Jump to content

mütereddid

Tahammül Mü Hoş Görmek Mi?

Recommended Posts

Öncelikli olarak bu tartışmayı başlatan hayrettin karaman hakkındaki görüşümü beyan edeyim. hayrettin karaman şu saatten sonra azıyla kuş tutsa benim açımdan bir kıymeti yoktur. bu zamana kadar ki ehli sünnete muhalif verdiği fetvaları, yazdığı köşe yazılarını , islama sinsi sinsi içinden darbe vurduğunu göz önüne aldığımızda, bizim de ona tahamülden çok çok öte duygular beslediğimizi bilmesini isteriz. ona ve onun gibilere tahammül göstermek, insanı nereye götürür onu da düşünmek lazım. Şunu da söyleyeyim; şayet kendisi bu zamana kadar ki sapık fikir ve düşüncelerinden tövbe ettiğini, bundan sonra sadece ve sadece ehli sünnet yolunda çaba sarfedeceğini İslam alemine bildirir ve bu paralelde amel ederse biz de hayrettin karamanın sözlerine itibar ederiz ve sözlerinde kasıt aramayız.

 

Diğer hususlar ile alakalı bildiklerimi aktarayım. Cenabı Hakk kuranı kerimde "nefsine zulmedenlerle birlikte olma, onların yanından kalk savuş" buyurmakta ve "yahudi ve nasarayı dost iktaz ederseniz onlardan olursunuz" buyurmaktadır. bu ayetler ile alakalı değerlendirme yapmak benim haddim olmamakla beraber, muteber din alimlerinden aktarma yapmak suretiyle diyorum ki: müslüman olmayanlarla hiçbir şekilde samimiyet kurmamız dinimize göre uygun değildir. mesela mahallemizde müslüman bakkal yok, gayrımüslim bir tüccar var, ondan alışveriş yapmak durumu zaruri olursa, onunla selamsız sabahsız, sert bir şekilde, alacağımızı alıp, oradn ayrılmamız gerekmektedir. Osmanlı gayrımüslimlere belli haklar vermiştir , İslam toplumunun yapısına zarar vermemek kaydıyla. onlar ticaretini yapmamak kaydıyla evlerinde içki bulundurabilirlerdi(daha başka şartları da var). alenen içmeleri elbette ki yasaktı. dinlerini yaşadılar, İslama saygısızlık etmemek kaydıyla, misyonerlik yapmamak kaydıyla. bunların durumu böyledir, başka söze gerek yok. diyalogla falan da İslam anlatılmaz, İslam yaşayarak tebliğ edilir. sen adam gibi müslüman ol, senden iyi örnek yoktur insanlığa, gören gözler için...

 

günah noktasında da, müslüman Allahu Tealanın ve Rasulu sav in hoşgördüklerini hogörebilir. Onların hoşgörmediğini hoşgörmenin islami bir tarafı yoktur. Bu ancak islam karşıtlığı ile izah edilebilir. böyle bir toplumda insanın eli kolu bağlanıyor muhakkak, kendini çaresiz de hissediyor. Bu topraklar İslamın yaşandığı, yaşatıldığı, atalarımızdan bize miras kalan güzide beldelerdi. onlar bu rezilliği görse suratımıza tükürmek için tükrüklerine acırlardı. Bunları düşününce çıldırmamak elde mi? Nasıl bu hale geldik, yazıklar olsun bize. düzelme noktasında biz fert bazında islamı kendi nefsimize tatbik ettirdikten sonra büyük kurtuluşun hayalleiri kurabiliriz. bu da mı zor, o zaman bir an önce gel Ya Hazreti Mehdi ali rasul...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"...zaruri olursa, onunla selamsız sabahsız, sert bir şekilde, alacağımızı alıp, oradn ayrılmamız gerekmektedir."

 

Bunu neye isnat ediyorsunuz? Bir gayrı müslim karşısındaki bu tavrı nerede gördünüz, hangi siyer kitabında okudunuz?

 

Sert bir mizaç.. Sert bir bakış, sert bir ses tonu.. "Zaruri olmazsa" tarafına dahi bakmamak, yüzünü çevirmek.. Peki siz, İslam'ın alemşümul hükümlerini nasıl anlatacak, nasıl tanıtacaksınız? İslam Hindistandan Balkanlara uzanan bu coğrafyaya bu şekilde mi yayıldı? Bu dini insanlara tanıtmak vazifesi bu şekilde mi ifa edilir?

 

"Sizler kafirsiniz, böylelikle alçaksınız! Bana bakın, beni dinleyin, beni örnek alın müslüman olun!" şeklindeki bir duruşun ismine tebliğ denebilir mi?

