Şu başlığa ne zamandır atmak istediğim yazıyı sonunda buldum. Çok mes'ûdum. Ehl-i keyf abimizden gelsin.
Sunay Akın'dan Sakın!
Tahayyül edelim, hemen her konuda bir anı, bir anektod bilip muhabbete serpiştirebilen bir ahbabımız olsa, yeri geldikçe anlatsa, arada şiirler okusa o muhabbet ne latif, ne leziz olur değil mi?
Bu keyfi istisna kılacak bir adam var. Adı Sunay Akın! Bir sürü anektod ezberleyip zerre fikir eklemeden o şöyle dedi, bu böyle dedi, o şurdayken şurası şöyleydi nevinden gevezelik eden, malumatfuruşluk taslayan bir adam. Bu, hasreti çekilen bir muhabbet türü olsa da müşarunileyh o kadar sevimsiz ve yapay bir eda takınıyor, o sese, mimiklere öyle mübağalalı bir teatrallik sıkıştırıyor ki tadınızın kaçmaması imkansız. Suni, itici bir gevezelik.
Hazretin şairliği de var ama şiirden hayli uzak.
Cümlenin ya da şiirin başındaki imgeyi sona doğru başka bir mecraya tahvil etme, o benzeşme ya da kesişme noktasına gönderme yapma pratiğine bağlı bir şairlik. İlgisiz iki nesne arasında bir dönüşme, çakışma anı tesis edip bir ölçek dramatize ettin mi al sana Sunay Akın, al sana şiir.
Sunay Akının
"Kamaralarında çıplak
Kadın resimlerinin asıldığı
Savaş gemisinden
Bozma bir jilet
Her traş oluşumda
Hem okşar
Hem kanatır
Tenimi"
gibi şiirlerini misal verip
"Yüzümden akan kan değil
Kafama vurulan odunu
Elde etmek için kesilen ağaç
Üzüyor beni"
şeklinde taklit ederek tesbit etmiştik vaktiyle bu vaziyeti.
Peki şimdi nerden çıktı durup dururken Sunay Akından sakının ihtarı çekmek? Az evvel bir televizyon konukluğu esnasında o anlı şanlı bilgili adam tavrıyla birbirinden ilgisiz, kopuk anektodları peşpeşe sıralarken Michelangeloya ait bir sözü "ünlü heykeltraş rodin demiş ki" diye anlatıverip isbat-ı vücut eyledi hazret.
Ne demiş eskiler? "Çok konuşan çok yanılır"