Jump to content

Sign in to follow this  
mumin

İşte Üstad'ı Karalayanlara Kapak Gibi Cevap

Recommended Posts

İşte Üstad'ı karalayanlara kapak gibi cevap!

05 Ocak 2013 Cumartesi 11:33

Üstad Necip Fazıl, ne İnönüden, ne Bayardan, ne Pekerden, ne de Esendaldan bir şey istemiş ve almıştır. Yalnızca Müslüman bir devlet adamı olarak Menderesten yine İslâm uğruna savaşmak için, dönemin en büyük ve belki de tek kalesi Büyük Doğuyu çıkarmaya devam edebilmek için yardım istiyor

 

 

Üstad, dava arkadaşından İslâm davası için yardım istemiştir. Kimilerinin kendine, oğluna, kızına mal mülk almak için para peşinde koşmasıyla nasıl bir tutulabilir bu, anlamak mümkün değil!

 

Emre Miyasoğlu'nın yazısı

 

Bugünlerde Üstad Necip Fazıl’ın dönemin başbakanı Adnan Menderes’e, Celal Bayar’ın ve masonların baskısından kurtularak Büyük Doğu yayınlarını sürdürebilmek uğruna derdini anlatmak için yazdığı mektuplar gündemde. Abdullah Kılıç imzalı kasıtlı olarak hazırlanmış “Necip Fazıl’ın örtülü mektupları” haberi epey tepki çekti. Dönem dönem Necip Fazıl’ı değersizleştirme operasyonlarıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bir zaman geldi, “Necip Fazıl ideolojiye saplandıktan sonra şiiri kaybetti”, başka bir zaman “Üstad kadın düşmanıydı”, “Kibirliydi” vs dendi. Şimdiyse “Para için yalvardı” gibi bir iftirayla tahtından indirme çabası karşısında gülmeden edemiyoruz. Her deneme de kısa sürede kamuoyu vicdanında sabun köpüğü gibi kabarıp kısa zamanda yok oluyor. Geriye yine Üstad tüm haşmetiyle kalıyor ve onu küçücük akıl ve şuurlarıyla zerre kadar anlamadan eleştirmeye kalkanların esamesi siliniyor.

Milletvekilliğine kendini satmadı

 

Yıl 1943, CHP’nin genel sekreteri Memduh Şevket Esendal da Necip Fazıl’ı amiyane tabirle ‘satın almak’ istemiş fakat başaramamıştır. Üstad milletvekilliğini ve parayı reddederken örneğin Ahmet Kutsi Tecer ve Ahmet Hamdi Tanpınar, Esendal’ın teklifini kabul ederek milletvekili olmuş ve ölene kadar da CHP’li kalmışlardır!

Başbakanın rüşvetini şiddetle geri çevirdi!

 

 

Yıl 1949. Halk Partisi çetesinin başbakanı “ruhunda İslâm nefreti besleyen” Recep Peker, bizzat talep ederek Üstad’la görüşür ve bu görüşmede önce Üstad’ı över “Sanatınla uğraş” der, sonra Büyük Doğu’yu Bir Adam Yaratmak piyesini, kısacası İslâm’ı ve Müslümanları tahkir ederek tehdit eder ve “Ya bizden olursun, yahut başına gelecekleri görürsün!” anlamına gelecek sözler sarf eder. Tehditle Üstad’ın korkmadığını gören Peker görüşmesinde masaya bir çanta dolusu para koyar ve “Beni ve Halk Partisini eleştiren yazılar yazmaktan vazgeç yeter” diye rüşvet teklif eder. O para düşkünü Necip Fazıl (!) ise İslâm düşmanlarına karşı gösterdiği bitmek tükenmek bilmez öfkesiyle serveti geri teperek, “Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası!” der ve sayısız şahidin arasında Başbakanı tersleyerek çekip gider. Necip Fazıl’ın Ankara’dan İstanbul’a dönüşünde hemen tutuklandığını da sanırım belirtmeye gerek bile yok!

 

O davası için dava arkadaşından yardım istedi

 

Hiçbir fikir adamının parayla fikrini satmasına onay veremeyiz. Suçların en adisidir, en onursuzudur. Fakat heyhat! Olay bu kadar basit değil. Üstad’ı tanıyanlar ve ondan hatıralarını anlatanlar ve bunları dinleyenler, Necip Fazıl’ın ne kadar kendine güveni olduğunu, kendini beğendiğini ve bu beğenisinde de ne kadar haklı olduğunu gayet iyi bilir. Cumhuriyet tarihimiz onun kadar şuurlu bir Müslüman mütefekkir çıkaramamıştır. Allah yolunda, şeyhinin karşısında kendini bir köpek gibi küçük görürken, Allah düşmanları karşısında ise aslan kesildiğini herkes bilir. Ve aklı başında her Müslüman, gerçek bir Müslümanın böyle olması gerektiğini bilir!

