Jump to content

Sign in to follow this  
nesli-Osmanlı

Hakikatsız Hakikat Kitabevi

Recommended Posts

Bismillâhirrahmânirrahîm

[/left]

 

Asıl ününü "

Tam İlmihâl SE’ÂDET-İ EBEDİYYE

" isimli uyduruk kitapla yapan Hakikat Kitabevi' ne karşı tüm kardeşlerimizi uyarıyoruz !!!

Bu kitabevinin kitapları İslam Dininden çıkaran küfür, şirk, bid'at ve hurafelerle doludur.

Kendi itikatlarında evliya kabirlerinden yardım isteme olduğunu yazmışlardır. İbadetin en önemli kısımlarından olan "Dua" ibadetini Allah te'aladan başkalarına yapmakta ve bu itikadı yaymaktalar. Ehl-i Sünnet in en güzîde alimlerine olmadık iftiralar atmaktalar. Küfür dolu itikatlarını yaymak için hiçbir muteber hadis kitabında yer almayan ve muhaddislerin "uydurma" damgası vurduğu rivayetleri kullanmaktan çekinmezler. Biz de sizi bu kitaplara karşı uyarıyor ve dinimizi en sahih kaynaklardan öğrenmemiz gerektiğini vurguluyoruz. Herşeyin en doğrusunu bilen Allah te'alaya hamdolsun.

 

Herkese Lazım Olan İman kitabının 358. sahifesinde yer alan şirk:

 

Imâm-ı Ahmed Kastalânî “rahmetullahi aleyh” diyor ki, birkaç

sene hastalık çekdim. Doktorlar çâresini bulamadı. M
ekkede bir

gece Resûlullaha çok yalvardım.
O gece rü’yâda bir kimse gördüm.

Elindeki kâgıdda, (Burada Ahmed Kastalânînin hastalıgı için, Resûlullahın

izni ile ilâcı yazılmısdır) okudum. Uyandıgımda hastalıgım

kalmamısdı.

Kastalânî yine diyor ki, bir kızcagız sar’a hastalıgına yakalanmısdı.

Iyi olması için Resûlullaha çok yalvardım.
Rü’yâmda bir

kimse, kızcagızı hasta yapan cinnîyi bana getirdi. Bunu sana Resûlullah

gönderdi dedi. Cinnîye darıldım, bagırdım. Kızcagızı incitmiyecegi

için bana yemîn verdi, uyandım. Kızcagızın sar’a hastalıgından

kurtuldugunu haber aldım.

Dua Yalnızca Allâh'a yapılır.

 

Saadeti Ebediyye

kitabının 398. sahifesinde köylülerin, ihtiyarların

"evliyâya adak yapmalarına ve türbelere giderek bereket istemelerine mâni’ olmamalıdır"

yazmaktadır. Devamında ölmüş evliyanın tasarruf sahibi olduğu yazmaktadır.

 

Sahife 456 da Rasûlullâh (sallallâhu 'aleyhi ve sellem) in ölülerden birşey istemeyi yasaklamadığını söylemekte ve devamında ölülerden yardım istenebileceği yazmakta.

(Şirklerine Allâh'ı ve Rasûlü (sallallâhu 'aleyhi ve sellem)'i alet etmeye de utanmıyorlar. İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi raci'ûn!!! Allâh-u te'âla bu kitabın ve yayıcılarının şerlerinden tüm Müslümanları korusun.)

 

 

Not:

Şimdiye kadar tevhid ve şirk ile ilgili kitap okumamış, bu konuyla ilgili ders dinlememiş kişilere yukarıdaki alıntılar birşey ifade etmeyebilir. Ama Allâh-u te'âla nın gönderdiği Rasüllerin ('aleyhimu's-Selâm) ve kitapların amacı olan tevhidi bilen her Müslüman yukarıda Allâh Rasûlü (sallallâhu 'aleyhi ve sellem) e yapılan yalvarmanın, aslında ona yapılan bir ibadet olduğunu bilirler.

Çünkü dua ibadettir.

Yalnızca Allâh-u te'âla ya yöneltilmelidir.

Tabî bu müslümanlar için geçerli.

Hristiyanlar 'Îsâ (aleyhisselâm) a yalvarırlar. Buda putuna tapanlar, ona yalvarırlar. Mekke' de müşrikler putlarına yalvarırlardı... Kabirperestler de kabirlere yalvarırlar.

