Jump to content

Sign in to follow this  
Miralay

Sizce Başbakan Adnan Menderes Gibi Hata Mı Yapıyor?

Recommended Posts

Cemaatte kalanların, kalmış olanların dosyaları en ayrıntılı şekilde tutulur. Onların içinde muhalif olanlarınki ise daha bir ayrıntılı olur. İzinli mi tutuluyor bunlar? Ne vasfa dayanarak yapılıyor bunlar? Devletin işi değil midir bu? (Hoş fişleyeni fişlerizden anlayacağımız devletin de yapmaması gerektiğidir) Hiç bir yerdeki yazıyı uyarlama gayreti içinde olmayınız.

Eski ordu b.ktu, rezildi. Gerçi ordunun başındaki adamı değiştirmekle ordu da değişmiş olmuyor bu kadar kısa bir zaman içinde. Temennim odur ki asker, askerliğini yapacak. Göstergeler de bu yönde. Eski ordu olsaydı şimdiye en azından bildiri yayınlanmıştı.

Hani Erdoğan bir programda yargının içine sızmışlar diyeceğine dili sürçtü de bir gerçekliği dile getirdi ya, sızmışlar kelimesindeki z yerine ç yi kullanmıştı. Bugün polislerin de içine olan aynen budur. Bunu yapanlar da Mavi Marmara olayında İsrail'in yanında olanlarla, 28 Şubat sürecinde askere, Tüsiada vs. tam destek verenlerdir. O süreçte öğrenciydiniz ya, hatırlatmakta fayda görüyorum: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?/topic/14327-fethullah-gulen-hareketi-ve-darbeler/

Hakkınız var, Fenerbahçe dışındaki spor klüplerini kimlerin yönettiğini görüyoruz. Eee, devlet kurmak kolay değil, pardon medeniyet(!) kurmak. Her alanda söz sahibi, hatta tek sahip olmak gerekiyor.

Siz güzel bir sanrı içerisindesiniz. Fethullah Gülen'in dediği olmadan cemaatinde hiçbir iş olmuyor sanıyorsunuz. Fakat her ilde, bırakın her ili bir il içerisinde bile Hocaefendilerinden geldiğini iddia ettikleri bir biriyle çelişen, alakasız gündemlerle boğuşmadığınız nasıl da ortada.

Elimde olsa, imkânım olsa alternatif bir cuma namazı kıldıran yere gider, orada namazımı kılarım. Kemal'in kurduğu pozitivist ideallere hâiz Diyanet'in resmî, genel, o çok edebi dille yazdıkları ve imamlarına zorla okuttukları hutbelerini dinlemekten gına geldi. İnsnaların hatalı namaz kılışlarından sorumlu olanların en tepesinde de yine bu Diyanet İşleri ve eğitim sistemleri belli olan İlahiyat Fakülteleri (iyi örneklerini tenzih ederim) vardır.

Ne yapsalardı yani oradaki eylemciler? Namaz kılanları darp etselerdi ağzınız kulaklarınıza mı varacaktı? Belki de...

Tam olarak bu noktada da şunu belirteyim: Gezi eylemcilerini kesinlikle savunmuyorum. Yaptıkları yanlıştır, gördükleri de yanlıştır. Tıpkı dünyanın her tarafında alternatif enerji kaynaklarına yönelinilmişken, güneş ve rüzgâr kaynakları bol olan ülkemizde ısrarla termik santral kurup ta ben çevreciyim diye göğsünü germek te yanlıştır. Bu çevrecilik filan değildir. Şimdi bana o ağızdan konuşmayın yine. Yeni nesil termik santral filan demeyin. O santraller havayı, suyu, toprağı direkt olarak geri döndürülmesi çok zor bir şekilde kirletiyor.

Başbakanın değişmesini istiyorum, burasını gayet iyi anlamışsınız. Değişmekten de bu kadar korkmank gelişmekten de korkmaktır.

Muhafazakarlardan bir kesim kızgın diye bıkkın oldukları anlamını çıkarman da tuhaf.

İstediğim değişim var, ama farklı bir parti ile değil, Ak Parti'nin iç tüzüğü değiştirilmesin, bir dönem dinlensin, kafasını toparlasın, olayları daha iyi tahlil etsin, çevresindeki bazı pislikleri temizleme fırsatı olsun diye istiyorum. Bunlar olmazsa da gidip başka bir partiye oy vereceğimiz filan da yok. Rahmetli Muhsin Başkanımız da yok ki ne yapalım?

8 ay sonra olacak seçim, yerel seçim diye hatırlıyorum bu arada?

Yazdıklarınıza tek tek cevap vermeye çalıştım son defa. Artık bu konu hakkında tüm söyleyeceklerim kısır bir döngüden ibaret olacağı için müsadenizle bırakıyorum burada. Bir önceki mesajımın bir kısmına saldırı mahiyetinin dışında, klasik söylemlerin ötesine geçmeyen cevaplar aldım. Allah razı olsun. Hiç sorgulamadan, her şeyini kabul ederek desteklemezseniz bizim gibiler ham ederler :)

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Dervish kardeşim, şu son cümlelerin pek isabetli olmuş:Yazdıklarınıza tek tek cevap vermeye çalıştım son defa. Artık bu konu hakkında tüm söyleyeceklerim kısır bir döngüden ibaret olacağı için müsadenizle bırakıyorum burada.

 

Hoş yazdıklarında doyurucu bir cevap göremedim... Top çevirip durmuşunuz...

 

İşte cevabım:Fişleme hadiselerini çok iyi biliriz Dervish... Kokoreççileri satanları bile fişlemişlerdi bir zamanlar... O okul yıllarından ben de geçtim, üstelik zaman 28 Şubat zamanlarından başladı, ekonomik krizle bitti... Yaaa... Yaşadıklarımı anlatsam yol olur...

