Jump to content

Sign in to follow this  
NFK-Fan

Efendim

Recommended Posts

Efendim

 

Benim efendim !

Ben sana bendim !

Bir üfledin de

Yıkıldı bendim.

Ben ki, denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

Âleme pendim.

Benim efendim !

 

Benim efendim ,

Feza levendim !

Ölmemek neymiş;

Senden öğrendim.

Kayboldum sende,

Sende tükendim!

Sordum aynaya:

Hani ya kendim?

Benim efendim !

 

Benim efendim !

Emri yüklendim!

Dağlandım kalbden

Ve mühürlendim.

Askerin oldum,

Başta tülbendim;

Okum sadakta,

Elde kemendim.

Benim efendim.

 

 

(NFK/1978)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Seyyid Abdulhakim Arvasî Hz (rh.a) a çok bağlıydı. O'nu görmesiyle hayatı değişti.

Nasibi varmış demek.

 

Üstad Nakşibendi tarikatına bağlıydı. Rabıta-i Şerife diye de bir kitabı vardır.

 

Tasavvuf konusunda ters düştüğümüz bir arkadaş var. Yakında o da foruma üye olacak inşaAllah. Tasavvuf yanlıştır diyor.

Üstad bu yola girmiş. Gerekli mi? Neyse bu mesaj bu başlığa uygun olmadı. Başka bir kategoride yazarım bu konudaki fikirlerimi.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 
Seyyid Abdulhakim Arvasî Hz (rh.a) a çok bağlıydı. O'nu görmesiyle hayatı değişti.

Nasibi varmış demek.

 

Üstad Nakşibendi tarikatına bağlıydı. Rabıta-i Şerife diye de bir kitabı vardır.

 

Tasavvuf konusunda ters düştüğümüz bir arkadaş var. Yakında o da foruma üye olacak inşaAllah. Tasavvuf yanlıştır diyor.

Üstad bu yola girmiş. Gerekli mi? Neyse bu mesaj bu başlığa uygun olmadı. Başka bir kategoride yazarım bu konudaki fikirlerimi.

Selamlar,

 

Madem bahsetmişsiniz, bize de bir paragrafla da olsa, çok kısa ve yüzeysel de olsa meseleye vurgu yapmak ve fikir beyanında bulunmak düşer, ki açıkta kalmasın mesajınız.

 

Tasavvuf Allah rasulünün batınını oluşturur. Kişinin ahlakını kainatın ilahi esrarı ışığında belirler. Bu mevzuda detaylı ve gerekli olan açıklamalar mutasavvıflarca dile getirilmiştir, detaya girmemiz konuyu tamamıyla amacından saptırır. Ölmeden ölenler ve sonra yeniden dirilenler bu dünyayı yaşanılabilir kılabilir. Tasavvuf hakikatin ifadesidir bir açıdan da. Zira Kur'an ve sünnetten temelini alır ve her açıklaması bunların ışığından faydalanılarak ortaya konmuştur. Ayrıca zahiri hükümleri de reddetmez, şeriatın deklerasyonuyla çelişmez. Allah'ı bulmak için, onun ulaşılabilir sırlarına vasıl olmak için yola çıkan bu yüce insanları asıl kaynaktan fışkıran nur visallerine ulaştırır. Mutasavvıflarla ilgili yapılan eleştirilerden birisi tasavvufun Allah'la kul arasına girdiği çarpıtmasıdır ki, bu mevzuda öncelikle üstadın gemide kitap okuduğu esnada kendisine gelip "Peygamberlere ne gerek vardı?" diyen bön şahsa verdiği, Hazır Cevaplar bölümümüzden de okuyabileceğiniz cevabı hatırlıyoruz. Aynı mevzu üzerinde Ömer Tuğrul İnançer efendi hazretlerinin "Bu saçma bakış açısını taşıyan bir şahsiyet olarak, sen de Allah'la arana nefsini sokuyorsun, buna ne demeli peki?" manasına gelen bir tespiti vardır ki müthiş bir gerçeğin keşfidir, harika bir gediğe oturmuş taş örneğidir.

