Büyük Üstad Shakespeare'in, yeterince bilinmeyen ve diğer eserleri kadar teveccüh görmeyen 'The Taming of the Shrew' isimli bir tiyatro eseri vardır. Dilimize de genellikle 'Hırçın Kız' veya 'Huysuz Kız' isimleriyle çevrilen bu eser de, Shakespeare üstadın müthiş edebiyatı, zirvedeki belagati ve karakterleri resmetmedeki inanılmaz muvaffakiyetini gözler önüne sermekte. Shakespeare'in ün kazandığı tiyatro alanları olan trajedya yahut dram türünde bir eser değildir bu. Bazı yönleriyle absürt komedya, bazı yönleriyle de karakter komedyası özelliği gösteren bu harika eser tamamlandığında, damağınızda Kral Lear'dan, elbette ki Hamlet'ten, Üçüncü Richard'dan, Mcbeth ve diğerlerinden aşina olduğunuz klasik Shakespeare tadını, o büyük edebî lezzeti bir kez daha tatmanın ve üstadın sizi hayal kırıklığına uğratmayışının zevkine varıyor, estetik harikası bir dantelanın ipliği misali büyük bir titizlik ve yaratıcılıkla işlenmiş diyalogların ve satır aralarındaki muhteşem aforizmaların arasında kaybolurken, esrarengiz hayatıyla parıl parıl parlayan bir İngiliz dehasına duyduğunuz hayranlık her saniye katlanarak artıyor.
Oyun, Shakespeare'de aşina olmadığımız çok enteresan bir teknikle oluşturulmuş: oyun içinde oyun!.. Meyhane çıkışı bayılan bir adamı, avdan dönmekte olan devrin Lordlarından birisi görüyor ve ona bir oyun oynamaya karar veriyor. Baygın sarhoşu, lordun sarayına taşıyorlar ve elbiselerini değiştirip gerekli enfes dekoru hazırladıktan sonra, bu adamı süslenmiş bir yatak üzerine bırakıyorlar. Adam uyandığında çevresindekiler ona Lord muamelesi yapıyor ve kendisinin yıllar boyu sefil bir serseri olduğu düşüncesiyle hareket ettiğini, bu hastalığının etrafındaki uşaklarını ve karısını ziyadesiyle müteessir kıldığını anlatıyorlar. Bir süre sonra adam da bu söylenenlere inanıyor ve gerçek hayatıyla kendine anlatılan hayat arasında kalmış, garip bir tip doğuyor. Lord olmaya çalışan, fakat üslubundan bakış açısına kadar tüm yanlarıyla serseri bir adam!.. Kelimenin tam manasıyla "Görmemiş" bir tip... Dikkatli bir gözle bu karakteri inceleyen bir insan, kişilerin alışageldiği hayatın dışına çıktığında ne gibi arızalar oluşabileceğini anlatan bu kısımda, bizim körükörüne taklit sevdamıza yüzyıllar evvelinden atılmış okkalı tokatlar keşfedebilir. Ayrıca insanı derin derin tefekkür etmeye iten bu bölüm, 20. yüzyıl sinemasında işlenmeye başlayan bir temayı da ele alıyor. Evet, bir gün uyandığımızda çevremizin tamamen değiştiğini görsek, bu tiyatrodakine benzer bir simülasyona tabi tutulsak bizim halimiz ne olurdu? Şu halde beynimize ve putlaştırdığımız aklımıza ne kadar güvenebiliriz? Evet, tecrübe denilen şeyin bir şeyler söyleyebilmesi için bizim ona aklımızla anlam yüklememiz gerekir. Fakat akıl da çok kolay aldanan bir araç olduğuna göre, varın düşünün ne kadar aciz bir haldeyiz. Allah yegâne yardımcımız olsun.
Tiyatronun asıl kısmı, sarhoşu evine alan Lordun, kendisini lord sanan kişiyi eğlendirerek onunla biraz daha dalga geçme arzusundan doğuyor. Lord, kendini Lord sanan kişiyi eğlendirmek için Hırçın Kız adlı oyunu oynayacak bir ekibi sarayına davet ediyor ve oyun, saray halkının önünde oynanmaya başlıyor. Bu tarz, Shakespeare oyunlarında pek başvurulan bir oyun biçimi değildir.
