Haydi artık dinsin ızdırapların,
Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın,
Güzellikle, sıcaklıkla ve ihtişamla...
Kumandasız hazır olup onu selamla!
Gönlündeki yaraların kanını dindir!
Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
Haydi artık dinsin ızdırapların,
Ufuklardan şanlı bir gün doğacak yarın,
Güzellikle, sıcaklıkla ve ihtişamla...
Kumandasız hazır olup onu selamla!
Gönlündeki yaraların kanını dindir!
Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir...
H.Nihal Atsız
VARSAĞI
Erlik günü geldiğinde
Yigitlere şan görünür.
Yığın yığın harcanmağa
Nice yüz bin can görünür.
Kopunca bir büyük savaş
Er tez gider, korkak yavaş.
Yüreksize akçayla aş,
Erlere meydan görünür.
Bir gün olur yılda, ayda
Birleşiriz hep Altay’da.
Güz ayında, kurultayda
Başı börklü han görünür.
Atsız der ki: Ne var canda?
Yatarız taze çimende.
Rus’un adı her geçende
Gözlerime kan görünür.
Hüseyin Nihal Atsız
Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
Türke boyun eğdirir yanliz türeyle yasa;
Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa
Onu kanla söndürüp parçalarız , yeneriz .
Biz Tufani yarattık uyku uyurken batı,
Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
Sorsan söyle diyecek gök denilen şu çatı :
Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz.
Delinse yer ,çökse gök yansa kül olsa dört yan,
Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan,
Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz....
Hüseyin Nihal Atsız
bu şiiri ilk okuduğumda bende 15-16 yaşlarımdaydım gerçi şimdi çok yaşlı sayılmam da :D neyse..ilk okuduğum zaman büyük heyecan duymuştum tabi hatta birçok kişiyle polemiğe girip bu şiiri savunmuştum..şimdi kendime soruyorum yüzde yüz türk nasıl olunur?bu soruya kendime göre bazı cevaplar veriyorum ama beni tatmin etmiyor sizde kendinize göre yorum yaparsanız sevinirim..
selam ve dua ile...
konular tek başlık altında toplanmıştır..
İMF VE DİĞER EMPERYALİST GÜÇLERİN BOYUNDURUĞUNDAN KURTULUP İSLAMI RESMİYET OLARAK KABUL EDİP ADLET HAK HUKUK ÖNÜMÜZE SERİLİP TÜRKLÜĞÜN ENGEL KIBRISIN KERKÜKÜN VE TÜRKELLERİNİN AYAKBAĞI GİBİ GÖRÜNMESİNDEN VAZGEÇİLİP BİR ÖZE DÖNÜŞ OLDUĞU ZAMAN %DE YÜZ TÜRK OLURUZ
islamı resmiyet olarak falan dedin...ama böyle diyerek ne yaptın be kardeşim nihal atsız ın kemikleri sızlıyodur şu an :)
atsız beni ilgilendirmiyor bence türk böle olunur atsızın kurduğu turan odalarına müslüman olmayanlar giremezdi
önceleri atsız ın sıkı bir okuyucusu olan ben artık ondan tiksiniyorum neredeyse..bozkurtların ölümü kitabını defalarca okumuşumdur ve ileride çocuğuma okutacağım kitaplardandır ancak atsızdanda atsızı savunanlardanda artık pek haz etmiyorum zira o şu sözlerin yazarıdır:"ey Türk evladı artık senin kıblen Arap Muhammed in kıblesi olan kabe değil çanakkaledir." -haşa-...daha detaylı okumak için atsız ın "çanakkale ye yürüyüş" kitabına bakabilirsiniz..bu sözleri söyleyen adam bana türklüğü anlatamaz
selam ve dua ile...
atsız beni ilgilendirmiyor bence türk böle olunur atsızın kurduğu turan odalarına müslüman olmayanlar giremezdi
Bir konunun teferruatını bilmeden o konuyu savunmak ne derece doğrudur tartışılır.
Atsız beni ilgilendirmiyor diyorsunuz, nazım ı düşünün diyelim bu adamın düzgün, hainiğini açığa vurmadığı bir şiiri,yazısı eseri vs. var kim yazmış bunu nazım, o eseri o fikri atmak için bu benim için yeterli sebeptir.
Atsız ile ilgili internet siteleri, forumlar var o forumlara bakın bakalım ordaki insanların (çoğunluk) islam ile ne kadar alakaları var.
Giremezdi değil, asıl o bahsettiğiniz odaların büyük çoğunluğu "müslüman olmayanlar" dan oluşuyor.
TOPAL ASKER
Ey saçları "alagarson" kesik hanım kız!
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Bacağımla alay etme pek topla diye.
Bir sorsana o topallık nerden hediye ?
Sen Şişli'de dansederken her gece, gündüz
Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
Siz salonda dansederken bizler savaştık.
Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
Olan işler dimağını azıcık yorsun!
Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;
Biliyorum baldırını o kadar nazla
Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben
Neyim? Bir hiç... işe güce yaramaz, topal...
Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al:
Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!
Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.
Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,
Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık
Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...
Gülme bana bakıp pek arsız arsız
Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!
Sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
Ben cephede geberirken, geride vatan
Aşkı ile bin belalı işe can atan
Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
Dağlar kadar yük altında... Gel, cevap ver, sen
Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!
Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...
Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
Sizin için harbederken yedim kurşunu.
Onun için topal kaldı böyle bacağım,
Onun için tütmez oldu artık ocağım.
Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.
Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
Size şarap oldu sanki... Şehit canımız
Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
Zıpladınız,kudurdunuz arsız,edepsiz!...
Gerçi salonlarda "yıldız" dı senin adın,
Hakkikatte fahişesin ey alçak kadın!
Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
Omuzunda neden seni fuzuli çeksin?
Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..
edit//BDG//
Adalar Denizinden Altayların daha ötesine kadar bütün Türk gençliğine....
Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
Sen bütün varlığına yurdumuzun malısın.
Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et;
Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.
Iztırap çek, inleme... Ses çıkarmadan aşın.
Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın;
Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın
Tek başına dileğe doğru at salmalısın.
Ezilmekten çekinme... Gerilmekten sakın!
İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın
Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.
Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
Mefkuresinden başka her varlığı unutan
Kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın...
Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
Ne de sıska bir göğüse takılan bir çiçeksin;
Senin de bu dünyada nasibin var: Savaşmak!..
Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.
Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla
Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla...
Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.
Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından
Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından;
Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.