 

Üstadın kendini mürşidinin yanında nasıl gördüğünü, mürşidinin onu etkileyiş derecesini ve büyüklüğünü anlattığı önemli şiirlerinden birisi bu. Hasan Sağındık'ın bu şiire yapmış olduğu besteye download bölümümüzden ulaşabilirsiniz.

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstadın, Abdulhakim Arvasi yani mürşidim dediği o büyük şahsiyet,o numune-i imtisal için yazdığı bu şiirde, ona duyduğu yüce sevgiyi , kendi ruh hamurunu ona teslim edişini, ondan önceki ve ondan sonraki hayatını ve kendisinde yaptığı o muazzam değişikliği dile getirdiği, o’nu çöplükten alıp iman sarayının içine yerleşmesinde vesile olan, ‘’Efendim! Benim Efendim! Benim, güzellerin güzeli Efendim!diye hitab etmiş ve

Kaç milyon baba ve kaç milyon anne, senin milyarda birin eder? Sen benim böyle bir şeyimsin! Babamla anneme Allah'ın bana tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için bağlıysam, sana da,bu ölçünün ebedî hayat mikyasiyle perçinliyim...’’(1)diyerek kan bağlarıyla bağlı olduğu anne ve babasıyla mürşidi arasındaki farkı bu kısacık paragraftan da anlayabiliriz.

 

Üstad’ın anne ve babasına karşı olan sevgi ve bağlılığının sadece Allah’ın kendisine tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için,efendisine ise bu ölçünün ebedi hayat mikyasiyle perçinli olduğunu,yani bu dünyadaki renkleri,kokuları,zevkleri,ışığı vs.tüm dünya güzelliklerini görmesine vesile olan ebeveynleri iken,ahiret hayatına giden biricik selamet ve kurtuluş yolunun yol göstericisi de efendisidir üstadın.bu bağlamda bir mukayese yapacak olursak ebedi hayatın zaman ölçülerine göre bir gün dahi olmayan dünya hayatının boşluğunu gösteren ve bu bir günü ,kendisinden istenilen ameller doğrultusunda gerçekleştirmesi sonucunda kazanacağı o sonsuz/ebedi ahiret hayatının yol göstericisine kelimelerle resmedilemeyecek kadar büyük bir aşk,bağlılık ve minnet olması lazım –ki öyle..

...

 

 

 

Efendim

 

Benim efendim!

Ben sana bendim!

Bir üfledin de

Yıkıldı bendim.

 

Ben ki, denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

aleme pendim.

Benim efendim!

Benim efendim,

Feza levendim!

Ölmemek neymiş;

Senden öğrendim.

Kayboldum sende,

Sende tükendim!

Sordum aynaya:

Hani ya kendim?

Benim efendim!

Benim efendim!

Emri yüklendim!

Dağlandım kalbden

Ve mühürlendim.

 

 

Nakş-ı bend..kelime manası itibariyle,kumaşın nakışlarını tezgahın ucuna ipek ipliklerle bağlayıp,işlemeye hazırlayan kişi..kendisini bir halı veya bir kumaş parçası gibi iplik iplik dokuyan nakş-ı bend , Abdulhakim Arvasi (hz) nin,bir dokunuşta ,bir bakışta veya kendi deyimiyle bir üfleyişte ruhuna ve hayatına dair bütün nakışların nasıl değiştiğini,değişmek bir tarafa altüst olduğunu,O ndan önceleri hayatın en zirve noktalarında gezerken (dağbaşlarındayken),O nu tanıdıktan sonra artık bu maddi dağbaşlarından inip manevi /iman dağbaşlarının zirvesine çıkmak hasıl olmuştur kendilerine…lakin arada ufak bir fark var!imanın dağbaşlarına tırmanmak için dört kuraldan her birini hayatına tam manasiyle tatbik ve idrak etmek lazım gelir..

 

‘’der tarik-i naks-bendi lazima-mi çar-i terk

terk-i dünya, terk-i ukba, terk-i hesti, terk-i terk”(2)

 

önce dünyayı terk etmek,sonra ukba yani ahiret kaygılarını ve endişelerini terk etmek,sonra kendi kendini terk etmek ve terk edilecek hiçbirşey kalmayınca terk-i terk etmek...bu yola girmeden önceki dört ana kural olarak çıkıyor karşımıza..

