Jump to content

Sign in to follow this  
nedamet..

Son Devrin Din Mazlumları

Recommended Posts

 

Adana’da tutukluları öyle bir yere tıkıyorlar ki –bir Maraşlının tabiriyle- köpekler bile barınamaz. Pislik, kazurat ve teaffün yuvası bir yer… Maraşlılar, milli müdafaaları zamanında memleketlerine geldiği vakit kendisine yapmadıkları ikram bırakmadıkları Kılıç Ali’ye baş vurup şöyle diyorlar:

 

-Biz memleketin bellibaşlı insanları olarak sizi Maraş’a geldiğiniz zaman başımıza tac ettik. Şimdi bizi bu pislik kuyusuna atmayı nasıl reva görüyorsunuz?

 

Cevap geliyor:

-Sizi yakında kurtaracağım! Sabırlı olunuz!

 

‘Yakında ipte sallandırılıp kurtulacaksınız!’ manasına, sinsilik ve alçaklıkta son haddi tutan bir cevap…

 

Maşallah Ali efendi, (lâkabı Maşallah –daima inşallah ve maşallah diye konuşurmuş-) Abdülkaadir ve Pekmezci Hacı Hüseyin idamlık…

Bunlara hükümden önce soruyorlar:

-Son ihtar! Şapka giyecek misiniz, giymeyecek misiniz?

Cevap, üçlü bir koro halindedir:

-Giymeyeceğiz!

 

Üçü de sıcak bir yaz günü buzlu bir şerbet içercesine şehitlik şerbetini zevkle, saadetle içiyor.

 

Maşallah Ali Efendi’nin sehpada, boynunda ilmik, muazzam sözü:

‘Benim adım Maşallah, şapka giymem inşallah… Eşhedü…’

 

Şapka kurbanları, mazlumluk ve şehitliğin en üst mertebesidir… Şimdi sıra bu mertebenin fert planında en üst örneğine gelmiştir:

İskilipli Âtıf Hoca…

 

(Şapka Kurbanları)

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Şapka kanunu yüzünden insanların idam edilmeleri çok ahmakça! Devrim şapkayla olmaz!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bizlere ilkokul çağlarından bu yana papağan gibi söylenen ve dimağlara kazınan meşhur yalan:

 

Dersim' deki (Genç olayları) hareketin sebebi bir Kürt isyanı ve devlete başkaldırıdır (!)

 

Lakin Üstad diyor ya kitapta: Dersim ve civarında meydana gelen facianın tek sebebi: Doğu'nun sulandırılamayan İslami rengidir..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

o mazlumların akibetinden ötürü, geçmişimize bakıpta utanacağımız onlarca tablodan biridir şapka mevzuları.......

Allah hepsine ganigani rahmet etsin inşallah.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

sonuç:iskilipli atıf hoca ve diğerleri ---------->mücahit

şen şapka----------->VAKKO

istiklal mahkemeleri------------>(bknz.)ADİL T.C.'nin yapması gerekenler ve devrimin gerekleri!!!

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Dersim isyanına strateji ve siyasi anlamda danışmanlık yapan ve bizzat organize edenlerden olan Nuri Dersiminin kitabını okudum. Hatıralarını yazmış. O isyan zılme başka kaldıran Alevi+Kürt (Dımıli yani Zaza) isyanı idi. Kaldı ki Sünni Kürtler de yardıma koşmuştu.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

 

Adana’da tutukluları öyle bir yere tıkıyorlar ki –bir Maraşlının tabiriyle- köpekler bile barınamaz. Pislik, kazurat ve teaffün yuvası bir yer… Maraşlılar, milli müdafaaları zamanında memleketlerine geldiği vakit kendisine yapmadıkları ikram bırakmadıkları Kılıç Ali’ye baş vurup şöyle diyorlar:

 

-Biz memleketin bellibaşlı insanları olarak sizi Maraş’a geldiğiniz zaman başımıza tac ettik. Şimdi bizi bu pislik kuyusuna atmayı nasıl reva görüyorsunuz?

 

Cevap geliyor:

-Sizi yakında kurtaracağım! Sabırlı olunuz!

 

‘Yakında ipte sallandırılıp kurtulacaksınız!’ manasına, sinsilik ve alçaklıkta son haddi tutan bir cevap…

 

Maşallah Ali efendi, (lâkabı Maşallah –daima inşallah ve maşallah diye konuşurmuş-) Abdülkaadir ve Pekmezci Hacı Hüseyin idamlık…

Bunlara hükümden önce soruyorlar:

-Son ihtar! Şapka giyecek misiniz, giymeyecek misiniz?