İddiana göre seni fişlemişler ve sen bu hakkında tutulan kanunsuz dosyayı gördün... Seni fişleyenler de malum kişiler, değil mi? Bak ben sana bir şey anlatayım: Üstad Necip Fazıl B.D dergilerinde Türkiye'deki masonları ifşa etmişti ki, bu masonlar arasında Süleyman Demirel de vardı... Süleyman Demirel mason olmadığını kanıtlamak için mason localarından mason olmadığına dair bir belge aldı ve o zaman medyaya göstermişti. Bunun üzerine necip fazıl şu enfes açıklamayı yapmıştı:“Sizin Mason olmadığınıza dair Mason Kulübü’nden belge almanız, iffetli bir kadının randevu evinden, orayla münasebeti olmadığına dair vesika almasından farksızdır; ve masonlukla münasebetiniz olmadığına değil, aksine, tam ve kurmayca bir alakanız bulunduğuna delildir!”

Dervish şu yukarıdaki yazıyı senin bu fişlenme dosyana uyarlayabiliriz, değil mi?

Polisler eski ordunun yerini alıyor da, eski ordu neydi, biliyor musun? Polis nasıl olur da eski ordu seviyesinde değerlendirilir? Birisi armut, diğeri elma... Sen eski polis ile yeni polis arasındaki o muazzam farkı anlatsana, bu daha iyi olur?

Bu ülkede ne oluyorsa, emirler cemaatten alınıyor zaten... F:Bahçe'ye şike operasyonu yapıldı ya, bunlar onun arkasından da Cemaati aradı... O Ergenekon, Balyoz gibi darbe operasyonlarının ardında da cemaat var zaten... O değil de, hatta ve hatta bizim yola taş koydular, takıldım, düşüyordum... Kesin cemaatin işidir, dedim... Biraz paranoyak bir durum oldu...

İlk müdahalelerin emri cemaatten gelmiş, polise... Yahu bu iddiayı en azılı solculardan bile duymadım bu süreçte... Fetullah Gülen'in bu hadiseler hakkındaki yatıştırıcı açıklamaları neydi o zaman? Yoksa Fethullah Hoca bu cemaatten değil mi?

Bak kardeşim, ben polis olabilmek için sınavlara girdim... Hani lisans mezunlarını bir hak tanındı ya, işte oradan yararlanalım da polis olalım dedim... Ama bütün sınavları geçtim, polis olamadım. Niye? sağlık durumlarım engel oldu. O sınavlarda, mülakatlarda geçilen bütün aşamaları bilirim... O sınavlara bütün hak sahipleri girebiliyor, cemaatçiler de giremesin mi? Önüne gelen girsin de, bu cemaatçiler giremesin mi? Sen de hazırlan gir, sana engel olan mı var???

İlk müdahalelere emri cemaat vermiş izlemi oluşmuş belli çevrelerde... Aman dervish sen o çevrelerden hemen uzaklaş... Ya bu iddiaya hiçbir şey yazmıyorum, çünkü saçma bir iddia, olmayan bir şey üzerine tartışmaya girmem, böyle şeylerle zaman öldürmem...

Erdoğan'ı kimler Ermeni yaptıysa kitaplarında, Gül'ü kimler Yahudi yaptıysa işte bunlardır senin bu fikirlere kaynak teşkil edenler... Cumhuriyet gazetesinin baş tarafında, Cumhuriyet yazan kısmında yani, işte o Cumhuriyet yazsının her iki tarafında ağlayan Fethullah hoca resimleri, yine bu resimlerde hocanın başında Amerikan şapkası... Sen Cumhuriyet gazetesini bu vaziyette gördün mü? İstersen arşivlerden bir kaç gün geri git de gör, sadece bir kaç gün... Burada Fethullah Gülen'in muhtemelen Peygamberimizi anlattığı anda ağlarkenki resminin üzerine bir çalışma ile, Fethullah hocanın başına Amerikan şapkası geçirdiler... Şimdi bu alçaklık değil mi? Bu hainlik değil mi? Bu yalancılık(oldu mu üstad?) değil mi? İşte bunlar değil mi, senin şu iddialarının kaynağı???

PKKlılar da alternatif cuma namazları kılmıştı güya... Peki Taksim'deki Cuma Namazları ne oluyor? Bu bölücülük değil mi? Niye bir camiye gitmeyip, o meydanda kıldılar namazlarını? Ne mesajı verdiler millete???

Cuma nazının cemaatini gördün mü? Orası insan kaynıyorken, cuma cemaati bir avuç insandan oluştu... Bu durum oranın nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu göstermiyor mu? Belki bin erkek var orada, ama cuma cemaati 30 kişiyi geçmiyor neredeyse... Bu oranın nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu çok net bir şekilde gösteriyor... Sen hangi birliktelikten söz ediyorsun? Bu aşırı solcuların yanına gidince birlik mi olunuyormuş??? Bizim buralarda cuma vaktinde dışarıda neredeyse erkek kalmaz... İstanbul'da bu durum tam tersi herhalde... Taksim'de de neredeyse cemaat bulamıyorsun herhalde... Hadi güç bela bir cemaat oluşturuldu... Güzel... İyi ama neydi o namaz kılanların hali öyle??? Adam rükuya giderken bileklerine kavrıyor, bir diğeri etrafı seyrediyor, bir başkası da kıyamda kolları ile vücudunu sarmalıyor... Cemaatin içinde kendini Mehdi ilan eden uzun saçlı bir dam da var, namazın vakitlerini kendine göre ayarlayan adam da... Sen bunları görmüyor musun?

Bizim marjinal dediklerimiz cemaatin başında nöbet tutmuşlar... O zaman madem bu adamlar nöbet tutmuş, siz de iadeyi itibar yapın, kaldırım taşlarını sökün polise, esnafa atın... Araçları yakın, binaları yıkın, bir kadının üstüne işeyin, camiye ayakkabılarınızla girin... Ben marjinal deyince bunları kastediyorum zira burayı da bir türlü anlatamadım kaç gündür yahu!!!

