların bu fikre inanmasını sağlamaktır. Buna inandırdıktan sonra zaten bulundukları halden fazlasıyla memnun olan müslüman kitle, velev ki bir hamleye girişme istidadı gösterir gibi bir eğilimde bulunacak olsa Hayreddin Hocalarının bu klişe cümlesi gözlerinin önüne gelecek.

 

"Ya abi zaten şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait değil ki ya, geçen hayreddin hocamız da böyle yazdı okumadın mı?" "Ne yapalım abi, yapacak birşey yok ki?"

 

Hayreddin Hoca yine aba altından vurdu sopayı müslümanlara , bir de kendine mağdur rolü vermiş, yazıklar olsun!

  • Like 4

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"Ne yapalım" dan tehlikeli, çok daha tehlikeli bir cümle: "Ne var bunda!"

 

Müdahale biryana, farkın farkındalığı biryana; hazin ki farkı kapatmak için sirk maymununa dönen bir nesil var karşımızda.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hoca Hoca bu yazına kimse merak etme laf etmez! aksine alkış tutarlar bak ne hoca ama tahammül edin diyor!

 

Kusura bakma Hocam İyiliği emret kötülüğü yasakla'dan hiç bahsetmemişsin? hiç bahsetmemişsin bu ülkenin başsız olduğundan? hiç bahsetmemişsin demokrasi denilen illetin bu milletin dna'sı ile örtüşmediğinden? hocam hocam sen alimsin sen böyle ılımlı bir yazı ile tahammül dersen cemaat bunu hoşgörü kabul eder!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"Kusura bakma Hocam İyiliği emret kötülüğü yasakla'dan hiç bahsetmemişsin?"

 

Öldürelim, tamam öldürelim lakin, hakkını yemeyelim. Bunun için ilk paragrafa dikkatinizi celbedeceğim.

 

"Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür."

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Aslında, günah ve günahkar karşısında olması gereken tavır üzerine ne zamandır bir konu açmak istiyordum. Bu yazıysa bu konuyu gündeme oturtmuş, tartışma odağı haline getirmiş. Öyle ki birilerini acaip ürkütmüş, bizim camiadada da yeni bir tartışma başlatmış.

 

Karaman'ın Yazısından PKK da Rahatsız Oldu

 

İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman`ın laikçi çevreleri rahatsız eden "Tahammül mü, hoş görmek mi?" başlıklı yazısına bir tepki de PKK`nın yayın organından geldi. Prof. Karaman gündemdeki yazısında "İslam`a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- 'onların aykırı fiilleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi` tedbirlere başvurulur" yorumunda bulunmuştu. Karaman`ın bu yazısı "Müslüman gibi yaşamayanlara özel bölge tavsiyesi" yollu yorumlar üzerinden tartışma konusu olmuştu.

 

Hürriyet`ten Ertuğrul Özkök gibi isimlerden gelen tepkilerin ardından PKK`nın yayın organı da Karaman`ın bu yazısından rahatsız oldu.

 

PKK`nın yayın organı FHA`da yayınlanan Mehdi Atay imzalı analizde, Karaman`ın bu yazısı "taammüden provokasyon" olarak değerlendirildi. Yazıda "Karaman`ın soyunduğu toplum mühendisliği. Hem de Hitler, Musolini, 12 Eylül faşist rejimi tarzı bir toplum mühendisliği. Karaman, 'İslamiyet` üzerinden 'mümini`, onun 'ideal` hayatı üzerinden de kendi toplum mühendisliğini inşa ediyor" denildi.

 

EŞCİNSELLİK SAVUNMASI

 

Yazıda ayrıca şu yorumda bulunuldu: "Tahammül mü hoş görmek mi?" ikileminde "tahammülün" sınırını da kendisinin belirleyeceği çok açık görünen Karaman, kumar ve içki kullanımı ile aynı "zararlı" kategoride algıladığı eşcinselliği de "geneleve" kapatmak istiyor. AKP`li Selma Kavaf gibi eşcinselliği, "zararlı" bir durum olarak addeden Karaman`ın, bugüne kadar değinmediği bu konuyu bugün dillendirmesinde AKP`nin aldığı yüzde elli oyun etkisi unutulmamalıdır. Açıktır ki, iktidarın çirkin, rijit, biçimlendirici dili, "İslami kesimin" mazlum dilini yok ediyor."

 

YENİ AKİT

 

Hürriyet'ten Ahmet Hakan:

 

Süper tehlikeli bir yazı

 

"HAYRETTİN Karaman Hoca Yeni Şafak'ta bir yazı yazdı.

 

Yazının özellikle şu bölümü önemli:

 

“Bir Müslüman imkânlar ve şartlar elverdiği takdirde İslam ahkâm, ahlak ve adabının hâkim olduğu, kimsenin aleni olarak bunları çiğneyemediği bir toplumda yaşamak ister. Yine imkân bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, adaba aykırı bir davranışa engellemek veya ıslah etmek maksadıyla müdahale etmekle yükümlüdür”.

 

Açıkça söylüyorum:

 

Hayrettin Hoca'nın bu yaklaşımı, “süper tehlikeli” bir yaklaşımdır.

 

Oruç tutmayana kötek atıldığının emarelerinin görüldüğü bir toplumda yaşıyoruz.

 

Böyle bir toplumda...

 

Saygın bir din âlimi, “Her Müslüman dine, ahlaka, adaba aleni olarak aykırı bir davranışa müdahale etmekle yükümlüdür” diye yazarsa...

 

O toplumda ortalığı “durumdan vazife çıkaracak” müminler kaplar.

 

Bu müminler, Hayrettin Hoca'dan “kapı gibi” fetvayı kapmış olmanın gönül rahatlığıyla raconu keserler.

 

Hem de kendilerine göre bir din, kendilerine göre bir ahlak, kendilerine göre bir adap tanımı yaparak...

 

Kimine göre mini etek adaba aykırıdır, kimine göre oruç vakti sigara içilmez, kimine göre erkeğin kulağına küpe takması dine terstir, kimine göre cuma vakti sokakta dolaşılmaz, kimine göre eşcinsel kovalamak ibadettir.

 

Ayrıca...

 

“Müdahaleyi gerektiren aykırılıklar” meselesi de gayet belirsizdir.

 

Mesela Hayrettin Hoca “müdahaleyi gerektiren aykırılıklar” diye bir liste çıkarsa bile işin içinden çıkamaz.

 

Çünkü o liste, “İslam’ın listesi” değil, “Hayrettin Hoca’nın listesi” olur.

 

Hayrettin Hoca yazısında “Nasıl bir müdahale?” sorusuna da yanıt vermemiş.

 

Bu durumda...

 

Müdahalenin biçimi de kişiden kişiye göre değişecektir.

 

Mesela adam...

 

- Munisse kibarca ikaz eder...

 

- Hafif sertse kaşlarını çatar.

 

- Ağır abiyse sopayla saldırır.

 

- Bitirimse bıçak çeker.

 

- İş bitiriciyse kurşun atar.

 

Hayrettin Hoca bize söyleyebilir mi acaba?

 

Hangi müdahale daha İslami?

 

Hayrettin Hoca şimdi çıkıp da “İyi ama ben "düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında' diye bir çekince koydum” demesin.