Yüz paralık kursunla gider "Hayat" dediğin;
"Tanrı Yolu" uzaktır; erken kalk, sıkı giyin.
Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.
Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
Işıksız kulübende boranın esişini
Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.
Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...
Hayatin kamçısıyla sızar derinden kanlar,
Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
Vicdanını Paris'e, Moskova'ya satanlar,
Küfür diye bakarlar senin dualarına.
Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
Beraberiz seninle, işte elinde elim.
Seninle bu hayatin gel beraber gülelim
Ölümüne, gamına, tipisine, karına...
Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
Savaş..... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın,
Ne sevgili yanında, ne baba ocağında.
Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara;
Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
"Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında.
Siyasette muhabbet... Hepsi yalan palavra...
Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara...
Lenin’den bahsederse karşında bir maskara
Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.
Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
Ruhlarımız buluşur elbet Tanrıdağı'nda...
Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın
Yorgunluğunu gidermek serin bir su başında.
Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.
Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
Duygular ölmüştür... Tapınılan bir kızın
Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.
Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç!
Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...
hüseyin nihal atsız...
SAYGIYLA ANIYORUZ...
selamın alykum ben üstteki gençkurtum bu uyeliimin şifre ve ismini girerken unuttuum için yeni üyelik aldım ve o zamndan daha bilgili daha doğrucu daha temkinli olarak döndüğüme inanıyorum ama forum birazzz boş kalmış gibi...
H. Nihal Atsız, Ziya Gökalp, Turan vs. muhabbetinden ve saplantısından terk-i diyar etsek diyorum
Ölünün arkasından konuşulmaz anlayışına ters düşmek istemiyorum fakat; bu şahısların İslam'la olan bağları ve düşünceleri bellidir. Daha önceki Ziya Gökalp başlıklı konularda da dile getirdim. Bize katacağı birşey yoktur Atsız, Gökalp vs. düşünceli kişilerin.
aynen katılıyorum kardeş.
atsız grubunu reddediyorum...
tafsilata gerek yok yani..
Topal Asker şiirinin üzerine toz kondurmam... O ne müthiş bir hissiyatdır ki vatan sevgisi bu kadar büyük bir haşmetle anlatılıyor.
Bu arada Star Gazetesinde yazan Yağmur Atsız, Nihal Atsız'ın oğlu mu acaba?
Bu arada Star Gazetesinde yazan Yağmur Atsız, Nihal Atsız'ın oğlu mu acaba?
Selamlar,
Bu mevzu ile ilgili bir haber var. Habere göre Yağmur Atsız, Nihal Atsız'ın oğludur.
---
Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız, Star'da yazmaya başladı.
Türk Dünyasının ünlü fikir adamı Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur Atsız, Star Gazetesinde yazmaya başladı. Bir zamanlar 'kominist' olduğu öne sürülen oğul Atsız, dün ilk yazısıyla okurlarına merhaba dedi.

Hmmm. Çok iyi bir insan walla. Doğru ve dürüst yazılar yazıyor.
Bu mevzu ile ilgili bir haber var. Habere göre Yağmur Atsız, Nihal Atsız'ın oğludur.
Aşağıdaki mektup, Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur'a bıraktığı vasiyetidir. Bu mektubun varlığı bedahet derecesindedir. Bir belgeselde bu mektup var. Gök Tanrı inancına müntesip olan Atsız'ın ırkçı olduğunu kolaylıkla müşahede edebilirsiniz.
Yağmur Oğlum;
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun.
ewt oğludur fakat yağmur atsız tam bir komünisttir
Hala bu vasiyeti okuduktan sonra nihal atsız taraftarı olmak saçma ırkçı bir insanla bir Büyükdoğucu'nun işi olamaz, ben şimdi kürdüm ben sizin düsmanınız mıyım yoksa kardesiniz mi ben sizi kardes olarak görüyorum ama nihal atsız beni düsman olarak görüyor Bediüzzaman said nursi hazretleri için bir lafı vardır bu islamsız atsız ın _anlamıyorum bir kürdün pesinden nasıl olıyorda TÜRK evlatları gidiyor_ Bediüzzman ın cevabı kati _evet belki ben unsuriyet olarak kürdüm ama ben hizmetimim yüzde 99 unu islamın en kahraman milleti olan TÜRK lere yapmısım ve İSLAM a hizmet etmis bir millet e hizmet benim vazifemdir.benim soyum arab govdem kürt ve basım türk tür.ben İSLAMı nkalkınması icin türk mnilletine hizmet edecegim biliyorum ki ahirette gelecek ve islamı temsil edecek olan yine bu millettir
Asım'ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek... Bizim gönlümüzde Üstad Hazretlerininde, N.Atsız'ında, Z.Gökalp'ında vs. yeri ve değeri bellidir. Onun için, sebebsiz tartışmalara gerek yok kanımca.
Asım'ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek...Bizim gönlümüzde Üstad Hazretlerininde, N.Atsız'ında, Z.Gökalp'ında vs. yeri ve değeri bellidir. Onun için, sebebsiz tartışmalara gerek yok kanımca.
...
Ölümü esnasında pek çok ibretli hadiseler olmuştur. Bu hususta Necip Fazıl Kısakürek merhumun Sahte Kahramanlar kitabında naklettikleri çok ibret vericidir:
“Ziya Gökalp’in Allah’a karşı tavrına ait bir müşahede... Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise... Benim kırk yıllık bir hatıram:
Bundan kırk küsur yıl önce Abdülhak Hâmid’in evinde bir hanımefendiyle tanıştım. Bu hanımefendi ömrü Avrupa’da geçmiş, ne Ziya Gökalp’i tanıyan, ne Türkiye’yi ve Türk Edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış bir kimse... Kimsenin, kasıtla, ne lehinde olabilir, ne de aleyhinde...
Ben Abdühak Hâmid’e Ziya Gökalp’in dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi:
“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız Hastanesinde yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu. Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum.
‘Meşhur Ziya Gökalp’ dediler. Mebusmuş, profesörmüş... İsmini bile yeni duyuyordum.
Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, sabaha kadar, Allah’a galiz kelimelerle sövdü. O kadar fena oldum ki, bu hal karşısında, odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’a inanmazmış. Hem Allah’a inanma, hem de ona söv. Duyulmamış, görülmemiş bir şey.”