Müslümanlar da yalnızca ve yalnızca Allâh-u te'âlâ ya yalvarırlar. Elhamdulillâhi Rabbil 'âlemîn.

 

Bu kitabevinin kitaplarını ehl-i sünnetin kalesi, kaynağı zannedenler. Siz hangi ehl-i sünnet kaynağında Allah tealaya şöyle bir hitap, şöyle bir edepsizlik gördünüz. (

durrul mearif

denen kitabın 36. sayfasında)

adamın biri taharetlenmek için taş arıyor ve eline yakut geliyor. Ve şöyle diyor;

"ben taharet için taş arıyorum, sen bana yakut veriyorsun. YAKUTUN SENİN OLSUN. Bana lazım değildir."

[/left]

Bu mu sizin ehli sünnetin kalesi, kaynağı dediğiniz kitaplar ??? Allah tealadan korkun. Ehli sünnetin hangi alimi Allah tealaya bu denli edepsiz olmuş ? Belki de bu söze elfazı küfür derlerdi.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Siz ehl-i sünnet dışı ibn-i teymiyye ve vehhabiliğe göre düşündüğünü bile bilmeyen,okuduğu metinleri anlamadan yorumlayan, belliki;ilimsiz ve fikirsiz, seviyesiz,yüzeysel aklın en ilkel örneklerinden birisiniz. Üstad gibi hayatı boyu Ehl-i sünnet aşığı ve müdafii kişi adına kurulmuş bir sitede vahhabilik propagandası yapmanız korkunç....

 

Olayın hakikat kitabevi ile de alakası yok siz bizatihi islam alimlerine ve ehl-i sünnete saldırıyosunuz. İddialarınıza İslam alimlerinin vermiş olduğu cevapların tümünü yazacak olsam kitap olur ama bir kısmını aktaralım.

Ölüden yardım istemek şirk mi?

 

Sual: Selefiyiz diyen necdiler, bir iş yapılırken sebebine yapışmaya, enbiyadan, evliyadan şefaat ve yardım istemeye şirk diyorlar. Bu şefaat ve yardım isteği, Allah’ın yaratıcılığını inkâr etmek midir?

CEVAP

Hâşâ öyle değildir. Bu şefaat ve yardım, Allah’ın yaratıcılığını inkâr etmek değildir. Bulut vasıtası ile Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, bomba, füze, uçak kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek gibidir. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değil, dinin emridir. Peygamberler sebeplere yapıştılar. Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır.

 

Allahü teâlânın elektromagnetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allah’ı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir. Çünkü, radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allah’tır.

 

Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir. Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebeplere, mahluklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Ondan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Müminler, (Yalnız Senden yardım isteriz) âyetini, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız sen olduğuna inanıyorum. Yalnız senden bekliyorum!) şeklinde anlarlar. Peygamber gibi evliya da, gaybı bilmez. Allahü teâlâ bildirirse, ancak onu söyler. Evliya, yoku var; varı da yok edemez. Kimseye rızık veremez, çocuk yapamaz, hastalığı gideremez.

 

Bunun için hacetini bizzat Evliyadan bekleyerek, Evliyaya adak yapmak caiz olmaz. Ancak şarta bağlı olarak evliyaya adak yapmak, kendisini, günahı çok, dua etmeye yüzünün olmadığını düşünerek, mübarek birini vesile edip, onun hürmetine Allahü teâlâya yalvarmak şeklinde olursa mahzuru olmaz.

 

Yine bu necdiler, “İlaç hastalığıma iyi geldi demek şirktir, Terörist çocuğu öldürdü demek de şirktir” diyorlar. Evet öldüren de dirilten de yalnız Allahü teâlâdır.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Dirilten ve öldüren yalnız Odur.) [Yunus 56]

 

(Ölüm zamanında insanı, Allah öldürüyor.) [Zümer 42]

 

Azrail öldürdü, Azrail can aldı demek de mecazidir. Öldüren, hastaya şifa veren Allah’tır. Çünkü Allahü teâlâ, (Hasta olduğum zaman ancak O bana şifa verir) buyuruyor. (Şuara 80)

 