 

Çünkü...

 

“Düzelteyim derken bozma ihtimali bulunup bulunmadığı” meselesi de fena halde belirsizdir.

 

Adamın biri “bozma ihtimalinin bulunduğunu” düşünür, diğeri ise düşünmez. Adamın biri sakınca görür, diğeri ise görmez.

 

Ne yani?

 

“Aykırı durumla karşılaşan mümin birey”, Hayrettin Hoca'yı arayıp “Hocam aykırı bir durumla karşılaştım, müdahale etmem halinde düzelteyim derken bozmuş olur muyum?” diye fetva mı isteyecek?

 

Peki tam da fetva istenirken “aykırı duruma yol açanlar elden kaçarsa” ne olacak?

 

Hayrettin Hoca “Ama ben İslam'da var olan "emri bil maruf', yani "iyiliği emretme' anlayışından söz ediyorum” diyebilir.

 

Bu tür bir savunma, işaret ettiğim belirsizliklerin doğuracağı sakıncaları ortadan kaldırmaz."

 

*

 

Özkök de bayağı korkmuş. "Müslümanları gettolara kapatalım" diye başlık atmış. Ayrıca Taraf'tan Ayşe Sözen "Müslümanca yaşamak üzerine düşünmek", Yenişafak'tan Ayşe Böhürler "Hangi tahammül", Fatma Barbarosoğlu da "Tahammül ile hoşgörü arasında Müslüman kimliği" başlıklarını köşelerine taşımışlar.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hem cahil hem cesur oluyorlar

 

Sonhaber.com adresli bir site benim pazar günü çıkan yazımı polemik konusu yapmış. Her konu bilenler tarafından tartışılabilir; buna bir diyeceğimiz olmaz. Ama iki şeye itirazım var: 1. Ağzı olan herkesin bilir bilmez konuşması, tartışması ve ahkam kesmesi. 2. Bir kimsenin söylediğini olduğu gibi vererek değerlendirmek ve tartışmak yerine çarpıtmak, değiştirmek, işine geldiği gibi şekillendirmek. Bu site işte bu ikincisini yapmış. Bakın benim yazımı nasıl değiştirerek, çarpıtarak veriyor

 

"Bizden olmayanlara gettolar yapılsın. Yeni Şafak gazetesi yazarı Prof. Dr. Hayrettin Karaman'ın dün yazdığı "Tahammül mü hoş görmek mi" başlıklı yazısı İslami kesim tarafından eleştirilmişti. Karaman, yazısında "Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından" söz etti".

 

Okuduğunu anlamayacak kadar cahil isen önce öğren sonra konuş. Anladığın halde saptırıyorsan, değiştiriyorsan senin ahlakla ilgili problemin var demektir.

 

Ben yazımda ne "gettolar yapılsın" dedim, ne de "Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından" söz ettim. "İslam toplumunda –ki, İslamî devleti kastediyorum- bu, ahlaka ve dine aykırı fiiller için ayrı mekanlar ihdas edilebilir" dedim. Bunun demokrasilerdeki örneği, ayrılmış yerlerdeki genelevlerdir.

 

Hadi gazeteci ve cahil veya bağnazlıktan kör olmuş kimseler bu saptırmayı yapmış, ya okumuş yazmış bazı kimselerin yazıma bakmadan yorum yapmaya kalkışmalarına ne demeliyim bilemiyorum!

 

En iyisi aynı sitede verilen yorumlardan ikisini buraya taşıyarak "benim ne demek istediğimi anlayanların bulunduğunu" ortaya koymak olacak:

 

"Sayın arkadaşım okuduğunu anlamamışsın, benim yorumumu da anlayacağını sanmasam da (Hayrettin hocayı anlayamayan beni nasıl anlasın) seviyene inerek anlatmaya çalışayım. Üstad diyor ki, sen ibadetini elbette yapacaksın, ama sayacağım şeyleri meslek haline getirmiş ve bunu yaymaya çalışan "eşcinsel, zani, alkolik, lezbiyen vs" tarzı hayatı yaşam felsefesi yapmış, bunu bir de savunup hatta normalleştirmeye çalışan insanlara şimdiki kısım hocama ait "İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse -İslam toplumunda- 'onların aykırı fiilleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi' tedbirlere başvurulur." Burada anahtar kelime İslam toplumu, öncelikle biz islamî bir toplum değiliz, belki "Müslümanların çoğunlukta olduğu topluluk" denebilir; dolayısı ile yukarıdaki kavram bir islamî gerçeği söylerken bizim Türkiye'deki sistem içinde uygulanabilir değil; zaten yazar da bunu ifade etmiş. Bir de madalyona şu tarafından bakın: Karşı komşunuz eşcinsel ve iki erkek aynı evde, alt komşunuz lezbiyen ve iki kadın hatta bazen kadınlar aynı evde, üst komşunuz da alkolik ve her gün başka hatunla, sizin de 16-17 yaşında kız ve oğlunuz var ise giderken onları evde bıraktığınızda gözünüz arkada kalmadan emin olur musunuz? Ha zaten sorun yok derseniz bu yazı sizi bağlamıyor, hayatınıza devam edin, eleştirmenizin de bir anlamı yok, hocam letafetinden az bile söylemiş."

 

"Hoca onlar ayrı yerde yaşasın dememiş. Yani burada öyle yazmıyor. "Biz ayrı yerde yaşamayı istiyoruz ama imkan yok buna" demiş. "O zaman iç içe yaşamaktan mutluluk duymuyorum" demiş. "Sadece tahammül ediyorum" demiş. Ben de böyle düşünüyorum. Keşke bizi ayırsalar ama imkan yoksa yarı çıplak, gayri ahlaki yaşam süren insanlarla Müslüman mutlu mesut yaşam süremez. Bu gerçeği kabul etmek lazım."

 

Siz yine de yazımı baştan sona bir okuyun.

 

Hayrettin Karaman

 

11.08.2011

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hatrıma düştü.. Üstat Said-i Nursi'den..

Ey uykuda iken kendini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsâmaha veya teşebbühle medenilere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı te'min edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalâlete düşer boğulursunuz.

 

Mesnevi-i Nuriye, s. 107

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"Kusura bakma Hocam İyiliği emret kötülüğü yasakla'dan hiç bahsetmemişsin?"

 

Öldürelim, tamam öldürelim lakin, hakkını yemeyelim. Bunun için ilk paragrafa dikkatinizi celbedeceğim.

 

"Yine imkan bulduğunda, şartlar müsait olduğunda, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmadığında, daha büyük sakınca doğurmadığında her Müslüman, aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale etmekle yükümlüdür."

 

 

İyide arkadaşım Üstad Necip Fazıl döneminde şartlar çokmu müsahitti? şartlar nasıl müsahit olur bana bi söylermisin? sen yanmazsan ben yanmazsam bu şartları kim müsahit hale getirecek! Allah kukuma kuşu gibi pinekleyen Müslümana yardım edermi sanıyorsun! etseydi bu halde olurmuyduk biz?

 

Üstad'ın bu sözü bu alim kisvesine bürünmüş hocazademize gitsin.