 

Peki ya, Rasulullah'ın Ebucehilin kapısına defaatle gitmesini ne ile tevil edeceğiz?

 

Yanlışları tenkid kolaydır lakin bu işin doğrusu nedir? Ölçü nedir? Rasulüllah'ın tebliğ metodu ne idi? Ashab'ın, Tabiin'inn, Tebe-i tabiiin'in mihenk taşı tavırları ne idi?

 

(Ricam o ki, sorularımı tenkid makamında algılamayınız.)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bahis mevzuu hanım kızımız kim? Ve onun akıl hocaları, "çıplak poz vermekte" beis görmeyenler, yani Hayrettin Hoca'yı "tefe koyanlar"dan kim kasdedilmiş?

 

Farklı kültür ve medeniyetlere hoşgörü göstereceğiz diye kendi kültür ve medeniyetlerini rafa kaldıran bir anlayış elbette böyle ağır faturaları ödemek zorundadır!

 

"Hoşgörü değil ancak tahammül gösterebiliriz" diyenleri tefe koyanlar bu hanım kızımızın "Çıplak poz vermemin neresi yanlış?" sorusuna da cevap vermek zorundadırlar!

 

Hoş onlara göre de çıplak poz vermekte bir beis yoktur!

 

Çünkü onlar da bu çıplak medeniyeti içlerine sindirmişler ve benimsemişlerdir!

 

Sorduğunuz sorunun cevabı makalenin içinde zati daha dikkatli okursanız tekrardan yukarıdaki alıntıyı olayları kavramış olursunuz güzel kardeşim.

 

“Daha önce Babür Şah döneminde Müslümanlar Hindistan’ı yüzyıllarca yönetti. Hindistan’da Hindular ineğe taparken Müslümanlar kurban ediyordu. Hindular ve Müslümanların mahalleri ayrıldı ve Müslümanlara Hindu mahallesinde inek kesmek yasaklandı. Herkes kendi lokal alanında daha özgür ve barış içinde yaşadılar. Bu önlem toplumun bir parçasını toplumdan dışlama değildir. Evet, içki içen, eşcinsel ilişki kuran ya da nikahsız yaşayan insanlara Müslümanlar hoşgörü gösteremez ancak tahammül eder. ”

 

Dilipak

 

Bu örneği Dilipak hoca vermiş öylemi yazıklar olsun ona hakikaten ikiyüzlülük etmiş yazık...

 

İnek olayı ile Ahlaki bozulmayı aynı tefeye koyarak mukayese etmek ancak Dilipak hocanın inekliğindendir. yoksa aklı olan herkez bunu iyi idrak ederek düşündüğünde arada dağlar kadar farkın olduğunu anlar!

 

Ben bi müslüman olarak ineğimi mezbahanede keserim hinduların görmeyeceği bir yerde keserim buna eyvallah ama ruhumu mezbahaneye hapsedemem ki!.. ha eğer dilipak ve karaman hoca gibileri ruhlarını mezbahanelere hapsediyorsa! lütfen yazılarının altına not düşsünler biz kendi adımıza söylüyoruz diye..

 

Bu nasıl bir Müslümanlıktır kestirmek mümkün değil Üstadın dediği gibi; "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında da parya!"

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Birincisi, ya eklediğiniz yazıda kime gönderme yapıldığını anlamadınız, yahut tezat içerisindesiniz.

İkincisi, defaatle izah ettim, gönderme yapmaya uğraştığınız mesele değildir bizim meselemiz.

Üçüncüsü, yapıcı bir eleştiride bulunmuyor, şahıslarla-isimlerle meşkul oluyorsunuz.

Dördüncüsü insaflı ve mantıki olmayan, aklı selim ile yapmadığınız yorumlarınızı ya düşünmeden, yahut önceki yorumları okumadan yazıyorsunuz.

Beşincisi, yazmış bulunayım, Ali'nin Veli'nin dediği gibi; "Ne mutlu türküm diyene!, Kahrolsun Amerika!"

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Dindarlık Hoşgörü ve Tahammül / Mustafa Akyol - Star

 

Hayrettin Karaman hocanın geçen hafta Yeni Şafak’ta yayınlanan “Tahammül mü, hoş görmek mi?” başlıklı yazısı epey tartışıldı, epey tepki aldı. Benimse yazıda hem katıldığım, hem katılmadığım kısımlar var.

 

Katıldığım kısım, Hayrettin hocanın, dindarlara sıkça dayatılan “niye bizim ahlak anlayışımızı tasvip etmiyorsunuz bakıyım” küstahlığına karşı haklı tepkisi. “Hiii, duydunuz mu, mayo giymenin günah olduğuna inanıyorlarmış; bu çağda bu kafa” tipi yorumlar, bunun Beyaz Türk medyasında hemen her gün karşımıza çıkan çiğ örnekleri.

