Jump to content

mürid

İman Ve İslam Atlası

Recommended Posts

SELÂM

 

*Birçok farz, sünnet, mendup ve müstehap ve onlara bağlı selim duygu ve zevk melekelerinin renklendirdiği ve çizgilendirdiği "Edep" dâvasının esasî değerlerin başını "Selâm" tutar. Selâm müminlerin karşılıklı değiştirdikleri hüviyet kartı, birbirlerinde aradıkları iman parolası, selâmet ve teslimiyet işareti...

 

*Selâm vermek sünnet, almaksa farz...

 

*Aynen klişesiyle alınıp verilmesi gereken selâmı iki heceli aslî kelimesiyle söylemek de yeter.

 

*Selâmın taşıdığı mana ve delalet önünde "günaydın!" ve "merhaba!" çocuk oyuncağı... "Merhaba"dan nefsanî sevgi, "selâm"dan insanî birlik dileği tüter. "Günaydın", (bonjur) ve benzerlerinden tüten yalnız marsık...

 

*Selâmı takip eden musâfaha, el sıkma veya öpme hareketlerinin İslâmî ölçüleri, malûm el sıkışlarından bambaşkadır. Sağ eller birbirleriyle karşılaştırılır, iki baş parmak birbiri içinde yuvarlanıp, öbür parmaklar da bilekleri kavrar. Bu vaziyet kopmaz ve çözülmez bir rabıtayı ihtar eder. Saadet Devrinde mevcut olmayan el öpme ve alına götürme hareketi güzel olsa da kadar mübalâğaya uğratılmaması ve ender insanlara, anaya, babaya, büyük mürşitlere tahsisi lazım bir hareket...

 

*Kadın elini öpmeye, hatta sıkmaya aklımız ermez.

 

*"Temennah" dedikleri, eski nesillerin yerlere eğilerek ve ellerini çeneye, gözlere ve alına götürerek yaptıkları, palyaçoluk...

 

*Sağ elini kalb üzerine götürerek selâm, güzel, millî ve hususî bir şekle bağlanabilir.

 

*Askeri selâm da ancak kapalı başla verilir ve milletlerarası teamül olduğu için makbul sayılır.

 

 

 

 

BESMELE

 

*Besmele farzının edep aynalarında tecellisi, haram olmayan her işde onu anahtar diye kullanmaktır.Her işde, her işde, haram ve galîzi olmayan her işde... Saymakla bitmez. Besmelesiz ne sokağa çıkılır, ne eve girilir. Eskiden Bahriyemizde şöyle bir adet vardı: Geminin demir atma kumandası güverteden "Bismillâh fundo!" diye verilirdi. Zincir boşaltma kolunu çeken vazifeli de aynen mukabele ederdi: "Bismillâh fundo" ...

 

*Hırsızın, kaatilin, ayyaşın, kumarbazın, falcının, faizcinin ve bütün haram işleyicilerin hareketlerine "Besmele"yle davranmaları küfür; iyi faaliyetlerde onu kullanmaları hali de Hak'tan uzaklık...

 

*"Besmele" Kur'an'a dahil... Mutlak çilingir elinden çıkma ve belli kapıları açma işine mahsus bu altun anahtar da fâtih... Onu dükkânına veya evinin göz göre göre unutulmuş bir noktasına asmış olanlardan değil, kalbine nakşedenlerden olmakta bütün iş...

 

İMAN VE İSLÂM ATLASI

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

yıllar önce okudum şahane bir eser ,okumayanlara şiddetle tavsiye ederim....,

 

emeklerinize sağlık

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Teslimiyet

 

Namazda teslimiyet vardır. Onun içindir ki, namaz nefse giran gelir. Yalnız bu kadarı islamın hak ve namazın mutlak olduğunu göstermeye yeter. Nefslerini şahlandıranlar, namaza yaklaşmazken müslüman geçinenler de onun kabuğunda kalır ve gerçek namaz pek az kimseye nasip olur.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamun Aleyküm,

Kitabı satır satır buraya aktarmaktansa aklımda ziyadesiyle yer eden satırları size aktaracağım. Kitabı okuyanlarımız varsa onlardan da bekleriz.