Cenab-ı Hak her şeyi sebep ile yaratıyor. İlaçsız da şifa verir ama, ilacı sebep kılıyor. Her şeyi yaratanın, şifa verenin Allahü teâlâ olduğunu bilen bir Müslümanın, (Aspirin başımın ağrısını giderdi), (Falanca falancayı öldürdü), (Azrail babamın canını aldı) veya (Doktor, hastayı iyileştirdi) demesi şirk ve günah değildir. Bu bir mecazdır. Böyle örnekler Kur’an-ı kerimde de çoktur:

(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [secde 11]

 

(Körlerin gözünü açar, baras hastalığını iyi eder ve Allah’ın izni ile ölüleri diriltirim.) [A. İmran 49]

 

Birinci âyette Allah’ın izni ile meleğin öldürdüğü, ikinci âyette de Hazret-i İsa’nın ölüyü dirilttiği bildiriliyor. Evliya da Allah’ın izni ile kendisinden isteyene yardım ediyor. Allahü teâlânın kudretinden niye şüphe edilir ki?

 

Evliya, Enbiya yaratıcı değildir

Necdi denilen kimseler, (Peygamber mucize, evliya keramet gösterir demek şirktir. Çünkü insana yaratıcılık vasfı verilmiş olur. Bunun için peygamberin veya evliyanın kabrini ziyaret edip onlardan şefaat istemek, onların hürmetine dua etmek şirktir) diyorlar. Bu zihniyetteki insanlar eshab-ı kiramın kabirlerini yıkıp yerle bir etmişlerdir.

 

Buhari’deki hadis-i şerifte, Beni İsrail’den gaibi bilen, keramet sahibi zatların bulunduğu ve bu ümmetten de Hazret-i Ömer’in onlar gibi keramet sahibi bir zat olduğu bildirilmektedir. Hazret-i Âdem, çok dua etti ise de kabul olmadı. Peygamber efendimizi vesile ederek, Onun hürmeti için dua edince duası kabul oldu. Allahü teâlâ, (Ya Âdem! Habibimin ismi ile, her ne isteseydin kabul ederdim, O olmasaydı seni yaratmazdım) buyurdu. (Beyheki)

 

Hülasat-ül-kelam’da Resulullahı ve evliyayı vesile ederek dua etmenin caiz olduğu bildiriliyor. Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı da şöyledir:

(Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İbni Mace]

 

(Çölde yalnız kalan kimse, bir şey kaybederse, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin!” desin; çünkü Allahü teâlânın, sizin göremediğiniz kulları vardır.) [Taberani]

 

(Hayvanı kaçan, “Ey Allah’ın kulları bana yardım edin, Allah da size acısın” desin!) [Hısn-ül hasin]

 

(İbrahim Peygamber gibi 40 kişi her zaman bulunur. Onların bereketiyle gökten yağmur yağar, suya kavuşulur, yardım görülür ve zafere kavuşulur. Onların yerine yeni birisi gelmedikçe, içlerinden biri ölmez.) [Taberani]

 

(Çölde veya ıssız bir yerde hayvanını kaybeden kimse, "Benim için o hayvanı bulun" desin! Çünkü yeryüzünde, [sizin görmediğiniz] Allahü teâlânın öyle hazır kulları vardır ki, o hayvanı o kimse için bulup getirirler.) [Ebu Ya’la, Taberani, İbni Sünni]

 

(Ebdal kırk kişidir. Bunların bereketi ile düşmana galip gelirsiniz ve belâ gelmesinden kurtulursunuz.) [İbni Asakir]

 

(Her asırda iyiler bulunur. Bunlar beşyüz kişi olup kırkı ebdaldir. Her ülkede bulunur.) [Ebu Nuaym]

 

(Yeryüzünde her zaman [ebdallerden] kırk kişi bulunur. Her biri İbrahim aleyhisselam gibi bereketlidir. Bunların bereketi ile yağmur yağar. Biri ölünce, Allahü teâlâ, onun yerine başkasını getirir.) [Taberani]

 

(Dünya ebdaller sayesinde ayakta durur. Allahü teâlânın yardımı onların bereketi ile gelir.) [Taberani]

 

(Ebdaller, bid’at ehli değildir. Bâtıl ve günah söze dalmazlar.) [İbni Ebiddünya]

Allah’tan başkasından yardım istemek

 

Sual: Biz bir insan olarak herkesten yardım istiyoruz. (Allah’tan başkasından, ne türlü olursa olsun, yardım istemek şirktir) diyorlar. Bunun caiz olan ve olmayan kısımları nedir? İstigâse, isti’ane, tevessül, teveccüh, vesile ne demektir? Caiz olanı ne, caiz olmayanı nedir?