 

Hem “tek-kültürcü” Batılılar hem de onların yerli versiyonları arasında yaygın olan bu tutumun ardında, kendi ahlaki kıstaslarını herkese empoze eden bir totaliterlik yatıyor kuşkusuz. Oysa herkes neyi doğru neyi yanlış, neyi sevap neyi günah sayacağını kendi bilir. Herkesin, yanlış ve günah saydığı fiilleri “tasvip etmeme hakkı” da bâkidir.

 

Ancak bu noktadan sonra, yani “tasvip etmediklerimize karşı ne yapmak gerektiği” meselesinde, biraz farklı düşünüyorum.

 

Alan savunması

 

Hayrettin hoca bu sorunun ideal cevabının, İslam’a göre yaşamayanlara “aykırı filleri için özel mekanlar ihdas etmek” olduğunu, ama mevcut siyasi sistemde buna imkan olmadığını belirtti. Kıyamet de buradan koptu; “ne yani, gettolar mı yaratmak mı istiyorsunuz aslında” diye soruldu.

 

Benim, “din-dışı dünyaya karşı alan savunması” dediğim bu tutumun klasik fıkıhta kaynakları var elbette. Ama bu kaynakları aynen korumak mı, yoksa “tecdid”den mi geçirmek gerek, bir düşünmek lazım. Çünkü modern dünyadaki “alan savunması”nın geleneksel devirdeki maksadı yerine getirdiğini söylemek zor. Seyahatin, televizyonun, internetin bu kadar yaygın olduğu bir devirde, gayrı İslami fikir ve eylemleri gözlerden uzak tutma şansınız yok. Bunu en uç boyutta zorlayan Suudi Arabistan gibi baskıcı rejimler ise sahici dindarlıktan ziyade ikiyüzlülük üretiyor.

 

Bu yüzden, ben modern dünyada Müslümanlara gerekenin “alan savunması”ndan çok “bireysel ahlak” olduğunu düşünüyorum. Yani, “bizimkiler günahkarları görüp de sapıtmasın” diye bir baskı ve izolasyon ortamı kurmaktansa, o “bizimkiler”in her birine bireysel bir şuur kazandırmaya çalışmak.

 

Esirgenen tebessüm

 

Gelelim meselenin üçüncü boyutuna. Hayrettin hoca bu noktaya bugün için “özel mekanlar ihdas etmek” imkanının olmadığını, dolayısıyla mecburen “yan yana yaşanacağını” söyleyerek gelmiş. Ama bu yan yana yaşam içinde, “dine, ahlaka ve âdâba aykırı” yaşayan insanlardan “tebessümü esirgemek” gerektiğini savunmuş.

 

Bu, kuşkusuz “tasvip etmeme hakkı” çerçevesinde bir tutumdur. Kimse “demokraside yeri yoktur” filan diyemez.

 

Ancak bu “tebessüm esirgeme” ilkesinin din için ne gibi sonuçları olacağını bir düşünelim derim. Korkarım bunun bir ileri aşaması, din-dışı yaşamlara sahip insanların, bunu belli ettikleri her noktada, dindarların manevi hışmına uğramasıdır. Peki acaba bu tutum, söz konusu seküler insanları nasıl etkiler? Onları dine yakınlaştırır mı, yoksa dinden daha da mı uzaklaştırır?

 

Küfelik vaziyette evine dönen bir adam, örneğin, kendisine “zıkkım iç emi” imasında bulunan bir çift çatık kaştan mı, yoksa sırtını sıvazlayıp “bir derdin mi var kardeşim” diyen bir kalenderlikten mi daha müspet etkilenir?

 

Bunu soruyorum, çünkü Türkiye’de dine mesafeli duran insanların bir kısmının, aslında, Necip Fazıl’ın tabiriyle “kaba softa ve ham yobaz”dan ürkmüş insanlar olduğuna şahidim.

 

O insanlara el uzatmanın yolu ise, sanırım biraz daha Sufi-meşrep bir dindarlıktan geçiyor.

 

15.08.20011

 

Mustafa Akyol'un bu yazısına Hayretin Karaman 19.08.2011 tarihli "Tebessümü Esirgemek" başlıklı yazısında cevap vermişti.

 

...

Bana göre "insanlara cesaret verecek, davranışlarını meşrulaştıracak tavırlar" ile onları ıslah edecek, İslam'ı ve Müslümanları sevdirecek tavırları birbirinden ayırmak gerekir. Ben birincisinde tebessümü esirgeyin diyorum, ikincisine gelince bırakın tebessümü kucaklamaya bile varım.