 

İTİKAD-Temel Esaslar'dan

 

"Şehâdet Kelimesini zâhirindeki mânasiyle benimseyen her fert, esası bozucu bir inanışa veya esasın gerektirdiği inanışları yalanlamaya düşmedikçe, fiilleri ve davranışları ne olursa olsun, müslümandır. Kavranması çok zor olan bu inceler incesi noktayı gerçek ve derin müminler ruhlarında mahyalaştırsın."

 

NİZAM-Şeriat'den

 

"İslâm, içte ve derinliğine ferdi, dışta ve genişliğine de cemiyeti kuşatıcı bir disiplin, vazife ve kanun manzumesi... Şeriat de bu manzumenin adı...

İslâm dışı hiçbir saha düşünülemez. o kendi dışını ve ilgisiz olduğu yerleri ve şeyleri bizzat tayin eder, doğrular ve o sahalarda işleri selim akla bırakır. Dolayısıyle, alâkasız olduğu sahalar da kendi malı... İslâm ruhunun serbest mevzuu...

 

Demek ki, o dışı olmayan ve dışında kendisine aykırı bağımsızlık tanımayan mutlak muessise... Allahın kurduğu...

 

İnanan ya böyle bir <<hep>>e inanır yahut <<hiç>>de kalır. Yarım inanış <<hiç>>tir; <<hiç>>ten bile eksik...

 

Allahın yarattığı dünyada onun irâde ve tasarrufu dışında ne olabilir? <<Allah bu işe karışmaz!>> tarzında tekerlemelerden de abes ne gösterilebilir? Allahı sınırlayanlar <<Allah>> derken ona inanmayanlardır.

 

İstediğiniz günahı işleyebilirsiniz; fakat onur inkâr ettiniz mi karşınıza şeriat çıkar ve sizi din dairesinden dışarıya çıkarır. Biri affedebilir ama ama öbürü hayır!

 

<<Allah ve Resûlüne inandım ve Resûlün Haktan getirdiği her şeyi bildiğim ve bilmediğim, anladığım ve anlamadığım her noktasıyle benimsedim!>> demekten ibaret iman ve itikad, hiçbir askerî nizamda görülemedik bir disiplin manzumesş halinde her oluşun mizan üssü, namütenâhi hassas terazisi..."

 

NİZAM-Sancak'dan

 

"Hüner şeriati delicesine sevebilmekte, emirlerini yapabilmeyi cana minnet bilmekte ve ona karşı, jandarmaya hesap verircesine asık suratlı olmamakta... Anlamalıdır ki, şeriatin nefse acı gelen lezzeti, İslâmın hak olduğuna ayrıca delildir. Mayası küfür olan nefse acı gelen her şey, aslında balların balı tadındadır.

 

Çölde giderken kalbine <<Şeriat ilmi hakikat anlayışına zıttır!>> diye bir hatar düşen büyük velinin gaiplerden aldığı cevap: <<Bil ki, şeriate zıt hiçbir hakikat olamaz; ve olan, sadece sapıklık ve küfür olur!>>

 

İslâmın derinlik buudu tasavvuf başta, şeriate noktası noktasına uymayan ve onu çürütmeye kadar giden hiçbir kemâl yolu vehmedilemez. Bunlar asfalt döşeli de olsa çıkmaz sokaklar..."

 

 

Devam Edeceğim Dostlar.

Selametle

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

 

 

 

-Üzerinde yıllardır çalıştığınız dev eser tamamlandı değil mi Üstad? Yani İman ve İslam Atlası adlı ilmihaliniz.

 

-Tamamlandı. Tamamlandıktan sonra içime derin bir hüzün çöktü.

 

-Niçin?

 

-Erişilen her şey gaye olmadığı, gayeyi ufuk çizgisi gibi bir adım daha uzaklaştırdığı için... Bu dünyada tamamlık var mıdır ki?..

 

 

 

 

İLMİHAL

Yandı kitap dağlarım, ne garip bir hal oldu!

Sonunda bana kalan, yalnız ilmihal oldu!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamun Aleyküm. Kaldığımız yerden devam...