Ziya’nın tutum ve akibetini yine Necip Fazıl şu şekilde değerlendirmektedir:
“Din ve İslâm düşmanlığına, Ziya Gökalp’in bizzat eserleri şahitti. Fakat o hanımın şehadetinde de; kahraman sanılan zatın ruhundaki maraza ait korkunç bir delalet tütüyordu.”
hiç bir Büyükdogucu'nun gonlunde nihal atsız ve ziya gökalp' yeri bulunamaz kanattindeyim Ziya Gökalp hakkında Batı tefekkürü ve İSLAM tasavvufu na bakabilirsiniz .üstad ın onun hakkında düşünceleri tiskintiler daha dogrusu.....yeri ve degeri olmaması gereken insanlar diyorum üstadın dedigi gibi biz milliyetçiligimizin merkezine İSLAMı koyduk .Ziya gökalp in üstadı durkheimdir o da milliyetçiligin merkezine din i koymustur ama ziya gökalp milliyetçiligin merkezine kavmiyetçiligi koymustur... deyip susuyorum bir tartışma ya sebeb olduysam affoluna....
Allah mukaddesatı saptırmaya çalışan bu gibi gafil, aşşağlık, dinsiz, soysuz herifleri ıslah değil kahreylesin!!!
Türk demem ben böyle soysuz itlere bunlar kurt değil olsa olsa çakal olur, soysuz köpek!!!
Bunların topuna kro dedikleri aşşağı gördükleri Mümin Kürt kardeşimi değişmem!
arkadaşlar bir kafatasçı hakkında bir şeyler yazacak değilim.cevapların birinde nazım hikmet ismini gördüm. inanın nazım hikmet ondan daha iyidir..esseyid abdulhakim arvasi hazretlerinin(kuddise sirruh) bir sözü var" inan bir oduna bile olsa inan" diye.nazım hikmet hiç değilse batıl bile olsa davasının adamıydı.nihal atsızı bırakın kıblesi çankayay la başbaşa..
ABDÜLHAMİD HAN ( GÖKSULTAN )
Toplumun en büyük haksızlığa uğramış tarihî şahsiyetlerinden biri, II. Abdülhamid’dir. Kendisinden önceki devirlerin ağır yükünü omuzlarında taşıyan, en güvenebileceği adamların ihanetine uğrayan ve dağılmak üzere olan içi dışı düşman dolu bir imparatorluğu 33 yıl sırf zekâ ve hamiyeti ile ayakta tutan bu büyük padişahı katil, kanlı, müstebit, kızıl sultan, cahil ve korkak olarak tanıtılmış, daima aleyhinde işleyen bu propagandanın tesiriyle de böyle tanınmış talihsiz bir insandır.
Daha ilkokul sıralarında belirli bir propagandanın tesirinde kalmaya başlayarak, yaşları ilerledikçe aynı telkinler ile büyütülen nesillerin, o propagandanın yalanlarını bir gerçek gibi benimsemelerinden tabiî ne olabilir?
Öğren yavrum ki On Temmuz bayramların en büyüğü,
Esir millet böyle bir gün zincirini kırdı, söktü.
Ondan evvel geçen günler, bilsen ne siyahtı.
Milletin her iyiliğini düşünecek padişahtı;
Halbuki o zaman sultan,insan değil, canavardı,
Canlar yakar, kan dökerdi, millet ondan pek bîzârdı!
gibi saçmalar, kim bilir hangi kırılası kalemlerle yazılarak okuma kitaplarına geçiyor, körpe beyinlere Sultan Hamîd düşmanlığı aşılıyordu.
Bu düşmanlığı aşılayanlar ilkönce İttihatçılar, yâni hürriyet kahramanları (!) yâni Sultan Abdülhamid’in 33 yıl ayakta tuttuğu imparatorluğu 10 yılda dağıttıktan sonra memleketten kaçan kişilerdi. İttihatçılardan sonra da Ermeniler, Rumlar, Yahudilerdi. Yâni, yabancıları işe karıştırarak Türkiye’yi batırmak için Osmanlı Bankası’nı basan, Anadolu’da kargaşalık çıkaran ve Avrupa’nın gık demesine meydan vermeden Sultan Abdülhamid tarafından tepelenen Ermeniler; yani Balkanlara saldırıp karışıklık çıkarmak ve yine yabancıların da işe karışması ile Türkiye’yi parçalamak isterken Sultan Hamid tarafından 1897’de tepelenen Yunanlılar( ve bizdeki adı ile Rumlar ); ve Filistin’de bir Yahudistan kurmak teşebbüsleri Sultan Hamid tarafından önlenen Yahudi’lerdi.
Sultan Hamid, bin türlü siyasî tertiple bu azınlıkların azgınlıklarını yere sererken, onlarla birleşerek padişahı tahtından indiren kabadayılar:
Türk, Musevi, Rum, Ermeni,
Gördük bu rûz-ı rûşeni!
şarkısının, bu unutulmaz ahmaklık ve ihanet bestesini söyleyerek meydanları çınlatıyor, Birinci Dünya Savaşı ile mütarekesine kadar Musevi, Rum, Ermeni vatandaşların nasıl bir “rûz-ı rûşeni” beklediklerini anlamamak gibi bir alıklıkla bir imparatorluğu idare ettiklerini sanıyorlardı.
Sultan Hamid’i iyice anlamak için tahta çıktığı zamanı iyi bilmek lâzımdır. Sultan Aziz’in son zamanlardaki çöküntü sırasında, memleketi yürütmek için beliren iki akımdan libaralizmi V.Murat, muhafazakârlığı II.Abdülhamid temsil ediyordu. Liberaller, İngiltere ve Fransa’ya bakarak parlamento ile her şeyin düzeleceğine inanıyor, muhafakârlar, 30 milyonluk imparatorlukta 10 milyon Türk’ün hâkimiyetini sağlamak içim mutlak idareye lüzum görüyordu. Masonlar, Sultan Murad’ı da mason yapmışlardı. Gerçek yüzünü Sultan Murad’a göstermeyen masonluğun arkasında ise Yahudilik ve Avrupa emperyalizmi vardı.
