ne gam
Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
ne gam
Ne gam, varsın dizlerim koşa koşa yorulsun,
Saadetin, dâvanın, gerçek aşkın peşinde...
Boş hayaller kül olup rüzgârlarda savrulsun,
Yaban gülleri gibi solsun çöl güneşinde.
özleyiş
Tuna neden köpürmüş, Kırım neden inliyor?
Nerde parlayan kılıç, nerde o akıncı ced?
Şimdi Hazar uzaktan feryadımı dinliyor,
Ayrıldı mı Kafkaslar yurdumdan ilelebed?
Kıbrıs’ın ayrılışı derd oldu içimizde,
Barbaros’un sesini kaybettik Akdeniz’de,
Adalar yabancı da, dinmez derleri bizde,
Balkan’ımız vatandan ayrıldı mı nihayet?
fırtına ve gece
Kararmış bulutlar, rüzgâr kudurmuş,
Üstüme kâinat çökecek gibi.
Karanlıkta biri gizlenip durmuş,
Arkamdan tetiği çekecek gibi.
Rüzgârın kabaran bu uğultusu,
Evin çatısını sökecek gibi.
Benim için her şey kurmuş bir pusu,
Bir yumruk camları dökecek gibi.
Ruhun öksüzlüğünü anlamıştım yasından,
Neden yıllardan beri gelmedim dergâhına?
Kimseler anlamazdı gönlümün sevdasından,
Neden yıllardan beri gelmedim dergâhına?
Şaşırmış ruhlarımız zamanın gecesinde,
Tarihler gizli kalmış zaman bilmecesinde,
Yokluğu hissetmiştim küfrün ilk hecesinden,
Neden yıllardan beri gelmedim dergâhına?
İşte gördük seni dünya,
Ne gerçeksin, ne de rüya,
Bir resim çizilmiş suya,
Sahte ışık, sahte boya...
Ah çocuklar, ah bebekler!..
Gonca halinde çiçekler!...
Kanatlanmış kelebelekler,
Uçamadı doya doya.
Ötelerden ne haber var?
Kim demiş hayat bu kadar?
Mezarlarında yatanlar,
Hayat sürmüş bitmiş güyâ!
Bak yağmura, bak şu suya,
Dağı, taşı oya oya,
Öteleri duya duya,
Akıp gidiyor deryaya.
Madde, mânâya anahtar,
Fena, bekaya anahtar,
Toprak, semâya anahtar,
Açar kapıyı Mevlâ’ya