Aşağıdaki yazılar ekşisözlük adlı siteden alıntıdır:
"4.bir kaside ile devam etmek ister deli gönül (her harfi tarafımca basılmış olup kesinlikle kopyala-yapıştır mantığı ile elde edilmemiştir). bu kaside ki nef'î'nin divânı içinde en kıymetli kaside olarak kabul görür ve ikinci osman'ın (=genç osman) lehistan seferi üzerine kaleme alınmıştır. görelim şu şahaneyi:
vezin: fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün
kasîde-i âli'l-âl der ta'rîf-i cihâd-ı sultân osman
âferîn ey rûzgârıñ şehsüvâr-ı safderi
arşa as şimden gerû tîğ-ı süreyyâ-cevheri
(aferin sana, ey zamanın saflar yararak ilerleyen usta at binicisi! bundan sonra, süreyya cevherli kılıcını arşa as.)
pâre-i elmâsdur seng-i fesânı n'eyler ol
çarha çekme bir dahi şemşîr-i vâlâ-gevheri
(bir daha çarka çekme bu yüksek cevherli kılıcı; o bir elmas parçasıdır, bileyiyi* ne yapsın?)
ser-firâz etdin livâ'ü'l-hamd-i dîn-i ahmedi
kâfire gösterdin el-hakk dest-bürd-i haydârı
(hz. muhammed'in dininin bayrağını* yücelttin. kâfirlere hz.ali'nin gücünü gerçekten gösterdin.)
tîgüna n'ola yemîn eylerse rûh-ı murtazâ
bir gazâ etdin ki hoşnûd eyledin peygamberi
(hz. ali'nin ruhu senin kılıcın için duâ etse ne olur? öyle [güzel] bir gaza ettin ki hz. muhammed'i mutlu ettin.)
eyledin bir hamlede berbâd mülk-i düşmeni
gerd-i rahşın gerçi kim sedd etdi râh-ı sarsarı
(atının kaldırdığı toz sarsar rüzgârını engellediyse de, tek hamlede düşman ülkesini savurdun.)
mâh-ı nev sanma felekde göricek peykârını
ditredi behrâm elinden düşdü zerrîn-hançeri
(felekte görüneni yeni ay zannetme. savaşını görünce merih titredi ve elinden altın hançeri düştü.)
ol kadar kan dökdü şemşîrin ki aksile anın
kâse-i yâkûta döndü künbed-i nîlûferî
(kılıcın o kadar kan döktü ki; nilüfer gökyüzü yakut bir kâseye döndü.)
gamze-i hûbân gibi cârî ucundan yine hûn
böyle kalırsa eger yek-reng eder bahr u beri
(güzellerin gamzesi gibi kılıcının ucundan yine kan akıyor. böyle giderse, kılıç, denizi ve karayı tek renk yapacak.)
belki gark-ı bahr-ı hûn olurdu fülk-i dil gibi
etdiğince tîg-ı hûn-efşân ile cevlân-geri
şukka-i râyât-ı bahtınla rikâbın olmasa
keştî-i nüh-âsmânın bâd-bân u lengeri
(yukarıdaki iki beyit birlikte: kanlar saçan kılıcınla dolaştıkça sen, dokuz kat gök gemisinin yelkeniyle demiri, bahtının sancağının kumaşından ve üzenginden olmasa, gönül gemisi gibi kan denizine batabilirdi.) (bu çeviriyi ben yapmadım. aynen alıntılamışım ama kaynağını yazmamışım.)
berk uran destinde tîg-ı pür-güher midir yahud
eyledi deryâya gavta âftâb-ı hâveri
(elinde şimşek gibi ışıldayan mücevheratla dolu kılıcın mı yoksa denize mi dalmış doğunun güneşi?)
bir avuç gevher saçardı âleme gûyâ kefin
saldığınca düşmene gâhî murassa' şeş-peri
(düşmanına vurdukça murassayı, elinden dünyaya bir avuç mücevher saçılmış gibi olurdu.)
bir acep deryâdır ordû-yı hümâyûnun senin
kim habâb-ı ber-kârar olmuş ana her çâderi
(içindeki her çadırın sabit köpükler gibi olduğu acayip bir denizdir senin kutlu ordun!)
mevc-i pey-der-peydir ol bahra sipâh-ı saf-be-saf
bir neheng olsa n'ola her top-ı ejder-peykeri
(saf saf olan askerlerin denize peyderpey gelen dalgalar gibidir. ejderha görünüşlü her top bir timsah olsa ne olur?)
her alay bir mevc-i tûfân-hîzidir anın n'ola
hâr u has gibi önünce kaçsa kâfir askeri
(her alay tufan gibi coşkulu bir dalgandır.kâfir askeri onun önünden kaçsa ne olur?)
gün gibi tenhâda çıksan tîg ile meydâna sen
kâr-ger düşmez sipâh-ı düşmenin şûr u şeri
(savaş meydanına güneş gibi kılıcınla tek başınaçıksan, düşman askerinin karışıklığı ve kötülüğü sana tesir etmez.)
