Jump to content

eko

Ülkücüye Kaside/bu şiir Üstada Mı Ait?

Recommended Posts

Sen;

Allahsız'ın nefret,

Namussuz'un dehşet,

Yüreksiz'in heybet,

Basıboş'un mihnet,

Devrimbaz'ın zulmet,

Eyyamcı'nın şirret,

İnmeli'nin sıklet,

Anarşist'in devlet,

Komunist'in illet

 

sandığı ve tanıdığı sen, bütün

bu menfilerin topyekun ve müşterek

düşmanı olduguna göre, acaba nasıl

bir "Müsbet" belirtmekte veya belirtme

yolunda ilerlemeye davetli bulunmaktasın?...

 

Bunca hıyanet tipinin bir arada düşmanı

olabilmen riyazi bir katiyetle ispat eder ki,

sen sanıldıgın ve tanındıgın gibi olmak,

böyle bir sanılma ve tanınmanın

kıymetini gerçekleştirmek borcundasın!

 

Sanıldıgın ve tanındıgın gibi ol!

Allah seni dusmanlarınca sanıldıgın ve

tanındıgın üzere yetiştirsin!...

 

"Allahsızın, vatansızın, namussuzun,

yüreksizin,başıboşun, devrimbazın,

inmelinin,anarşistin,komunistin gözünde

ben buyum!" demekten üstün bir

hüviyet ve hak tespitin olamaz!

 

Tez'ini kötülerin (antitez)'inden devşirmek

nasibi ne büyük talih!...

 

Allah'a hamdet!...

 

bir yerde okudum da bana pek üstada aitmiş gibi gelmedi de...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

şiir değilde acizane düz yazı olduğu kanaatindeyim. biryerlerden gözaşinalığım var ama tam ayıkamadım sevgili eko

(zannımca üstadın olma ihtimali fazla) sevgiyle kal.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Yazı Üstada ait ve yazının adı da "Ülkücüye Kaside"

Şimdiye kadar okuduğum kitaplarında rastlamadım bu yazıya, kaynağım google B)

Görüyoruz ki yazıda da kendini belli eden bir Üstad üslubunun tadı, kokusu, ahengi, biçimi var.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Yazı Üstada ait ve yazının adı da "Ülkücüye Kaside"

Şimdiye kadar okuduğum kitaplarında rastlamadım bu yazıya, kaynağım google :rolleyes:

Görüyoruz ki yazıda da kendini belli eden bir Üstad üslubunun tadı, kokusu, ahengi, biçimi var.

Sn Reyhan

google nin ipliğini pazara sersem ooo daha neler neler çıkar çok yanlış bilgiler var

bende google da araştırdım ve gördüm ama onu kaynak olarak değerlendirmediğim için sizlere sundum demek bilen yok şuanlık neyse belki bir bilen çıkar

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Üstadın üslubunu andıran bu şiir benim dikkatimi de yeni çekti. Herhangi bir kitabında rastlamadığım, elimdeki kaynakların hepsini taratmama rağmen hiçbirinde de bulunmayan bu yazıyı internete sorarsak üstada ait diye gösteriyor. Eğer yetkili arkadaşlar net bir cevap verirlerse biz de önümüzü tenvir etmiş oluruz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Üstadın fikir beyan ederken kullandığı enfes dil ve anlatım tekniğine bakarmısınız...

Bu kadar olur; bu fikre, ifadeye, dile, estetiğe, diyalektiğe kurban olurum ...

Ülkücü Camia bu yazıyı bütün Ülkü Ocaklarının duvarına asıp kimlik ve kişilik testi için ölçü olarak

kullanmalıydı...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Alıntı yaptığınız yazı, Üstad Necip Fazıl’a aittir. İlk olarak 9.6.1980 tarihinde (Babıâlide Sabah) Gazetesinde yayınlanmıştır. Üstad’ın Rapor 10 kitabı içinde mevcuttur.

 

 

saygılarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Üstadın fikir beyan ederken kullandığı enfes dil ve anlatım tekniğine bakarmısınız...

Bu kadar olur; bu fikre, ifadeye, dile, estetiğe, diyalektiğe kurban olurum ...

Ülkücü Camia bu yazıyı bütün Ülkü Ocaklarının duvarına asıp kimlik ve kişilik testi için ölçü olarak

kullanmalıydı...

 

 

evet ÜSTAD'IN EN GÜZEL ŞİİRLERİNDEN BİRİSİDİR.