CEVAP

Hepsi caizdir. Caiz olmayan tek şey, Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek, Allahü teala dilemeden onun kendiliğinden fayda ve zarar verebileceğine inanmaktır. Normal bir Müslüman da zaten Allah’tan başkasını yaratıcı bilmez. Şimdi bu hususların hepsini örneklerle açıklayalım:

 

İstigâse:

 

Şefaat dileme, yardım isteme, Allahü teâlâdan bir isteğin, dileğin yerine gelmesi için, Peygamberleri ve evliya zatları, sevdiği kullarını vesile ederek yani araya koyarak isteme, yalvarma, dua etme demektir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kıyamette insanlar, önce Âdem, sonra Musa ve sonra Muhammed [aleyhimüsselâm] ile istigase ederler.) [buhari]

 

İstigase olunan, yardım istenilen ve yardımı yaratan, yalnız Allahü teâlâdır. Ancak peygamberler, evliya zatlar, salih kullar ve benzerleri birer vasıtadır, vesiledir yani sebeptir. İstenilen şeyi yaratan, ise yalnız Allahü teâlâdır. (Şevahid-ül-hak)

 

İmam-ı Sübki buyuruyor ki:

Resulullah ile tevessül etmek, yani istigâse etmek, ondan şefaat istemektir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam âlimlerinden hiçbiri buna karşı bir şey dememiştir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkâr etti. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen âlimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü. (Camius-sagir şerhi)

 

Vehhabiler, (Allah’tan başkasından yardım istemek, ona sığınmak şirktir) diyorlar. Allah’tan başkasını yaratıcı bilmek şirktir. Bunu bilmeyen hiçbir müslüman yoktur; fakat başkasından da istigase olunacağını, mecaz olarak söylemek caizdir; çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Onun kavminden olan, düşmanına [kıbtiye] karşı, ondan [Musa aleyhisselamdan] istigase [yardım] istedi.) [Kasas 15]

 

Hadis-i şeriflerde de buyruldu ki:

(Ya Rabbi, senden isteyip de verdiğin zatların hatırı için, senden istiyorum.) [İ. Mace]

 

(Yardım isteyen kimse, Ey Allahın kulları bize yardım edin desin!) [Hısn-ül-hasin]

 

Son iki hadis-i şerif, yanında olmayan kimseye seslenerek, ondan yardım istemeyi emretmektedir. (El-Üsûl-ül-erbe’a fî-terdîd-il-vehhâbiyye)

 

Her şeyi yaratan Allah’tır. (Sebeplere yapışın) buyurduğu için, bir sebebe yapışılır. İbni Kemalpaşazade hazretlerinin Hadis-i erbain’de bildirdiği, (Bir işinizde, sıkışıp bunalınca, kabirdekilerden yardım isteyin) ve Deylemi’nin bildirdiği (Kabirdekiler olmasa, yeryüzündekiler yanardı) hadis-i şerifleri de, Allahü teâlânın izniyle, ölülerin dirilere yardım edebildiğini göstermektedir. (M. Nasihat)

 

İmam-ı Birgivi buyuruyor ki: Bir hadis-i şerifte, (Bir müminin kabrini ziyaret ederken, “Ya Rabbi! Muhammed aleyhisselam hürmetine, buna azap yapma” denirse, Allahü teâlâ, kıyamete kadar azabını durdurur) buyurulmaktadır. (Etfal-ül-müslimin)

 

Kabirdeki ölüde his bulunduğunu bildiren çok hadis-i şerif vardır. Eshab-ı kiram ve Tabiin-i ızam, Kabr-i seadet’i ziyaret ve istigase ederdi. Bunun için çok kitap yazılmıştır. Hısn-ül-hasin kitabında, (Duanın kabul olması için, Peygamberleri ve salih kulları vesile etmelidir) buyuruluyor. İmam-ı Sübki hazretleri, Resulullahı ve Evliyayı ziyaretin ve ruhlarından istigase etmenin caiz olduğunu ispat etmektedir. (Şifa-üs-sikam)

 

İsti’ane:

 

İstiane de yardım istemek demektir. Resulullah efendimizden ve Evliyadan şefaat istemek, istiane yani yardım istemek, Allahü teâlâyı bırakmak, Onun yaratıcı olduğunu unutmak demek değildir. Bulut vasıtasıyla Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilaç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, top, bomba, füze, uçak kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek, hep Allahü teâlâdan istianedir. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değil, dinin emridir.