şeb-çerâğ-ı dîn ü devletdir vücûdun hıfz içün
kat kat olmuş ejdehâdır heft-çarhın çenberi
(vücudun din ile devletin karanlıkları aydınlatan cevheridir. gök, onu korumak için kat kat olmuş bir ejderha olmuştur.)
karşı durmaz sana şimdensonra bu ikbâl ile
düşmenin ger kahramân olsa ser-â-ser leşkeri
(bundan sonra, sende bu şans varken düşman askeri baştan sona kahraman olsa da senin karşında duramaz.)
böyle âgâz eylesin şimdengeri elkâbına
câmi'-i nüh-kubbe-i kevnin hatîb-i minberi
(dokuz kubbeli kâinat camisinin minber hatibi bundan böyle seni şöyle çağırsın:)
âftâb-ı bahr u ber sâhib-kırân-ı şark u garb
şehsüvâr-ı nâm-ver râyet-güşâ-yı safderi
(deniz ve karanın güneşi, doğunun ve batının sahibkıranı, şanlı binici, saf yarma sancağı açan)
âsmân-ı devletin hûrşîd-i kudsî-pertevi
bezm-gâh-ı şevketin cemşîd-i hûrşîd-efseri
(devletin göğünün kıymetli ışıklı güneşi, görkemli meclisin güneş taçlı çemşîd'i)
nakd-ı vakt-i saltanat sermâye-i emn ü emân
dest-gîr-i dîn ü devlet kâm-bahş-ı serverî
(zamanın saltanatının geçer akçesi, emniyet ve asayişin sermayesi, dinin ve devletin yardımcısı, hükümdarlığa amaç bağışlayan)
şâh-ı vâlâ-rütbe osmân hân gâzî kim felek
görmemişdir böyle bir şâhenşeh-i cengâveri
(yüksek rütbeli gazi osman han'dır ki felek böylesine yiğit bir şahlar şahı cengâver görmemiştir.)
şehsüvâr-ı âlem-ârâ kim revâdır olsa ger
na'l u mîh-ı rahşı çarhın âftâb u ahteri
(âlemi süsleyen öyle usta bir binicisin ki feleğin güneşi ve yıldızı atının çivisi ve nalı olur.)
safder-i kişver-güşâ kim cenge çıkdıkça olur
cebre'îl "inna fetehnâ"-h'ân-ı tîg u miğferi
[ülke fetheden öyle bir saf yarıcısın ki savaş çıktıkça cebrail kılıcına ve miğferine duâ (innâ fetahnâ) okur.]
pâdişâh-ı âdil ü âlî-neseb kim yaraşır
etse ger serheng ü der-bân keykubâd u kayseri
(öyle soylu ve adaletli bir padişahsın ki keykubat ve kayseri ikilisini kendine çavuş ve kapıcı etsen uygundur.)
şehriyâr-ı âsmân-mesned ki olmuş tâ ezel
secde-gâh-ı heft-iklîm-i cihândır kişveri
(dayanağı gökler olan öyle bir hükümdarsın ki ezelden beri secde edilir kapında.)*
şehnişîn-i nüh-revâk-i âsmândur mesnedi
ıyd-gâh-i heft-iklîm-i cihândur kişveri
(dayanağın dokuz revaklı gökyüzünün cumbası, ülken dünyadaki yedi iklimin bayram yeridir.)
mesned-i iclâlinin rif'at bir ednâ pâyesi
dergeh-i ikbâlinin devlet kadîmî çâkeri
(yücelik senin gösterişli makamının en basit parçası, mutluluk ise baht sarayının eski bir kölesidir.)
her ne işlerse zamâne tâbi'-i endîşesi
her ne emr eylerse devrân bende-i fermân-beri
(her ne yaparsan o zamanın yapılması gerekeni olur. her ne emredersen felek emrine amade olur.)
verse tab'-ı âteşe ger berk-ı tîgı terbiyet
ma'den-i elmâs ederdi tûde-i hâkisteri
(kılıcının şimşeği ateşin özünü terbiye etmek istese, ateş, külleri elmas madeni yapardı.)
adli ger ârâyiş-i bezm-i cihân etse olur
şem'a şeh-perrin ile pervânenin bâl ü peri
(adaletin dünyayı süslese, pervanenin kanatları ???)
ol kadar âsûde âlem sâye-i adlinde kim
hâb-gâh eyler gazâle pehlû-yı şîr-i neri
(adeletin sayesinde dünya o kadar yaşanabilir bir yer olur ki; ahu erkek aslanın koynunda uyur.)