 

'' Ülkücü Camia bu yazıyı bütün Ülkü Ocaklarının duvarına asıp kimlik ve kişilik testi için ölçü olarak

kullanmalıydı...''

 

KARDEŞİM BUNU SANA CEVAP VERMEK İÇİN YAZIYORUM SADECE BİR CEVAP OLARAK KABUL ET.

SADECE ÜLKÜ OCAKLARINDA DEĞİL HERKESİN DUVARINDA OLMASI GEREKEN BİR YAZI.''KİMLİK VE KİŞİLİK TESTİ ''SADECE''(sadece dedim çünkü ülkücüleri öyle bir şey yapıyormuş gibi gösterdiğin için) ÜLKÜCÜ CAMİAYA GEREKLİ DEĞİL.

 

ALLAH(c.c)A EMANET OL.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Hususta Yusuf Ziya kardeşime bir noktada katıldığımı beyan etmek istiyorum. Fakat, şiirin ülkücü camiaya yönelik olarak yazıldığı gerçeğini de düşünürsek, mahut topluluğun bu şiiri, kendilerine bir mihenk taşı bellemelerinin, diğer insanlara nispetle daha gerekli oldugunu düşünüyorum yalnızca şiirin hedef aldıgı camianın bedihiliğini-belirginliğini tasavvur ederek.

 

Zamanla hasıl olan pörsümeler ve çözülmeler hususunda hemfikiriz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Hususta Yusuf Ziya kardeşime bir noktada katıldığımı beyan etmek istiyorum. Fakat, şiirin ülkücü camiaya yönelik olarak yazıldığı gerçeğini de düşünürsek, mahut topluluğun bu şiiri, kendilerine bir mihenk taşı bellemelerinin, diğer insanlara nispetle daha gerekli oldugunu düşünüyorum yalnızca şiirin hedef aldıgı camianın bedihiliğini-belirginliğini tasavvur ederek.

 

Zamanla hasıl olan pörsümeler ve çözülmeler hususunda hemfikiriz.

 

bende bu camiadan hissediyorum kendimi ve ben bu şiiri kendime bir sınır olarak görüyorum.Ama benim içinde bulunduğum camiayı da ancak içinde olan insanlar eleştirebilir.Yani kim bilir ki Ocakların bir tanesinin duvarında bu şiirin olmadığını.

Allah(c.c)a emanet olun...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
bende bu camiadan hissediyorum kendimi ve ben bu şiiri kendime bir sınır olarak görüyorum.Ama benim içinde bulunduğum camiayı da ancak içinde olan insanlar eleştirebilir.Yani kim bilir ki Ocakların bir tanesinin duvarında bu şiirin olmadığını.

Allah(c.c)a emanet olun...

 

Yanlış anlaşıldım sanırım. Amacım bir camiayı eleştirmek veya kötülemek değildi, camia mensuplarını kızdırmak, tahrik etmek hiç değildi.Ben yalnızca sizin söylediklerinizi tasdik etme mevkiinde bulundum. Yani siz "sadece" mevhumuna vurgu yaparak,

mevzubahis teşkilattaki pörsümeleri, bozulmaları aynı teşkilatın mensubu sıfatı ile kabul ettiniz ve teşkilat haricindeki insanlarında bu şiiri ''KİMLİK VE KİŞİLİK TESTİ " için ölçü olarak kullanmaları gerektiğini ifade ettiniz, ben de size umumi anlamda katıldıgımı, lakin şiirdeki hedef kitlenin netlğini/barizliğini öne sürerek, ülkücü cenahın bu şiirden daha fazla faydalanacağı mülahazasıyla ilk planda olduklarını savundum. Yani görüşlerimiz arasında küçük bir farklılık var idü.

 

 

Ferdi tercihlerinizde hürsünüz. Fakat herhangi bir kurumu, kuruluşu, düşünceyi vesaireyi eleştirebilmek için ille de o kurumun, kuruluşun, düşüncenin, vesairenin bir mensubu olma fikrini savunmak doğru bir hareket olmasa gerektir. Zira devlet kademelerindeki nizamsızlığı eleştirmek için devlet memuru, eğitim sistemindeki çürüyüşü eleştirmek için eğitim-öğretim mensubu, galatasarayı eleştirmek için galatasaraylı, Arabistan'ı eşeltirmek için Arap, X'i eleştirmek için X .........vs. olmak gerekmez.