Cevap, üçlü bir koro halindedir:

-Giymeyeceğiz!

 

Üçü de sıcak bir yaz günü buzlu bir şerbet içercesine şehitlik şerbetini zevkle, saadetle içiyor.

 

Maşallah Ali Efendi’nin sehpada, boynunda ilmik, muazzam sözü:

‘Benim adım Maşallah, şapka giymem inşallah… Eşhedü…’

 

Şapka kurbanları, mazlumluk ve şehitliğin en üst mertebesidir… Şimdi sıra bu mertebenin fert planında en üst örneğine gelmiştir:

İskilipli Âtıf Hoca…

 

(Şapka Kurbanları)

 

 

Bu nadide eseri okuyunca ilkokul sıralarından itibaren bize öğretilenlerin içi boş şeylerden öteye varamadığına şahit oldum, genç nesillerin kendi benlik ve değerlerine düşmanca yetiştirildiğini, o güzel insanların nasıl hain gösterildiği ve (herkesin bildiği gibi) ilerlemek ve batılılaşmak yolunda neye ve kimlere düşman gözüyle bakıldığını çok daha iyi anladım...''Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik... '' diyorum ÜSTAD gibi.....

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Muassır medeniyetler seviyesine onların herşeyini benimseyerek tıpkı onlardan biri gibi olunması şartmış imajı verilmişti o senelerde .Bu değişimi istemeyenlerin 'Kim hangi topluma benzerse onlardan olur'(h.ş.)düsturuyle hareket eden nice gözü kara müminin sonu işte böyle hüsrandır.Daha nice kahraman daha hazin bir şekilde sindirme politikasına maruz kalmıştır.Onların yeri cennettir.Zaman neyi gerektiriyorsa bir lahza tereddüt etmeden atılmışlar meydana.Onlar üzerine düşeni en güzel şekilde yerine getirmiş ve sonuna kadar dava şuuru ile donanmışlardır.Onların yaptıklarını sadece hikaye gibi okumamalı ibret alınmalıdır.

 

Kansızca kardeşinin yaralarından

Sıcacık kanı damlasa buzun üstüne

Ve sen aklansan bu manzaraya

UTANIR MISIN?

 

Zindanlara katran döken gecelerde

Bir mücahide görsen demir parmaklıklar arkasında

Erliğinden

UTANIR MISIN?

 

Bizim iyilerimiz şehit oldu

Diyor afganlı mücahit

Sizin iyilerinizden

UTANIR MISIN?

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

'Bülbüllere emir var! Lisan öğren vakvaktan...
Bahset tarih, balığın tırmandığı kavaktan!..'

diyor ya üstad...

Balıkları, kavakları ezberleyen talihsiz yüzbinler var şimdi karşımızda... Size düşman kesilmiş, ne söylense yapacak vaziyette uyutulmuş bir nesil...

Ve ortada katledilmiş koskoca bir tarih... Vahşice unutulmaya, karalanmaya ve hatta nefret edilmeye mahkum bırakılmış binlerce, yüzbinlerce fedakar, cefakar, çilekeş tarih mahkumları...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Japonya Büyük elçisi Uşida, İstanbul’a ayak basar basmaz Atıf Hoca’yı ziyaret eder:

“Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı, İslamiyet bütün doğuyu, bu arada da Japonya’yı fethederdi..”

 

Ve Atıf Hoca tam da Cumhuriyet’in yeniliklerinden şapka kanunu çıktığı vakit dini yayan bir hocaydı. İlminin başarısı tüm dünyaya ünlenmiş, yabancı ülkelerden gelen devlet adamları ilk Atıf Hocayı ziyaret ediyor ve giderken ona övgülerle veda ediyorlardı..