 

Defalarca şunu anlatmışımdır:

 

Konya ulemasından merhum hocamız Hacıveyiszade Mustafa Efendi Aziziye Camii imamı idi. Yolunun üstünde bir dükkanın önünde onu bekleyen, ayakta duramayacak kadar sarhoş birisi var; Hocanın selamına ve duasına talip. Hocamız onu her gördüğünde selam veriyor, bazen yüzünü okşuyor ve "geçecek yavrum, inşallah geçecek" diyor. Gerçekten bir süre sonra bu ibtila geçiyor, mübtela şahıs içkiyi bırakıyor ve cemaate katılıyor.

 

Hocamızın bu davranışından o sarhoşun "Hoca benim yaptığımı hoş görüyor, buna devam edebilirim" manasını çıkarması mümkün değil; çünkü hoca "geçecek inşallah" diyor, ama ondan şefkatini de esirgemiyor.

 

Peygamberimiz (s.a.) hayatta iken bir sarhoşa ceza uygulanmıştı. Bu esnada bir sahâbî sarhoşa lanet okudu, "rezil adam" diye hakaret etti. Peygamberimiz buna razı olmadı ve "ona lanet okumayın, o Allah'ı ve Resulünü seviyor, şeytana yardımcı olmayın" buyurdu.

 

Şeytana yardımcı olarak insanları islam'dan uzaklaştırmak da sakıncalı, hoş olmayanı, haram ve günah olanı meşrulaştırmak ve önemsizleştirmek de sakıncalıdır; Müslüman tavır ve davranışında biri değil, ikisi de göz önüne alınmalıdır.

 

"Bizimkiler günahkarları görüp de sapıtmasın" diye bir baskı ve izolasyon ortamı kurmaktansa, o "bizimkiler"in her birine bireysel bir şuur kazandırmaya çalışmak" teklifine itirazım yok. Ama ben "baskı ve izolasyon" teklif etmiyorum, bu "şuuru kazandırma"nın yollarından biri olarak iyi ile kötü, meşru ile gayr-i meşru, uygun ile aykırı olanı birbirinden ayırmanın şart olduğunu söylüyorum. Aksi halde yine şeytana yardımcı oluruz.

...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hangi Günahlar Görmezlikten Gelinir?

 

Geçen gün Kadıköy-Bahariye’de alışveriş yapmak için gezinirken Hayrettin Hoca’nın başlatmış olduğu ‘tahammül mü hoşgörmek mi?’ tartışmalarını tarttım içimde. Daha doğrusu gördüğüm manzara/lar beni bu konu üzerinde yeniden düşünmeye sevketti.

 

Savunma psikolojisinden kurtulduk mu?

 

Aslında benim bu mevzuyla bağlantılı olarak söyleyebileceğim ilk şey; dindarların büyük bir oranının henüz bir çeşit savunma psikolojisi içinde olduklarıdır. Yani biz hala gerici olmadığımızı, bilakis açık düşünceli olduğumuzu, kimseye bir zararımızın dokunmayacağını isbat etmeye çalışıyor gibiyiz. Düşüncelerimizi ayan beyan ifade etmekten genellikle çekiniyoruz. Çeşitli şeyleri bahane ederek, sözümüzü eğip bükerek konuşmaktan tam kurtulamadık. (Elbette durumun bu şekilde devam etmesinde, rejimin yıllardır Müslümanlara reva gördüğü eza ve cefaların büyük etkisini görmezlikten gelemeyiz. )

 

'Buğz' mesafesini bile hazmedemeyenler!

26064.jpg

Hayrettin Hoca, Müslümanların münkerle, günahla mücadele biçimlerini dile getirince bir kıyamettir koptu. Oysa Hoca’nın söyledikleri, Kur’an’da ve hadislerde yer alan bazı hükümlerin dile getirilmesiydi. Üstelik laik bir rejimde başkalarına kanunların izin vermediği şekilde müdahele edemeyeceğimizi ve Müslümanlar için zararlı sonuçlar doğurabilecek eylemlerden kaçınmamız gerektiğini de vurgulayarak yapmıştı bu çıkışını.

 

Caddede gezinirken gencecik kızların ve erkeklerin ortalık yerde bira şişelerine gömüldüğünü gördüm. Hayrettin Hoca bir Müslüman olarak bunları hoş görmemem gerektiğini, kendimi korumak için o eylemle arama en azından bir ‘buğz’ mesafesi koymam gerektiğini söylemişti. Haksız mıydı?

 

Hangi günahlar görmezlikten gelinir?