 

Şahsımızın bir Ocağın azası oldugunu kimsenin bilemeyeceği gibi, Ocakların bir tanesinin duvarında bu şiirin olmadığını da kimse bilemez.

 

 

Vesselam.

Allaha emanet olunuz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

''Şahsımızın bir Ocağın azası oldugunu kimsenin bilemeyeceği gibi, Ocakların bir tanesinin duvarında bu şiirin olmadığını da kimse bilemez.'' işte bu sözü anlatmaya çalışıyorum bende...

 

mürid kardeşim kesinlikle amacım bir görüşü savunmak veya burda kısır tartışmalar yapmak değil.Ben orada ''sadece'' bağlaçıyla bu bozulma ve pörsümelerin tüm milletimizde olduğunu anlatmaya çalıştım.

Aslında aynı şeyleri anlatıyoruz bir yerde de eleştiri noktasında da ayrılıyoruz.Bana göre beşiktaşı(galip erdem'in deyişiyle' ancak beşiktaşlı eleştirir.

 

saygılarımla

 

Allah(c.c)a emanet olun...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Yusuf Ziya kardeşim, şu halde siz komünizmi, küfrü, livatayı ve bir nicesini, bu fiillere yahut fikirlere saplanmadan eleştirmenin doğru olmadığı yahut eksik kalacağı iddiasında mısınız? Yani, komünist olmadan komünizmi, kafir olmadan küfrü, lûtîlik etmeden livatayı bir asıldan daha iyi eleştiremez miyiz? Katılmak mümkün değil, içerde sağlanabilecek olan objektiflik dışarıda da yakalanabilir. İçeriden yapılan eleştirilerde sempati kanadının tesiri altına girme ihtimali ise, dışarıdan yapılan eleştirilerde antipatiye saplanma riskinden daha fazladır. Dahilden kaynağını alan tenkitler, çoğunlukla, tenkit edilen kesimi hakikat nazarında daha güzel veya daha çirkin bir noktaya getirmesi mümkün olan ıslahı hedefler, sempati temelli mülahazalardır bunların çoğu; dışarıdan yapılan, hele hele zamanında aramış, araştırmış insanlarca ortaya atılan tahlillerde çok daha objektif ve hakikate uygun bir nüans yakalamak mümkün olabilir. Sadece ne kadar kötü olduğunu müşahede edebilmek için, sadece daha iyi tenkit edebilmek için bir saniye dahi kafir olmayı kabul etmek, paradoksun en alası değil midir? İnsanı insan yapan hususiyetlerden birisi, yaşamadığı şeyleri zihinde kurgulayarak bunların neticelerini tartabilmek, yaşamadan müşahede edebilmek ve buna göre karar verebilmektir. Muhayyilemiz bunun için var. Yeter ki niyetimiz halis olsun, yeter ki eleştirdiğimiz şeyi bilelim; içerisi dışarısı fark etmez.

 

Ocaktaki dehşetli tereddi hakkında konuşup provakatörlük etmek niyetinde değilim, kalsın şimdi o, bilen biliyor zaten :rolleyes:

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

kardeşim şimdi bunu sadece cevap olsun diye yazıyorum.Başkası eleştiremez dediğim noktalardan bahsederken henüz antitezi bulunamamış fikirlerden bahsettim.Komünizm illeti,küfür,livata bunlarla ülkücülüğü kıyaslamayacak kadar da biliyorsun sanırım.İçerde sağlanacak objektiflik dışarıda sağlanabilir demişsin tabiki ama yukarıda dediğim gibi antitezi bulunmamış fikirlerden bahsederken.Komünizm eleştirildiği için ülkücülük fikri ortaya atıldı.Ben orada ''ocak''a gitmeyen birisinin kulaktan dolma ifadelerle ocağı eleştiremeyeceğini,"ocak" ı ancak ocak gören kimselerin eleştirebileceğini anlatmaya çalıştım.

Birde ben burada kimseyle laf yarışı yapacak da değilim,bizi bilen bilir.Çünkü asıl doğrunun kaynağı Allah(c.c)tır.Allah(c.c)ın yolundan ayrılmadığımız sürece Müslüman-Türk kalbimiz ''Türk Türk'' diye atmaya devam edecektir.

