Site icon N-F-K.com

Necip Fazıl’ı Sevmek…

NECİP FAZIL’I SEVMEK

Selman CAHİT

Son yılların modasından bahsediyorum. Belki Üstad’ın yaşadığı dönemlerde filizlenen, o zamanlardan moda olma yoluna koyulan, ama daha çok onu kaybettiğimiz günlerden sonra çığ gibi büyüyen bir sahtekârlıktan dem vurmak istiyorum. Sahtekârlık diyorum, çünkü böyle olduğuna inanıyorum. Kullandığım bu kelimeden alınacak olanlarıysa hiç umursamıyorum. Çünkü gerçek anlamda alınacaklarını düşünmüyorum. Alınmak, olsa olsa haklı olduğunuz veya başka bir söyleyişle haksız yere hakarete uğradığınız zaman sözkonusu olabilir. Halbuki bahsettiğim sahtekârlar gerçekten sahtekârdır.
Kızdım da yazıyorum. Hani artık, bir damla daha alamayacak kadar doldu da öfke bardağım, onun için yazıyorum.

Ne zaman bir yerde, birisi Necip Fazıl dese, Üstad dese canım sıkılıyor. Utanıyorum. ‘Utanmak da nereden çıktı?’ demeyin şimdi. Hani bilirsiniz, bazen rezil adamın biri sizin asla yapamayacağınız utanç verici hareketleri yapar, asla ağzınıza alamayacağınız cümleler kurar ve utanmaz. Tutar onun adına yerin dibine geçersiniz. Öyle bir utanç benimki.

Ne zaman bir topluluk Necip Fazıl’ı sözümona anmaya(!) kalkışsa canım sıkılıyor, içimde bir cinayet isteği kıpırdanmaya başlıyor. Değil mi ki, onlar ölmüş bir adamı, ölmüş bir büyük adamı tekrar tekrar öldürüyorlar; bir kere de ben onları, -ikincisini de yaşamaların dileğiyle- bir şekilde öldürmek istiyorum.

Ne zaman Necip Fazıl’ın şiirini okusa birileri, canım sıkılıyor; büyük ihtimalle daha önceleri okuduğum veya duyduğum o şiirden nefret edesim geliyor. Çünkü çoğu zaman okuyanının ağzına yakışmıyor şiir. Eser Necip Fazıl’a ait olunca ve okuyan da asla Necip Fazıl’ın bildiği, anladığı şiir coğrafyasına yaklaşmamış olunca böyle oluyor.

Ne zaman Necip Fazıl’ın ismini duysam birinden, o birine sahtekâr gözüyle bakıyorum. Bunun büyükçe bir hata olduğunun da farkındayım bir yandan. Çünkü nadir de olsa, samimi sevenleriyle karşılaşma ihtimali var, bunu biliyorum. Ama o kadar çok sahtekârla karşılaştım ki, elimde değil!

Bu sahtekârlar ne yapıyorlar, bilir misiniz? Necip Fazıl ismini zikredip dururlarsa, herkes, onu çok iyi anladıklarını, çok iyi analiz ettiklerini ve hatta onun kadar bilgili, kültürlü, şiire ve fikir dünyasına hâkim olduklarını zannedecek vehmine kapılıyorlar. Onun yalnızca ismini anmakla, yalnızca -bilmeden, anlamadan- eserlerini okumakla zirveye yakın biryerlerde bulunabileceklerini düşünüyorlar. Ondan bahsetmeyi ve ezberledikleri methiyeleri düzmeyi adamlık sayıyorlar, entelektüelliğin şartı sanıyorlar.

Ama bu sahtekârlar; meselâ bunların şiir yazmaya çalışanları, hayatları boyunca Üstad’ın yazdığı şiirin yanından bile geçmemişlerdir. Herkes o kadar güzel şiir yazabilir mi? Yazanlar da olur, yazmayanlar da… Mühim değil. Mühim olan Üstad kadar güzel yazmak değil; -ona bu kadar inanıyorsanız, ona bu kadar güveniyorsanız- mühim olan onun gittiği yoldan gitmek. Şimdi kimse kalkıp bana zamanın değiştiğinden, şiirin ilerlediğinden veya çehre değiştirdiğinden bahsetmesin. Şiirin değişen çehresi, şair geçinenlerin beş para etmezliklerinden kaynaklanıyor. Gelişme denilen şeyse, -nemenem bir gelişmeyse artık- şiirin içini boşaltmaktan ibaret! Geçmişe sünger çekmek adına, geçmişte tatbik edilen bütün güzel söz sanatlarını, şiire gereken bütün kuralları, ahengi, yoğunluğu ve her güzel şeyi yok etmekten ibaret gelişme.

Ne sanıyorsunuz sevgili sahtekârlar. Sizin yaptıklarınız güzel ve doğru işler olsa, bu kadar methettiğiniz, göklere çıkardığınız Necip Fazıl, bundan 15-20 yıl kadar önce bunları keşfedemeyecek kadar aciz miydi? O da şiirini, sizin yaptığınız gibi bomboş, karaktersiz, kültürsüz, kuralsız yazamaz mıydı? Sakın şu ‘seçim’ aldatmacasının ardına saklanmayın. Hani diyebilirsiniz: ‘Öyle yazmak Üstad’ın seçimiydi, bu da bizim seçimimiz.’ Şiirde seçim meçim yoktur. Şiirin değişmez bir güzergâhı vardır. Maharet, o güzergâh üzerinde değişik lezzetleri yakalamakta, sanki farklı bir rotada ilerliyormuş hissi verebilmekteydi. Üstad’ın her şiirinde ayrı lezzetlerin bulunduğu gibi.
İyi düşünün burayı!

Exit mobile version