 

Kur’an hakikatlerine göre düşündüğümüzde bir Müslümanın İslam’a aykırı eylemleri ve bu eylemin sahiplerini hoş görmesi nasıl mümkün olabilir? Bunlara sadece tahammül edebiliriz. Fakat bunların yanlış olduğunu, Kur’an’a ve İslam’a aykırı olduklarını uygun şekillerde dile getirmek de bizim görevimizdir.

 

Hepimizin bazı eksiklikleri, yanlışlıkları, günahları, zaafları olabilir. Fakat Allah günahlarımızı faş etmememizi ister bizden. Hatta mümin kardeşimizin gizli de, saklı da işlemiş olduğu günahlarını setrettiğimiz, örttüğümüz takdirde O da ahirette bizim kusurlarımızı, günahlarımızı bağışlayacak, ayıplarımızı yok sayacaktır.

 

Günahların cazip gösterilmesini engellemek suç mu?

 

Günahlarıyla övünenleri veya pişman olmayanları ise cezalandıracağını bildirir. Günahların cazip gösterilmesi veya teşvik edilmesi insanı Allah’ın rahmetinden, affından uzaklaştırır. Çünkü kötülük; insanın hevaya düşkünlüğünden, zalum ve cehul olmasından dolayı çok çabuk yayılabilecek bir illettir. Bu yüzden şeytanın, nefsimizin ve başkalarının teşvik ve kışkırtmalarından uzak durabilmemiz; biraz da teyakkuz halinde olabilmemizle ilgilidir.

 

Teyakkuz ve Müslümanın bitmeyen imtihanı!

 

Teyakkuzu, Türkçeye günahlara ve kötülüklere karşı alabildiğine uyanık olmak diye çevirebiliriz. Yani bizi yanlışa ve günahlara götürecek, sokacak tüm menhiyyattan, münkerattan, vesveselerden, vehimlerden, düşüncelerden uzak durmalıyız. Ayrıca Allah’ın hoşuna gitmeyecek fiillerin işlendiği yerlerden, ortamlardan elimizden geldiğince uzak durmak da teyakkuzun bir gereğidir.

 

Bazılarımız bu söylenenlere bakarak şöyle bir itirazda bulunabilir: Kardeşim o zaman Müslüman neyle imtihan olacak? Müslümanı imtihan etmek, ona ecrini veya cezasını vermek Allah’ın işidir. Müslümanın görevi ise kötülükleri, Allah’ın kerih gördüklerini en aza indirmek ve onlardan asla hoşlanmamaktır.

 

Kötülüklerden uzak dur, insanlardan değil!

 

İsmet Özel’in yıllardır söylediği teknolojiyi zihinsel olarak kabullenmeyiş ve bireysel hayatımızda ondan en asgari oranda faydalanma prensibine kısmen benzer bir şekilde, dinimizin kerih gördüklerini kalble ve bilinçle reddetmek müslümanlığımızın gereğidir.

 

Elimizden geldiğince uzak duracağımız şey kötülüklerdir, günahlardır. İnsanlar değildir. Her zaman ve zeminde dinimizin hakikatlerini en yeni ve taze üsluplarla, kelimelerle başkalarına anlatmak boynumuzun borcudur. Bunu canu gönülden istiyoruz. Çünkü bir kişinin hidayete ermesi bizim için dünyadaki her şeyden daha değerlidir. İstemediğimiz şey kötülüklerin işlenmesinin kolaylaştırılıp yaygınlaşmasıdır. Her tür devletin de vatandaşlarını kötülüklerden alıkoyma hakkı-vazifesi vardır. Bir alimin, düşünürün, entelektüelin de bu anlamda Müslümanları, devleti yöneten iktidarı uyarması ve onlara öncülük etmesi, yol göstermesi güzel bir şeydir, bir erdemdir.

 

İnsanın fıtratını bozan her şey kötüdür!

 

İslam zor(balık)la gönüllere yerleştirelecek bir din midir ki bizi zorbalıkla itham etsinler. Bizim kötülükleri, günahları benimsemeyişimiz, onlardan uzak durmamız, onları kerih görmemiz ve onların yayılmasını çeşitli şekillerde önlemeye çalışmamız; hem kendimiz için hem de başka insanlar için bir rahmettir. Bazıları Allah'ın kerih gördüklerini, yasakladıklarını kendi yaşam biçimi haline getirmiş diye bizim susup bunları hoş görmemiz beklenmemeli. İnsanın fıtratına zarar veren, onu bozan her şeyin yaygınlaşmasını önlemeye çalışmak asli vazifemizdir. Her ne kadar böyle sefih bir yaşam biçimini, üzerinde konuşulmaya müsaade etmeyecek şekilde benimsemiş kişilere gerçekleri anlatmak çok zor olsa da, böyle olanların sayısı ülkemizde diğerlerine nazaran azdır. Bu yüzden her bilinçli mümin öncelikle İslam'ı elinden geldiğince kendi yaşamının her alanına yedirmeli, yaymalı ve yaşadıklarını, tattıklarını çevresine anlatma yöntemlerini, yollarını arayıp bulmalıdır.