İlk Meşrutiyet Meclisindeki Hıristiyan mebuslar, Türkiye’nin biran önce parçalanması için Ruslar ile savaşa şiddetle taraftar olmuşlardı. Ve gerçekten de neredeyse imparatorluk dağılacaktı. Sultan Hamid, bunu gördükten sonra, meşrutiyeti devam ettirseydi, elbette ki yanlış bir iş yapmış olurdu. Müslüman olmayan mebuslarla birlikte, dışardan körüklenen Arap ve Arnavut milliyetçiliklerine de set çekmek üzere Meclisi kapatması, Sultan Hamid’in en büyük başarısı ve hizmetidir. Bu meclis kapatılmasaydı ne olacaktı? 8 milyon Hırıstiyan ve 12 milyon Müslüman yabancıya karşı, kültür seviyesi hepsinden geri 10 milyon Türkle bu devlet nasıl tutulacaktı? Demokrasi bir çoğunluk rejimi olduğuna göre, Türklerden çok olan Araplar, meselâ, resmi dilin Arapça olmasını teklif etseler ve Arnavutları da yanlarına alsalar, sonuç ne olacaktı? Bütün Türk olmayanlar birleşerek Osmanlı İmparatorluğunun Avusturya-Macaristan gibi federatif bir devlet olmasını isteseler, bunun, nasıl önüne geçilecekti? Karışmak için fırsat gözleyen Avrupa devletlerini kışkırtmak üzere demokratik nümayişler yapılsa, bu ne ile önlenebilecekti?
İşte Sultan Hamid, Meclisi kapatarak bütün bu tehlikeleri önledi ve tahtından indirilmeseydi daha da önleyecekti.
Fakat onun hizmeti bu kadar da değildi. 1877-1878 savaşından yenilerek çıkan Osmanlı ordusunu, o zamanın en mükemmel silâhları ile, meselâ mavzer tüfekleriyle silâhlandırdı. Denizci devletlerin ve Rusların denizden yapmaları mümkün taarruzlara karşı, İstanbul ve Çanakkale Boğazlarını tahkim etti. Ve, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle Fransızların 18 Mart 1915 saldırıları bu istihkâmlarla durduruldu.
Mükemmel kurmaylar yetiştirdi. 1914-1918 savaşı ile İstiklâl Savaşı’nı bunlar idare ettiler. Sultan Aziz’in, Ruslarla çarpışıp Kırım’ı kurtarmak için hazırladığı donanma, denizcilik tekniğinin değişmesi karşısında değerini kaybetmişti. 8-10 mil giden gemilerle artık iş görülemezdi. Bunları kadro dışı ederek iki zırhlı ile iki kruvazör aldı. Büyük Osmanlı borçlarının üçte ikisini ödedi. Pek çok okul açıldı. Pek çok yol ve köprü, ayrıca hastahane ve çeşme gibi hayrat yaptırdı. Görülmemiş bir haber alma şebekesi kurdu. Yabancı elçilerden bile casusları vardı. Avrupa’da kuş uçsa haberi oluyor, aleyhimizdeki kararları önceden öğrenerek tedbirini alıyordu. Hilâfeti, Osmanlı Hanedanından almak için Mısır’da kurulan gizli bir derneğin üyelerinden biri Sultan Hamid’in adamlarından biri idi. Balkanlıların mezhep ve milliyet ayrılıklarını körükleyerek birleşmelerine engel olduğu gibi; İngiliz, Alman ve Rusları da birbirine düşürerek aleyhimizde birleşmelerini engelledi.
Bunları yaparken de vezirlerinden, paşalarından kimseye güvenmemekte ne kadar haklı olduğunu zaman göstermiş ve koca vezirler, hiç sıkılmadan, yabancı elçiliklere, konsolosluklara sığınmışlardı.
Çok namuslu ve dindar bir adam olduğu için, asla kan dökmemiştir. Mithat Paşa’yı öldürttüğü hakkındaki söylenti iftiradır. Gerçi o, Mithat Paşa’dan şüphe ediyor, onun Sultan Aziz’i öldürtmüş olduğuna inanıyordu. Fakat, dindar bir insan olarak, kan dökmekten, bütün hayatınca çekinmiş, Mithat Paşa ile arkadaşlarının idam kararlarını müebbet hapse çevirmişti. İsteseydi idam kararını imzalayamaz mı idi? Buna hangi kuvvet engel olabilirdi? Bunu yapmayarak sonra, Talif’te suikasta girişecek kadar az zekâlı mı idi?
Memleketi doğrudan tehdit eden Moskof emperyalizmi ile batıdan tehdit eden Avrupa emperyalizmi ve onun temsilcisi İngiltere’ye karşı devleti savunan Sultan Hamid, ayrıca azınlıklar ve gafil hürriyetçiler ile de uğraşmaya mecbur olmuş, güneyden gelen siyonizme de göğüs germiştir.
Sultan Hamid için Osmanlı İmparatorluğunu, soyumuzun düşmanı Moskoflarla hilâfetin düşmanı İngiltere’ye, devletimizin düşmanları siyonizme ve azınlıklara, rejimin düşmanı hürriyetçilere karşı savunmak meselesi ve vazifesi vardı. Bunun için de, kendisinin devlet başkanı kalması gerekti. Kendisi çekilirse, devletin tutunamayacağı hakkındaki düşüncenin doğruluğu, çok geçmeden gerçekleşmiştir.
Şimdi bu kadar büyük bir dâvânın karşısında, Peyami Safa’nın ileri sürdüğü İsmail Safa’nın sürgün edilmesi gibi hâdiselerin ne ehemmiyeti olabilir? İsmail Safa ne istiyordu? Oğlunun iddiasına göre hürriyet! Yani meşrutiyet, serbest seçim. Yani bir alay Arap, Arnavut, Ermeni, Rum, Bulgar, Yahudi ve Sırp’ın Türkiye’nin kaderi hakkında söz sahibi olması... Şimdi akıl, anlayış, vicdan ve millî şuur sahibi olarak düşünelim: Böyle bir sonuca razı olunabilir mi?
Sultan Hamid, sürgün ettiklerine aylık da bağladığına göre, Anadolu’nun en sağlam havalı yerlerinden biri bulunduğu, ahalisinin dinç ve gürbüz yapısı ile belli olan Sivas’ta İsmail Safa’nın ölmesi Sultan Hamid’in kabahatı mıdır? Verem olan İsmail Safa, İstanbul’da kalsaydı, ölmeyecek miydi?
Babasına karşı beslediği sevgi dolayısıyla, Peyami Safa’nın bazı özel düşünceleri olması tabiîdir. Fakat, her gün binlerce kişiye seslenen bir yazarın, Sultan Hamid gibi büyük bir padişahı, Osmanlı sultanlarının en cahili ve kanlısı diye göstermeye kalkması, doğru mudur?
