Beyaz Rusyalı

 

 

 

annelerimiz bile bilmez nasıl doğduğumuzu

bacaklarını ayırıp dışarıya nasıl sürünerek çıktığımızı

bombalandıktan sonra yıkıntıların arasından sürünmen gibi

hangimizin kız ya da erkek olduğunu söylemek zordu

ekmek olduğunu farzederek pisliği tıka basa yedik

ve geleceğimiz

ufukta ince bir iplik üzerinde bir jimnaktikçi

gibi şov yapıyordu

en yüksek mevkide

orospu gibi

 

biz kapısı önce tebeşirle vurulan

bir ülkede büyüdük

sonra karanlıkta bir savaş arabası gelirdi

ve seni kimseler görmezdi artık

ama o arabalarda ne silahlı adamlar

ne de tırpanlı göçebeler olurdu

aşk severdi böyle ziyaretleri

bizi gizlice yakalardı

 

biraz bozuk para için ne yaptığımızı kimsenin umursamadığı

umumi helâlarda özgürdük sadece

yazın sıcağıyla kışın karıyla dövüştük

dilin kendisi olduğumuzu öğrendiğimiz zaman

ve gözlerimizle konuştuğumuzda dilimiz sökülürdü

ellerimizle konuştuğumuzda gözlerimiz dürtüklendi

ellerimiz kesildiğinde ayak parmaklarımızla söyleştik

bacaklarımız vurulduğunda başımızı evet anlamında salladık

ve hayır anlamında salladık başımızı canlı canlı yediklerinde

geri süründük uyuyan annelerimizin karınlarına

bir bomba sığınağına girer gibi

tekrar doğmak için

 

ve işte ufukta geleceğimizin jimnastikçisi

güneşin kızgın çemberinde zıplıyordu.

 

 

Valzhyna Mort

Çeviri: Mustafa Burak Sezer

25 Ekim 09 / İstanbul