 

Bende konuyu uzatıp provakatörlük yapma peşinde değilim kesinlikle. Bizi bilen bilir kardeşim sen dert etme. :rolleyes:

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Ülkücülük de, komünizm ile aynı temeli, fikir temelini paylaşır; farkı muhteviyatından ileri gelir. Ocak hareketi ise, kurumsallığını saymazsak, livatalık gibi bir kültür meselesidir, farkı yine muhteviyatından ileri gelmektedir. Tenkit edilmek için halihazırda bir antiteze sahip olmak değil, bilinmek kâfîdir; zira fikirlerin mevcut antitezlerinin doğuşu da buna bağlıdır (fikirlerin antitezleri insan keşfi olup, fikrin tahlilinden temelini alır, isabet ise apayrı bir mevzu). Bir şeyin fiiliyatı dışarıdan tespit edilebiliyor ve kâfî malumat elde edilebiliyorsa, dışarıya sızan yahut bizzat dışarıya dönük olan şeyler varsa eldeki bilgiye bakarak tenkitte bulunmak mümkündür (ocak), fakat eğer bir kurum hakkında, kurumun içerisine girmeden bilgi edinilemiyorsa, kurumun işleyişini eleştirmek için hakikaten o kuruma dahil olmak gerekir (harem). Cümle akışından tam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım, ama anladığım kadarıyla ülkücülüğün antitezi olmadığı için bu kurumun sadece içeriden eleştirilebileceğini kastetmişsiniz. Kurumun işleyişi ve mantığı hakkında hariçte olmama rağmen malumat elde edebiliyorsam, kurumu, işleyişi dahil, bilgimin izin verdiği ölçüde elbette ben de eleştirebilirim ve bu tenkit dayandığı bilginin keyfiyeti nisbetinde sahihtir, en az içeriden yapılan tenkitler kadar makuldür, kabildir. Ocakların içinden de, dışa dönük aksiyonundan da haberdarız bugün.

 

Eşyanın hakikatini ancak Allah ve onun bildirdiği kadarıyla, onun bildirdikleri bilebilir. Ulaşmakla mesul olduğumuz hakikate ise yalnızca İslam ile varabiliriz. İslam'ın izin dairesinde kalan yolu izlememiz, bizim için asgari mecburiyet olmakla beraber, bu daire içerisinde kalmak kaydıyla ulaşılabilecek daha yüksek mertebeler mevcuttur. Aynı dine inanan insanlar olarak yaptığımız fikir alışverişleri, yahut tasavvuf gibi erdirici fikirler de bu hakikate binaen mevcudiyetini koruyor genellikle. İslam neye izin verir ve daha iyisi için yapılması gereken nedir? Bu mevzuda çoğu insanın kendine göre bazı fikirleri var ve bu fikirler arasında, en iyisine ulaşmak için halis bir niyetle mütalaalarda bulunmak iktiza eder çoğu zaman. Ayrıca doğru bir merkezden hareket edip yanlış bir mevkide karar kılmak da muhtemeldir, tersinin de mümkün olduğu gibi. (Anlaşılabileceği gibi bunları müşahhas meselemizden ziyade, genel prensipler olarak yazıyorum).

 

Bilen bilir, bittabî. :rolleyes:

 

Yahu bu arada birisi şu konuyu allah rızası için Üstaddan bölümüne nakletsin, konuyu Şiirleri bölümünde görmeye tahammül edemiyorum, sinirlerim bozuluyor. Düpedüz nesir işte, yeni nesil internet gençlerinin küt şiir telakkisi düz yazıyı döşeyip her üç dört kelimede bir Enter'a basmaktan ibaret olduğundan bu cânım nesri de rezil etmişler, şiir diye sağda solda yaymışlar. İsminde de 'kaside' kelimesi geçiyor zaten, oh değmeyin tahrifçi, yeni nesil, toy zevksizlerin keyfine. Yahu bu bildiğin düzyazıdır. Üstadın böyle bir şiir zevksizliği asla yoktur, olmamıştır. Gözünüzü seveyim bir el atıverin şu konuya selahiyet sahibi dostlarım. Yazık yahu Üstad'ıma, düpedüz hakaret bu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Ülkücülük de, komünizm ile aynı temeli, fikir temelini paylaşır; farkı muhteviyatından ileri gelir. Ocak hareketi ise, kurumsallığını saymazsak, livatalık gibi bir kültür meselesidir, farkı yine muhteviyatından ileri gelmektedir. Tenkit edilmek için halihazırda bir antiteze sahip olmak değil, bilinmek kâfîdir; zira fikirlerin mevcut antitezlerinin doğuşu da buna bağlıdır (fikirlerin antitezleri insan keşfi olup, fikrin tahlilinden temelini alır, isabet ise apayrı bir mevzu). Bir şeyin fiiliyatı dışarıdan tespit edilebiliyor ve kâfî malumat elde edilebiliyorsa, dışarıya sızan yahut bizzat dışarıya dönük olan şeyler varsa eldeki bilgiye bakarak tenkitte bulunmak mümkündür (ocak), fakat eğer bir kurum hakkında, kurumun içerisine girmeden bilgi edinilemiyorsa, kurumun işleyişini eleştirmek için hakikaten o kuruma dahil olmak gerekir (harem). Cümle akışından tam olarak neyi kastettiğinizi anlayamadım, ama anladığım kadarıyla ülkücülüğün antitezi olmadığı için bu kurumun sadece içeriden eleştirilebileceğini kastetmişsiniz. Kurumun işleyişi ve mantığı hakkında hariçte olmama rağmen malumat elde edebiliyorsam, kurumu, işleyişi dahil, bilgimin izin verdiği ölçüde elbette ben de eleştirebilirim ve bu tenkit dayandığı bilginin keyfiyeti nisbetinde sahihtir, en az içeriden yapılan tenkitler kadar makuldür, kabildir. Ocakların içinden de, dışa dönük aksiyonundan da haberdarız bugün.