“Bu dünyada herkes bir çok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın”. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille isbat etmiş bulunan Sultan Hamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul hattâ lise diploması yoktur. Fakat özel öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti. Ressam, hattât ve musikişinas idi. Doğu ve batı dillerinden bazılarını biliyordu. Kurduğu çok değerli Yıldız Kütüphanesi, bugün, Üniversite Kütüphanesi’ni de yine o kurdu. Yani Sultan Hamid, Türk kültürüne kütüphane kurarak, pek çok okul açarak ve ilmî eserler yazdırarak hizmet etti.
Onun katil olduğu yalan, kızıl sultan olduğu iftiradır. Avrupalıların ve Ermenilerin yakıştırdığı kızıl sultanlığı benimsemek, onların emellerine hizmet etmek olmaz mı?
Sultan Hamid, kızıl değil, “Gök Sultan”dır. Herkeste bulunması mümkün ufak tefek kusurlarını şişirip erdemlerini inkâr etmekle ne Türk tarihi, ne de Türk milleti bir şey kazanır. İsmail Safa, İngiliz-Boer savaşında, İngilizlerin bu başarısını, onların elçiliklerine giderek tebrik ettiği için, Sultan Hamid tarafından haklı olarak, sürgün edilmiştir. Belki İsmail Safa, o zaman, İngilizlerin nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu bilmiyordu. Fakat geniş haber alma imkânları ile her şeyi bilen Sultan Hamid, memleket aydınlarının düşman elçilikleriyle temasına müsaade edemezdi.
Şimdi insafla düşünülsün: Hiçbir sebep yokken, sırf yurtlarındaki elmas madenlerini zaptetmek için, bir avuç Boer’e büyük ordularla saldıran İngiltere’yi tebrik etmek hangi hürriyetçilik anlayışının sonucudur?
O günkü İngiltere’yi Boer’leri yendi diye tebrik etmekle, bugünkü Moskofları Finlere karşı başarılarından dolayı alkışlamak arasında ne fark vardır?
Merhum Gök Sultan Abdülhamid Han, bütün hayatında bir fikir, devleti ayakta tutmak ve hazırlamak için yaşadı. Siyasî dehası ile Avrupa’yı ve Moskof’u oyalıyor, bir yandan da demir yolu ve okul ile Türk milletini kuvvetlendirmeye çalışıyordu.
Sultan Hamid ile onun düşmanları olan hürriyetçileri ölçüştürmek için, yalnız şu noktaya bakmak yeter: Hürriyet kahramanları (!), hürriyeti yok edip yüzlerce masumu astıktan sonra, savaşa soktukları devlet yenilince, hırsızlar gibi kaçtılar. Gök Sultan, bir tek siyasî idam yapmadan, en korkunç siyasî güçlükleri atlatarak 33 yıllık saltanatında devleti ayakta tuttuktan sonra tahtından indirilirken, Moskof çarının Rusya’ya davetini; Selanik’ten Alman gemileriyle İstanbul’a gelirken de Alman İmparatorunun dâvetini reddederek vatanında sürgün ve mahpus gibi yaşamayı tercih etti.
Türkiye dört sınırında yangınlar olan bir ev, Sultan Hamid, o yangınların eve bulaşmaması için hızla koşarak ateşe su serpen, kum döken ve keçe kapatan bir savunucu idi. Bu koşuşmaları sırasında yoluna çıkan bir iki çocuğa çarpıp düşürdüyse, suç onun değildir. Çünkü, yurdun çevresindeki yangınlar göğe yükseliyor ve Gök Sultan, alevleri içeri sokmamak için didiniyordu.
Ve sokmadı da...
Ne diyelim? Durağı cennet olsun...
Nihal ATSIZ
Ocak Dergisi ,
11. Sayı ,
11 Mayıs 1956
Abdülhamid Han'ın bir dinsizin övgüsüne ihtiyacı yoktur!
Abdülhamid Han'ın bir dinsizin övgüsüne ihtiyacı yoktur!
Kimse Abdülhamid Han rahmetullahi aleyhin, bir dinsizin övgüsüne ihtiyacı olduğunu söylemiyor.Zaten böyle birşeye sadece Abdülhamdid Han (rahmetullahi aleyh) değil; hiçbir müminin ihtiyacı yoktur.Bunu sizin kadar bizde biliyoruz.
H.Nihal Atsız'ın bu makalesinden böyle bir mana çıkarmak sizinle alakalı bir durum.H.Nihal Atsız batıl istikamette ömrünü tüketmiş, kalemini batıl yolda kullanmış ama takdir edersiniz ki bu yazısında insaflı ve izanlı davranmıştır.Dolayısıyla yazıyı paylaşımdan maksadım budur.Onca eğri içinde bir doğruda olsa yakalayabilmiştir.
Aşağıdaki mektup, Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur'a bıraktığı vasiyetidir. Bu mektubun varlığı bedahet derecesindedir. Bir belgeselde bu mektup var. Gök Tanrı inancına müntesip olan Atsız'ın ırkçı olduğunu kolaylıkla müşahede edebilirsiniz.
Yağmur Oğlum;
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol!
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun.
Hakikaten bahsettiği Tanrı (!) yardımcısı olsun oğlunun :shiny: Maşallah, ne bereketli düşmanı varmış Türk milletinin. Dahilide ve haricide düşman bırakmamış Atsız. Şayet bu vasiyet mektubu doğruysa ve doğru çıkarsa vay halimize
Düşman türetmekte üstümüze yok cidden (!)
''Bununla beraber milliyetçilik acaba salt vatanseverlik midir? Milliyetçilik, her ne kadar vatanseverlik ile özdeşleştirilmeye çalışılsa da vatanseverlik kabına sığmayacak kadar geniş ve delidoludur. Bu ikisi arasındaki farkı De Gaulle şöyle açıklıyor: “milliyetçilik karşı ırka düşman olmak iken, vatanseverlik kendi toplumunu diğerlerinden çok sevmektir.” Bu tespit oldukça yerindedir. Milliyetçilik irrasyoneldir, ona atfedilenlerle ayakta durur. Aynı zamanda da gençlik gibidir akıldan ziyade hissiyatlara bakar. Bu teşbih, pratikte de görülmektedir, birçok genç, milliyetçilik ya da sosyalizm gibi hissiyata ve sloganlara dayanan ideolojilere sığınmaktadır.*''
Bu ayrımın çok önemli olduğunu düşüyorum.Vatanseverlik mi, milliyetçilik mi?Tartışmaların esasını bu nokta teşkil ediyor kanımca.