 

Mustafa Nezihi (dünya bizim)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Ve suallerim hala cevapsız.

 

“Siz onlardan razı olsanız bile Allâh fâsıklar topluluğundan asla râzı olmaz.” (Tevbe s. 96)

 

FÂSIK VE ZÂLİMLERİN MECLİSİNDE BULUNMAMAK

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in emirlerinden biri de, şer'i bir mecburiyet olmadan, zâlim ve fâsık (açıktan haram işleyen) kimselerle birlikte oturulmaması ve onların meclislerinde bulunulmamasıdır.

Günümüzde Resûlullâh (s.a.v.)'in bu emrine gerekli özen gösterilmemektedir. Hattâ bazen öyle kötü durumlara şâhid oluyoruz ki; şeyhler ve hocalar birinin gıybet yaptığını duydukları hâlde, ona karşı çıkmıyorlar. Çoğu kez de, o mecliste bu suçu işleyenlerle ortaklık yapıyorlar. Bazen de orada bulunmayan bir kimse hakkında ilk konuşanlardan biri oluyorlar. Nitekim, kendisi ile birlikte bir vazîfeye talib olanları küçük düşürmek için aleyhlerinde atar tutarlar. Hattâ o şeyh veya hocaya yaranmak isteyenler, filancanın namus ve ırzına dil uzatmakta ona ortak olurlar.

Akıllı bir kimse, bunun gibi dedikodu meclislerinden ve bunun gibi insanlardan uzak kalmalıdır. Ancak bir ilim ve ahlâk dersi sağlayan faydalı bir mecliste bulunmalıdır, insanları idare yollarını ve kendisini kötülükten korumayı öğreten bunun gibi nezih meclisler onun için yararlı olmuş olur.

ibn Hibbân rivayet ediyor: Sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz "Müminden başkası ile dost olma, yemeğini de Allah (c.c.)'den korkanlar yesin" buyurmuşlardır.

Resûlullâh (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmuşlardır: "Kötü bir kimseyle oturmak, demirci körüğünü körükle­yen kimse ile hemdem (canciğer arkadaş) olmaya ben­zer; ya elbisenin bir tarafını yakar veya kötü koku koklamış olursun."

"Âyetlerimiz hakkında münasebetsizliğe dalanları gördüğün vakit de kendilerinden yüz çevir, tâ ki başka birsöze dalsınlar; şâyed şeytân bunu sana biran unutturursa, hatırına geldiği gibi hemen kalk, o zâlimler güruhu ile beraber oturma." (Enam68)

(İmâm-ı, Şa'rânî (k.s.), Büyük Ahidler, 1002.S.)

13 Eylül, Mevlâna Takvimi

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ve suallerim hala cevapsız.

 

“Amellerin en fazîletlisi, Allâh için sevmek, Allâh için buğz etmektir.” (H.Şerîf, Ebû Dâvûd)

SALİH VE SADIKLARLA BERABER OLMAK

Tezkiye-i nefiste en önemli düsturlardan biri de muhak­kak ki sâlih ve sâdıklarla beraber olmaktır. Ebû Mûsâ el-Eş'ârî (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizden şöyle rivayet eder: "İyi insanlarla ve kötü kimselerle oturanların misâli şöy­ledir: Güzel koku satan ile körük çeken kimse ile beraber oturmaya benzer. Güzel koku satan ile beraber olan onun güzel kokusundan istifâde eder veya alırsın, körük çekenle beraber olduğun zaman da, ya kıvılcım elbiseni yakar veya onun kokusundan rahatsız olursun."

Kişi, sevdiği arkadaşının Dînini ve karakterini aldığı gibi, mahşerde de onunla beraberdir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: "Kişi sevdikleriyle beraber haşrolur (öldükten sonra diriltilir)."

İki kişi arasında arkadaşlık sebebiyle, Allah için muhabbet meydana geldiğinden, o muhabbetin kesilmemesi için, birbir-lerini sık sık ziyaret etmeleri gerekir. Bu gerçeği Resûlullâh (s.a.v.) Efendimiz şu Hadîsiyle ifâde buyurmuşlardır: "Çok ziyaret et ki, sevginiz artsın."