 

EMİRLER VE YASAKLAR

" Her şeyden önce şunu bildirelim: Dinde asl ve esas, <ibâha>, mübâhlık, yani müsade ve serbestliktir. <Yapacaklarınız ve yapmayacaklarınız> mânasına emirler ve yasaklar tek tek gösterilmiştir. Allajın kanununda noksan ve fazla hayâl edilemeyeceğine göre bu kanunda yazılı olmayan veya yazılı olana kıyasî yoldan uygunsuzluk göstermeyen her fiil serbest kalır ve akılla vicdandan başka hakem tanımaz. Kula bırakılmış işlere <mübâh> ismi verilir.

 

Mübâhlar kıymet ve fazilet kazandıkça <<helâl>>e yol açılır ve iş emirlere itaat safhasına girer. Kıymet ve faziletten mahrum <mübâh>lar ise, mecburi olmaksızın, terkedilmesi gereken ve insanı Allah ile meşgul olmaktan alıkoyan gaflet fiileri içinde yer alır.

 

Bu sırları kavrayamayıp da her işe günah ve yasak damgasını vuran katı mizaçlara sırt çeviriniz! Onlar kaba softa ve ham yobazlar...

 

Emirler, esasta, <<arz>, <<acip>, <sünnet> olarak üçe; yasaklar da <haram>, <mekruh>, <şüpheli> namlarıyle yine üçe ircâ edilebilir. Arada <mendub>, <müstehâb> gibi kademeler emirlerin sünnet bölümü içindedir. Bir de <Kifâye Farzı> var ki, yerine getirenler bulundukça başkalarından sukut eden, yapanı olmazsa bütün bir şehri ve çevreyi mes'ul tutan mükellefiyetler...

 

Yasaklara uymanın değeri o kadar büyüktür ki, onlara riâyet, emirlere itaatten daha faziletlidir. Ama emirlere itaatle yasağa riâyet arasında fark aranmamalıdır. İkisi de emir, ikisinde de birinin yapılmaması öbürünün yapılması yasak.. Ama ele alınması gereken kıymet hükmü olarak sınıflandırma böyle... Biri <yapacaklarınız!> emri, öbürü <yapmayacaklarınız!> fermanı..

 

Bu anlayışı şiâr edindikten sonra seriatin tayin ettiği serbestlik sahasında her ân, yeni, doğru, yararlı ve ileriye yol aramak, hatta emirler manzumesi içinde bir keyfiyet kazanır."

 

İCTİHAD - MEZHEP

 

" Size <ictihad kapısı açık mıdır, kapalı mı?> diye soranlar olursa, onlara deyiniz ki: <Prensip olarak kıyâmete kadar açıktır; fakat yeni bir ictihad ehliyetinde ferdi bir zuhur, at yarışında, atlı karıncanın safkan Ârap küheylânını geçmesi kadar ihtimal dışındadır.>

 

Bu kayıt, sadece itikad, amel ve muamele dairesi içine mahsustur. Bunların dışında, temas ettiğimiz gibi (estetik) ve (sosyal) plânda, esasa aykırı düşmeksizin ehlince her ictihad makbûldur. Bunun da ismi ictihad değil intikal olur. Ruha intikal... İmtisali intibak...

 

İctihad en büyük dâire halinde üstün imamlarda tecellisini bulduktan sonra, bunların tâbileri, derken tefcirleri ve derken fetvâcıları elinde daima büyük dâire içinde küçüle küçüle en basit mümine kadar iner. Her şahısta, kendi tatbikatı bakımından doğruyu aramak ve galip zannı gereğince iş görmek hakkı vardır.

 

Ama ictihad keyfiyet ve haysiyeti daima büyük dâireye ait... O da tamamlamıştır. Gerisi zahmet...

 

Allah resûlu uzak bir yere din talimi için gönderdikleri sahabîlerine sordular: <Vereceğin cevap ve göstereceğin yolu Kitap ve Sünnette bulamazsan ne yaparsın?> ... Ve <ictihad ederim!> cevabını alınca, Allaha, Resûlune, din anlayışı yönünden bu çapta sahabîler ihsan etmesinden ötürü hamdettiler.

 

Sahabîler hepsi teker teker ictihad makamında... Ama Resûllerin Resûlü etrafında halkalanır ve aynı vecd ve hikmet üzerinde yekpâreleşirken ayrı ayrı ictihada ne gerek!.. Merkez, aralarında...