Lakin Devrimci vekiller bundan rahatsızdı. Yeniliklerin önünde bu hocayı engel görüyorlardı ve hemen bir şeyler yapıp hocayı ipe götürmeliydiler.Ama ne yapabilirlerdi? Hoca dini için çalışıyor, siyasetle ilgilenmiyordu. Ve onu bir gün evden aldılar ,alış o alış, hergün hapishane gezdirdiler.Sebebi eseri “Frenk Mukallitliği”nde insanları yeniliklere isyan yaptıracak terimler var.Ama bu yalandı.Bu eser şapka kanunundan önce basılmış ve kanundan sonra satılmıştı.Ve tam son mahkeme günü beraatı kesinleşti ki:

 

Gece savunmasını hazırladığı zaman, uykuya dalmış ve peygamber efendimiz(s.a.v) rüyasında görmüştü:

“Yanıma gelmek varken, ne diye müdafaa karalamakla uğraşırsın..”

ve Atıf hova uyanınca , müdafaasını yırtar.

 

Ve mahkemede:

“Vicdanınızın vereceği hükme intizar ediyorum..” der.Kel Ali denilen hakim gülerek:

“Bize güvenin...” der.Ellerinde artık koz vardır.Ve karar:

BABAESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA İLE MÜDERRİSLERİNDEN İSKİLİPLİ ATIF HOCANIN İDAMINA...

 

ve Atıf Hoca kararı duyunca sessizce:

“Zalim ve katillerle elbet mahşer gününde hesaplaşacağız...”

 

ve ailesine sanki eceliyle ölmüş gibi:

“ HOCA ATIF VEFAT ETMİŞTİR. Cevaben bildirilir..”

 

Üstat Necip Fazıl'ın bu eseriyle yeniden zihnim dirildi diyebilirim..Şapka kanunu dolayısıyla inanan insanlara yapılan baskı, İskilipli Atıf Hoca'ya yapılan zulüm , bizi yanlış ezberlerle uyuttuklar menemen olayında

Şeyh Esad Efendi'ye yapılan haksızlık ... Ezberlenen yanlış bilgilerin hakikat ile silinmesi için , başta okunacak en nadide eserlerden birisidir.

 

selam ve dua ile

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Oku oku oku.

oku oku oku.

Ey müslüman lanet karanlıktan çıkıp oku.

Yaradan Rabbinin adıyla oku ve Üstad gibi bu zındıkların maskeleri yırt.

Lanet olsun böyle işe yahu. Silindir şapkalı maymunlar.

Nasıl bir iştir bu anlamak mümkün değil.

Okadar şapşal müslüman var ki hala bu sisteme ve bu zındıklara biat eden.

Her namazımda bunlara dua ediyorum ki artık uyansınlar.

Yazı için teşekkürler.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

menemen olayları sırasında yakalanan kişilerden birisinin nidası şu şekildedir.

- hani bize para verilecekti...!

bu bile düzmecenin ne olduğunu akıl sahiplerine yetecektir.

çünkü bu olayın akabinde daha menemeni haritada görmemiş nerede olduğunu bilmeyen suçu din alimi olmak olan erzuruma kadar uzanan bir yelpazede bir çok insanın canına kıyıldı. bu vebal taaa günümüzde isim vermek istemediğim ama kendilerini çok iyi bilen hainlere kadar uzanmaktadık. saygılarımla

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Gönüldaşlar, İskilipli Atıf Hoca'nın kitaplarını nerden alabilir, bulabiliriz?

Bilen varsa lütfen yardımcı olsun.

Özelliklede katline sebep olan kitabı.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

TEVKİF EDİLİŞİ

 

Sene 1926... Sonbahar... İskilipli Atıf Hocanın, Aksaray'da, Lâleli'de, Fethibey caddesinde 14

numaralı evi...

Hoca, ikinci kattaki odasında sedire oturmuş, Akşam namazının ezanını bekliyor. Birden yakındaki

camiin minaresinden yanık bir ses... Hoca, ezanı, içinden kelimesi kelimesine tekrar ettikten sonra

kıbleye dönüyor ve tekbir getirerek namaza giriyor.

Tam o anda bir zil sesi... Kapı çalınmakta... Atıf Hocanın haremi Zahide Hanım kapıda... Dışarıya

sesleniyor:

? Kim o?

? Atıf Hocayı görmek istiyoruz!

? Hoca namazda...

? Siz kapıyı açın da... Bekleriz...

 

 

 

SON DEVRİN DİN MAZLUMLARI (Necip Fazıl KISAKÜREK)

 

 

 

 

 

 

 

 

ATIF HOCANIN RÜYASI

 

Bu meseleyi yazmak bana en zor gelen kısmı oldu bu çalışmanın. Zira, senelerdir insanların kabul ettikleri bir meselenin aksini savunmak kolay bir şey değil...İnsanlar ve özelde bizim halkımız sevdikleri kimseleri oldukları gibi sevemiyorlar nedense. Hele o zat bir kanaat önderi, bir irşad eri, bir yol göstericiyse...Hayali bir takım makamlar, usturevi hadiseler, rüyalar ile o şahsı sevmek daha cazip geliyor bize...