 

Peygamberler hep sebeplere yapıştılar. Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, savaş vasıtaları ve talim terbiye yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duayı kabul etmesi için de, Peygamberin, Evliyanın ruhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektromanyetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir; çünkü radyo kutusundaki aletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir.

 

Müşrik, puta tapar, Allahü teâlâyı düşünmez. Müslüman, sebepleri, vasıtaları kullanırken, sebeplere, mahlûklara, tesir, hassa veren Allahü teâlâyı düşünür. İstediğini Allahü teâlâdan bekler. Geleni Allahü teâlâdan bilir. Kıpti’den kurtulmak için Musa aleyhisselamdan istigase eden yani yardım isteyen kişinin yardımını bildiren âyet-i kerimenin manası da, böyle olduğunu göstermektedir.

 

Müminler her namazda Fatiha suresini okurken, (Ya Rabbi, dünyadaki arzularıma, ihtiyaçlarıma kavuşmak için maddi, fenni sebeplere yapışıyor ve bana yardım etmeleri için, sevdiğin kullarına yalvarıyorum. Bunları yaparken ve her zaman, dilekleri verenin, yaratanın yalnız Sen olduğuna inanıyorum. Yalnız Senden bekliyorum!) demektedir. Her gün böyle söyleyen müminlere müşrik denilemez. Peygamberlerin, Evliyanın ruhlarından yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Bunların müşrik olmadıklarını, halis mümin olduklarını Fatiha suresinin bu âyeti açıkça haber vermektedir. Vehhabiler maddi, fenni sebeplere yapışıyor, nefislerinin isteklerine kavuşmak için, her vesileye, her çareye başvuruyorlar. Peygamberleri ve Evliyayı vesile edinmeye de şirk diyorlar.

 

Tevessül:

 

Bir isteğin, bir maksadın hâsıl olması için bir şeyi vesile, sebep yapmak demektir. Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak, Onların hatırı, hürmeti için diyerek dua etmek veya bu suretle yapılan duaya denir. İstigâse ve teşeffû da denir.

 

İmam-ı Sübki buyuruyor ki:

Resulullah efendimizle tevessül etmek iki türlü olur:

Birincisi, Onun yüksek mertebesi, bereketi için Allahü teâlâdan istemektir. Böyle dua ederken, tevessül, istigase ve teşeffu sözlerinden her biri kullanılabilir. Üçü de, aynı şeyi bildirmektedir. Bu kelimeleri söyleyerek dua eden, Resulullahı vesile ederek, Allahü teâlâdan istemektedir. Onu vasıta kılarak Allahü teâlâdan istigase etmektedir. Dünya işlerinde de, bir kimseden, onun çok sevdiğini vesile ederek bir şey istenilince, hemen vermektedir.

 

İkincisi, dileğe kavuşmak için, Resulullahın Allahü teâlâya dua etmesini, Ondan istemektir; çünkü O, kabrinde diridir. İstenileni duyup anlar ve Allahü teâlâdan ister. Kıyamet günü de şefaat etmesi istenilecek ve şefaat edecektir ve şefaati kabul olunacaktır. (Şevahid-ül-hak)

 

Şihabüddin-i Remli hazretleri buyuruyor ki:

Peygamberler ve Veliler öldükten sonra da, kendileriyle tevessül, istigase olunur. Peygamberler ölünce mucizeleri bitmez. Veliler ölünce de, kerametleri kesilmez. Peygamberlerin mezarda diri olduklarını, namaz kıldıklarını, hac yaptıklarını, hadis-i şerifler açıkça bildirmektedir. Şehidlerin de diri oldukları, kâfirlerle harb ederken yardım ettikleri bilinmektedir. (Şevahid-ül-hak)

 

Hülasat-ül-kelam kitabında deniyor ki:

Tevessül, istigase ve teveccüh, hep aynı şey demektir. Hepsi caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kıyamette insanlar, önce Âdem aleyhisselama istigâse edeceklerdir) [buhari]

 