Bir de İhsan Eliacık Cumayı kıldırıyor, bir gerizekalı da cemaatin önüne oturmuş, hocaya mikrofon tutuyor... Yani görüntüye bak!!!

Başbakanın değişmesini istiyorsun... Bak Zaman gazetesi yazarı ateist şahin Alpay da Taksim hadiselerinden sonra yazdığı bir köşe yazsının başlığını ne koymuş: Başbakan değişmeli... Biz bu türden fikirlere şerbetliyiz... Varsa adamla bir sıkıntınız, seçimleri beklersiniz... Madem muhafazakar kesim de bıktı bu adamdan, o zaman 7 ay sonra görüşürüz...

 

Her şey ortada... Kısır döngü hakkında haklısınız, bence sen de haklısın... Bak dönüp duruyoruz...

 

Mümkünse bırakalım...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hahahahahacegan :)

Söylediklerimin hangisine cevap verdin ki film sahnesi hatırlama hakkını kendinde buluyorsun? Bahsettiğin maddelerin hükümete sunulan maddeler olmadığını, yalan söylediğini ispatlamama mı?

Boşbakanının yargıya müdahale ettiğine mi, neye dayanıyorsun?

Sonra da dersin ki başka mevzuulara girmeyelim, arkadaş daha bir mevzuuda yalan söylediğini kabul etmedin ki diğerlerine girelim?

 

Haa birde polis eliyle kim öldü diyordun, tekrar sormak ister misin sevgili melih gökçek kardeş?

 

Görüldüğü üzere tartştığın herkesle bir kısır döngü içerisindesin, ne o başbakanının huyundan mı kaptın hahahacegan? Hatanı, yalanını, dolanını kabul edemiyor musun? Bu kısır döngünün tek sebebi sensin farkında mısın? Yazdığın replikleri tekrar oku arkadaş.

 

Varsa başka replik onları da yaz, onlarla daha komiksin.

 

 

Miralay:

Bir insan idraktan ne kadar yoksun olabilir? Mesela sokağa çıkan insanların tamamını ilk günlerde marjinal grup ve çapulcu olarak nitelendirmek idraktan yoksun oluşun göstergesi midir miralay?

 

Yahu Türkiye gelişti, bölgesel güç oluyoruz, dünya da şu oluyoruz bu oluyoruz diyenler yalan mı söylüyordu? Söylesene Miralay yalancı mı seninkiler? Niye sordum bunu biliyor musun?

 

Amerika'da, Boston'da patlayan bir düdüklü tencereyi günlerce konuşan medya sizin iddia ettiğiniz üzere bu kadar büyümüş bir devletin göbeğinde yapılan bir gösteriye ilgi göstermeyecekti de ne olacaktı? Yoksa yalan mı söylüyorsunuz bizlere? Üfürüyor musunuz yoksa utanmadan sıkılmadan devamlı?

 

Hadi diyelim bunlar şerefsiz, ülkede iç savaş varmış görünümünü vermeye çalışıyorlar insanlara, sen ne halt yemeye halkla çatışıyorsun onların gözlerinin önünde o halde? Sen her haltı ye, bunu yayınlayan suçlu olsun, rahmetli Erbakan hocanın bir sözü vardı, hadi oradan, hadi oradaan.

 

Savaş muhabirleri meydana çıkmasın diye ağlayacaksan ortalığı savaş meydanına çevirmeyeceksin arkadaş. Gidip milletin çadırlarını yakmayacaksın. Eski bakanınız Ertuğrul Günay neler diyor bak:

https://twitter.com/ErtugrulGunay/status/345983440849620992

Ondan daha fazla Akp'li değilsin herhalde.

 

 

Sana yukarıda şurada bir çerçeve çizersek hepimizin aynı ideolojiye sahip olduğunu görebiliriz demiştim, sen hala gelmiş siyasi parti karşıtlığını ideoloji cık cık cık diye yazıyorsun. Hacegan'ın akıl tutulması sana da mı bulaştı arkadaş?

İdeoloji lafını diline doladın da de bakalım madem o kadar çok biliyorsun, neymiş benim ideolojim? Akp yardakçılığı yapmamak ideolojik davranmak mıdır?

 

Fatih Altaylı ne demek, iktidar yalakası Yiğit bulut bile gördü biz körüz, sağırız anasını satayım, göremedik birşey.

 

Ülkemizde algıyı belirleyen iktidar yardakçılığıdır (ben siyasi parti yardakçılığını ideolojiden saymıyorum kusuruma bakma), menfaatlerdir (kesinlikle ülke menfaatleri değil, eğer ülke menfaatleri olsaydı Şimon Peres'in Türk lokumu dediği Akp'yi desteklemezdi insanlar).

 

 

Yukarıda biriniz yazmıştınız, akıl tutulması yaşayan iki arkadaştan biri, bu mesajların muhattabı iki arkadaştan biri, arayamayacağım o mesajı şimdi.

 

Avrupa parlementosunda Tayyip istifa demişler, kim demiş biliyor musunuz gençler? İrlandalı ve muhtemelen hıristiyan olduğu halde Gazze ablukasına karşı Gazzeye giden Paul Murphy idi o konuşmayı yapan. İstanbul da bizzat yaşadıklarını anlattı, diğerleri sizler gibi akıl tutulması yaşıyorlar ve siyaset uğruna vicdanlarını satmış durumdalar.

 

 

 

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

mecal, ben senin isminin önüne ve arkasına bir şeyler ekleyerek, o isimle dalga geçtim mi?... Belki üslubum sert oldu zaman zaman ama hiçbir zaman senin gibi aşağılara düşmedim.

 

Hacegan'ın ne anlama geldiğini biliyor musun? Ben bu ismi seçerken, hangi anlamı ile kendime isim yaptım, sen bunları biliyor musun? Bu tartışmalarla benim ismimin ne alakası vardı şimdi de benim ismimi diline doladın...