 

Türkiyede bir çok konuda olduğu gibi, İskilipli Atıf hocayı da ilk defa maşeri vicdanda (kamuoyu) seslendiren o enfes üslubuyla merhum Necip Fazıl oldu. Çoğumuz Atıf hocayı onun ?Son Devrin Din Mazlumları? adlı eserinden tanıdı. Kendisine bir kere daha Rahmet diliyoruz. Tabii, Üstad zaman ve şartlar gereği bir çok mesele de olduğu gibi bu konuda da derin araştırma imkanını bulamadı. Daha çok kulaktan duydukları ile yetindi. Bu kitabını eleştirel bir gözle takip edenler bana hak vereceklerdir. Bir küçük misal vermek gerekirse; Din Mazlumlarında, Atıf Hocanın 1926 yılının bir sonbaharında evinden alındığı yazılıdır. Halbuki Atıf efendinin idamı zaten 4 Şubat 1926?dır.

 

Necip Fazılın naklettiği bir hadise de, Atıf efendi?nin mahkemeden bir gün evvel müdafaasını yazarken, birden dalıp rüyasında Resulullah?ı(SAV) görmesi, Kainatın Fahrinin(ASM)(Alemin övüncü) : ?Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla meşgul oluyorsun?? buyurması üzerine, yazdığı müdafaasını yırtması hadisesidir. Necip Fazıl bunu parlak ifadelerle kitabında anlatmış, çoğumuzda bunu gözyaşları içersinde okumuşuzdur.

 

Elbette böyle bir rüyayı Atıf Hocanın görmüş olması çok güzeldir. Ama görmemiş olsa da bir şey fark etmez. Biz, onun, ağuşunu (kucağını) açıp kendisini bekleyen Peygamberimize kavuştuğuna, mazlumen şehid olduğuna yürekten inanıyoruz. Ama tarihi gerçekler böyle bir rüya hadisesinin olmadığına bizi itiyor gibi. Şimdi delillerimizi sıralayalım;

 

1-Bu hadisede Atıf efendinin yanında olduğu iddia edilen Tahir-ül Mevlevi Ankara?da hiçbir zaman Atıf hoca ile aynı koğuşu paylaşmadı.

 

2-Atıf efendinin böyle bir rüya gördüğüne dair Tahir-ül Mevlevi?nin hatıratında hiçbir şey yok.

 

3-Tahir-ül Mevlevi?nin de belirttiği gibi, Atıf efendi uzunca bir müdafaa yazmış ve bu, mahkemede okunmuştur. Aşağıdaki kısımda bunu görebileceksiniz. Aslında son gün müdafaa yapmayan müftü Ali Rıza efendidir. (ayrıca bak: Ankara İstiklal mahkemesi Zabıtları-s: 280-281)

 

Tabii bir çok kaynakta bu rüya meselesinin anlatılması, hatta filimde yer alması da çok bir şey ifade etmiyor. Zira hepsinin kaynağı Necip Fazıl?ın aynı eseridir.

kaynak

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

"İSKİLİPLİ ATIF HOCA" filmini izleyenler bilir sanırım.. film bittiğinde , Atıf Hoca'nın 4 şubat 1926 da idam edildiği yazılıyor.yukarıda alıntı yaptığım yazıda da bu dile getirilmiş.fakat aynı konu üstadın kitabında daha ileri bir tarihte görülüyor.yani tevkif edilişi 1926 sonbaharındaysa ondan 5 veya 6 ay sonra idam edilmesi lazım gelir.o da 1926'nın sonlarına veyahut 1927'nin başlarına tekabül ediyor.Allah'u alem diyoruz biz, kat'i bişey söylemekten çekiniyoruz.ama yapılan filmdeki tarihlerle üstadın kitabında belirttiği tarihler uyuşmuyor.