Ebû Hüreyre (r.a.), Resûlullâh (s.a.v.) Efendimizden şöyle rivayet eder: "Adamın biri, başka bir köyde bulunan dos­tunu Allah rızâsı için ziyarete çıktı. Allâhü Te'âlâ ziyaret edilen zâtı köyün girişine bir meleği gözetmeye memur etti. Ziyaretçi köyün girişine geldiği zaman, melek ona: "Nereye gidiyorsun?" diye sordu. Ziyaretçi: "Bu köyde be­nim bir dostum var, o dostumu ziyarete gidiyorum" dedi. Melek: "Ona yapmış olduğun bir iyiliğin karşılığını almak mı istiyorsun?" deyince, ziyaretçi: "Öyle bir şey yok, ben onu yalnız Allah rızâsı için seviyorum" dedi. Melek: "Ben Allah'ın sana gönderdiği bir elçiyim. Şunu bildirmek için geldim: Sen, onu Allah rızâsı için sevdiğinden, Allah da seni sevmiştir."

İster bir yerde olsunlar, ister başka başka yerlerde olsunlar,dostların birbirlerini ziyaret etmeleri Sünnettir. Nefsin temizlenmesi ve kötülüklerden arındırılması ebedî mutluluk ve kurtuluşa sebebdir.

(Mehmed Çağlayan, Ehl-i Sünnet ve Akaidi, 194.s.)

12 Eylül, Mevlâna Takvimi

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Sana cevap vereyimmi güzel kardeşim? hayrettin karaman ağzıyla kuş tutsa işim olmaz onunla!. onun 20 yıl öncesi yazı ve konuşmalarıyla bugünkü yazı ve konuşmaları nı oku ve dinle arada ki tezatı fark ettiğinde onun netür bir kişi olduğunu fark edeceksin. İslam her devirde yaşanır ve her devirde de Allah (c.c.)'ın Ayet'leri ile Efendimiz (s.a.v.)'in Sünneti geçerliliğini korumaktadır!

 

mustafa akyol bide Üstadımız Necip Fazıl'ı ağzına almış! yahu kuzum 100 kelime aristokrat konuşupda üç kelime necip fazıl dan bahsederekmi biz müslümanları yazına aşina edeceksin taraftar kılacaksın? sanki hepiniz İsmet Özel oldunuz! hani onu artık anlıyozda be kuzum siz kimsiniz ki halkın diliyle değilde kendi dilinizle konuşuyorsunuz? senin böyle bir konuda yazı yazma yetkin varmı bu tür konu selahiyet ister yoksa sendemi 'rasim ozan kütahyalı' gibi gibi her konuya vakıfım diyorsun?

 

'Kaba softa ve ham yobaz' sizin gibilerinin İslama karşı takındığı laytçılığının argoda ki adıdır!

 

 

Mehmet Şevket Eygi Hocam diyor ki; 'Bu Toplum Bu Kadar Ahlaksızlığı Kaldırmaz!' makalesinin son parafında buyrun;

 

Ey Müslümanlar!.. Sözüm sizedir: Kur'ana, Sünnete, İslam'a, Şeriata, ahlaka, fazilete, iffete aykırı bunca fuhşiyata, seks azgınlıklarına, çıplaklığı, rezilliğe ses çıkartmaz, emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmazsanız başınıza gelecek bir musibetten, tepenize inecek bir âfetten, gazaptan korkunuz.

 

Selam ve Dua ile..

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Veliahd kardeşim, neden ısrar ediyorsunuz anlamıyorum. Saydığım 6 maddeyi anyıyla kopyalayıp buraya yapıştırmış sayınız ve tekrar okuyunuz.

Yedincisini de ekleyeyim, "ağzıyla kuş tutsa işinizin olmayacağı" adam hakkında ne "düşündüğünüzü" merak etmiyorum.

Sekizincisi, mezkur şahsın ne idüğü de değildir sorduklarım.

Dokuzuncusu, "Komünistler Moskovaya!" der sarı çizmeli mehmet ağa.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Sevmek ve dost edinmek başka şeydir, münasebet kurmak başka şeydir. Komşulukları, misafirlikleri, hasta ziyaretlerini, ticareti v.s. nasıl açıklayacaksınız? İki şeyi birbirine karıştırıyorsunuz.

 

Konu rağbet görmedi, mesele şahıslara takıldı kaldı, ötesine geçemedi. Konuyu bu makale ile açmamış olsaydım belki daha iyi olacaktı ama zaten son zamanlarda pek kimsecikler de görünmüyor forumda.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Mehmet ŞEvket Eygi'nin "Papazın Müslüman Oluşu" başlıklı bugünkü (16.12.2012) yazısı...