 

Ben burada yöneticileri göreve çağırıyorum. Gerekenin yapılmasını istiyorum.

 

Bu saygısızlığa karşı hiçbir mukabelede bulunmuyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

bu başlık altında tartışma o kadar uzadı ki bırakın hakikatin ortaya çıkmasını tartışılan mesele bile dürbünle bulunur oldu.

 

şimdi mes'eleyi netleştirmek ve kimin ne hakkında ne dediğini net bir şekilde görebilmek için taraflardan iki üç satırla iddialarını beyan etmelerini isteyeceğim.bu hem kavga ortamının tesiriyle oluşan körlükten kurtulmamıza hem de iddiaları bütün saflığıyla değerlendirebilmemize imkan sağlayacaktır inşaallah. sonrasında tartışmaya devam edilebilir hatta yeni katılımlar olabilir ancak iddialar net bir şekilde ortaya konulmadan tartışmaya devam edilirse bu kısır döngüden kurtulmak mümkün olmayacaktır.

 

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Miralay:

Bir insan idraktan ne kadar yoksun olabilir? Mesela sokağa çıkan insanların tamamını ilk günlerde marjinal grup ve çapulcu olarak nitelendirmek idraktan yoksun oluşun göstergesi midir miralay?

 

Yahu Türkiye gelişti, bölgesel güç oluyoruz, dünya da şu oluyoruz bu oluyoruz diyenler yalan mı söylüyordu? Söylesene Miralay yalancı mı seninkiler? Niye sordum bunu biliyor musun?

 

Amerika'da, Boston'da patlayan bir düdüklü tencereyi günlerce konuşan medya sizin iddia ettiğiniz üzere bu kadar büyümüş bir devletin göbeğinde yapılan bir gösteriye ilgi göstermeyecekti de ne olacaktı? Yoksa yalan mı söylüyorsunuz bizlere? Üfürüyor musunuz yoksa utanmadan sıkılmadan devamlı?

 

Hadi diyelim bunlar şerefsiz, ülkede iç savaş varmış görünümünü vermeye çalışıyorlar insanlara, sen ne halt yemeye halkla çatışıyorsun onların gözlerinin önünde o halde? Sen her haltı ye, bunu yayınlayan suçlu olsun, rahmetli Erbakan hocanın bir sözü vardı, hadi oradan, hadi oradaan.

 

Savaş muhabirleri meydana çıkmasın diye ağlayacaksan ortalığı savaş meydanına çevirmeyeceksin arkadaş. Gidip milletin çadırlarını yakmayacaksın. Eski bakanınız Ertuğrul Günay neler diyor bak:

https://twitter.com/ErtugrulGunay/status/345983440849620992

Ondan daha fazla Akp'li değilsin herhalde.

 

 

Sana yukarıda şurada bir çerçeve çizersek hepimizin aynı ideolojiye sahip olduğunu görebiliriz demiştim, sen hala gelmiş siyasi parti karşıtlığını ideoloji cık cık cık diye yazıyorsun. Hacegan'ın akıl tutulması sana da mı bulaştı arkadaş?

İdeoloji lafını diline doladın da de bakalım madem o kadar çok biliyorsun, neymiş benim ideolojim? Akp yardakçılığı yapmamak ideolojik davranmak mıdır?

 

Fatih Altaylı ne demek, iktidar yalakası Yiğit bulut bile gördü biz körüz, sağırız anasını satayım, göremedik birşey.

 

Ülkemizde algıyı belirleyen iktidar yardakçılığıdır (ben siyasi parti yardakçılığını ideolojiden saymıyorum kusuruma bakma), menfaatlerdir (kesinlikle ülke menfaatleri değil, eğer ülke menfaatleri olsaydı Şimon Peres'in Türk lokumu dediği Akp'yi desteklemezdi insanlar).

 

 

Yukarıda biriniz yazmıştınız, akıl tutulması yaşayan iki arkadaştan biri, bu mesajların muhattabı iki arkadaştan biri, arayamayacağım o mesajı şimdi.

 

Avrupa parlementosunda Tayyip istifa demişler, kim demiş biliyor musunuz gençler? İrlandalı ve muhtemelen hıristiyan olduğu halde Gazze ablukasına karşı Gazzeye giden Paul Murphy idi o konuşmayı yapan. İstanbul da bizzat yaşadıklarını anlattı, diğerleri sizler gibi akıl tutulması yaşıyorlar ve siyaset uğruna vicdanlarını satmış durumdalar.

 

 

 

Hala bakıyorum da aynı şeyleri geveleyip duruyorsun.

Ülkede iç savaş falan yok, ama sizlere göre 19 gündür bütün Türkiye ayakta, tek yürek olmuş, Başbakan'a karşı direniyor.

Aynı filmleri biz meşhur, yabancı basının canlı canlı aktardığı, sözüm ona bazılarına göre, Türkiye'nin en büyük mitinglerindeki dezenformasyon kampanyalarını da gördük...

Ama bu millet bu sahtekarlıkları, bunların suratına patlattı....

En yakın seçim de, inşallah gene bunların suratına patlatacaktır...

Ertuğrul Günay'ı örnek vermişsin,

Tamam eski bakan, Akp milletvekili olabilir...

Belki benden daha iyi Akp'lidir.

Ben baştan beri öyle düşünmüyorum orası ayrı konu...

Bu eski Chp Genel Sekreteri'nin açıklamaları Akp milletvekili oldu veya bakanlık yaptı diye niçin doğru kabul edeyim...

Biz senin gibi, muhalif olan ya da aykırı düşünen bir kişinin düşüncesini kendi ideolojime, dünya görüşüme uygun olduğu için beğenmem...

Gösteri kanununa göre, halka açık yerlerde miting ve bu şekilde toplantı yapılamaz..