Oyunun ikinci kısmının ana fikri ise, ecdadın 'Dinsizin hakkından imansız gelir' meseliyle ifade ettiği bir hakikat: Şirretliği hudut tanımaz bir soylu kızının, başka bir soylu tarafından planlı bir çalışmayla, sindirme amaçlı sarf edilen güçle nasıl istenen kıvama getirildiği anlatılıyor bu eserde. Başlangıçta sebepsiz yere kız kardeşinin ellerini bağlayacak kadar hırçın bir mizaç taşıyan diktatör ruhlu Katherina, eserin sonunda eşlerinin ricalarını kaale almayan kızkardeşi ve ikinci evliliğini yapmakta olan, "Dul Kadın" olarak anılan kişiye aşağıdaki sözleri söyleyecek bir kıvama gelmiştir. Final sahnesinden bir pasajı, Shakespeare eserlerinin ne anlattığından ziyade, satır aralarına dağıtılmış edebiyat şovunun ehemmiyetli oluşundan dolayı aşağıya almakta bir beis görmüyorum:
PETRUCHIO
Katherina, hadi, hemen şimdi
Bu dikkafalı kadınlara anlat bakalım,
Kocalarına, efendilerine karşı ödevler neler.
DUL KADIN
Hadi hadi, şaka ediyorsun herhalde;
Biz bunu dinlemek istemiyoruz.
PETRUCHIO
Hadi, anlat diyorum. Önce de onunla başla.
DUL KADIN
Anlatmayacak.
PETRUCHIO
Ben anlatacak diyorum. Önce onunla başla.
KATHERİNA
Ayıp ayıp, alnını öyle düşmanca kırıştırma;
Gözlerinden de haince bakışlar fırlatıp,
Beyini, efendini, kralını incitmeye çalışma.
Kırlara don vurduğunda çayırı nasıl lekelerse,
Bu tavırlar da senin güzelliğini öyle bozar;
Fırtınaların körpe tomurcukları söküp attığı gibi,
Bunlar da senin şöhretini alır götürür,
Ne sana yakışır bu davranış, ne dışarıya hoş görünür.
Sinirlenmiş kadın, suyu bulanmış pınara benzer:
Sevimsiz, tatsız, itici, güzellikten yoksundur.
Öyle kaldıkça da, ne kadar susamış olursa olsun,
Kimsenin içinden gelmez ondan bir yudum almak,
Ya da bir damlasına bile dokunmak.
Kocan senin efendin, hayatın, hamindir;
Senin başın, hükümdarındır; seni kollayan,
Koruyan kişidir; senin için karada, denizde
Her türlü eziyete katlanır; sen sıcak yuvanda,
Sağlık ve güven içinde döşeğinde yatarken,
Fırtınalı gecede uyumaz, ayazda nöbet tutar.
Bunun karşılığında da senden çok şey istemez;
Sevgi, güler yüz ve içten saygı dışında.
Bu büyük borca karşı, bu kadarcık ödeme!
Hükümdar kulundan nasıl görev beklerse,
Koca da karısından aynı görevi bekler.
Kadın aksi, huysuz, suratsız ve gönülsüz olduğunda,
Kocasının makul iradesine karşı geldiğinde,
Kullarını seven ve kollayan bir hükümdara karşı
Nankörce başkaldıran, hain bir âsiden farksızdır.
Kadınların aptallıklarından utanıyorum:
Diz çöküp barış isteyecekleri yerde,
Diklenip savaş ilan ediyorlar;
Kendilerinden hizmet, sevgi ve saygı beklenirken,
Yönetmeye, efendiliğe, hükmetmeye hevesleniyorlar.
Bedenlerimiz nasıl yumuşak, zayıf ve narinse,
Dünyanın eza ve cefasıyla başetmeye uygun değilse;
Yüreğimiz ve duygularımız da öyle yumuşak olmalı,
Varlığımızın maddi yanıyla uyum sağlamalı.
Hadi hadi, siz kendini bilmez ve cılız solucanlar,
Benim hayalim de sizinki kadar genişti,
Yüreğim azmandı, aklım sınır tanımazdı;
Lafa laf, surata surattı ilkem.
Ama şimdi görüyorum ki, kargılarımız birer saman çöpü;
Gücümüz zayıflık, zayıflığımız ise benzersizmiş;
Görünüşte en güçlüyken bile, gücümüz bir hiçmiş gerçekte.
Onun için, iyisi mi siz duyguları yatıştırın;
Başka yolu yok çünkü.
Kocanızın ayaklarının dibine koyun ellerinizi.
Eğer kocam dilerse, gönlünü hoş edecekse,
Saygımı göstermeye hazır bile şu anda benim ellerim.
...
Shakespeare'in bu eserini de, diğer tüm tiyatroları gibi tavsiye etmekten çekinmiyorum. Remzi Kitabevi'nden çıkan tercümenin okunması gayet zevkli. Anlatım, saçma sapan tercüman hamleleriyle sekteye uğratılmamış, tabii akış korunmuş. Bu çeviriyi rahatlıkla tercih edebilirsiniz. Çevirinin ismi, 'Huysuz Kız'...
(Trradomir)