 

Böylece İslâm, sahabîler ve tâbiler yolundan tam bir yekpârelik içinde ve hiçbir ihtilâfa düşülmeden Saadet Asrını kapatmış ve peşinden ruhta ve maddede muazzam bir imparatorluk haline gelince, bazı loş ve yeni zamana göre boş noktaların aydınlatılmasıve bunlar üzerinde Peygamber muradının hecelenmesi için ictihada lüzum doğmuştur. Yoksa İslâmda hiçbir loş ve boş nokta yok, gösterilmiş olanlarla zaman ve mekân icabı gösterilmeyenler arasında ancak erbabın heceleyebileceği ve sükûtu nidaya çevirebileceği münasebetler vardır.

 

<Ezman ile ahkâm> yani zamanla hükümlerin değişebileceği hayali, sadece bazı fer'î ve zarurî tatbikat üzerindedir; ve çürümez bir ağaç gibi dimdik ayakta duran esaslar manzumesine yapılabilecek hiçbir aşı yoktur.

 

Günümüzün başlıca derdi, İslâmı kendisine uydurmak değil, ona pazarlıksız uymak ce sadece hakikatine nüfuz etmek olmalıdır. En büyük ictihad da bu olsa gerek... Yemekler değişir, ekmek değişmez."

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Allah'ın yarattığı dünyada O'nun irade ve tasarrufu dışında ne olabilir? "Allah bu işe karışmaz!" tarzında tekerlemelerden de abes ne gözterilebilir? Allah'ı sınırlayanlar "Allah" derken ona inanmayanlardır.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

KEMENT

 

Hiçbir içtimaî sistem gösterilemez ki, hararetli ömrü bir mevsimden fazla sürsün… Solmak, pörsümek, paslanmak, çürümek, her mevcuda mukadder… Halbuki dâva, ebedîyi, fesat bulmazı, tegayyür kabul etmezi bulmakta… Yani her ân yeni olanı…

Süreklilikle süreksizlik arası bu ukde, Allah’ın ruhumuza attığı kement… Korkunç imtihan!.. Alıştınız mı, otomatlaştınız mı, makineleştiniz mi yandınız! Vecd ve aşk başını alıp gidiyor.

İslâm ile başka inanışlar arasındaki farkı belirtmek, yahut belirtilmesi vazifesini müslümana yüklemek için boynumuza atılan bu kement, onu boynunda hissetmeyeni boğar.

Boğulmadık mı?

  • Like 1

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

BÜTÜN MESELE

 

İslâmı uydurmak ve dışından payandalamak değil, içinden bulmak ve olduğu gibi yaşamak… İşte bütün mesele!..

İslâm ebedî bina, dıştan istemez destek;

Onu içinden keşfet, erdiren yol budur tek!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bir mareşalin yüzünü görebilmek için engel üstüne engel aşması gereken bir er, bir köylü veya işçinin namazda onu dirsek teması içinde yanında bulması ne haşmetli manzara!.. Cami kapısından çıkınca uzaklık ve yükseklik disiplini hemen avdet edecektir. Adalet, hakkı yerli yerine koymak demekse onun ta kendisi... Sadece bu hikmetin hecelenebilmesi İslâmı takdire ve onun, teneke, bakır ve altunu birarada eriten bir pota olduğunu idrake yeter.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ağzını karanlık ve pis kokulu bir kuyu gibi açıp nefs ve benlik hırıltılariyle vaaz veren, yahut Kur'ân'da bir kelimeyi sökemedi diye talebesinin başına sopayı indiren kaba softa, her şeyden evvel çirkin ve galîzdir ve bu usulle din telkin etmeye kalkışmak dine ihanettir.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

''Tanrı'' kelimesi islam'dan önceki türkçe'de ''Tanyeri'' kökünden geldiği ve güneşe tapmayı ifade ettiği için.mücerret İlah manasında olsa bile put kokusu vermekten uzak tutulamaz.

Üstadın tespitlerinden...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"İbadetlerin dudak tiryakisi değil, ciğer tiryakisi olmak, onsuz yapamamak, edememek ve her birine her an şimdi başlamış gibi vecd ve şevkini taze tutmak... İşte bütün mesele!.."

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...