Toplantı yapılacak yerler bellidir.

İllada Taksim ve Gezi parkını işgal edecem ve Başbakan'da, hükümet de bana uyacak diyorsan, kusura bakma buna Yüce Türk Milleti müsade etmez...

Keza bugün belki izlemişsindir, "çapulcu" takımının değil, gerçek halkın mitingi nasıl olurmuş görmüşsündür...

Ortalığı hiç yakma yıkma eylemi mevcut değildir...

Yiğit Bulut ve Fatih Altaylı demişsin, ben onları inanki sen sevmiyorsan, senden daha fazla sevmiyorum.

Her devrim ve holdingin sözcülüğünü yapan insanlar olarak görüyorum..

Tamam Yiğit Bulut belki bazı şeyleri Kanal24 de çalışması münasebetiyle olayları Akp penceresinden yorumlayabilir,

Fakat benim paylaştığım Fatih Altaylı demecine kimsenin birşey demeye hakkı yoktur.

Yüzde yüz doğru ve yerinde bir tespittir.

Yüzde 99 demiyorum bakarsan, yüzde yüz diyorum....

Sen kalmış hala, yabancı basında çıkan bir haber ile, GeziParkı eylemlerini canlı yayınlayan 10'larca muhabir yollayan, sanki Türkiye'de bir iç savaş yaşanmış hissi veren, haberleri, yorumları kıyaslıyorsan...

Sana karşı ne söylersek söyleyelim, ha duvara konuşmusuz ha sana konuşmuşuz hissi uyandırır...

Diğelim A.P da "Tayyip İstifa" diye Türkçe bağıran şahıs, Gazze eylemlerinde ön sıralarda yer alması neyi değiştirir???

İkisi birbirinden alakasız konulardır...

Bir konuda sana göre doğru yaptığı bir hareket, diğer konuda onu haklı çıkarmaz...

Sen ve senin gibiler saçmalamaya devam edebilirler...

Ama gerçek halk, cevabı yakıp dökmeden en yakın seçimde verecektir...(İnşallah)

O zaman Taksim eylemlerinde provakatörlük yapanlar, sanki Türkiye ayaklanmış gibi imaj verenler utanacaklar mı??

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

“Mü’minin feraseti karşısında titreyin; zira o bakarken Allah’ın nuruyla bakar." buyurmuş Efendimiz (s.a.v.)

 

Ferasetli bakanlar Mü'minlerdir. Sanatçılar, sosyologlar, felsefeciler, aydınlar, siyasetçiler vs. bunlar Mü'min değillerse öyle bakamazlar.

 

Bugün dış dünya ve özellikle batı, bizi Suriye ile, Arap Baharı ile bir görmekte. Buna az ya da çok katkısı olan herkese sonsuz teşekkürler, tebrikler.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bir üstteki mesajım hariç, bu konudaki diğer mesajlarımı ret ediyorum. Yeni Anayasa konusundaki kırgınlığım, kandırılmışlık duygum ve kızgınlığımın da içimdeki anarşiste verdiği gazla devrimci duygularımda bir kısım kabarmalar meydana gelmişti.

 

İpe sapa gelmez sözlerimi okumak zorunda kalanlardan özür dilerim.

 

Ama aslına bakarsanız Taksim'e inmesi gerekenler bizleriz. Hazır boşalmışken fırsat bu fırsat yapılmayacak olan Anayasa için biz de... Ehem, pardon. :)

 

(Bu salaklar, çapulcular adamı zorla Akp'li ederler ya.)

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 
 

Günlerdir Cumhurbaşkanı ile başbakan ve hatta Bakanlar hakkında fitneler ürettiler... Gülen hoca ile Erdoğan arasında türlü fitneler ürettiler, ortalığa yaydılar... Erdoğan ile Gül'ün fikirleri arasında işin daha başından beri bir görüş ayrılığı yoktu... Bu sarf ettikleri söylemlerinden belliydi... Birisi daha yumuşak bir dil kullanmış olabilir ama Erdoğan'ın kullandığı dil de çok sert değildi. Hatta ben daha sert olmasını bile istedim...

 

Lütfen Üstadın 'Benim Gözümde Menderes' kitabını okuyun... Orada Üstadın Menderes'e önerdiği fikirlere bir bakın... Üstad neler diyor orada, neler...

 

Daha önceki yazılarımda yukarıdaki ifadeleri kullanmıştım. Erdoğan’ın kullandığı dilin çok sert olmadığını belirtmiş ve Necip Fazıl’ın bu cinsten konu ile alakalı Menderes’e neler önerdiğini, ‘Benim Gözümde Menderes’ kitabını işaret ederek anlatmaya çalışmıştım.

 

Miralay kardeşim bu konuyu açarken kullandığı başlık ise şuydu: Sizce Başbakan, Adnan Menderes Gibi Hata mı Yapıyor? Miralay’ın Gezi Parkı hadiseleri ile ilgili tarihin içine de dalarak, ‘Benim Gözümde Menderes’ kitabını da misal vererek çok isabetli bir başlıkla bu konuyu açtığını söylemek isterim.

 

Necip Fazıl’ın ‘Benim Gözümde Menderes’ kitabından bazı kısa alıntılar ile konuya girmek istiyorum. İşte ilk alıntı:

 

‘’Sene 1958… Bu yıl, Adnan Bey hükümetinin düşmanları tarafından şifasız bir zaaf teşhisiyle keşfedildiği ve her taraftan açık ve gizli tahrip hareketlerinin başladığı mevsimdir. Hükümette memur, mektepte hoca, üniversitede talebe, mahkemede hakim, orduda subay, Adnan Menderes’e karşı gittikçe koyulaşan bir istikrah havasına girmekte ve bu zehirli havayı, Halk Partisi, bir marsık tütsüsiyle beslemektedir.’’