 

Eşyanın hakikatini ancak Allah ve onun bildirdiği kadarıyla, onun bildirdikleri bilebilir. Ulaşmakla mesul olduğumuz hakikate ise yalnızca İslam ile varabiliriz. İslam'ın izin dairesinde kalan yolu izlememiz, bizim için asgari mecburiyet olmakla beraber, bu daire içerisinde kalmak kaydıyla ulaşılabilecek daha yüksek mertebeler mevcuttur. Aynı dine inanan insanlar olarak yaptığımız fikir alışverişleri, yahut tasavvuf gibi erdirici fikirler de bu hakikate binaen mevcudiyetini koruyor genellikle. İslam neye izin verir ve daha iyisi için yapılması gereken nedir? Bu mevzuda çoğu insanın kendine göre bazı fikirleri var ve bu fikirler arasında, en iyisine ulaşmak için halis bir niyetle mütalaalarda bulunmak iktiza eder çoğu zaman. Ayrıca doğru bir merkezden hareket edip yanlış bir mevkide karar kılmak da muhtemeldir, tersinin de mümkün olduğu gibi. (Anlaşılabileceği gibi bunları müşahhas meselemizden ziyade, genel prensipler olarak yazıyorum).

 

Bilen bilir, bittabî. :rolleyes:

 

Yahu bu arada birisi şu konuyu allah rızası için Üstaddan bölümüne nakletsin, konuyu Şiirleri bölümünde görmeye tahammül edemiyorum, sinirlerim bozuluyor. Düpedüz nesir işte, yeni nesil internet gençlerinin küt şiir telakkisi düz yazıyı döşeyip her üç dört kelimede bir Enter'a basmaktan ibaret olduğundan bu cânım nesri de rezil etmişler, şiir diye sağda solda yaymışlar. İsminde de 'kaside' kelimesi geçiyor zaten, oh değmeyin tahrifçi, yeni nesil, toy zevksizlerin keyfine. Yahu bu bildiğin düzyazıdır. Üstadın böyle bir şiir zevksizliği asla yoktur, olmamıştır. Gözünüzü seveyim bir el atıverin şu konuya selahiyet sahibi dostlarım. Yazık yahu Üstad'ıma, düpedüz hakaret bu.

 

kardeşim neyse ben yorum yazmak istemiyorum sana.sen anladın anlayan da anladı.sende yazma artık.''ben yine de bilen bilir'' deyip kapatayım,yoksa uzadıkça uzar.Bu da burada yakışık almaz.Kıyaslamalarına da dikkat et...

 

Allah'a emanet ol...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Peki.

 

Ama şunu söylemezsem çatlarım ki, kıyaslamalarımı yanlış anlamayı tercih ettiniz. :rolleyes:

 

Siz de Allah'a emanet olun.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

esselam;

 

bu şiir(kaside) üstada aittir..yanlış hatırlamıyorsam eğer raporlar isimli kitaplarından birinde vardır (raporlar 7-9 olabilir)..şiir değil nesir demek bence ağır bir tabir olur...kaside lafzı da üstada aittir..ve belki "methiyye" manasına hamledilebilir....üstadın Türkeş ile yediği yemekten sonra şartlarını bildirdikten sonra "davanın" aksiyon/hareket tarafını ülkücülerde vücuda getirme gibi bir fikirle hemhal olduğu malum..en azından küfre karşı kullanılacak "topuz" olması hasebi ile. ülkücülük mevzuuna girmek lazım değil. dava -malum- ülkücülükte değil.