*Ömer Baykal - Türkiye’deki milliyetçilik ve türevleri adlı makaleden alınmıştır.
Atsızcılara diyecek bir kelime bile bulamıyorum ve onları insan olmaya çağırıyorum!!!
Biz müslümanlar insanları köpekler gibi ayırmayı daha öğrenemedik kusurumuza bakmasınlar atsızcılar. yahu adam tüm milletleri de saymış hee. Beni en fazla sinirlendiren Arnavut ve Kürt kısmı oldu. ASIM bey kendisini ifade etti. Ben bir Arnavut olarak ise söyleyebilirim ki bu topraklara ve Şanlı Osmanlılara en fazla hizmet etmiş grup Arnavutlardır. Osmanlıların maymunlara tahtı kaptırdığı Tanzimat devirlerinde en fazla darbe yiyen ve sonuna kadarda (Abdülhamid Han sağola) kopmayan bir Millet... Ve bu adam beni düşman görüyor.
Bu mukaddes sitede atsız gibi soytarıların konuşulacağı yer yoktur, olmamalıdır.
Biz Muhammed Milletindeniz. Kendine müslüman deyip İslamı grup grup parçalayanlara Veda Hutbesini hatırlatır ve eklerim:
Tutturmuş bu ümmetim, bir milliyet türküsü ki,
Asırlardır var olan ortak paydayı götürdü!
Çok tilki, sıçan kurcaladı; yaralı bizimki,
Akbaba fırsat buldu ya borusunu öttürdü!
Veda hutbesinin asi ekmeği raftaki toz!
Baticik, yanımızda oturmuş oynuyor yapboz!
Milliyetçiliğe de biz laf söyletmeyiz Harun Yaşar kardeş.
Allah Resulu ''Kişinin kendi kavmini daha çok sevmesinde bir sakınca yoktur.'' diyor. Biz iznimizi iki cihan serveri, alemlerin sultanından aldık.
Haaa şunu ayırmak lazım, ırkçılık ile milliyetçilik veya şovanizm ile milliyetçilik, bizim milliyetçiliğimiz mukaddesat ile birlikte anılan milliyetçilik.
Bu arada zaten Atsızcılar kendilerine genellikle milliyetçi değil Türkçü veya Irkçı derler.
E tabi buna bir şey demek yerinde olmaz. Bende dinimin sınırlarını aşmadan Arnavut diyorum kendime.(Mukaddesat önemli) Ama bu adamlar (efendim ne var kımızımızı da içeriz) hatta hatta bakırköy ilçe başkanı anlatıyor mhp nin (üniversitede şaman gruplarını önledik) diyor.
Neyse her koyun kendi bacağından asılacak. İslam milletine katkı sağlayan en ufak bir ferd bile gözümde kahramandır.
Hayırlı akşamlar diliyorum herkese.
Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur babası hakkında bakın neler söylüyor. Ben Atsız'ın yazdıklarından müslüman olmadığını ve Gök Tanrı'ya inandığını sanırdım. Müslüman olmadığın kati suretle anlaşılıyor, neye inandığıysa meçhul... Böyle bir adam, neden müslüman bir kadınla evlenir ve cenaze namazı kılınır o da garip.
Sitemizde Üstad'ın Atsızla ilgili kıymetli yazısı: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=4945
Harun Yaşar, üniversitede şaman grup kuranlar, ülkücelere ne diye mâl ediliyor?Lütfen, açıklar mısın?
............
Oğlu, ilk kez Aksiyon’a açıkladı: NİHAL ATSIZ ŞAMANİST DEĞİL, ‘LÂ-DİNÎ’ İDİ
Türkçülüğün ‘idol’ isimlerinden Hüseyin Nihal Atsız, Şamanist miydi? Atsız’ın ikinci eşi Bedriye Hanım’dan oğlu şair Yağmur Atsız, babasının “Şamanistliği” konusunda ilk kez Aksiyon’a net açıklamalar yaptı. Oğul Atsız’a göre babasının herhangi bir dini yoktu.
-Nihal Atsız’ın Şamanist olduğu söylenegelen bir durum. Babanız Şamanist miydi?
Türkiye’de Atsız adını kime sorsanız bilir de Atsız’ın kim olduğunu bilen pek yoktur. Çünkü bizim toplum okumaz. Rivayetlerle yetinir ve onlardan da efsaneler yaratır. Özellikle kendini milliyetçi olarak tanımlayan kesim, Peyami Safa’nın o sevdiğim ifadesiyle henüz “şiir devrinden şuur devrine” geçemediği için, Atsız’a dair en ciddî incelemeler de solcular tarafından yayımlanmıştır. İstisnaları tenzih ederim; ama genel durum budur. Bizim Maltepe’deki ev dergâh gibiydi. Gelenin gidenin haddi hesabı yoktu. Sonra baktım ki tek bir kerecik burnunu sokak kapısından içeri uzatanların çoğu “Atsız uzmanı” kesilmiş. Meselâ “Atsız’ın kafatasçılığı” da bu efsanelerden biridir. “Ömrümün İlk 65 Yılı” adlı anılarımda meselenin doğrusunu anlattığım ve söz konusu sol tandanslı araştırmacılar da gerçeği belirttikleri hâlde birtakım “hafızlar” ezberlerini bozmaya yanaşmamışlardır. Atsız’ın “Şamanizm”i buna bir başka bir örnektir.
Atsız’ın dinle münasebetini bence en iyi “lâ-dînî” kavramıyla tanımlamak kabildir. Atsız gerçi Müslüman değildi; ama bu, başka bir dinin saliki idi anlamına gelmez. Semavî dinlerden hiçbiriyle başı hoş değildi. Sadece eski pagan dinleri ve bu arada tabii ki Şamanizm’i daha “şairane” bulurdu. Öte yandan “Tanrıtanımaz” (ateist/athée) de değildi. Kâinatı yaratan yüce bir güce inanır, fakat bu gücün, bir kere yaratıp sistemi kurduktan sonra olup bitenler ve biteceklerle, hele tek tek insanlarla ilgileneceğine ihtimal vermezdi. Başkalarının inancına saygılıydı. Fakat kendi inançlarına müdahale edilmesinden katiyen hazzetmezdi. Atsız gerçi Müslüman değildi ama bu, İslâmiyet’i ciddîye almadığı manasına da gelmez. Nitekim serbest aruz vezni ile bazı Sûreleri Türkçe’ye de çevirmiştir. Örnek olarak ezberimdeki İhlâs Sûresi’ni verebilirim: “De ki birdir Tanrı, Başlangıcı yoktur, sonu yoktur. Doğmaz ve doğurmaz. Denk olamaz kimse ona!”