 

Şimdi ikinci alıntı:

 

‘’Mahkeme, ordu, mektep, hükümet dairesi, baştan başa Halk Partisi pompasının sıktığı zehirli gazın tesiri altında…’’

 

Bir alıntı daha:

 

‘’Bu vaziyette hükümetin ilk vasfı, görme, koku alma, tadma ve temas etme hasselerinden yoksun olmanın üstüne eklediği korkunç bir sağırlıktır. Aslında sağır İnönü, sivrisineklerin mide gürültüsünü işitecek kadar hassastır da, Adnan Menderes, odasında fısıltıyla konuşurken dışarıdaki gök gürlemelerini duymaz veya duyanlardan hava raporu almaz.’’

 

Necip Fazıl bu kitabında Samed Ağaoğlu’undan da bir alıntı yapıyor:

 

‘’İstanbul’da 28 Nisan 1960 olaylarının geçtiği günlerden bir sabah öğrencilerle İstanbul Sıkı Yönetim Kumandanlığı birlikleri karşı karşıya… Ankara’da Başbakanın odasında, Menderes’in yanındayım. Rahmetli Namık Gedik, Milli Savunma Bakanı Ethem Menderes, Aklımda kaldığına göre Milli Eğitim Bakanı Benderlioğlu, rahmetli Tevhik İleri, Emin Kalafat ve şimdi hatırlamadığım birkaç arkadaş beraberiz. Menderes İstanbul’da sırasıyla Vali, Belediye Reisi, Sıkı Yönetim Kumandanı Fahri Özdilek’le telefonla konuşuyor. Telin öbür uçundan söylenenlerin neler olduğunu Başbakanın soru ve cevaplarından anlıyoruz.:

- Toplanan kaç bin kişi kadar aziz paşam?

- Beş altı bin mi? Ne yapalım diyorsunuz?

- ……

- Ateş mi etmek?

- ……

- Hayır, hayır katiyen ateş etmek yok!

- ……

- Paşam kimsenin burnu kanamadan, kimseyi brüske etmeden, yavaş yavaş dağıtmaya bakın! Aman paşam rica ediyorum brüske edilmesinler!

- ……

- Sizdeki copla kısa mı? Daha kuvvetli gaz bombaları mı?

- ……

- Bunları ben bilmem, Milli Savunma Bakanı yanımda, vereyim görüşünüz.

Zavallı arkadaşım Menderes, General Fahri Özdilek’le bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra üniversiteli gençleri öldürmek için ateş emri vermek isnadıyla karşı karşıya kalacak!’’

Şimdi bu alıntı üzerinde biraz duralım… Bakın Adnan Menderes, sert müdahale önerisine nasıl karşılık veriyor:

‘’ Paşam kimsenin burnu kanamadan, kimseyi brüske etmeden, yavaş yavaş dağıtmaya bakın! Aman paşam rica ediyorum brüske (eziyet etmenedn) edilmesinler!’’

Peki sert olduğu söylenen Erdoğan döneminde Gezi Parkı çapulcularına Ne yapıldı? Ben söyleyeyim; bu çapulculara, bu ülkeye verdiği zararlar ile oranlarsanız, hiçbir şey yapılamadı ve hatta görevi bu tür kalkışmaları bastırmak olan polisin bile üstünde şiddet kullandılar. Peki bunlara rağmen kaç kişi tutuklu? Yazmaya gerek yok, komik bir rakam!!! Bu yüzden diyorum ki; Erdoğan’ın, kullandığı üslup ve çapulculara müdahale esnasındaki sertlik az bile!!! Burada Üslubu ile eleştirilen Erdoğan, gördüğünüz gibi gayet de yumuşak bir duruş sergilemiş. Bu duruşu medeni(!) ülkelerle de karşılaştırın bakalım, ortaya nasıl bir görüntü çıkacak?

Ağaoğlu yazısının sonunda ne diyor:

‘’Zavallı arkadaşım Menderes, General Fahri Özdilek’le bu konuşmayı yaptıktan kısa bir süre sonra üniversiteli gençleri öldürmek için ateş emri vermek isnadıyla karşı karşıya kalacak!’’

Demek ki, gelmiş geçmiş en kibar Başbakanı bile şiddet yanlısı olmakla suçlamışlar zamanında. Tıpkı şimdilerde Erdoğan üzerinden yaptıkları gibi.

Tekrar ‘Benim Gözümde Menderes’ kitabına dönelim:

‘’Ankara’da ‘’Zafer’’ gazetesindeyim.

Biri daldı bulunduğum odaya:

- Harbiyeliler nümayiş yapıyor!

- Ne nümayişi?...

- Başlarında kumandanları, tabur olmuşlar, Kızılay’dan Ulus meydanına doğru yürüyorlar!... Üniformaları içinde, tıpkı üniversiteliler gibi… Tam bir nümayiş havası içinde!...

Odasında bulunduğum Burhan Belge’ye sordum:

- Ne dersin?...

- Görülmüş şey değil!...

- Hiçbir zaman ve mekanda ne görülmüş, ne de görülebilir! Harbiye ihtilal yapar, çok yapmıştır; bir anda mekanından fırlar ve hemen harekete geçer. Bunlar görülmüştür. Fakat nümayiş yapmaz. Bu, sırtındaki üniformanın edep ve ulviliğini ihlale varır. Çare kalmayınca ihtilal başka; sımsıkı disiplin müeyyideleriyle bağlı bir müessesenin, sivillere mahsus bir serbestlikle mesleki haysiyetini feda etmeye davranması başka… Efe vurur, kırar geçirir; fakat sokakta nümayiş yapacak kadar manasını düşürür mü… İşte görülmemiş ve görülmeyecek olan budur!

- Ya sen neye bağlıyorsun bu hali?...

- Evvela hareket kendi aleyhindedir; çünkü görüldüğü yerde bastırılabilir ve ulaşmak istediği neticeyi kaybeder.