 

Aslına bakacak olursak bunlar ufak ayrıntılar,sonuç itibariyle Atıf Hoca'nın bir din mazlumu olduğu ve sebepsiz yere idam edildiği aşikar. O karmaşık ve bulanık zamandan doğru bir nakil yapmakta çok zor.çünkü bütün tarihler tek bir elden çıkma gibi yazılmış açıkçası.sağlam ve güvenilir kaynaklara (artık ne kadar doğru çıkar)ancak tevatür yoluyla ulaşılabiliyordu.karanlığın perdesini yırtan büyük üstadımız'a ve devrimbazlara virgül kadar eğilmeyen Atıf Hoca'ya, Allah cennetin en güzel yerlerini nasip eder inşallah..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Bu yazıyı yazanlar kibarca Üstad'ın bile bile yalan yazdığını imâ yoluyla ifade etmişler. Hayır, asıl bu adamlar yalan söylüyor. Bu yazıyı okuyunca kısa bir araştırma yaptım. Kısa araştırmamın neticesinde ulaştığım hakikatleri paylaşayım.

 

Bu yazıyı yazanlar, sanki araştırmayı kendileri yapmışçasına yazmışlar. Ve yazılarından anlaşılan, araştırmaları Tahirül Mevlevi hatıratında böyle birşey yazmadığını gösteriyor. Bu yalandır yazılarını vikipedi'den ithaldir. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0skilipli_At%C4%B1f_Hoca

 

Vikipedi'den kopyaldıkları yeri bende buraya kopyalayayım:

Atıf Hoca’nın rüyası [değiştir]İskilipli Atıf Hoca'yı ilk defa maşeri vicdana (kamuoyu) tanıtan Necip Fazıl Kısakürek'in “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eseri oldu. Fakat eserin akademik ciddiyetten mahrum bir şekilde kaynak gösyterilmeden yazılmış olduğu da dikkate alınmalıdır. Eserde Atıf Hoca'nın 1926 yılının bir sonbaharında evinden alındığı yazılıdır. Halbuki Atıf Efendi'nin idamı 4 Şubat 1926’dır.

 

''Necip Fazıl’ın naklettiği bir hadise de; Atıf efendi’nin mahkemeden bir gün evvel müdafaasını yazarken, birden dalıp rüyasında Muhammed'i görmesi, Kâinat'ın Fahri'nin: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla meşgul oluyorsun?” buyurması üzerine, yazdığı müdafaasını yırtması hadisesidir.

 

Bu rüyanın vukuunu reddedenlerin gösterdiği deliller:

 

Bu hadisede Atıf efendinin yanında olduğu iddia edilen Tahir-ül Mevlevi, Ankara’da hiçbir zaman Atıf hoca ile aynı koğuşu paylaşmadı.

 

1. Atıf efendinin böyle bir rüya gördüğüne dair Tahir-ül Mevlevi’nin hatıratında hiçbir şey yok.

 

2. Tahir-ül Mevlevi’nin de belirttiği gibi, Atıf efendi uzunca bir müdafaa yazmış ve bu, mahkemede okunmuştur. Aşağıdaki kısımda bunu görebileceksiniz.

 

3. Aslında, son gün müdafaa yapmayan müftü Ali Rıza efendidir[4] .

 

[4] Türk Basınında Mustafa Kemal Atatürk- Gazeteciler Cemiyeti yayınları-İst:1981

 

 

Bu yazıyı yazanlar, Üstad'ın, Tahir-ül Mevlevi'nin hatıratında yazıyor diye naklettiği hadiselerin zuhur etmediğini söylüyor. Açıkça, Üstad'ın var olmayan bir şeyi varmış gibi gösterdiğini söylüyorlar. Oktay'ın verdiği yazıyı yazanlar acaba açıp Tahir-ül Mevlevi'nin hatıratını okudu mu? Vikipediden kopyalayıp yapıştırmışlar, yazılarında Tahir-ül Mevlevi'yi okuduklarına dair hiçbir ibâre yok. Yazılarını inandırıcı gibi gösteren yanı da Necip Fazıl'dan Üstad diye bahsetmeleri, Atıf Hoca'nın şehid olduğunu dile getirmeleri... Sinsi bir harekettir bu. Hadi art niyetle yazmayıp saf gibi vikepedia da yazanlara inandılar diyelim.

