Jump to content

Sign in to follow this  
Achar

VAHİDÜDDİN MÜDAFASI'ndan/ 1981

Recommended Posts

VAHİDÜDDİN MÜDAFAASI'NDAN / 1981

 

Muhterem mahkemede derdest-i rü'yet bulunan yukarıda dosya numarasını zikrettiğim işbu davada, suçun mevzuunu teşkil eden ve müvekkilim Necip Fazıl Kısakürek tarafından kaleme alınan Vahidüddin Kitabı hakkında Atatürkçülük müesselerinden Atatürk'e bağlı bilirkişilerin müştereken "Hakaret yoktur!" hükmünü verdiği bu mevzuda kendimizi daha fazla savunmaya ihtiyaç görmüyor ve adil kararınızı saygı ile bilvekale arz ve istirham ediyoruz.

 

Sanık Necip Fazıl Kısakürek

Vekili

 

 

alıntı

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ölüm sebebiyle infaz edilemeyen Vahidüddin Dâvasının mahkumiyet kararı etrafındaki kronoloji:

 

VAHİDÜDDİN DÂVASI

 

KRONOLOJİ

 

1- Eserin bir gazetede tefrika halinde yayınlanması (1968)..

 

2- Eserin ilk baskısı (1968)...

 

3- Eserin toplatılması ve ilk takibat (1968)...

 

4 - 1. Bilirkişi Raporu (15.10.1968)...

 

5 - 2. Bilirkişi teşkili ve eserde suç unsuru bulunmadığına dair 2. Bilirkişi Raporu (14.4.1971)..

 

6- BERAAT KARARI (24.11.1971)...

 

7 - Kararın İst. C. Savcılığınca temyizi (24.2.2972)

 

8 - Yargıtay 7. Ceza Dairesinin Kararı bozma ilâmı (13.3.1972)...

 

9 - Daha önce beraat kararı veren İst. Basın Toplu Asliye Ceza Mahkemesinin, bozma ilânıma uyarak verdiği mahkûmiyet kararı (28.11.1973)...

 

10-Af Kanunu (1974)...

 

11 - Eserin 2. baskısı ve hiçbir takibata uğramayışı (1975)...

 

12 - Eserin 3. baskısı (1976)...

 

13 - Eserin tekrar toplatılması ve 2. takibat. (1977)...

 

14- 3. Bilirkişi teşkili ve Bilirkişi Heyetinin, Eserin, Türk Devrim Tarihi konusunda ihtisas sahibi Bilir kişilerce incelenmesi gerektiğini belirten raporu (13.12.1979)...

 

15- 3. Bilirkişi Raporu üzerine mahkemenin, Hukuk Fakültesi Ceza Hukuku profesörlerinden bir, Tarih kurumundan bir ve Dil - Tarih Fakültesi İnkılâp Tarihi Öğretim görevlilerinden bir üyeden kurulu uzman bir Bilirkişi heyetinin müşterek mütalaasına başvurma karan ve 4. Bilirkişi heyeti...

 

16- Eserde suç unsuru bulunmadığına dair üç ayrı Bilirkişi Raporu (1980)...

 

17- İstanbul Basın Toplu Asliye Ceza Mahkemesince verilen 1977/48 esas ve 1981/137 karar sayılı 1,5 yıllık MAHKÛMİYET KARARI (17.2.1982)...

 

18-Kararın temyizi (17.9.1981)...

 

19-Kararın Yargıtay 9. Ceza Mahkemesince bir karşı oyla onanması (17.2.1982)...

 

20-Yaşı ve sağlık durumu sebebiyle hükümlüye Adlî Tıp Kurumunca verilen raporla infazın 4 ay tehiri (1982)...

 

21-Devlet Başkanlığına arzedilen, mahkûmun Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında af için öngörülen şartları haiz bulunduğuna dair Adlî Tıp Mütalâası (11.6.1982)...