- O halde?

- O halde, artık bu memlekette hükümet diye bir şey olmadığı kanaati o kadar umumidir ki, Harbiye bunu büsbütün açığa vurmak için ortaya çıkmış ve askeri bir tabirle ‘’keşf-i taarruzi’’ye girişerek, hükümetin ne nispette olup olmadığını anlamaya kalkmıştır. Harbiye’nin meslek edep ve şiarını bir tarafa bırakarak giriştiği bu hareket, eğer hükümette bir davranış görülürse kabuğunu çekilecek, görülmezse meydanın boş olduğunu ilan edip gerisi için yolu açık bırakacak bir taktikten başka bir şey değildir. Ve eğer bu hükümet şimdi kendisini göstermeyecek olursa mahvolmuş demektir.’’

Buradan hareketle, Gezi Parkı çapulcularının yaptıkları vandalizmin karşısında bir hükümetin, bir iradenin olduğunu göstermesin mi Erdoğan? Eğer bunu, üslubunu da biraz olsun sertleştirerek yapmasaydı, bu çapulcuların arkasından kimler gelecekti, bir başka değişle bu çapulcular meydanı boş bulsaydı, bu yolla hükümeti zaaf içersinde gösterebilseydi, yolu kimlere açacaktı? Oynanan oyunun farkındayız!!!

Şimdi Necip Fazıl’ın aynı kitabından yaptığım şu alıntı çok önemli. Buyurun:

‘’Harbiye nümayişinin arkasından, Tevfik ileri vasıtasıyla ettiğim yakıcı müracaatlara Adnan Beyin cevabı şu oldu:

- Yarın sabah 6’da Başvekalette hep beraber görüşelim.

(…)

Saat 6’ya 10 kaladan 8’i 15 geçeye kadar tam 2 saat 25 dakika konuşuyoruz. Canımı dişime taktığım ve son kozlarımı oynamaya karar verdiğim için her şeyi söylüyorum.

Birinci mesele:

- Üniversite hadiseleri karşısında ne tavır alınabilirdi?

- Hükümet kuvvetlerine karşı fiille karşı duran Halk Partisi sevk ve idaresindeki sözde gençlik yığınından bir bucuk ölü yerine 150 ölü verdirilseydi ortada bir hükümet bulunduğu anlaşılır ve hiçbir şey olmazdı. Avrupa’nın nice (demokratik) ülkesinden bin misal… Demokrasi, kanunları çiğneyen ve hükümete el kaldıran zümrelere şefkatle mukabele etmek değildir.

İkinci mesele:

- Harbiye nümayişine edilecek mukabele ne olabilirdi?

- Harbiye nümayişi, hükümetin kuvvet derecesini anlatmak için tertiplenmiş taarruzi bir keşif hareketidir. Harbiyelilerin tarihte ihtilal yaptıkları görülmüşse de sokaklarda nümayiş yaptığı ve üniformasını sokak politikalarına alet ettiği görülmemiştir. Yapılacak şey, aynı akşam, Ankara’daki bütün generalleri toplayıp peşine takmak, Harbiye’ye girmek ve nümayişçilere askeri edebin gerektirdiği cezayı hemen vermekti. Bu da, törenle, trampet sesleriyle elebaşıların üniforma işaretlerini sökmek ve onları ‘silk-i celil-i askeri’’ ihrac etmekti.

Üçüncü mesele:

- Kuduran muhalefet nasıl karşılık görmeliydi?

- Açıkca ihtilal hazırladıkları ithamıyla partilerini kapatmak ve başlarını ezmek suretiyle...

(…)

- Çengiler gibi tef ve zil çalarak bir ihtilal geliyor! Bütün nümayişlerde, hükümet acaba ne dereceye kadar mevcut, suali hakim… Eğer hiçbir şey yapılamıyacaksa bir (Vaykavnt) uçağına atlayıp 40-50 kişilik bir kadro halinde kaçmaktan başka çare kalmamış demektir.’’

 

Burada Necip Fazıl’ın ‘’Hükümet kuvvetlerine karşı fiille karşı duran Halk Partisi sevk ve idaresindeki sözde gençlik yığınından bir bucuk ölü yerine 150 ölü verdirilseydi ortada bir hükümet bulunduğu anlaşılır ve hiçbir şey olmazdı.’’ ifadelerini çok sert bulabilirsiniz. Burada anlatılmak istenen nedir? Durumun vahameti!!! Bu süreç sonunda en nazik Başbakan asıldı. Gençleri kıyma makinesinden geçirdiği, o kıymaları da Konya yollarında asfaltın altına malzeme olarak kullandığı, nümayiş yapan üniversiteli gençlere karşı ateş emri verdiği gibi yalanlarla bir başbakanı astılar… Belki bütün bunların yarısı ve daha azı yapılabilseydi bunları yaşamayabilirdik.

 

Camide çekilen son görüntüleri seyrettiniz mi? Çocuğu ile birlikte saldırıya uğrayan başörtülü o annenin savcılığa verdiği ifadeleri okudunuz mu? Hükümetin elinde bulunan ve Başbakanın yanına giden o malum sanatçıların Erdoğan’a yalvararak bu görüntüleri saklamasını istedikleri 17 dakikalık şiddet görüntülerinden haberiniz var mı? Bu çapulcuların duvarlara boyadıkları sloganların içersinde türlü küfürler yanında utanmadan sıkılmadan Peygamber efendimize(S.A.V) yapılan hakareti okudunuz mu? Bütün bunların yanında bu ülkeye verdikleri zararlardan haberiniz var mı? Ve daha neler, neler…

 

Peki siz Başbakan olsaydınız bu çapulculara neler yapardınız? Bu çapulcuların arkasında gizlenen birtakım şeytanlara ne yapardınız? Peki sert bulduğunuz Erdoğan’ın hükümeti ne yaptı? Hiç…

 

Evet… Şimdi bir şeyler anlatabilmek için giriştiğimiz bu meseleye bir düğüm atıp bitirelim. Düğümü ‘İdeolocya Örgüsü’ kitabından ‘USUL’lerle atalım:

 

‘’…Türk Anayasasının kefaleti altındaki fikir hürriyetiyle, beklediğimiz ihtilal-inkılabı körüklemek de bize ve sıfatlandırdığımız gençliğe düşen borç…’’

 

‘’Ülkemizde anayasa ile müeyyideli fikir hürriyeti diye bir şey varsa ve eğer kanunlara doğru söyletiliyorsa, müspet ve menfi her iki haliyle biz vaziyetin ispatçısı olacağız ve her iki halde de şeref ve hizmetimiz büyük olacaktır.’’