 

O mektubunda eski başbakanlardan Celal Bayar ve masonların baskılarından kurtulmak için dava arkadaşı Adnan Menderes’e derdini anlatmaya çalışmıştır Üstad. Necip Fazıl, Başbakan Menderes’e “Benim yaptığımı yapanlara hükümetler ve rejimler servetlerini ve nimetlerini yağdırır” diyor ve evet “Sürünüyorum” diyor. Ama şimdiki idraksiz, şuursuzların anladığı manada değil! İslâm’a hizmet eden bir devlet adamına yine İslâm uğruna savaşmak için, dönemin en büyük ve belki de tek kalesi “Büyük Doğu”yu çıkarmaya devam edebilmek için yardım istiyor. Büyük Doğu’nun ümmete ne gibi hizmetleri olduğunu bilemeyecek ya da küçümseyecek kadar cahil olanlara ise yalnızca acıyoruz!

 

Kimilerinin kendine, oğluna, kızına mal mülk almak için para peşinde koşmasıyla nasıl bir tutulabilir, anlamak mümkün değil! Necip Fazıl ile Menderes arasındaki bu ilişkiyi bir devlet adamına ‘para için yalvarmak’ olarak algılamak Üstad’a iftiradır. Üstad, dava arkadaşından İslâm davası için yardım istemiştir.

 

Vefasızlık, ihanet, ahlâksızlık!

 

Bunu bugünün insanının anlaması çok zor. Evet maalesef, Müslümanların bile anlaması zor. Çünkü onun gibi hayatını gerçekten İslâm davasına adamış ve İslâm şuurunu tüm benliğiyle yaşayan idrak yok! İslâm davasına Necip Fazıl gibi bakabilen birisi ancak anlayabilir, onun gibi egosu yüksek birinin kendisi için değil, Müslümanlar için bir başkasından para istemek gibi bir duruma düşmesinin ne kadar büyük bir fedakârlık olabileceğini… Hadi ‘onlar’ı anlıyoruz, haklılar! Bu millet için bu kadar büyük bir fedakârlık yapabilen birini, kendine Müslüman diyen ve İslâm davasına inanan biri nasıl olur da ‘onursuzluk’la suçlayabilir? Bu tek kelimeyle vefasızlıktır, ihanettir! Bugün bu ahmaklığı, ahlâksızlığı, vefasızlığı görünce, Üstad’ı o kadar çok seven var, ama anlayan ne kadar az diyor insan.

 

Güya savunurken saçmalayanlar!

 

Onu güya savunmaya çabalayanlar ise trajik bir cehalet örneği gösteriyor. Örneğin güya Üstad’ı savunmak için “Size Necip Fazıl’ı Anlattım” başlığıyla duygusal, ama son derece yetersiz ve dahası şuursuz bir yazı kaleme alan son yılların en iyi ‘turn-back’ini yapan Ahmet Hakan hazretlerinin şu cümleleri trajik: “Büyük şairliğinin hatırına sistematikten yoksun ideologluğuna ses çıkarılmamıştır… Bir devrin çocuklarını yetiştirmesinin hatırına mübalağalı kibri göze batmamıştır. Dönemin kültürel hegemonyasına meydan okumasının hatırına kişisel zaaflarının üstü örtülmüştür… Sığ tarafları da vardır, derin tarafları da…”

 

İdeoloji hakkında ciddi ne bir fikri, ne de bir duruşu olan Ahmet Hakan’ın Üstad’ın bütün fikrini zaman ve mekân üstü ilahi iradeye teslim edişi destekleyen ideolojisine “Sistematikten yoksun ideoloji” deme cesareti gösterişi gerçek bir cahil cesareti. En büyük ‘dönüş’le fikrini ve hayatını satmadan önce (güya) benimsediği, daha doğrusu bir süreliğine yaslandığı ideolojinin en büyük müdafii ve hatta mimarı Necip Fazıl’ın ideolojisine yetersizlik atfeden adama ne demeli!? “Bir devrin çocukları” dediği son elli yılın Müslüman nesli!

 

Bugün eğer Müslümanlar sesini çıkarabiliyorsa, muhakkak bu davanın son yetmiş yılda gelmiş en muazzam, en şuurlu, en doğru savunucusu Necip Fazıl’a borçludur.

Dedikodu ve iftiralara inanmak yerine işin doğrusunu öğrenmek isteyenler Üstad’ın şu kitaplarına bakabilirler: ‘Benim Gözümde Adnan Menderes’, ‘Müdafaalarım’ ve ‘Babıâlî’. Ayrıca Alaattin Karaca’nın ‘Necip Fazıl-Adnan Menderes İlişkisi/Mektup ve Belgelerle’ ile Mustafa Miyasoğlu’nun ‘Necip Fazıl Kısakürek’ isimli kitapları da okunabilir.

 

Milli Gazete

  • Like 3

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Aynen kardeş Allah razı olsun..HER PLATFORMDA ELİMDEN GELDİĞİ KADAR BU KONULARI PAYLAŞIYORUM...EVET ÜSTAD HAYRANLARI GÜN DAVRANMA ZAMANIDIR...ÜSTAD ın kemiklerini sızlatmamak lazım..Sonra bizden Allualem öbür alemde hesap sorar..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...