ANNEME ‘ÖRTÜLÜ PUTPEREST’ DERDİ
-Babanızın Müslüman geleneğine göre gömülmek istediği doğru mu?
Atsız’ın Şamanist oluşu da, hayatının sonuna doğru, herhalde “hidâyete ererek” Müslümanlığa dönüşü de palavradır. Bir kere bu, Atsız’ın karakterine aykırıdır. Onu zerre kadar tanıyanlar bilir ki farz-ı muhâl aklından geçmiş bulunsaydı bile sırf “yaklaşan ölümü hissetti de korkup döneklik etti” dedirtmemek için böyle birşey yapmazdı. Bu lakırdıyı tedâvüle sokanlar muhtemelen “Atsız” adını siyâseten sermâye edinmek isteyenlerdir.
-Size dinî anlamda bir telkini olmuş muydu?
Atsız tutarlı bir insandı. Meselâ bana din konusunda talep ettiğim her türlü bilgiyi vermiş, hangi kitaplara başvurabileceğimi söylemiştir; ama dinî “eğitim” vermemiştir. Ben ömrümde hiç namaz kılmadım. Zâten bilmem de. Ama dine ve dindarlara saygısızlık edenlere şiddetle karşı çıkmayı bilirim ki onu da Atsız’dan öğrenmişimdir. Dindar bir insan olan ve ara sıra namaz da kılan, fakat bazen Zekeriyâ Sofrası (dileği kabul olan kadının 40 çeşit yemek yaparak onu kadınlarla paylaşması) düzenlediği için Atsız tarafından “örtülü putperestlikle” (!) suçlanan Annem Bedriye Hanım ise zevcinin günaha girdiği tezini savunurdu. Bir yaz günü öğle üzeri sofraya koca bir tabak dolusu iri türbe eriği gelince Atsız bu eriklerden esinlenerek “Erik Yanaklı Allah” sözleriyle Anneme takıldı. Annem telaşla “Nihal, çarpılacaksın!” deyince şu unutamadığım karşılığı verdi: “Allâh’ın hiç işi gücü yok da bir hiç mesâbesinde olan benimle uğraşacak öyle mi? Bana bu kadar değer verecekse ne mutlu bana! O vakit razıyım, varsın çarpsın!”
MİLLİYETÇİLİKLE BAĞDAŞMIYOR
-Milliyetçilik ile Şamanizm’i ilişkilendirerek faaliyette bulunan gruplar var. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Milliyetçilikle Şamanizm arasında ilişki kuranlar birtakım zaman tüneli kaçkınlarıdır. Bu kafa yapısından ne Türk Milliyetçiliği’ne hayır gelir ne kendilerine. Tam tersine, bu kadar cehâlet topluma ancak zarar verir. Zîrâ sâdece câhil değil mütecâvizler de. Behemehâl bir “düşman”a ihtiyaçları var. Tanrı ıslâh eylesin deyip geçmeniz de mümkün değil, çünkü cehl-i mürekkep gayrı kaabil-i ıslahtır. Bunlarınki cehl-i basit de değil ki uğraşıp düzeltesiniz. Hep söyler ve yazarım: Türk Toplumu’nun önündeki en çetin engel Türkler...
Küfür tek millettir. Adı ister Şamanizm olsun, ister lâ-dinilik. İkisinin de serencâmı müsâvi. N. Atsız’ın bu ikisinden birine veya diğer küfür şubelerinden herhangi birisine mensup olması, bizler için bu hakikatin ışığında değerlendirilmektedir. Yağmur Atsız, aile sırlarını ortaya dökmekle babasının küfür çukurunun hangi derekelerine kadar yol aldığını bir nevi bir nebze daha göstermiş bize.
Vakıf kardeşim: Böyle bir adam, neden müslüman bir kadınla evlenir, demiş. O da önemli bir sualdir ama asıl Müslüman bir kadın neden böyle biriyle evlenir. Dinimizde Müslüman bir kadın kafirle evlenemez. Evlenirse kendisi de dinden çıkar. Zekeriya sofrası denen şeyin de güzel dinimizle hiçbir alakası yoktur. Yahudilerden gelen ve bidat sınırları içine giren gayri İslami bir iştir.
Anne Atsız, zevcinin günaha girdiğini zannediyormuş, o da ilginç. Zevcinin söyledikleri, yazdıkları, savunduklarıyla dinden çıktığını anlayamayacak kadar dinden uzakmış demek ki. Erikli teşbih ve çarpılmaya dair telakki ise insanın sapıtma yolunda neler söyleyebileceği, nasıl düşünebileceğine müteveccih numunelik misaller.
Yağmur Atsız'ın, kendine göre ifşa etmek dediği sapık bir düşüncesini ihtiva eden yazısının linkini de ekleyelim: Kadın Sesinden Ezan Dinleme Özlemi
Nihal Atsız beyle muhtelif konularda zıt düşsek de(fikir meselelerinde); zatın bir de şairlik yönüde mevcuttur.
Örnek;
Geri Gelen Mektup
Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan kendini gizler mi hiç alevden?
Sen istedin ondan bu gönül zorla tutuştu.
Gün, senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay, secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Herşey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...
Ey sen ki kül ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince
Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki birer parçasıdır sende İlahın,
Gözler ki senin en katı zulmün ve silahın,
Vur şanlı silahınla gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki yapılmış dişi kaplanla hüzünden...
Hasret sana ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrıdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!
Hasret çekerek uğruna ölmek de kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı.
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!
Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma 'Kaabil'
İmkanı bulunsaydı bütün ömre mukabil
Sırretmeye elden seni bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.
Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur.
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...