 

Kuyruğu dönen kedi hayrette,

Alim ki hayreti yok, ne boş yere gayrette!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Arkadaşım, dikkat çektiğim husus, yanlızca, mezkur şahsın "iyiliği emredip kötülüğü yasaklamaktan bahsetmediği" haksız iddianıza karşı bir haklı itiraz kabilindedir.

 

*

Müslümanın içerisinde bulunduğu, İslam hukukunun, emir ve cezalarının -şeriatinin- tatbik edilmediği bir toplumda, günahın aşikare işlenebilmesi ve hatta düzen müesseselerinde bangııır bangır günah propagandası yapılabilmesi karşısında, dehşetli reaksiyonsuzluk, gevşeklik, 'light'lık, laçkalık ve neticelerinde günahın sıradanlaşması, benzeşmek, aynileşmek, 'fark'sızlaşmak hali hepimizce malum.

 

Burada mesele, şahısların ötesinde asıl mesele, bir Müslüman'ın, başkasının alelen işlediği bir günah karşısında yahut bir gayrı müslimle aynı zaman mekan dairesinde iken, duruşunun, bakışının, sözünün, halinin, tavrının ne olduğu/ne olması gerektiği..

 

Emir ve nehiy... En nazik ellerce icra edilesi bu çok büyük ve çok mühim işin işin, edebi haddi nedir? Bu nazik iş, kırıp döken, hakikate değil, nefse hizmet eden 'ham softa ve kaba yobaz'ın kalın ellerine bırakılabilir mi?

 

"Ham ve kaba softa, günahı hikmet cephesiyle görmeden şiddet cephesiyle eie alıp kalbleri tılsımiamanın san'atından anlamaz, rahmete nazar etmez; üstelik günah uydurur, ibâdet kibri içinde kesip kavurur ve bütün bu ölçüleri dinden değil, kör nefsinden devşirir." (üstad)

 

Gaye, bu tanıma dahil olmamak.

 

Peki müdahale nedir? Mesela, 'yazmak'tan mı ibarettir?

 

Daha açık; elle, olmaz ise dille men, hiç olmazsa kalp ile buğz çerçevesinde bize yüklediği vazife; sokak ortasında içki içen adama, bankta yanyana oturmuş iki gencin utandıran hallerine veyahut misal, başı açık müslüman kadına karşı ne yapmayı gerektirir?

 

Suç sayılan hallere tebessüm ederek günahı -hoş olmayanı- hoşgörme, meşrulaştırma ve ondanan rahatsızlık duymama çukuruna düşmeden, çevrenizdeki milyon suç sahibi ile irtibat nasıl/ne şekilde olmalı?

 

Bir kapı komşusu, bir bakkal, bir hoca, bir işveren olan müşrik ve münkir ile münasebetin dairesi nedir?

 

Bu meselelerin, asr-ı saadetten yolumuza ışık tutan projektör misaller nelerdir?

 

Vaktin ve mekanın şartlarına göre müslümanın üzerine düşen nedir?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Tahammülsüzler

 

Sözde demokrat olan, çoğulculuğu savunan, aykırı düşünceleri de kapsayan "düşünceyi açıklama özgürlüğü"nden yana görünen baylar ve bayanların gerçek yüzlerini teşhir için bir yazı yetti ve arttı.

 

Şunların içine düştükleri çelişkiye bakın!

 

Ben Müslümanlar için, hoş olmayanı hoş görmek yerine "tahammül"ü teklif ettim, buna karşı hoşgörüyü savunanlar ise kendilerine aykırı gelen bir yazıma tahammül bile edemiyorlar. Hakaretin, beni sürgüne gönderme, kafese kapatma... tekliflerinin haddi hesabı yok!

 

Bir yazı, sözde aydınların, yazarların ve çizerlerin ne kadar sığ, dil bilmez, söz anlamaz, bağnaz olduklarını da ortaya koyuverdi.

 

Bir kısmı yazıyı okuma zahmetine katlanmadan, birilerinin attıkları başlıklara bakarak hükme varıyor, ağır sözler söylüyor ve eleştiriyorlar. Bir kısmı ise yazıyı okuyor, ama üstünkörü okuyor, anlamıyor, anlamak istemiyor veya peşin hükmü anlamasına mani oluyor.

 

Ciddi bildiğimiz bazılarının davranışları daha da şaşırtıcı. Mesela Mehmet Barlas "...Yeni Şafak yazarı Hayrettin Karaman'ın 'Müslüman gibi yaşamayanlar için özel bölgeler yapılmasından' söz etmesi" diyor.

 

Peki bu "söz etme", benim yazımın neresinden çıkıyor?

 

"İslam'a inanmayanlar kendi inançlarını serbestçe uygulayabilirler; ama bu uygulama Müslümanların hayat, ahlak ve dindarlıklarını, nesillerin eğitimini olumsuz etkileyecekse –İslam toplumunda- "onların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas edilmek gibi" tedbirlere başvurulur" diyorum.

 

"İslam toplumunda", "...aykırı fiilleri için" diyorum.

 

Demokrasilerde bazı fiiller için özel mekanlar tahsis edilmiyor mu?

 

M. Barlas gibi bir kafa bu ifadeyi anlamaktan aciz olabilir mi?

 

Ya okumadı, ya da öyle anlamak istedi!

 

Bu yalnızca bir örnek.

 

Bir dosya açtım, ulaşabildiğim yazıları ve yorumları buraya topladım, bugün (16- 8 -2011) itibariyle 118 sayfayı buldu.

 

Genel olarak baktığımda şunu görüyorum:

 

Hoşgörü şöyle dursun tahammül bile yok.

 

Saptırmalar var.

 

Okumadan, anlamadan, düşünmeden kaleme sarılmalar var.

 

Çok az sayıda insaflı değerlendirmeler, eleştiri denebilecek yazılar da –çok şükür– var.

 

Sonuç olarak "iyi ki yazmışım" diyorum. Yazı bir laboratuar oldu, gerçek yüzler burada daha iyi, daha yakından görüldü. Çağdaşlık, hoşgörü, çoğulculuk... maskeleri altında meğer ne kadar çirkin ve sahte yüz varmış!

 

18.o8.2011

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

 

Sonuç olarak "iyi ki yazmışım" diyorum. Yazı bir laboratuar oldu, gerçek yüzler burada daha iyi, daha yakından görüldü. Çağdaşlık, hoşgörü, çoğulculuk... maskeleri altında meğer ne kadar çirkin ve sahte yüz varmış!

 

 

 

Senin maskeni ne yapalım ya hayreddin efendi? Sen önce kendi maskeni bir çıkar, ey müslümanlar ben buyum de de ondan sonra milletin maskesiyle uğraş. Senin masken bu bahsettiğin kişilerin maskelerinden kat be kat tehlikeli...

 

Sen maskeyle dolaşmaya devam et, yüzünde nur kalmadı...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hoşgörü ve tahammül

 

Hayrettin Karaman Hoca'nın, İslami açıdan makbul olmayan hayat tarzına sahip insanlarla ilişkiler konusunda yazdığı yazı günlerdir tartışılıyor.