 

22-Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliğince, konunun Sayın Devlet Başkanı (Kenan Evren) 'nın takdirlerine arz olunduğuna ve «Atatürk'ün hatırasına neşren hakaret» suçundan hükümlü Necip Fazıl Kısakürek'in cezasının kaldırılması hususunda her ne kadar, "af yetkisi" nin kullanılması hususunda öngörülen şartlara ve raporlara malik bulunsa da, hakkında sayın Devlet Başkanı tarafından bir işlem yapılmasına lüzum görülmediğine dair Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilen yazı (6.1.1983)...

 

23 - Ceza işleri Genel Müdürlüğünce, İstanbul Cumhuriyet Savcılığına yazılan konuyla ilgili hükmün infazına dair yazı (6.1.1983)...

 

 

NOT:

BU MAHKUMİYET, NECİP FAZIL KISAKÜREK'İN SONDAN BİR EVVELKİ MAHKUMİYETİ OLUP, KARAR, TAM İNFAZ SAFHASINDA "HÜKÜMLÜ'NÜN 79 YAŞINDA VE 25 MAYIS 1983 TARİHİNDE İSTANBUL'DA ÂNİ ÖLÜMÜ SEBEBİYLE YERİNE GETİRİLEMEMİŞTİR.

 

(Müdafaalarım'dan)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bu kitabın hâlâ yasaklı olması ne büyük haksızlık. Yakın bir zamanda solcu Ecevit de Vahdettin Han'ın vatan haini olmadığını, dürüst bir padişah olduğunu kabul ve beyan etmişti. (İlgili haber tıklayın) Ecevit'in beyanatından önce elbette ki Vahdettin Han'ın durumu ve tarihteki rolü hakkında bizler için muteber olan kaynaklar vardı ve bizler onun nasıl bir padişah olduğunu o kaynaklardan öğrenmiştik. Cumhuriyet kurulup da hanedanlık ülkeden sürgün edildikten sonra günümüze yakın bir zamana kadar ders kitaplarından tarihi romanlara kadar Vahdettin Han'ın vatan haini, İngiliz mandasını isteyen, İngiliz gemisiyle ülkeden kaçan sabık bir padişah olduğu yazılıyken ve bu telakkileri hangi kesimin de savunduğu malum iken, Vahdettin Han'ın hain olduğunu söyleyen zihniyetin içinden biri olan Ecevit gibi bir solcu bu hakikati söylüyor. Ve gene de Üstadın kitabının yasağı kalkmıyor.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Bu kitabın hâlâ yasaklı olması ne büyük haksızlık. Yakın bir zamanda solcu Ecevit de Vahdettin Han'ın vatan haini olmadığını, dürüst bir padişah olduğunu kabul ve beyan etmişti. (İlgili haber tıklayın) Ecevit'in beyanatından önce elbette ki Vahdettin Han'ın durumu ve tarihteki rolü hakkında bizler için muteber olan kaynaklar vardı ve bizler onun nasıl bir padişah olduğunu o kaynaklardan öğrenmiştik. Üstad da o muteber kaynaklardan biriydi. Cumhuriyet kurulup da hanedanlık ülkeden sürgün edildikten sonra günümüze yakın bir zamana kadar ders kitaplarından tarihi romanlara kadar Vahdettin Han'ın vatan haini, İngiliz mandasını isteyen, İngiliz gemisiyle ülkeden kaçan sabık bir padişah olduğu yazılıyken ve bu telakkileri hangi kesimin de savunduğu malum iken, Vahdettin Han'ın hain olduğunu söyleyen zihniyetin içinden biri olan Ecevit gibi bir solcu bu hakikati söylüyor. Ve gene de Üstadın kitabının yasağı kalkmıyor.