 

‘’İşte avaz avaz haykırıyoruz ki, yüz küsur yıllık yanlış inanışlar bakımından ruhlardaki takma dişleri söküp, onların madeni baskıları altında ezilen hakiki ve bünyevi dişleri belirtme ve geliştirme gayesinden ibaret davamız, metod olarak saf fikirden başka vasıta ve alet tanımıyor. Böyle olunca, fikirlerimiz ne kadar dokunaklı, yakıcı olursa olsun, kendimizi kanun namusunun kefaleti altında görüyor ve bu güven duygusundan sonra başımıza hangi inkisar ve ıstırap gelirse gelsin, onu hiçe sayacağımızı, o zaman da, belirteceğimiz misaldeki ibret payı noktasından en büyük hizmeti yerine getirmiş olacağımızı, hak ve millet huzurunda ilan ediyoruz.’’

 

‘’Fikir meydanı ve atalarının ruhu seni çağırıyor. Elinde kanun bayrağı, ruh kalesini fethet!...’’

 

‘’Demokrasyanın tam hakkını isteyerek, kanun yoluyla, fakat sonuna kadar tam hareket ruhunu elde etmedikçe, ‘ukde-i hayat’ımızdan bütün canımız emilecektir! Biz, konuna aykırı şekilde ‘İslamı getirin!’ demiyoruz; ‘Demokrasyayı getirin, ötesi kolay!’ diyoruz.’’

 

İşte bizim bir davamız varsa, o davanın bayrağını meydan yerine dikmenin usulü budur. Çapulculuk yaparak değil…

 

Eğer bizim üslubumuz sertse, tavrımız biraz sert kaçıyorsa, bu sertlik çapulculara ve onların arkasına saklananlara karşıdır. Ve bu üslup ve bu sertlik bize kanunların verdiği bir izindir.

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Kaç gündür tutturdular bir ''palalı adam'' gidiyorlar... O ''palalı adam'' şapşalın teki, o hıyarın aklı bir karış havada... Ulan ''gezi zekalılar'', yaptığınız kepazeliklerle ülkenin içine ettiniz, kamu ve özel arabaları kullanılmaz hale getirdiniz, kaldırım taşlarını, molotofları esnafların camekanlarına attınız, suçsuz insanların üstüne attınız... Kapalı bir kadına türlü rezillikler sergilediniz, camiyi baştan ayağa kirlettiniz, caminin içinde içki içecek, sigara içecek kadar hayvandan da aşağı yaratıklar oldunuz... Ulan sizin bu ülkeye verdiğiniz zararlar İstanbul'dan Ankara'ya yol olur, reziller!!! Şimdi de geri zekalı bir palalıyı kendinize bayrak ettiniz, kendi yaptığınız türlü rezillikleri de 'hak arayışı' olarak lanse ettiniz, öyle mi? Yuh olsun sizin idrakınıza!!!

 

Ulan gezi zekalılar, yaptığınız türlü rezilliklere kıyasla bir avuç teröristi çektiler karakola diye ortalığı ayağa kaldırdınız... Sizin dayanışma platformunuz olacak o yüzsüzler de tutuklanan teröristlerin acilen serbest kalmasını, hem de hiç sorgulanmadan serbest kalmasını istemişti... Şimdi kalkmışsınız bir tek palalı üzerinden türlü yalanlarla koskocaman bir cemiyete ataş püskürtüyorsunuz!!! Bir de utanmadan, sıkılmadan diyorsunuz ki, o palalı niye serbest kaldı!!! Ulan sahtekarlar, o palalı salağın serbest kalması sizin zorunuza gitti de, ülkenin içine eden gezi teröristlerinin serbest kalması için niye oranızı buranızı yırtıyorsunuz??? Kadı ki, zaten çok az yakalan gezi çapulcularının büyük çoğunluğu da serbest bırakıldı!!!

 

Siz var ya siz, siz ne dz!!!

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

basbakan gezi faturasini ağır odeteçege benziyor. Mimarlar ve muhendisler odasinda yetki kisitlamasi, bankalarda standart faiz uygulamasi falan derken Koç'a attığı calımi çok şık buldum. Hisseleri yerlerde surunsun ins. Tupras da onunmus iyi mi! Adamlar bu memleketten enseyi kalınlastirmislar ama seçtikleri iktidara avcı kesılmisler. devletimiz zeval gormesin ins. Aferim hukumete. Gırtlaklarina cokeceksin bu kansizlarin! Umarım devamı gelir. Zevk içinde takipteyim

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 
Guest JamesLek

Hukuka ve toplumun her kesimi saygısı olan parayla fazla işi olmayan kul hakkından korkan kibirsiz ileri demokrasiyi savunan herşeyden önce milli menfaatleri düşünen bir başbakan istiyorum..çok mu şey istedim bu özellikleri taşıyan Akp milletvekilleri var mı?.. bence yok..o yüzden umrumda değil..en iyisine tır çarpsın..

 

 

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

O kadar geniş ve tartışmaya açık bir konu açmışsın ki teşekkürler ya :D Bir başlasam susmam. O yüzden en başından susuyorum -_-

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...