 

Türkiye'de farklı toplum kesimleri arasında usule uygun bir tartışma ve müzakere geleneği olsaydı verimli bir tartışma olurdu bu. Ramazan ayının bereketiyle herkes bundan istifade ederdi. Ne var ki, kendi müzakere, düşünme ve çözüm bulma geleneğimizden kesin bir kopuş hali yaşadığımızdan arzu edilen sonuç elde edilemedi. Benim başıma birkaç defa geldiği için Hayrettin Hoca'nın ruh halini en iyi anlayanlardan biri benim.

...

Batı aydınlanması içinden dünyaya bakanların söz konusu hassasiyetleri bilmedikleri açıktır. Bu hassasiyetleri bilmedikleri gibi, iş din ve Müslüman alimlere geldiğinde büsbütün terbiye ve nezaket kurallarını bir kenara bırakıp kabalaşmayı, mütecaviz olmayı, hakaret etmeyi aydın olmanın gereği sayarlar. Bir kendini bilmezin Hoca'mızı "Gülhane'ye göndermeyi önermesi" hepimizi derinden incitmiştir. Aynı gelenek içinden eleştiri yapan sol, Kemalist veya liberal yazarlar da hakaret etmese de anlama sorunu içinde oldular. Usul bilmediklerinden ne lafzı anladılar ne lafız ile hüküm ilişkisini, ne hükmün illetini ve maksadını araştırdılar. Bu zaten onlara yabancı bir zihin ve bilgi elde etme yöntemidir.

 

Ancak asıl ibret verici olan, dindar bazı yazarların Hoca'ya yönelttikleri eleştiri ve bu sayede sergiledikleri garabettir. Bence ileride bu "aydınlanmış dindar-muhafazakâr yazar"ların eleştirileri, Türkiye'deki "Müslüman aydınlar"ın nasıl bir zihinsel dönüşüm yaşadıklarını, farkında olmaksızın paradigma değiştirip kendi köklerinden kopup postmodern "ne olsa gider!" felsefesi içinden artık hudutları zihinlerinde ve elbette giderek hayatlarında önemsizleştirdiklerini göstermesi bakımından çeşitli tez çalışmalarına konu olmalıdır.

 

Bunlar da seküler aydınlanmacılar gibi bir zihin ve yöntem içinden dünyaya bakıyorlar, eleştirileri, çoğulculukları, bir arada yaşama düşünceleri, "öteki" algıları kendi düşünce kaynaklarıyla ilişkisizdir.

 

Hoca'yı eleştiren seküler çevreler, İslam'ın neredeyse akidesi ve ana hükümleriyle ilgili rahatsızlıklarını açığa vuruyorlar. Onlara göre dinin ma'ruf ve münkeri olmamalı. Dinin, kendisiyle mücadele edilmesini emrettiği münkerler -mesela alkollü içki, zina, eşcinsellik, avret yerinin açılması vs.- hem eleştirilmeyip hoşgörülmeli hem hiçbir Müslüman kendini ve ailesini bu münkerlerden koruma çabasına girmemeli.

 

Bir arada yaşamayı, diyalog ve ihtiramı bu ülkede ilk gündeme getiren, bu fikri geliştiren bizleriz. Hâlâ bu fikirdeyiz, ama bu helal ve haramın, maruf ve münkerin birbirinin içine girdiği, hudutların kaldırıldığı, ne olsa gider felsefesinin egemen olduğu ve elbette dinin akide ve ana hükümlerinin ortadan kalkıp herkesin homojenleşerek birbirinin fotokopisi olduğu modele evet dememiz demek değildir. Birbirimizi hoş da göreceğiz, birbirimize tahammül de edeceğiz, ama bunun önşartı herkesin kendisi kalma hakkına sahip olması.

 

Hoca'nın özel alanlar fikrine gelince. Bu ayrıca İslam'ın tarihî tecrübesi ve bugün bir arada yaşamayı, çokkültürlülüğü bir türlü beceremeyen Batı'daki deneylerle birlikte ele alınarak tartışılmalıdır. Batı'nın çokkültürlülük projesi çökmüş bulunuyor, yeni referans kaynaklarına ve tecrübelere bakmaya ihtiyacımız var.

 

Ali Bulaç

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bilmiyorum ben mi abartıyorum ama küçük aklımca bu mesele, çağımızın baş meselelerimizden biri.

 

Şahıslardan ziyade meseleye dair fikir beyan edilirse, burada bulunmaktan, bu başlığı açmaktan, bu başlık altında fikir alış-verişinde bulunuyor olmaktan muradımız hasıl olur inşallah.

 

 

Tebessümü esirgemek

 

İslam ahkâm, ahlak ve âdâbına aykırı davranışlar sergilenirken bunları yapanlara karşı Müslüman tavrı nasıl olmalıdır?

 

Bu soruya şu cevabı vermiştim:

 

"... dine, ahlaka ve âdâba aykırı davranışı çekinmeden, gözünün içine baka baka, meydan okurcasına sergileyen insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlardan sakınır. Onlar kötü halleri içinde iken en azından tebessümünü esirger."

 

Bir dost yazar, bu teklifime şöyle itiraz ediyor:

 

"Peki acaba bu tutum, söz konusu seküler insanları nasıl etkiler? Onları dine yakınlaştırır mı, yoksa dinden daha da mı uzaklaştırır? Küfelik vaziyette evine dönen bir adam, örneğin, kendisine "zıkkım iç emi" imasında bulunan bir çift çatık kaştan mı, yoksa sırtını sıvazlayıp "bir derdin mi var kardeşim" diyen bir kalenderlikten mi daha müspet etkilenir?"

 

Bana göre "insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlar" ile onları ıslah edecek, İslam'ı ve Müslümanları sevdirecek tavırları birbirinden ayırmak gerekir. Ben birincisinde tebessümü esirgeyin diyorum, ikincisine gelince bırakın tebessümü kucaklamaya bile varım.

 

Defalarca şunu anlatmışımdır:

 

Konya ulemasından merhum hocamız Hacıveyiszade Mustafa Efendi Aziziye Camii imamı idi. Yolunun üstünde bir dükkanın önünde onu bekleyen, ayakta duramayacak kadar sarhoş birisi var; Hocanın selamına ve duasına talip. Hocamız onu her gördüğünde selam veriyor, bazen yüzünü okşuyor ve "geçecek yavrum, inşallah geçecek" diyor. Gerçekten bir süre sonra bu ibtila geçiyor, mübtela şahıs içkiyi bırakıyor ve cemaate katılıyor.

 

Hocamızın bu davranışından o sarhoşun "Hoca benim yaptığımı hoş görüyor, buna devam edebilirim" manasını çıkarması mümkün değil; çünkü hoca "geçecek inşallah" diyor, ama ondan şefkatini de esirgemiyor.

 

Peygamberimiz (s.a.) hayatta iken bir sarhoşa ceza uygulanmıştı. Bu esnada bir sahâbî sarhoşa lanet okudu, "rezil adam" diye hakaret etti. Peygamberimiz buna razı olmadı ve "ona lanet okumayın, o Allah'ı ve Resulünü seviyor, şeytana yardımcı olmayın" buyurdu.

 

Şeytana yardımcı olarak insanları islam'dan uzaklaştırmak da sakıncalı, hoş olmayanı, haram ve günah olanı meşrulaştırmak ve önemsizleştirmek de sakıncalıdır; Müslüman tavır ve davranışında biri değil, ikisi de göz önüne alınmalıdır.