 

Evet Ecevit Vahdettin Han'ın vatan haini olmadığını, hatta bu vatanı kurtarmak için elinden geleni yaptığını söylediği zaman, bizim ünlü masonlardan Süleyman Demirellede baya bir atışmıştı. Süleyman Demirele göre Vahdettin Han bu ülkenin bir numaralı vatan hainiydi. O zaman bu tartışmaları kısa bir süre sürmüştü ama ne olduysa aniden kapanmıştı.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

2005 yılında kitabın yeniden basılacağına dair bir haber ortaya çıkmıştı. (Burada) Ama haber olarak kaldı.

 

Üstadın bu davadaki müdafaasını da eklemek istiyorum:

 

 

«Muhterem Hâkimler;

 

Bu davada suçsuzluk derecemiz öyle bir bedâhat ifade ediyor ki, söylenecek her fala söz bu bedahâti incitebilir.

 

Bu bakımdan birkaç satırlık bir girişden sonra, esas ve usûle ait birkaç paragraftık bir müdafaa ile yetinebiliriz. Hepsi üç madde :

 

1 - (Giriş)

 

Eser 1968 yılında bir gazetede tefrika edilmiş ve hiçbir takibe uğramamıştır. Aynen kitap ve ilk baskı halinde yayınlanınca birdenbire tâkib mevzuu oluvermiştir. Hiçbir celsesinde hazır bulunmadığımız ve her şeyi Hakimlerin selim akıl ve vicdanlarına havale ettiğimiz duruşma, yabancılarımız, hatta fikirde zıdlarımız olan vukuf ehli profesörlerin «suç yoktur!» hükmü üzerine beraatle neticelenmiştir. Temyiz safhasında basın affından ötürü, hüküm kesinleşmeksizın dosyalarımız kaldırılmıştır.

 

Bunun üzerine eser 1975 tarihinde suçsuzluğumuzdaki bedahat görülsün ve memleketimizde adalet bulunduğu belirsin! kaydiyle ikinci baskısını yapmış hiçbir takibe uğramamış ve memleketimizde, yarı hâkim mevkiindeki savcılar çevresinde de adalet bulunduğunu göstermiştir. Bu defa ise, artık tam bir güven ve emniyet içinde kitabın üçüncü baskısını yapmış ve huzurunuza suçlu olarak sevkedilmiş bulunuyoruz. Garabet tablosu!

 

 

2 — (Esas)

 

Hangi baskısında olursa olsun, eserin gayesi ve ana teması, Sultan Vahdetidin'in, vatan haini değil, aksine, vatan dostu olduğu, Milli Kurtuluş Hareketini bizzat başlattığı ve bu İşi Mustafa Kemal Paşa'ya havale ettiğidir.

 

Dünyanın hiçbir hukuk anlayışında, birbirine zıd iki renkten birinin medhi, öbürünün zemmi mânâsına getirilemez. Böyle bir temayül ve gizli niyet bulunsa bile zâhire aksetmedikçe suç kabul edilemez. Zahirde delili bulunmayan bâtın üzerine kasd bina edilemez. Hiç kimse savcının karşısına çıkıp delil göstermeden «filan adam içinden beni öldürmeyi düşünüyor, onu tutuklayınız!» diyemez. Ceza hukukunun alfabesidir bu nokta...

 

Kaldı ki —bilhassa dikkatinizi rica ederim— eserin ikinci baskısında (sahife 226. satır 20. 27) her iki tarafın da payına razı olması ve vatanın Mustafa Kemal Paşa'ya ait başarı her ne ise kendisine ait olduğu, vuzuhla, sarahatle ortaya konulmuş ve İlk baskıda bulunmayan bu ilâve ile, herhangi bir sapık anlayışa varılmaması sağlanmak istenmiştir. İkinci baskı belki de bu yüzden tâkib edilmemişken, üçüncü baskı nasıl takibe uğratılabilir?

 

Eserde, eserin zahirinde ve o zahirin delâlet ettiği bâtınında Mustafa Kemal Paşa'yı hedef tutan bir hakaret mevcut değildir. Ve bu gerçek, riyazidir.