 

Oktay, kitaba tekrar gözden geçirirsen sonlara doğru şunu okursun; ''Şubat (1926) ayının 3 üncü çarşamba gününü 4 şubat perşembeye bağlayan gece...'' (Son Devrin Din Mazlumları, sayfa 124, Mayıs 1979) Bu gecenin ardından 4 şubat günü idam edilişini anlatıyor. Oktay, kitaptan orayı bulup yanlış yazdığını ifade etmen gerekir. Tongaya düşmüşsün kardeşim :) Kitapta Atıf Hoca'nın tutuklanmasından sonraki akıbetinin tarihleri ara ara verilmiş. Filmin içinde vuku bulan hadiseler Üstad'ın kitabından aynen alınmış ya.

 

Atıf Hocanın 1926 yılının bir sonbaharında evinden alındığı yazılıdır. Halbuki Atıf efendinin idamı zaten 4 Şubat 1926'dır.
deyu yazan yeri de çürütmüş olduk. Yahu, zaten kitapta Üstad'da 4 Şubat 1926'da Atıf Hoca'nın idam edildiğini söylüyor. Bu kitabı elinde bulunduranlar Atıf Hoca bölümünün sonlarına doğru göz atsınlar ve baksınlar.

 

Ya şuna ne demeli?

 

''Necip Fazıl’ın naklettiği bir hadise de; Atıf efendi’nin mahkemeden bir gün evvel müdafaasını yazarken, birden dalıp rüyasında Muhammed'i görmesi, Kâinat'ın Fahri'nin: “Yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla meşgul oluyorsun?” buyurması üzerine, yazdığı müdafaasını yırtması hadisesidir.

 

Gazeteciler cemiyeti, Türk Basınında Atatürk adlı yazılarında Peygamber Efendimize (sav) 'Muhammet' diye hitap ediyorlar. Üstad'ı yalanlama hırslarıyla beraber iç yüzlerini de ortaya dökmüşler. Allah (c.c) bile Efendimiz'e (sav) ismiyle hitap etmemiştir. Kur'an'ın hiçbir yerinde Efendimiz (sav)'e direkt ismiyle hitap ettiği yer yoktur. Meallerde Efendimiz (sav)'e hitap edildiğinin anlaşılması için (de ki) (Resûl'üm) gibi ifadeleri ayetlerin başına koyarlar.

 

O yazıyı yazan 'Gazeteciler Cemiyeti' Efendimiz'e (sav) 'Muhammed' dedikten sonra 'Kainatın Fahri' demiyorlar. Kitapta yazanı iktibas etmişler. Efendimiz'e 'Muhammet' diyen Kainatın Fahri der mi? (''Kainat'ın Fahrini gördüm. Bana <<yanıma gelmek dururken ne diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?'' dedi'' Son Devrin Din Mazlumları, sayfa 121, Mayıs 1979)

 

Necip Fazıl Kısakürek'in “Son Devrin Din Mazlumları” adlı eseri oldu. Fakat eserin akademik ciddiyetten mahrum bir şekilde kaynak gösyterilmeden yazılmış olduğu da dikkate alınmalıdır.

 

Böyle demişler. Evet, dikkate aldık, kaynak göstermeden yazdıklarının doğru olduğunu biz biliyoruz. Çünkü okuyucuya akedemik ciddiyetini göstermek gibi bir kaygısı yok.

 

Güya Üstad'ın Atıf Hoca'nın asılış tarihinden bihabermiş. Yok Tahirül Mevlevi'de yokmuş. Yok, sadece Ali Rıza Efendi savunma yapmamış. Bu heriflerin yazısının her tarafından yalan akıyor.

 

Gazeteciler Cemiyeti'nin yazdığı yazının yalan olduğu besbelli. Ondan iktibas yapıp Üstad'ın yazdıklarını gözyaşları içerisinde okumuşsunuzdur deyip, Atıf Hocaya şehit diyenlerin de Üstad hakkında yazdıklarının yanlış olduğunu da belirtmiş olduk.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Gönüldaşlar, İskilipli Atıf Hoca'nın kitaplarını nerden alabilir, bulabiliriz?

Bilen varsa lütfen yardımcı olsun.

Özelliklede katline sebep olan kitabı.