 

"Bizimkiler günahkarları görüp de sapıtmasın" diye bir baskı ve izolasyon ortamı kurmaktansa, o "bizimkiler"in her birine bireysel bir şuur kazandırmaya çalışmak" teklifine itirazım yok. Ama ben "baskı ve izolasyon" teklif etmiyorum, bu "şuuru kazandırma"nın yollarından biri olarak iyi ile kötü, meşru ile gayr-i meşru, uygun ile aykırı olanı birbirinden ayırmanın şart olduğunu söylüyorum. Aksi halde yine şeytana yardımcı oluruz.

 

Sözün özü:

 

Benim derdim yetişen neslin hayatında İslam'ı korumak, kötü örneklerin yükselen değer haline gelmesini engellemektir.

 

Hayrettin Karaman

19 Ağustos 2011 Cuma

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Kınamaya hakkın yoktur!

 

Nagehan Alçı diyor ki: "Ancak onun Müslüman görmediklerini aykırı olarak etiketlendirip yaşam tarzlarına müdahale etme isteğini sonuna kadar kınıyorum."

 

Bu kınamaya önce demokrasi ve insan hakları yönünden bakalım.

 

Anayasa'nın 24. maddesinde bir paragraf şöyledir:

 

"Kimse, ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz."

 

Ben bir Müslümanım, dini inanç ve kanaatimi açıklıyorum, laik-demokrat-çoğulcu bir şahıs beni veya inancımı kınarsa çelişkiye düşmüş, bindiği dalı kesmiş olur.

 

Yazarın cümlesini bir de islamî yönden değerlendirelim:

 

Ben bir Müslüman olarak bağlayıcı kaynaklara bakarım; burada dinim neyi emrediyorsa onu –gücüm yettiği kadar- yerine getirmeye çalışırım. Durum böyle olunca sayın yazar beni değil, dinimi kınamış oluyor; çünkü İslam'a göre:

 

1. Peygamberimiz (s.a.) İslam'ı tebliğ ettikten sonra insanlar ikiye ayrılmış oluyorlar: iman edenler ve etmeyenler. İman edenlere mümin, etmeyenlere kafir deniyor ve ilke olarak müminler kafirlerden üstün oluyorlar. Ayrıca kafirlik kesin olarak İslam'a (Müslümanlığa) aykırıdır. Müminler kafirleri -zorlamadan, ikna etmeye çalışarak- İslam'a davet ederler (etmeleri gerekir). Bir insanın erdemli, insanlara faydalı olması güzel olmakla beraber bunlar, hak dine iman etmeme kusurunu telafi etmez, onun yerini tutmaz.

 

2. İman edenler de ikiye ayrılıyorlar: İnandığı gibi yaşayanlara "salih mümin", günah işleyenlere de "fasık mümin" deniyor. Fasık olmak kesin olarak Müslümanlığa aykırı oluyor. Ama buradaki aykırılık mümini dinden çıkarmıyor, kafir yapmıyor; kusurlu, günahkar yapıyor. Allah katında salih mümin, fasık müminden daha değerli oluyor. Bir islâmî toplumda, zahir hali salih olan bir mümin, açıkça, bilinecek şekilde günah işleyen, dinin yasaklarını çiğneyen, buyruklarını yerine getirmeyen müminden daha üstün, değerli ve itibarlı oluyor. Bir benzetme yapmak gerekirse "fasık mümin" laik sistemlerdeki sabıkalı şahıslar gibi oluyor ve bazı haklardan yararlanamıyor. Ayrıca İslam'a aykırı davranışlarını kamuya açık alanlarda yaparsa -İslamî olan, laik olmayan toplumlarda- müminlerin buna bir şekilde (en iyi sonuç alacak, insanları dinden uzaklaştırmadan ıslah edecek şekilde) müdahale etmeleri gerekiyor. Buna "emir bi'l-maruf nehiy ani'l-münker" deniyor.

 

Sayın yazar,

 

Eğer laik demokrat isen beni ve müdahale etme isteğimi kınayamazsın, mümin ve Müslüman isen yine kınayamazsın; böyle bir hakkın yok. Yalnızca bana katılmadığını, yolumu, inancımı ve görüşümü benimsemediğini söyleyebilirsin. Söylersin ama ya birilerine göre beni de hoş görürsün ya da benim teklifime göre birbirimize tahammül ederiz.

 

Ben ne İslami toplumda ne de laik toplumlarda farklı olanları ayırmaktan, gettolaştırtmaktan söz etmiyorum; İslam'ın böyle bir talebi yok; benim meselem laik-çoğulcu sistemlerde yaşayan Müslümanların zaman içinde ötekine benzemeleri, farklılığın vazgeçilmez çizgilerini kaybetmeleri tehlikesine dikkat çekmek ve bu konuda hassas olan müminlerin tedbir almalarını hatırlatmaktır.

 

Hayrettin Karaman/Yenişafak

21 Ağustos 2011 Pazar

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hangi tahammül? (Ali Ünal/Zaman)

 

Amberin Zaman, Galata Kulesi civarında yuvalanan ve alkol alıp, müzik yaptığını iddia eden bir güruhtan dolayı kendi evini terk edip, bir başka semte taşınmak mecburiyetinde kalmış.

 

Demek ki, rahatsızlık duymuş. Ama her rahatsızlık duyan, rahatsızlık sebebini yerinde bırakıp giderse bu, nereye varır? Fakat ne yazık ki, Türkiye'de bilhassa Sünnî çoğunluk, bu ülkenin en az yüzde yetmişi, miskin bir sindirilmişlik içinde rahatsızlığını bile dile getirmekten çekiniyor. Bir sokağı, bir mahalleyi birkaç yeni yetme, her türlü rahatsız edicilikleriyle teslim alıyor, kimseden ses çıkmıyor. Şoför, otobüste, minibüste sigara içiyor, arabayı dilediği gibi kullanıyor, kimseden "Ne yapıyorsun?" diye bir uyarı gelmiyor.

Halkın büyük çoğunluğunun paylaştığı İslâmî inanç, düşünce, dünya görüşü, ahlâk ve hayat tarzına aykırı her düşünce, her inanç, her uygulama, her davranış, ne kadar uç ve birkaç kişi tarafından bile sahiplenilip temsil edilse özgürlük kapsamına alınıyor; buna karşılık, özellikle İslâm ibadetine, ahlâkına ve hayat tarzına ait herhangi bir düsturu, kaideyi savunmak ise özgürlüklere, "yaşam tarzı"na müdahale olarak derhal mahkûm ediliyor ve medya lincine tâbi tutuluyor.

 

Meselâ, oruca ve oruçluya saygısızlık, özgürlük; saygı beklemek ise özgürlüğe ve "yaşam tarzı"na müdahale. Yatak odasını sokağa, toplu taşıma araçlarına taşımak özgürlük, buna karşı çıkmak ise özgürlüğe ve "yaşam tarzı"na müdahale.