 

3 — (Usûl)

 

Savcının bu dâvayı son derece isteksiz ve gönülsüz açtığı, belki de hakkımız huzurunda tecelli etsin de beraatimize hükmedilsin ve böyle nâzik bir mevzuda dâva açmamış olmak mevkiinde kalınmasın diye hareket ettiği ve bu yüzden misilsiz bir usul hatâsına katlandığı şuradan bellidir ki ne kendi kanaati, ne herhangi bir vukuf ehli dayanağı olmaksızın, dâvayı, sokaktan geçen herhangi bir ferdin, ihbar kabul edilen indi mütalaasiyle açmaktadır. Nasıl olur?., İhbar, kimsenin görmediği, bilmediği bir vakıa, fiili bir hâdise üzerinde olur. Kitab ise herkesin gördüğü, bildiği ve takdiri savcılığa veya itibarlı fikir ve ilim adamlarına kalmış bir mevzu belirtirken «Sarı Çizmeli Mehmed Ağa» gibilerden herhangi bir ferdin görüşü nasıl ihbar sayılabilir? «Sarı Çizmeli Mehmed Ağa» savcıya ders verebilir mi? Hiç değilse bu mütalaayı bir vukuf ehline imtihan ettirmek gerekmez mi?.. Biz, milliyetçi muharrirler, hergün yayın ve davranışlarına karşı «vatana ihanet, millete hıyanet!» diye haykırıyoruz da niçin görüşlerimiz savcılıkça ihbar sayılmıyor? Çünkü, takip takdiri savcınındır; bizimkiyse mes'uliyet dışı şahsi bir görüş...

 

Hakkımızda açılan dâva bu bakımdn da illetli ve mesnedsizdir; ve adeta savcılığın bize yardımı mahiyetindedir.

 

Bir de, avukatımın ele alacağı kanuni bir nokta var ki, bütün bu müdafaayı lüzumsuz kılmakta ve dâvayı rafa kaldırmakladır : Bahis mevzuu kitabın dâvaya medar üçüncü baskısı dosyada mevcut değildir; ve dâva ikinci baskı üzerinden açılmıştır. O da çıktığı tarihten bu dâvanın ikame edildiği tarihe kadar takibe uğramadığı için çoktan zaman aşımına girmiş ve artık takip edilemez olmuştur.

 

Bunca suçsuzluk karine ve delili karşısında beraetimi talep mevkiinde kalmaktan bile elem duyduğumu arzederim.»

 

Not:

 

Bu müdafaadan önce geçen konuşma : Hakim :

 

— Savunmanız nasıl olsa yazılı... Verin. biz okuruz!..

 

 

N.F.K. :

 

— Hayır! Müdafaamın Hakimler Heyeti üzerinde nasıl bir psikolojik tesir icra edeceğini gözlerimle tespit etmek istiyorum!..

 

Hakim :

 

— Buyurun ve oturarak okuyun!

N.F.K. savcının sıkıntılı hareketleri üzerine savcıya dönmüş ve meşhur bir dâvadaki meşhur bir mazlumun, mahkeme heyetine : «Müdafaam kaval çalmaktan İbaret olsa ve ben burada savunmanı için bana ayrılan sürede kaval çalsam yine de dinlemek zorundasınız!» şeklindeki hitabını anlatmıştır.

 

(Müdafaalarım'dan)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Yukarıdaki Vahidüddin müdafaasının Üstad tarafından yazılmış olan orijinal Osmanlıca hâli:

1.sayfa

thumb_765099781.jpg

 

2.sayfa

thumb_252026053.jpg

 

Büyük hâlini görmek için resimlerin üzerine tıklayınız.

 

(Müdafaalarım kitabının 261. ve 262. sayfalarından alınmıştır.)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

sultan vahdettin bir vatanını sevmeyen biri olsaydı saltanat kaldırıldığı zaman istanbulda olmazdı saltanat kaldırıldıktan tam beş gün sonra ülkeyi terk etti etmek zorunda kaldı

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...