Hazret-i Ömer, kıtlık olduğu zaman Peygamber efendimizin amcası hazret-i Abbas ile tevessül etti. Yani onu vesile ederek Allahü teâlâdan yağmur istedi. (Yâ Rabbi! Kıtlık olduğu zaman, Resulullah efendimizle sana tevessül ederdik. Sen bize yağmur verirdin. Şimdi sana, Resulullah efendimizin amcasıyla tevessül ediyoruz. Bize yağmur ihsân et!) diye dua edince, Allahü teâlâ onlara yağmur verdi. (Buhari)

 

Asırlardır, doğru yolda olan müslümanlar, Allahü teâlânın sevgili kullarını vesile ederek dua etmişler, böylece arzu ve isteklerine kavuşarak sıkıntılardan kurtulmuşlardır. Duanın kabul olması haram lokma yememeye bağlıdır. Bu ise, ancak Cenab-ı Hakk’ın sevdiklerinde mümkündür. Ölü veya diri Allahü teâlânın sevdiklerini araya koyarak yapılan dua, onların bereketiyle ve hatırları için kabul olmaktadır. Daha önce yapılmış olan salih amellerle de tevessül yapılır. (S. Ebediyye)

 

Mezhepsizler diyor ki:

(Allahü teâlâdan başka bir şeyin bir iş yaptığını söyleyen, müşrik olur. Mesela, “Filân ilaç ağrıyı kesti”, “Terörist falancayı öldürdü” veya “Resulullahın kabri şerifi yanında veya falanca evliya zatın mezarı yanında Allahü teâlâ duamı kabul etti” diyen müşrik olur.)

 

Mecaz nedir?

 

Mezhepsizler , mecaz ve isti’ânenin ne demek olduğunu anlayamıyorlar. Bir kimsenin bir işi yaptığını söylemeye, bu söz mecaz olarak söylenmiş olsa da, hemen şirk diyorlar. Hâlbuki Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerimin birçok yerinde, bir işin hakiki yapıcısının kendisi olduğunu, mecazi yapıcısının da kullar olduğunu bildirmektedir.

 

Hakiki hâkim

 

Hakiki hâkim Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali:

(Hüküm, ancak Allah’ındır. [Yani hüküm verme yetkisi, hâkim olan yalnız Allahü teâlâdır.]) [Enam 57]

 

(Aralarındaki anlaşmazlıklarda, seni hâkim [veya hakem] yapmadıkça, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]

 

Birinci âyet-i kerime, hakiki hâkimin, yalnız Allahü teâlâ olduğunu bildiriyor. İkinci âyet-i kerime ise, insana da, mecaz olarak hâkim denileceğini bildiriyor. İnsanlara mecazen böyle hâkim, hakem, hüküm veren gibi şeyler söylemek şirk olmaz.

 

Dirilten ve öldüren

 

Dirilten ve öldüren yalnız Allahü teâlâdır. Dört âyet-i kerime meali şöyledir:

(Dirilten ve öldüren, yalnız Odur.) [Yunus 56]

 

(Ölüm zamanında insanı, Allahü teâlâ öldürüyor.) [Zümer 42]

 

(Öldürmek için vekil yapılmış olan melek sizi öldürüyor.) [secde 11]

 

(Âdem aleyhisselamın oğlu, kardeşini öldürdü.) [Maide 30]

 

İlk iki âyette öldürenin Allahü teâlâ olduğu bildiriliyor. Üçüncü âyet-i kerimede insanları bu işle vekil olan meleğin öldürdüğü bildiriliyor. Dördüncü âyette ise, bir insanın diğerini öldürdüğü mecaz olarak bildiriliyor. (Anarşistler üç polisi öldürdü) demek niye şirk olsun ki?

 

Hastaya şifa veren

 

Hastalara şifa veren yalnız Allahü teâlâdır. İki âyet-i kerime meali şöyledir:

(Hasta olduğum zaman, bana ancak O [Allahü teâlâ] şifâ verir) [Şuara 82]

 

([Hazret-i İsa diyor ki:] A’mânın gözünü açarım ve Baras illetini iyi ederim ve Allahü teâlânın izniyle, ölüleri diriltirim.) [Âl-i İmran 49]

 

Birinci âyet-i kerimede şifa verenin Allahü teâlâ olduğu bildirilirken ikinci âyette mecaz olarak İsa aleyhisselamın şifa verdiği bildiriliyor. Hatta ölüleri dirilttiği bildiriliyor. Hâlbuki yukarıda bildirilen âyet-i kerimede, öldürüp diriltenin yalnız Allahü teâlâ olduğu bildirilmişti. Demek ki şifa vermek, diriltmek, mecaz olarak insanlar için de kullanılabiliyor.