 

Her davranışın bir yeri vardır, zamanı vardır, usulü vardır. Evlerde bile yatak odası ayrıdır, oturma odası ayrıdır. Bir anne-baba bile aynı davranışı evde çocuklarının yanında salonda sergilemez. Öyleyse kimin halkın en az yüzde doksanının kabûllenemeyeceği bir davranışı onca çocuğun, gencin, yaşlının, kadının, erkeğin, ailenin yanında sergileme ve onları rahatsız etme hakkı olabilir?

 

Bir ülke, bir millet, ordusuyla, rejimiyle, ekonomisiyle ayakta kalmaz; hepsinden önce değerleriyle ayakta kalır; varlıklar içinde insan olmanın gerektirdiği ahlâkî düsturlarıyla ayakta kalır. Ve her ülkenin, her milletin benimsediği değerler vardır ve kanunlar, anayasalar, bu değerler üzerine oturur. En azından halk çoğunluğunun değerleri üzerine oturmayan kanunlar, ancak zora dayanarak uygulama imkânı bulabilir; bu da, hem kalıcı olmaz hem de kaos ve anarşi doğurur.

 

Değerler, eğitim sistemi ve kanunlar ittifak ettiği zaman zora gerek kalmaz. İşte İslâm, değerleri koruma adına "Emr-i bi'l-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker" düsturu getirmiştir ve Kur'an, bunun üzerinde ısrarla durur. Bu düsturu yerine getirmek, İslâm'da farz-ı kifayedir.

 

"İçinizde hayra çağıran, ma'rufu emredip münkerden nehyeden bir topluluk bulunsun." (Âl-i İmran Sûresi/3: 104) Bu topluluk, öncelikle âlimlerdir: "Mürşidleri ve âlimleri, onları büyük günah olan sözler sarf etmekten ve haram yemekten alıkoysalardı! (Ama heyhat!)" (Maide Sûresi/5: 63)

 

Bir ülkede bu görev yapılmazsa herkes sorumlu olur. Devletin lâik olması, bu görevin ifasına mâni değildir. Çünkü halkımız, Müslüman'dır; ayrıca lâik de olsa, İslâmî de olsa, her ülkenin ve devletin elbette korunması gereken değerleri olacaktır ve devlet, halkının da değerlerini koruyacaktır. Bu görevin yerine getirilmemesi, toplumları da, ülkeleri de çökertir. Kur'ân-ı Kerim, bu görev yerine getirilmediği için İsrail Oğulları'nda bir topluluğun helâk edildiğini, helâke sürüklendiğini ve nasıl "insanlıktan çıktıklarını" anlatır (A'râf Sûresi/7: 163-165)

 

Bu görevin ifa edilmemesinin bir toplum için nasıl bir felâket olduğunu anlatır: "İsrail Oğulları'ndan küfre düşenler, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lânetlendiler. Bunun sebebi, onların isyan etmeleri ve sürekli taşkınlıkta bulunup haddi aşmaları idi. Hangi türde çirkin bir fiili işlemeye dursalar, bundan birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlar, bilakis onu işlerlerdi. Ne de kötüydü yapıp durdukları bu şey!" (Maide Sûresi/5: 78-79)

 

İslâmî ve ahlâkî değerlere savaş açanlar, bir gün onlara en fazla ihtiyaç duyanlar olacaktır.

 

22.08.2011

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

mütereddid amacınız nedir hala anlamış değilim? kimi niçin hoşgörecekmişim bana saygısı olmayanın benim dinime saygısı olmayan bir kişiye hoşgörmek mantık ve vicdan dışı bir iştir.

 

Yahu hala anlamıyormusunuz adamlar resmen dinimize sövüyor sövende ki biliyormusunuz bende müslümanım diyen kişicikler.

 

Sokakta edepde bihaber olacak üstünü başını yırtacak üstadın tabiri ile "senki bir sapık ırza geçse nefret kusrasın, milletin ruh ırzına geçerlerde susarsın." ruhumun ırzına geçecekler sonra hoş görecem oh ne ala.. ulu orta sigarasını tütürecek hoşgörecem ben hoşgörümü diğer semavi din ve kafirler için yaparım ama ben müslümanım diyipte dinine sövene asla! artık şu yazılardan vazgeçiniz hoş görü ılımlı islam dinler arası diyalog hepsi aynı kapıya çıkıyor dert deva müslüman sindirilsin uyutulsun cihad kavramından uzaklaştırılsın zati hadis ayıklama çalışmalarıda bunun bir meyvesi değilmi? azcık uyanık olalım lütfen! dininize sövdürmekten vazgeçiniz artık "zulme rıza gösterende zulm yapmış gibidir!" (hadis-i şerif)

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Sayın kardeşim, bir kere şunu netleştirelim ki, mevzumuz "hoşgörmek" değil, "hoş görmemek"tir.

 

Bu konuyu açmaktan maksadım/muradımı da "Aslında, günah ve günahkar karşısında olması gereken tavır üzerine ne zamandır bir konu açmak istiyordum." cümlesi ile beyan etmiş, forum sakinlerinin cevaplarını merak ettiğim birkaç suali de girizgah makamında sıralamıştım.

 

Lütfen okuma zahmetine girmeden peşin hükümde bulunmayalım. Aksi halde ezber cümleler, hazır yaftalar, niyet okumalar, ithamlar, sınıflandırmalar havada uçuşur da göz gözü görmez, münazara münakaşaya döner. Gaye ve netice ürker, kaçar gider. Zaten bundan musdaribiz, bırakalım da hiç olmazsa bu forumun farkı olsun değil mi?

 

Hayırlı günler.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

mütereddid kardeş madem bir değerlendirme istemişsin ben fikrimi beyan edeyim. yukardaki yazılardan sadece hayrettin karaman ın yazılarını okudum, diğerlerini okumadım, bunu belirteyim.

 

insanlar neden farklı bir düşünceye hoşgörü gösteremezler ve de bu düşünce, fikir onların da sözde mensubu oldukları İslam dininin emir ve yasaklarıysa. laiklik, cumhuriyet, ilke, inkilap fikirlerinin ardına gizlenmiş nefs. şayet İslami esaslar anayasamızı oluştursaydı , şimdiki rahat yaşantı olmayacaktı. günümüz toplumunda zaten herkes demokrat, herkes demokrasiden memnun, herkes cumhuriyetle barışık, müslümanlar da dahil. çünkü herkes halinden memnun, herkes yaşadığına inanmaktan dolayı bir sıkıntı çekmiyor. hal böyle olunca şu an ki durum da bize müstehak oluyor. hayrettin karaman da aba altından bu fikre kapı aralamış yazısında. durum bu diyor, yaşantı da bu, yapacak da birşey yok sonucuna vardırıyor okuyucuyu. halbuki müslüman için her zaman yapacak birşeyler vardır. gücün yetiyorsa elinle, yetmiyorsa dilinle buna da yetmiyorsa kalbinle içinde bu tepkiyi bulunduracaksın. hiçbirşey yapamıyorum diyenin duası da mı yok ki en büyük silah dua değil mi?