 

Konu ile alakalı bulduğumdan, bu başlığa ekliyorum.

 

Bulgaristan'da 20 yıl boyunca papazlık yapan Atanas Mihaylov Müslüman olmuş. Sofya müftüsü Mustafa Efendi geçtiğimiz 27 Kasım'da papazın Müslüman olup Abdullah adını aldığını cemaate tantana ile ilan etmiş. Bununla da kalmamış, müftülüğün internet sitesine eski Mihaylov'un yeni Abdullah'ın resmini koymuş, çoğunluktaki Hıristiyanları öfkelendirecek, rencide edecek, üzecek beyanlarda bulunmuş. Bunun üzerine Bulgar Ortodoks kilisesi tepki göstermiş, müftülüğün beyanlarının Hıristiyanlara hakaret içerdiğini iddia etmiş. Bu tepkiler üzerine müftülük geri adım atmış ama tansiyon yine düşmemiş. Muharrem ayı aşure gününde Vidin şehrinde bulunan Pazmantoğlu Camiinde Müslümanlar ile Hıristiyanlar 200 seneden beri toplanır, aşure yerlermiş, bu sene Hıristiyanlar bu aşure barışına katılmamışlar... Bu konudaki görüşlerimi arz ediyorum:

 

1. Bendeniz bir Müslüman olarak 20 yıllık papazın Müslüman olmasını memnuniyetle karşılarım... Bir Müslüman Hıristiyanlığı seçmiş olsaydı Hıristiyanlar sevinirlerdi.

 

2. Müftülüğün, papazın Müslüman oluşunu, Hıristiyan çoğunluğu üzecek ve rencide edecek şekilde, tantana ile ilan etmesi hatalıdır.

 

3. Bu hidayet hadisesi gizli tutulmalı idi. Gizli tutulamayacaksa, Hıristiyanları üzecek şekilde ilan edilmemeliydi.

 

4. İslamiyet hikmet dinidir. Böyle konularda hikmet ve siyaset-i islamiye neyi gerektiriyorsa öyle hareket edilmeli idi.

 

5. Resullullah sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz zamanında Habeşistan hükümdarı Müslüman olmuş, lakin onun İslamı kabul ettiği ülkesinde gizli tutulmuştu çünkü halkı bunu kabul ve hazm edemezdi.

 

6. Bundan birkaç yıl önce Müslüman olan bir Fransız papazının bir yazısını tercüme ettirtip, 16 sayfalık bir broşür halinde yayınlamıştım. Müslüman olmuş ama bunu ilan etmemiş. Emekli olduktan sonra Fas'a göç etmiş ve orada açıklamış.

 

7. Merhum şeyh Muzaffer Ozak efendi hazretleri anlatırdı, 19'uncu asrın ortalarında Fener'deki bazı papazlar, zamanın kutbu Kuşadalı İbrahim Efendinin nazarı ve himmeti ile biiznillah Müslüman olmuşlar ama bu ihtidalarını ilan etmeyip, gündüzleri kiliseye, geceleri şeyhin meclisine devam ederlermiş. (Bir insan hem Müslüman, hem papaz olamaz. Bu anlattığım, istisnâî ve geçici bir durumdur...)

 

8. Müslümanlar azınlıkta oldukları ülkelerde, çoğunluğu rencide edecek söz söylemekten, iş yapmaktan geri durmalıdır.

 

Bulgaristan'da Yunanistan'da İslama, Osmanlılara, Türklere karşı düşmanlık vardır. Biz Müslümanlar elimizden geldiği kadar bu düşmanlığı azaltmaya çalışmalıyız.

 

Neler yapabiliriz? Kur'anı Kerimde Peygamberimizin (Salat ve selam olsun ona) hadîslerinde İsa aleyhisselam, annesi Hazret-i Meryem hakkında çok güzel, çok övücü ayetler, ifadeler bulunmaktadır. Bu konuda Bulgarca ve Elen dili ile kitapçıklar yayınlanabilir. Hazreti İsa'ya iman etmek, onu sevmek, Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasında bir köprüdür. Bu köprüden Müslümanlar Hıristiyanlık tarafına geçemezler ama Hıristiyanlar İslama geçebilir. Biz niçin Hıristiyanlığa geçemeyiz? Çünkü Müslümanlar bir tekini dışlamamak şartıyla BÜTÜN Peygamberlere (aleyhimüsselam) iman ederler; Hıristiyanlar son Peygamber Hazret-i Muhammed Mustafa'ya iman etmezler. Yahudiler de Hz. İsa'ya iman etmez.

 

Bulgaristan müftülüğü, öfkeli Hıristiyanları sakinleştirecek beyanlarda bulunmalıdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...