 

Çocuk veren

 

Evladı da Allahü teâlâ verir. İbrahim aleyhisselamın, (Ey Rabbim! Bana salihlerden bir oğul ihsan et!) diye bir evlat istediği Kur’an-ı kerimde bildiriliyor. (Saffat 100)

 

İbrahim aleyhisselamın hanımı Sara validemiz de, Allahü teâlânın çocuk vereceği müjdesini duyunca, (Olacak şey değil! Ben bir kocakarı, bu kocam da bir ihtiyarken çocuk mu doğuracağım? Bu gerçekten şaşılacak bir şey) demiştir. (Yunus 72)

 

Allahü teâlâ onlara İshak aleyhisselamı vermiştir. (Enam 84)

 

Evladı Allahü teâlâ verdiği halde, Cebrail aleyhisselam, Meryem validemize mecaz olarak, (Ben, sana temiz bir oğlan vermek için, Rabbinin gönderdiği elçiyim) dedi. (Meryem 19)

 

Hakiki sahip, gerçek dost

 

İnsanın hakiki sahibi Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali:

(Allahü teâlâ, iman edenlerin velîsi yani sahibidir.) [bekara 257]

 

(Sizin velîniz yani sahibiniz, Allah ve Resulüdür.) [Maide 56]

 

(Nebi, müminlere kendilerinden daha çok sahiptir.) [Ahzab 6]

 

Veli kelimesi, burada sahip, malik, dost anlamındadır. Birinci âyet-i kerimede iman edenlerin sahibinin Allahü teâlâ olduğu bildiriliyor. Üçüncü âyet-i kerimede ise, Peygamber efendimizin de müminlerin sahibi, dostu olduğu bildiriliyor. Bunlar gibi hakiki yardımcı, Allahü teâlâdır. Kullarına da, mecaz olarak muin demiştir. Muin, yardım eden, yardımcı demektir. Bir âyet-i kerime meali:

(İyilikte ve takvada birbirinize, yardımcı olun!) [Maide 2]

 

İnsanların kulu

 

Mezhepsizler, Allah’tan başkasının kulu diyene, mesela Abdünnebî, Abdürresul, peygamberin kulu diyen müslümanlara müşrik diyorlar. Bazı mezhepsizler de, (Osmanlılarda, insan, Allah’ın değil, padişahın kuluydu. Onun için padişah, halka kullarım derdi. Sultanlık sistemine karşı çıkmak, soylu mücadele vermektir) diyorlar. Hâlbuki bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Evli olmayan kadınlarınızı, kullarınızdan ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin!) [Nur 32]

 

Âyet-i kerimede görüldüğü gibi kulların da kulları oluyormuş. Padişahın kulları demenin mahzuru olmadığını bu âyet-i kerime de açıklıyor. Kul kelimesinin, köle, hizmetçi anlamı da vardır. Yeniçeri askerlerine de kul denirdi.

 

İnsana rab denir mi?

 

İnsanların hakiki Rabbi, Allahü teâlâdır. Ancak mecaz olarak, başkasına da rab demek caizdir. Yusuf aleyhisselamın, padişaha rab dediği şu âyet-i kerimeyle bildiriliyor:

(Rabbinin [melikin, hükümdarın, efendinin] yanında beni an [ki beni zindandan çıkarsın!]) [Yusuf 42]

 

Rab, ilah manasına geldiği gibi, efendi, yetiştiren, terbiye eden anlamlarına da gelir. Mezhepsizler, işte böyle kelimeleri kullandı diye, müslümanlara müşrik demekten hiç çekinmiyorlar.

 

Peygamberden yardım istemek

Sual: Cin suresinin 18. âyetinde, (Mescidler, Allah’ındır. O halde orada Allah ile birlikte başkasına dua etmeyin! Onlara yalvarmayın!) âyetine rağmen Peygamberden veya Evliyadan yardım istemek şirk olmaz mı?