İskilipli Atıf Hocaefendi'nin katli için bahane arayanların mesnet olarak kullandıkları 'Frenk Mukallitliği ve Şapka' isimli kitabını buraya tıklayıp indirebilir ve okuyabilirsiniz.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
Oktay, kitaptan orayı bulup yanlış yazdığını ifade etmen gerekir. Tongaya düşmüşsün kardeşim

 

Daha önce "İSKİLİPLİ ATIF HOCA" filmini izlemiştim.üstadın bu filme ilham ve senaryo kaynağı olan kitabını ise birkaç gün evvel okumaya başlamıştım.tabi aynı zamanda ATIF HOCA hakkında net'ten bilgi toplamaya çalışırken bu yazıya rastladım.yazının wikipedia danmı alıntı yapıldığı veya wikipedia mı bu siteden alıntı yaptığı muamma..zaten konu o değil.ama daha kitabı bitirmeden bu yazıya rastlamam bana "acaba" dedirtti.çünkü üstad,atıf hocanın "tevkif edilişi" kısmına,"sene 1926.. sonbahar.."diye başlaması ve benimde kitabın son kısmına daha ulaşmamış olmam bu kafa karışıklığına sebep oldu vakıf ahmet kardeşim.yani sizin dediğiniz gibi "tongaya düşmek"fiilini %100 gerçekleştirmiş değildik daha..şimdi kitabın, atıf hocayla ilgili olan bölümünün son kısmına göz attığımda 4 şubat 1926 tarihi verilmiş dediğiniz gibi,ama üstad başta neden sonbahar demiş acaba?sonbahar demekle acaba eskiden kış mevsimi mi kast ediliyordu? bilemiyorum ama büyük ihtimalle öyle olmalı..

 

yazının diğer kısımlarını zaten muteber almamıştım sadece bu tarih kısmı kafa karışıklığına yol açmıştı.o da kitabın sadece başında olmam vesilesiyle idi..

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Kardeşim, sonbahar da tutuklanıyor, kısa aralarla oradan oraya sürülüyor, ordan oraya ve bu aralarda mahpus bulunduğu zaman ve mekanlar veriliyor. Nihai olarak 4 Şubat gecesi şehit oluyor.

 

Zaten, ''kat'i birşey söylemekten çekiniyorum'', demiştin kardeşim. Mesele yok aslında.

 

Mesele, basit oyunlarla hakikati örtmeye çalışanlarla.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
İskilipli Atıf Hocaefendi'nin katli için bahane arayanların mesnet olarak kullandıkları 'Frenk Mukallitliği ve Şapka' isimli kitabını buraya tıklayıp indirebilir ve okuyabilirsiniz.

Allah razı olsun Reyhan Hanım. Çok makbule geçtiniz. Hayırlı sabahlar diliyorum.

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
İskilipli Atıf Hocaefendi'nin katli için bahane arayanların mesnet olarak kullandıkları 'Frenk Mukallitliği ve Şapka' isimli kitabını buraya tıklayıp indirebilir ve okuyabilirsiniz.

Allah razı olsun arkadaşım.

 

Tevafuk oldu, bir kaç gün önce arkadaşlarla bu kitap üzerine bir sohbet yapmıştık ve bazıları bu kitabı temin etmeyi çok istiyorlardı. Verdiğiniz linkten indirdim ve kendilerine ilettim. Hizmetleriniz daim olsun İnşaallah...

 

Selametle...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

wikiye herkes üye olup konu girdisi yapabiliyor site seçmiyor, bayağı solcu herifler bu işi çakıp üye olmuş yazmışlar yazılar, tr-wikisi ilk kurulurken biz üye olsak düzgün olacaktı wiki ama geç değil hala üye olabiliriz....

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

Son devrin din mazlumları muhteşem bir eserdir.Ahmet Altan isyan günlerinde aşk.ı ilk yayınladığında olay olmuştu 31mart vakasını farklı yazdı diye..bilmiyorum ama ben hep Ahmet Altan'ın kaynağının son devrin din mazlumları olduğunu düşünmüşümdür...

Share this post


Link to post
Share on other sites
 

bence de saçmalık niye bi şapkadan insanlar canından olmuş belki de ibret olsun diye ama yine de saçmalık yani yazık yahu

Share this post


Link to post
Share on other sites
 
 

Join the conversation

You can post now and register later. If you have an account, sign in now to post with your account.
Note: Your post will require moderator approval before it will be visible.

Guest
Reply to this topic...

×   Pasted as rich text.   Paste as plain text instead

  Only 75 emoji are allowed.

×   Your link has been automatically embedded.   Display as a link instead

×   Your previous content has been restored.   Clear editor

×   You cannot paste images directly. Upload or insert images from URL.

Loading...
Sign in to follow this  

×
  • Create New...