üstadın bu dört terk-i terk ettiğini,bunlara dair en ufak bir endişesi ve kaygısı bulunmadığını yaşadığı hayattan açıkça anlıyoruz..bunları yaşarken kendisine ışık olan tek insan! Kendisine ölmemeyi öğreten ve şeyhinde kaybolmayı,kalbine onun resimlerinden birini koyarak kendini bazen onun suretinde tasavvur edebilmeyi ve bu şekilde efendisinin, kendisini hata ve günah işlmekten alıkoyan bir hayat yaşamasına yardımcı olduğu..öyle anlar olur ki aynaya baktığında bile efendisini görebilecek kadar kendisini kaybedip her şeye ve O’na ulaşmak için tek vesilenin efendisi olduğu.efendisini, O’na ulaşmak için bir kapı veya karşıya geçmek için bir sandal gibi tasavvur edip ‘’vesileyle yapışınız’’malindeki ayete uygun hareket edip ,kendinizi daima pir ile beraber bulundurmuş ve sadıklarla beraber olmayı emreden ayete uymuş olursunuz..(bkz.rabıta-i şerife)

 

Askerin oldum,

Başta tülbendim;

Okum sadakta,

Elde kemendim.

Benim efendim.

1978.

Efendi hz.ni bir ordunun kumandanı gibi görüp,ve bu ordudaki emir komuta zincirine binaen kendisine verilecek her türlü görevi eksiksiz ve tam olarak yerine getirmek için her dem hazır olduğunu ve gerekli tüm silahları yanında bulundurduğunu bunları kullanmak için gereken cesareti göstereceğini,gözünü kırpmadan bir saniye bile düşünmeyeceğini efendisine mutlak bir inanç ve itaatle bağlı olduğuna açıkça müşahade etmekteyiz..

Hasılı ,Allah hepimize ‘’efendim’’! diyebileceğimiz bir zat nasip eder ve ona efendim demek için bizde olan ve bu olaya engel teşkil edebilecek(kibir,gurur,kin,nefret vs..)bütün kötü huyları yok eder.

 

 

1-O VE BEN (necip fazıl)

2-İMAM RABBANİ

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Es-selamu Aleykum,

 

Affiniza siginarak bu siiri bolum bolum tahlil etme konusunda sizlerin yardimini istirham ediyorum.

 

 

Bir üfledin de

Yıkıldı bendim.

Ustad burada ufleme kavramini nicin kullanmis olabilir?

Bend burada hangi manada kullanilmistir?

 

Ben ki, denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

âleme pendim.

 

Deniz olmak ne demek?

Dagbasi olmak ne demek?

Aleme pend olmak ne demek?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamlar,

Yukarıdaki mesajlarda yapılan açıklamalar, şiirin tahlil edilmesine yardımcı olacak nitelikte. Bunun dışında âcizane şunları söyleyebilirim.

Üstad, Allah’ın lütfu ile Abdulhakim Arvasi hazretlerini tanıma şerefine ve nimetine kavuşmuştur. Ki Üstadın Üstad olma merhalesi bundan sonra başlamıştır.

Üfleme fiili, Üstadın efendi hazretlerinin bazı sohbetlerine katılması ve nefesinden çıkan ilimden faydalanarak sırat-ı müstakime kavuşması durumlarını çerçeveleyen bir mahiyete sahip. Sonrasında gelen mısrada bu üflemenin yani bir Allah dostunun kalpleri itminana kavuşturan sohbetinin ardından yıkılan bend’den bahsediliyor.

 

"Bir üfledin de

Yıkıldı bendim"

 

İnsanın bend’i nedir? İnsana set olan şey nedir? Bir velinin sohbeti ile hakikate kavuşan insanda nasıl bir set yıkılır? İnsanın Allaha kavuşma yolunda önünde bir set gibi duran en büyük engel, kendi nefsi. Üstad, efendi hazretlerini tanımakla, onun ilminden faydalanmakla, yani onun üfleyişiyle bendinin, ruhunun önünde duran engelin yıkıldığını görmüştür. Abdulhakim Arvasi Hazretleri buyurmuşlardır ki: “Evliyanın sözünde rabbâni tesir vardır.”