CEVAP

Bildirilen âyet-i kerimede yasak edilen dua, ilim dilinde kullanılan dua demektir. Yani tapınarak yapılan duadır. Bu dua, ancak Allahü teâlâya olur, fakat bir kimse, yalnız Allahü teâlâya tapınılacağını, yalnız Ona dua edileceğini, Allahü teâlâdan başka kimsenin yaratıcı olmadığını, her şeyi Onun yaptığını bilerek, Peygamberleri ve Evliyayı vesile eder, onların Allahü teâlânın sevgili kulları olduklarını ve Allahü teâlânın, onların ruhlarına, insanlara yardım edebilmek kuvvetini verdiğini düşünerek, ruhlardan yardım beklerse, caiz olur. Onlar, mezarlarında, bilmediğimiz bir hayatla diridirler. Ruhlarına, kerametler ve tasarruf kuvveti ihsan edilmiştir. Böyle inanan kimseye müşrik demek çok yanlıştır. (F. Bilgiler)

 

İmam-ı Kurtubi hazretleri bu âyet-i kerimenin tefsirinde buyuruyor ki:

Hristiyanlar kiliseye ve Yahudiler havraya girdiklerinde Allah’a ortak koşuyorlardı. Allahü teâlâ, mescidlere girilince, sadece Allah’a dua ve ibadet etmelerini, kitap ehli gibi yapmamalarını emrederek, (Dua ve ibadete kendilerine tapınılmış put veya başka herhangi bir şeyi ortak koşmayın!) buyurmaktadır. (Kurtubi)

 

Celaleyn tefsirinde de, bu âyette, (Kilise ve havralarda Hristiyanlarla Yahudilerin yaptıkları gibi Allahü teâlâya ortak koşmayın!) buyurulduğu bildiriliyor.

 

Netice olarak bu âyet-i kerimenin, Peygamberden veya Evliyadan yardım istemekle hiç alakası yoktur. Âhir zamanda böyle düşünen kimselerin çıkacağını Peygamber efendimiz, 14 asır önce mucize olarak bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali şöyledir:

(Müslüman ismini taşıyıp da, en çok korktuğum kimseler, Kur’anın manasını değiştirenlerdir.) [Taberani]

 

(Kâfirler, kâfirler için gelmiş olan âyetleri, Müslümanlara yükletirler.) [buhari]

 

Not: Adminin bu konuyu kafalarda soru işareti bırakmaması ve yazının tamamını okumayanların yanlış şeyler öğrenmemesi için kaldırması lazım acizane fikrim..

  • Like 2

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

mehmet hocam inan o kadar güzel bir yazı ki sandım biran ağzıma bal çalındı tadı damağımda kaldı kafa bulandıran ithamlara karşı bu kadar kesin naslarla cevap vermeniz çok güzel bence ithamlar silinsin fakat sizin yazınız bir başlık altında burada dursun isterim.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Molla28 kardeşim yazının güzel oluşunun benimle alakası yok, övgülerinden dolayı mesut oldum. Allah u teala razı olsun.Yazıyı açan arkadaşa karşıda kişisel bir husumetim yok amacımda asla arkadaşı incitmek, kalbini kırmak değil ama ehl-i sünnet alimleri kılı kırk yararak bu konularının üzerinde durmuşlar, ömürlerini islamiyete hizmet için harcamışlar, biz de onlara saygısızlığa karşı onların yazılarından kopyala-yapıştır yaparak cevap hazırladık, o kadar. Yazım etkili ise tek sebebi Ehl-i sünneti savunmamdır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 
 
 
 
Guest Murat

Hakikat Kitabevi bunu nasıl yorumlarsa yorumlasın, aklın yorumu olmaz. Gözlerimle görüyor, Aklımla yorumluyorum. kitaplarınız ve savunduklarınız açıkca şirktir. Müslüman kardeşlerimi uyarıyorum, Lütfen Hakikat Kitabevi yayınlarına ait kitablarınıza zulmetmeden saygı içerisinde uygun bir yerde yakınız. Kimseye hediye veya biryere bağış yapmayınız, fitneye katkınız olmasın. Kitaplarında açıkça alemlerin rahmetine hakaret ediyorlar, ama üstü kapalı değil, açıkça. Ya okuyun görün, yada benim yazdıklarıma inanın. Fitneden Allaha sığının ve hepiniz Allaha emanet olun.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...