etse ger hâsiyyet-i hıfzı sirâyet âleme
tarh olurdu safha-i âb tizre nakş-ı âzeri
(muhafızlık özelliğin dünyaya yayılsa, su üzerine ateş resmi yapılırdı.)
aksidir anın felekde hırmen-i encüm değil
saçdı dest-i lutfu hâke ol kadar sîm ü zeri
(lütuf elin toprağa o kadar altın ve gümüş saçtı ki; felekte görünen yıldızlar harmanı değil, onun yansımasıdır.)*
yazsa vasf-ı nükhet-i hülkun verirdi âleme
gerd-i hâk-pây-ı hâme bûy-ı müşk-i ezferi
(kalem, ahlâkının güzel kokusunun niteliğini yazabilseydi, kalemin ayağının tozu dünyaya güçlü bir misk kokusu verirdi.)*
kadr-i hâk-i kûy-i ahlâkın bilirdi rüzgâr
birbirine eylese âgışte müşk ü anberi
(rüzgâr, birbirine güzel kokuyu bulaştırsa ahlâkın toprağının kıymetini bilirdi.)
kâm-kârâ saf-derâ sâhib-kırân şâhenşehâ
ey serîr-i adl ü dâdın dâver-i dîn-perveri
(ey saflar yaran, sahibkıran şahlar şahı! ey adalet ve dürüstlük tahtının dindar padişahı!)
sihr ederdim medhine geldikçe ammâ n'eyleyim
eylemiş hakk vasfını kayd-ı tasavvurdan berî
(seni övmek için sihir yapardım ama ne yapayım? allah seni tasvir etmekten uzak tutmuş.)
aczime bir hüccet alırdım eger ehl olsalar
rûzgârın yâve-sencân-ı fazîlet-güsteri
(zamanın fazilet sahipleri saçma sözler söyleyenler yerine gerçek ustalar olsalardı, seni methedemememdeki kusurum için onlardan bir kanıt alırdım.)
âcizim hak üzre evsâfında hâlâ kim benim
âlem-i endîşenin allâme-i dânişveri
belki kânûn-ı suhande hall ü akd-ı nüktede
hikmet-i fükr ü hayâlin feylesof-ı ekberi
(iki beyit birden: endişe* âleminin en büyük ismi ve nüktede fikir ve hayâl âleminin en büyük filozofu olan ben bile şu anda seni anlatmakta aciz kalıyorum.)
hasb-ı hâlimdir husûsâ lâf u da'vâ ber-taraf
gerçi sâhib-lâf olur erbâb-ı tab'ın ekseri
(yazın ustası olanların çoğu laf ebesi olsalar da, laf ve dava bir tarafa bırakılırsa, söylediklerim benim durumum hususunda açıklayıcı olmaktadır.)
ben öğünmem kadrim erbâb-ı dil ü dâniş bilir
ârifim düşmezbana lâf u güzâf-ı serserî
(ben kendimle övünmem. kıymetimi dil ustaları bilirler. ben arifim, düşmez bana serserice boş laflar.)
hâmem ol mu'ciz-tırâz-ı sad-hezârân pîşedir
kim nazîr olmaz ana illâ kelîmin ejderi
(kalemim binlerce sanatı mucizelerle donattığından, ona kelîm'in ejderinden başkası benzemez.)
harfidir mecmû'a-i esrâr-ı dîvân-ı kemâl
noktasıdır mühre-i dâğ-ı derûn-ı enverî
(kalemimden çıkan harfler kemâl'in divanındaki bütün sırlar ve noktası da enverî'nin gönlündeki yaranın mühresidir.)
tab'ım ol büt-hânedir kim sûret-i dîvârının
taşa kâr eyler hadeng-i gamze-i nâzik-teri
[ustalığım (tabiatım, sanatın, yazın ustalığım) öyle bir tapınaktır ki duvarlarındaki resmin gamzesinin oku taşa kâr eyler.]
nice sûret feyz-i enfâsımla cân bulsa olur
her biri şehr-i dilin bir âlem-ârâ dilberi
(resimler nefesimdeki feyz ile can bulsalar olur ki; her biri gönül şehrinin bir dilberi olur.)
her hayâlim bir arûs-ı nâz-perverdir benim
kim bu âlemden değil esbâb-ı zîb ü zîveri
(her hayâlim nazlı büyüktülmüş bir gelindir benim. öyle ki; ziynet eşyaları bu âlemden değildir.)
mûy-ı gîsû-yı melekdir târ u pûd-ı câmesi
pâre-i pîrâhen-i hûr-ı cihândır mu'ceri
(???)
bâde-i idrâkimin tevhîd ser-cûş-ı humu
sâkî-i endîşemin tahkîk dürd-i sâgarı
(tevhid, idrak şarabımın köpüğüdür. tahkik ise düşüncemin sakisinin tortusudur.)