 

tahammülsüzlük aslında neye? Allahın dinine, onun tatbikçisi müslümana, camiye, cemaate, tesettüre, namaza, topyekün İSLAMA. bu insanların nefreti İSLAM dinine. müslüman görmeye dayanamıyorlar. hem nefret var hem de yukarda belittiğim gibi nefs kaygıları. velev ki düzen İslami düzen olsa, rahat rahat zina yapamayacak, içkisini içemeyecek, kumar oynayamacak, faizle haşır neşir olamayacak, vs... Akılları çıkıyor bu durumdan. hırsızlık yapanın elini seve seve keseceğiz, recm edeni seve seve taşlayacağız, Allahın emri bu, müslümana canı gönülden tatbik düşer ki tarihe bakarsak bu uygulamaların tatbik noktasında sayısı çok düşüktür bununla birlikte suç oranı da çok düşüktür. insanın yaratıcısı olan Allah yarattığı kulunu bilmez tanımaz olur mu. bizi bizden daha iyi bildiği için bu kuralları bize bildirmiş, hem dünyada hem de ahirette mutlu olalım diye.

 

yalnız şu görünen tablo da laik kesim endişe duymasın çünkü dedim ya müslümanlarda böyle bir hedef kalmadı, çünkü müslümanlarda artık müslümanca düşünmeyi unuttu. o yüzden şimdilik sıkıntı yapmasınlar ama şunu da unutmasınlar ALLAHU TEALA NURUNU TAMAMLAYACAK...

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

İfade ettiğiniz gibi, dün zulme uğrayan müslümanlar İslam, müslüman, müslümanlar için kaygı ve umut beslerlerken, bu işin ıztırabını çekerlerken; bugün onların güçlenen ve zenginleşen çocukları bizler liberalizmin büyülü, tatlı, rehavet verici dumanını ciğerlerimize çekmemizle birlikte başımız dönmüş, gözümüz kararmış, sistemin çarpıklıklarına karşı gayretsizleşmiş, tepkisizleşmiş, sistemle barışmış, neredeyse sistemin müdafii konumuna gelmişiz. Bırakınız ideal toplum/devlet derdini tasasını, verilmiş haklarını bile -çoğunluğu teşkil etmemize rağmen- savunmaktan aciz, pısırık, kaygısız topluluk haline gelmişiz.

 

Bunların bahsini dahi ettiğinizde vatandaştan "herşeyin fazlası zarar" gibi ağızlarda sakızlaşmış, bilinçlere yerleşmiş, kemikleşmiş cümleleri işitebilirsiniz.

 

Tek başına "Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait değildir" şeklinde bir cümle de pekala bu türden sayılabilir. Lakin yazarın "Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait olmadığına göre bunu yapamayacaktır." cümlesi için "bu yazının yazılma gayesin bu cümledir. Bu cümleyi söyleyip, müslümanların bu fikre inanmasını sağlamaktır." eleştirinize katılamayacağım çünkü, yazar "İslam'a inanmayanların aykırı filleri için özel mekanlar ihdas etmek"ten bahsederken bu cümleyi sarfetmiş.

 

Açıkçası bu yazılar benim için beklenmedik yazılardı. Çokları içinde öyle olmuştur. Zira, "sevdirerek öğretmek", "nefret ettirmemek", sabretmek, zaman vermek gibi günahkara karşı "hoşgörü" ile adlandırılan tutumlar, tuhaf bir biçimde günaha karşı kayıtsızlık, günahın normalleşmesi yani günahın "hoş görülmesi" şeklinde anlaşılmaya başladı.

 

Bu yazı ise bu duruma dikkat çekmiş, "hoşgörü"nün değil ancak "tahammül"ün söz konusu olabileceğini dile getirmiş.

 

Nitekim kendisi de belirtmiş: "benim meselem laik-çoğulcu sistemlerde yaşayan Müslümanların zaman içinde ötekine benzemeleri, farklılığın vazgeçilmez çizgilerini kaybetmeleri tehlikesine dikkat çekmek ve bu konuda hassas olan müminlerin tedbir almalarını hatırlatmaktır."

 

Yani, şahsen bu yazının, "Yapacak birşey yok" tarzı düşüncelere "kapı araladığını" değil; müslümanın vazifesinin "müdahale" olduğunu dile getirerek bilakis "yapacak şey"i hatırlattığını düşünüyorum.

 

 

Yazarın "Aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa -engellemek veya ıslah etmek maksadıyla- müdahale"yi hudutlandırdığı "Şartların müsait olması, düzelteyim derken bozma ihtimali bulunmaması, daha büyük sakınca doğurmaması" esaslarına gelince..

 

İşte benim de meselem bu.

 

Tamam, "Şartlar müdahaleye ve düzeltmeye müsait değildir" diye mırıldananlara, kılıncımızı çekip "sizler güneşi ceplerinizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız!" diye haykılarım, haykıralım da, sonra ne yapalım?

 

Nedir, ne kadardır, nasıldır bu müdahale?

 

Veliahd arkadaşımın itirazı nedir burada?

 

İyide arkadaşım Üstad Necip Fazıl döneminde şartlar çokmu müsahitti? şartlar nasıl müsahit olur bana bi söylermisin? sen yanmazsan ben yanmazsam bu şartları kim müsahit hale getirecek! Allah kukuma kuşu gibi pinekleyen Müslümana yardım edermi sanıyorsun! etseydi bu halde olurmuyduk biz?

 

Acaba zihnimizdeki üstad, sokakta gördüğü her günaha ötesini berisini düşünmeden müdahale eden bir profil mi; yoksa bu ehemmiyetli vazifeyi kılı kırk yararcasına titizlikle icra eden bir profili mi?

 

"Pineklemek"ten yahut pineklememekten kastımız nedir acep?

 

"Aleni (açıkça, kamuya açık yerde) dine, ahlaka, âdâba aykırı bir davranışa" pineklemeyen müslümanın müdahalesi nedir, ne olmalıdır? Neden aklıma bu örnek geliyor bilmiyorum ama, mesela rastladığı ilk tesettürsüz bayanın suratına mı tükürür, kafasına örtü mü geçirir, kolundan tuttuğu gibi evine mi yollar?

 

Ermenisi, Rumu, Yahudisi ile Müslüman'ı yüzlerce yıl dipdibe yaşatabilen ecdat, Osmanlı bu müdahale işini hangi çerçevede yaptı? Onların, eskiyen kiliseleri tamir eden, gayrı müslimlerin müslüman köyünde, müslüman mahallesinde domuz çiftliklerine müsade eden anlayışı(*) nereye konulmalı?

 

Nedir güzel kardeşler, bildiğimden sormuyorum, nedir pineklemeyen müslümana düşen? Tebessüm ne zaman esirgenir, kimden esirgenir?

 

_____

Böyle olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Hatam varsa düzeltiniz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

İstanbul Alperen Ocakları üyeleri, Doğu Türkistan'da yaşanan olaylara rağmen Topkapı Sarayı'nda bir şarap firmasının sponsorluğunda düzenlenen İdil Biret konserini protesto etti. Gülhane'ye yürüyüşe geçen eylemcilere polis müdahale etti.

 

İÇKİLİ KONSER TEPKİSİ

 

Topkapı Sarayı'nda bir şarap firmasının sporsorluğunu yaptığı ünlü piyanist İdil Biret'in caz konserine, İstanbul Alperen Ocakları tepki gösterdi.