Üstad da bir Allah dostu, bir veli olan efendi hazretlerinin rabbâni tesire sahip sözleri ile birlikte, yana yakıla aradığı ama (ruhunun önüne çekilmiş olan set yüzünden) bir türlü kavuşamadığı o manevi iklime kavuşmuştur. Üfleme ve ardından bendin yıkılması mefhumları böyle açıklanabilir.

 

“Ben ki, denizdim,

Dağbaşı bendim.

Şimdi sen oldun,

âleme pendim.”

 

Burada da ilk mısralarda Üstad, efendisini tanımadan önceki hallerini tasvir ediyor. Üstadın bu tasvirini O ve Ben kitabındaki bir ifadeye bağlayabiliriz:

 

“ Ben kendilerini tanımadan dik bir kaya üzerinde gururla dünyaya karşı dikilmiş uyuz bir keçiyken, [onu] tanıdıktan sonra; yere inen ve geçtiği yol boyunca süt koyuveren memeleri şiş olmuştum.”

 

Üstad, kendisini Allah yoluna adamadan, İslam davası için agoraya inmeden önce, bir arayışın, bir buhran hâlinin içindeydi. Efendisini tanımakla birlikte bu arayışın neticesine ulaşmakta ve bu ulaşmayla birlikte de kendisine yeni bir kapı açılmaktaydı. İslam davası, sanatı dava için kullanma telakkisi ve bu yolda çekilecek çileler...

 

Üstadın, ben merkezli sanatçılığı (şiirde geçen dağbaşı ve deniz mefhumlarına karşılık gelen durum), efendi hazretlerini tanıdıktan sonra cemiyeti ayağa kaldırma, eğitme, harekete geçirme ve İslam şuuruna erdirme cehdine dönüşmüş ve efendi hazretlerinin deryasından nasiplenen Üstad için, âleme verilecek pend (nasihat), efendisinden aldıkları olmuştur.

 

“şimdi sen oldun

âleme pendim”

 

Âleme vereceğim nasihat sen oldun efendim. Mesela bariz bir misal verelim. Buhranlı, hafakanlı ruh hâlinin ürünü olan Kaldırımlar şiirini yazan Üstad, efendisini tanıdıktan sonra artık ruhu iman aşkıyla dolu olarak yazılan bir Sakarya Türküsü’nü, bir Destan’ı kaleme almıştır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Reyhan kardes. Allah razi olsun. Hakikaten guzel aciklamissin.

 

Siirin diger kisminida ayni tarzda tahlil edebilir misin?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ölmemek neymiş;

Senden öğrendim.

Kayboldum sende,

Sende tükendim!

Sordum aynaya:

Hani ya kendim?

Benim efendim!

 

 

Ne müthiş bir şiir..

Ve ezgisi ile ne kadar hoş...

Rûhun şâd olsun ey Üstâd!...

Sırrın da artsın...

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

“Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. BİRİNİ…

O, kim mi?

Allahın Sevgilisi…

Sonsuzluk ikliminin batmayan güneşi ve ebedîlik sarayının paslanmaz tâcı…

Tek dâva O’nu bulmakta, bulduracak olanı bulmaktaydı.

Binbir istikamette seke seke, sağa sola büküle büküle, renkten renge bulana bulana, hiçbir şeyden habersiz ve insandaki bedava emniyet ve bedahat saadeti karşısında şaşkın, hep o BİR etrafında helezonlar çizen bir hayat…

Benim hayatım budur!

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Guest Rasim

Allah Nurunu Arttırsın Necip Fazıl Kısakürek, belkide son büyük cadde bu virane şehirde.

Üstad ne kadar anlatsada, Aşkı anlatamaz çünkü aşkı yaşayan bilir ve biz üstadın nasıl bir aşk yaşadığını bilemeyiz. Arifler Demişlerdir ki : "aşk anlatılmaz yaşanır." Efendisine Sevgisini, onun gerekliliğini şu mısralarla çok güzel beyan ediyor :

"Geçitlerin Kilitlerin

Yalnız Onda şifresi

işte işte o eteğe

sarılmadan geçilmez."

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Guest Səid Rüstəmpur

Efendim efendim

Benim efendim

Ben senin aşkından

Yandım tükendim

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...