 

selametle..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
esselam;

 

bu şiir(kaside) üstada aittir..yanlış hatırlamıyorsam eğer raporlar isimli kitaplarından birinde vardır (raporlar 7-9 olabilir)..şiir değil nesir demek bence ağır bir tabir olur...kaside lafzı da üstada aittir..ve belki "methiyye" manasına hamledilebilir....üstadın Türkeş ile yediği yemekten sonra şartlarını bildirdikten sonra "davanın" aksiyon/hareket tarafını ülkücülerde vücuda getirme gibi bir fikirle hemhal olduğu malum..en azından küfre karşı kullanılacak "topuz" olması hasebi ile. ülkücülük mevzuuna girmek lazım değil. dava -malum- ülkücülükte değil.

 

selametle..

 

 

 

"Alıntı yaptığınız yazı, Üstad Necip Fazıl’a aittir. İlk olarak 9.6.1980 tarihinde (Babıâlide Sabah) Gazetesinde yayınlanmıştır. Üstad’ın Rapor 10 kitabı içinde mevcuttur." B-D-G

 

 

Bdg kardeşimiz ,saolsun, kasidenin yayınlandığı kaynakları bizlere bildirmiş idi.

 

Kasideye kaside demenin ağır bir tabir olacagı yönündeki fikirlerinize katılamıyorum. Zira bu eserin pek fazla şiire benzer yanı yok. Bu kasideye şiir demek Üstad'ın diğer şiirlerine saygısızlık olur kannımca. Zaten ismi de üstünde, yayınlandığı kitapta ortada, fazla uzatmaya da gerek yok

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

esselam;

 

muhterem mürid kardeşim "uzatmak" için değil ama bir yanlış anlamayı tashih için ifade edeyim ki "ve belki methiyye manasına hamledilebilir" diyerek niyetimi ihsas ettiğimi zannediyorum. ikinci bir husus alıntı yaptığınız yazıya ben dikkat etmemişim..hatamı mazur görün.."forum" işlerinde acemiyimdir..."üstadın şiirlerine saygısızlık" olur veya olamz o işin takdiri bende değildir.

dediğim gibi uzatmak amacı ile yazmadım..sadece bir hatamı belirtmek ve bir tashih amacı var..başka gayem yoktur...

 

Baki selamlar...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Selamlar,

 

Metin başlığında kaside kelimesinin kullanılmış olması bu nesri şiir olarak kabul etmemiz için yeterli değildir. Metnin takdir mahiyeti göstermesi sebebiyle tercih edilmiş bir kelime olmalıdır bu. Kaside kelimesinin yalnızca belli bir tarzda yazılmış şiirleri ifadede kullanıldığı telakkisi de bizi sağlıklı bir neticeye ulaşmaktan alıkoyar, zira kaside kelimesinin bir şiir türüne isim olması sebebiyle bu nesrin şiirliğini ispatladığını varsayarsak bu nesrin de aruzla yazılmış, beyitlerden oluşan bir şiir olması gerekirdi. Yani kelimenin terminolojik manada belli bir şiir tarzını ifade ediyor olması, bu yazıyı şiir olarak kabul etmemiz için yeterli bir sebep değildir. Üstad'ın seci sanatını kullandığı pek çok nesri mevcuttur.

 

Rapor 10'a bakarsanız da, bu metnin, internette yayıldığı şekilde tertip edilmediğini ve basılmadığını müşahede edebilirsiniz.

 

"Bunca hıyanet tipinin bir arada düşmanı

olabilmen riyazi bir katiyetle ispat eder ki,

sen sanıldıgın ve tanındıgın gibi olmak,

böyle bir sanılma ve tanınmanın

kıymetini gerçekleştirmek borcundasın!"

 

Üstad'ın şiir kitaplarına dahil etmediği bu metinde geçen ve şiire benzetilmeye çalışılan şu cümle, Üstadın hayatı boyunca asla başvurmadığı ve bizzat karşısında bulunduğu şiir yazma stilini yansıtmaktadır.

 

Saygı ve selamlarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bende bu şiiri Salih Mirzabeyoğlu'nun Necip Fazıl - Kavgam adlı eserinde okudum..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...

×
  • Create New...