"Doğu Türkistan'da yaşanan ve Uygur Türklerinin katledildiği olaylara rağmen Kutsal Emanetler'in bulunduğu Topkapı Sarayı'nda içkili konser düzenlenmesine" tepki gösteren eylemciler, Topkapı Sarayı'nın önünde toplandı. İçeri girmeye çalışan eylemcileri polis engelledi.

 

TÜRK BAYRAĞI ÜZERİNDE NAMAZ KILDILAR

 

Topkapı Sarayı önünde büyük bir Türk bayrağı üzerinde akşam namazı kılan eylemciler, daha sonra Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri için dua etti.

Grup adına basın açıklaması yapan Kayatuzu, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde onlarca Uygur Türk'ünün hayatını kaybettiği bir dönemde şaraplı, içkili konseri kınadıklarını vurguladı. Kutsal Emanetler'in yer aldığı Topkapı Sarayı'nda bu konsere izin veren yetkilileri de kınadıklarını söyleyen Kayatuzu, olayı "hayasızlık ve terbiyesizlik" olarak niteledi.

 

Grup daha sonra Sultanahmet Meydanı'ndan geçerek Gülhane'ye doğru slogan atarak yürümeye başladı. Gülhane girişine doğru koşmaya başlayan gruba polis müdahale etti. Eylemcilerle polisler arasında bir süre arbede yaşandı.

 

BİRET'İN EŞİ VAKİT GAZETESİNİ SORUMLU TUTTU

 

Habertürk Televizyonu'na konuşan İdil Biret'in eşi yaşanan olaylardan Vakit Gazetesi'ni sorumlu tuttu. Vakit Gazetesi Cuma günkü sayısında konseri "Mukaddes avluda şarap küstahlığı" başlığıyla duyurmuştu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Meseleye daha sağlıklı bakmamızı sağlayacağını düşündüğümden bu haberi koydum. Konunun sapmasına sebep olmaz umarım.

 

Alperen ocakları, İslami bir hassasiyetle bunu yaptı.Peki bu protesto sonrasında neler oldu?

 

Kültür ve turizim bakanı Ertuğrul Günay "ilkel yaratıklar" dedi. Dindar kesimden kimisi demokrasi ve özgürlük adına onları kınadı, kimisi "ben sizi severim ama bu iş böyle olmaz be kardaşim" tavrı takındı. Zaten "malum kesim" yaygarayı kopardı.Sonra ne oldu?

 

Alperen Ocakları ellerinde bir çiçek İdil Biret'ten özür diledi...

 

Kendi ülkemize daha gerçekçi bakmalıyız. İmanı, Kur'an'ı sahiplenen birçok insan bile demokrasiye aşık. Gerçekten ne boyutta marufu emredip, münkeri nehyedebiliriz. Bunun derecesini daha iyi tespit edebilmek ve bunu son haddine kadar kullanmak için yukarıdaki olay bir turnusol kağıdı hükmünde.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

“Daha önce Babür Şah döneminde Müslümanlar Hindistan’ı yüzyıllarca yönetti. Hindistan’da Hindular ineğe taparken Müslümanlar kurban ediyordu. Hindular ve Müslümanların mahalleri ayrıldı ve Müslümanlara Hindu mahallesinde inek kesmek yasaklandı. Herkes kendi lokal alanında daha özgür ve barış içinde yaşadılar. Bu önlem toplumun bir parçasını toplumdan dışlama değildir. Evet, içki içen, eşcinsel ilişki kuran ya da nikahsız yaşayan insanlara Müslümanlar hoşgörü gösteremez ancak tahammül eder. ”

 

Dilipak

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hayrettin Karaman'ın yazısına göndermedir.

 

Buyrun Milli Gazete'den Zeki Ceyhan Bey'in yorumu ;

 

ÇIPLAK POZVERMEK!

26 AĞUSTOS 2011

Dinler arası diyalog!

 

Üç hak din!

 

Dinler bahçesi!

 

Çok kültürlülük!

 

Farklı kültürlere hoşgörü!

 

Bu kavramlardan yola çıkarak dünyaya yön vermeye çalışanları bekleyen akıbet elbette büyük bir hüsrandan başka bir şey değil!

 

Ne var ki onlar henüz bunun farkında değiller!

 

Bu tür kavramların etkisinde kalarak yetişen hanım kızımız bir derginin kapağı için çıplak poz vermiş!

 

Kendisinin böyle poz vermesinin olay olacağının farkında biri olarak soruyor:

 

Çıplak poz vermemin neresi yanlış?

 

Bu hanım kızımıza yaptığının yanlış olduğunu anlatmamız kuşkusuz mümkün değil!

 

Çünkü o artık bizim dünyamızdan çok farklı bir dünyanın görüşlerini taşıyor!

 

Yani dünya görüşü bizimkinden çok farklı!

 

Bize aitliği ise sadece basit bir kan bağından ibaret!

 

Biz bugün "Çıplak poz vermemin neresi yanlış?" diye soran hanım kızımızdan çok o hanım kızımızın bu hale gelmesinden sorumlu olanlara seslenmek istiyoruz:

 

Eserinizle ne kadar övünseniz azdır!

 

Kendi dünya görüşünüzü ve medeniyetinizi yenik olarak kabul edip başka medeniyetlere yamanmaya çalıştığınız günden bu yana epey zaman geçti!

 

Başka medeniyetlere yamanmanın elbette bir faturası olacaktı!

 

Ve bugün bir dergiye çıplak poz veren hanım kızımız başka medeniyetlere yamanma çalışmasının faturasından başka bir şey değil!

 

Farklı kültür ve medeniyetlere hoşgörü göstereceğiz diye kendi kültür ve medeniyetlerini rafa kaldıran bir anlayış elbette böyle ağır faturaları ödemek zorundadır!

 

"Hoşgörü değil ancak tahammül gösterebiliriz" diyenleri tefe koyanlar bu hanım kızımızın "Çıplak poz vermemin neresi yanlış?" sorusuna da cevap vermek zorundadırlar!

 

Hoş onlara göre de çıplak poz vermekte bir beis yoktur!

 

Çünkü onlar da bu çıplak medeniyeti içlerine sindirmişler ve benimsemişlerdir!

 

Bugün çıplak poz vermenin yanlış olmadığını savunanlar yarın başka ahlaki değerlerimizi de yargılayacaklar ve ahlaki değerlerimize ters davranışlarının neresinin yanlış olduğunu soracaklardır!

 

Farklı kültürlere hoşgörü gösteriyoruz derken nasıl o kültürlerin esiri haline geldiklerinin farkına bile varamayacaklardır!

 

Bugün çıplak poz vermeyi çok normal bir şey gibi takdime çalışanlar yarın daha neleri neleri normal göstermeye çalışacaklar doğrusu çok merak ediyoruz!

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"Hoşgörü değil ancak tahammül gösterebiliriz" diyenleri tefe koyanlar bu hanım kızımızın "Çıplak poz vermemin neresi yanlış?" sorusuna da cevap vermek zorundadırlar!

 

Hoş onlara göre de çıplak poz vermekte bir beis yoktur!

Bahis mevzuu hanım kızımız kim? Ve onun akıl hocaları, "çıplak poz vermekte" beis görmeyenler, yani Hayrettin Hoca'yı "tefe koyanlar"dan kim kasdedilmiş?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...