hâmemin râh-ı sülûk-ı fitne hatt-ı sâyesi
şi'rimin habl-ı metîn-i feyz târ-ı mıstarı
(fitnenin yönlendirdiği yol kalemimin gölgesi, feyzin sağlam ipi ise şiirimin mıstar telidir.)
kande ben kande yine ta'rîf-i şâh-ı nüktedân
n'yleyim zabt edemem endîşe-i zûr-âveri
(ben kim, nüktedân şâhı padişahı tarif etmek kim? ne yapayım ki; içimdeki düşüncelerin beni zorlamasına engel olamıyorum.)
fikr-i evsâfın gıdâ-yı rûhdur endîşeme
dil helâk olur ger olursam o sevdâdan beri
[senin vasıflarını anlatmak düşüncelerim için gıdâ-yı rûh olur ("ruhumun gıdası olur." da demek istemiş olabilir.). şayet o sevdâdan uzak kalırsam gönlüm mahvolur.]
cevher-i iksîr-i medhin tarh edince reşkden
eylerin her lahza endîşemle ceng-i zer-gerî
(methinin iksirinin özünü çıkarınca, kıskanmaktan kendimi alamam ve sürekli düşüncelerimle tartışır dururum.)
korkarım hem âftâb-ı kîmyâ-ger duymasın
yohsa bin şevk ile olur ol dahî bir müşterî
(kimyager güneş duyar diye korkarım, duymasın! yoksa o da büyük bir istek ile müşteri olur.)
zerresin mihre gubârın rûzgâra kim verir
cevherîyim ben cîhâna vermem öyle gevheri
(iksirinin zerresini güneşe, tozunu rüzgâra kim verir? cevherlerden anlarım ben. dünyaları verseler vermem öyle cevheri.)
böyle cevher var elimde n'yleyim dünyâyı ben
başına çalsın felek âyîne-i iskenderî
(elimde böyle kıymetli bir cevher varken dünyayı ne yapayım ben? iskenderin aynasını felek başına çalsın!)
âlemi teshîr içün hâtem ne lâzım tab'ıma
ben süleymân-ı hayâlim n'eyleyim engüşteri
(dünyayı etkilemek için bana ne hâtem lazım! ben hayal ülkesinin süleyman'ıyım, yüzüğü ne yapayım?)
her ne dersem ism-i a'zam gibi olur kâr-ger
ol kadar ta'zîm ile dinler sözüm ins ü perî
[ne söylersem söyleyeyim "ism-i âzam" gibi etkili olur ki; insanlar ve periler (cinler) sözümü saygı göstererek dinlerler.]
başla şimdensonra ey nef'î du'â-yı devlete
bir du'â et kim ola hüsn-i kabûlün mazharı
(bundan sonra devlete duâya başla ey nef'î! öyle güzel bir duâ et ki kabul olsun.)
eyleye tâ husrev-i sâhib-kırân-ı şark u garb
eşheb-i zer pâleheng-i subh ile cevlân-geri
hakk ser-efrâz eylesin râyât-ı dîn ü devletin
kande azm eylerse olsun feth ü nusret rehberi
(iki beyit birlikte: doğunun ve batının sahibkıran hükümdarı sabahın altın dizginli kır atı ile dolaştıkça sen, allah dinin ve devletinin sancaklarını yüceltsin. nereye yönelirsen, fetih ve zafer sana yol gösterici olsun.)*
eyledikçe azm-i meydân-ı gazâ evvel kadem
pây-mâl olsun yolunda düşmen-i dînin seri
(savaş alanına çıktığında din düşmanının başı yolunda ayak altında sürünür olsun.)
bu kadardı bu muhteşem kaside. tamamını kendi cümlelerimle düzenlediğim bir çalışmadan aldım. zamanında yazmışım bir yerlere ve düzeltmeleri de aşağıdaki kaynaklar yardımıyla yaptım. "sen" şeklinde açıklamaya özen gösterdim kasideyi. zira, nef'î bunu zaten padişaha sunuyor ve ona da takdir edersiniz ki "sen" değil. nef'î yalnızca kendisine "biz" der zaten.
kaynaklar:
ansiklopedik divan şiiri sözlüğü - iskender pala
nef'î divanı - metin akkuş
arapça-türkçe sözlük (adı madı yazmıyor ama evde var bir tane.)
osmanlıca-türkçe sözlük (http://www.osmanlicaturkce.com/)
ders notlarım (buradan aldığım çok oldu. alıntı dediklerim de aynen buradan alınmış olup kaynakları belirtilmeyen alıntılardır. alıntı dediklerim osmanlı şiiri antolojisi'nden alınmış olabilir. şu anda elimde olmadığı için kitap bakamıyorum.)"