Hüseyin Nihal Atsız
Sırf şairden dolayı tarihin pençelerine atılan bu şiir, umarım bir gün hakettiği yere gelir.
birde göktürkçe kelimerle yazdığı bir gazeli vardı çok değişikti, hoşuma gitmişti :)
Ziya’nın tutum ve akibetini yine Necip Fazıl şu şekilde değerlendirmektedir:
“Din ve İslâm düşmanlığına, Ziya Gökalp’in bizzat eserleri şahitti. Fakat o hanımın şehadetinde de; kahraman sanılan zatın ruhundaki maraza ait korkunç bir delalet tütüyordu.”
"minareler süngü kubbeler miğfer
camiler kışlamız müminler asker "
bu şiiri herkes tanır...malum recep tayyip erdoğan'ın hapse girmesine sebep olan şiir..yalnız bu şiir ziya gökalp'in diye biliyorum....hatta kendi bilgimden şüphelienim google da kısa bir araştırma da yaptım:)sonuç doğru...şimdi anlayamadığım şu;ziya gökalp böyle bir şiiri hangi ruh haliyle yazmış olabilir?
Alparslan'ın askerlerine okuduğu şiirdir, ırkçı Ziya Gökalp'te kendince dini kullanmıştır/kullandığını sanmıştır...
Nihal Atsız'ın oğlu Yağmur babası hakkında bakın neler söylüyor. Ben Atsız'ın yazdıklarından müslüman olmadığını ve Gök Tanrı'ya inandığını sanırdım. Müslüman olmadığın kati suretle anlaşılıyor, neye inandığıysa meçhul... Böyle bir adam, neden müslüman bir kadınla evlenir ve cenaze namazı kılınır o da garip.
Nihal Atsız'ın dinsiz olduğunu evvelden söylemişim. Bu sözümü geri alıyorum. Maksadım Nihal Atsız'ı övmek, onunla aynı fikirleri paylaştığımı söylemek değil. Zaten onunla aynı fikirleri paylaşmıyorum.
Yavuz Bülent Bakiler 'Gidenlerin Ardından' adlı kitabında, Nihal Atsız ile hanımın ayrıldığını ve hanımının oğluyla beraber yurt dışına taşındığını söylüyor. Yağmur Atsız'ın orada komünist gruplara meylettiğini söylüyor. Hemde babası hakkında bazı iftiralar attığı da kitapta iddia ediliyor. Oğlunun söylediklerine bakarak Nihal Atsız'a kâfir dememek daha iyi olur.
Yine Yavuz Bülent Bakiler bir makalesinde Nihal Atsız'ın hastayken Yasin sûresini okuttuğunu söylüyor. Şunu söyleyeceğim, Nihal Atsız'a kâfirlikle itham etmiştim. O sözümü geri alıyorum. Yavuz Bülent Bakiler'in dediklerine bakarsak Atsız müslüman ve ben müslümana kâfir dediğim için küfre düşerim. Müslüman olmadığı bilinmeyen birisi için böyle davranmak gerekir. Yine söylüyorum, Atsız'ın ırkçı fikirlerini temize çıkarmak için bunları söylemiyorum.
Nihal Atsız'ın küfre düştüğü bir yazısı veya onun gibi kesin bir belge bulunan arkadaşlar varsa bizimle paylaşmasını rica ederim.
Bu meseleye dair bir başlık açılmıştı, Onun linkini vereyim: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?sh...&hl=ads%FDz
Bu linkte trradomir kardeşimiz, Üstadın Atsız hakkındaki fikirlerini iktibas ettikten sonra bir de Nihal Atsız'a ait olan bir yazının linkini veriyor. (Buraya da ekleyeyim o linki: Tıklayınız) Atsız'a ait olan yazı kırmızı renkte. Mavi renkli yazılar da site tarafından Atsız'ın saçmalıklarına verilen cevapları içeriyor. Atsız'a ait bu yazının tamamını buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Atsız'ın bu yazısında geçen ve yoruma gerek kalmayan kısa bir yeri buraya alacağım:
"Yobazlık milletlerarası hastalıktır. Kızılı olduğu gibi böyle yeşili de olur. Fikirlere ve içtihatlara saygı duymak ve onlarla tartışmak seviyesinde olmadıkları için daima yırtınırlar, küfür ve iftira ederler, ilim ve mantık alanı içinde konuşmaktan aciz oldukları için karşımıza daima ayet ve hadisle çıkarlar. Soy soy insanların bir tek Âdem’le Havva dan türediklerine, Âdem’in 1050 yıl yaşadığına, Havva'nın her yıl biri erkek biri kız olmak üzere ikiz evlat doğurduğuna ve bu kardeşleri birbiriyle evlendirdiklerine inanırlar. Bir Sümer masalından çıkan tufan ve Nuh'un gemisi onlarca tarihi bir hakikattir. Hangi Teknik Üniversitesinden mezun olduğu belli olmayan Nuh'un yaptığı o pazarcı kayığına her cins hayvandan birer çiftin girip sığması ve 40 tufan gününde birbirine yemeden uslu uslu oturması da gerçektir vesaire... Şimdi bu kafadaki adamla bir fikir tartışması yapmaktaki trajediyi düşünün."
*
Bunun dışında Atsız'ın Bozkurtlar Diriliyor isimli romanında geçen bir satır:
"Sevdiği, tanrılar kadar güzel Ay Hanım’ın ancak ölüsüne kavuşan Urungu."
*
Ayrıca Nihal Atsız'ın Geri Gelen Mektup isimli şiirinde de bu tarz mısralar görmek mümkün. "Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur." gibi.
oğul yağmur atsız'ın bugün haber7.com da yayınlanan yazısı, ilgimi çekti paylaşayım istedim. birde yeni bir başlık açmaktansa burdan devam edeyim dedim.
'Alperenler' ve 'burjuvalar' (Yáhut Al Birini, Vur Birine)
1997 İlkbahárı, Türkiye?deki İslámî/İslámcı akımlar konusunda bir belgesel hazırlamak üzere Istanbul?a geldim. O sıralar büyük bir Alman tv kanalının dış politika dáiresinde program sorumlusu editör ve röportajcıydım. Bizleri böyle bir özel program hazırlamaya iten ámil ?28 Şubat Süreci? olarak anılan hádiseler zinciriydi. O haftalar ve aylar ortaya ?Aczmendî Tarîkati? diye bir de ucûbe çıkmışdı. Saçı sakalına karışmış birtakım vahşî ve meymenetsiz suratlı herifler, sırtlarında kara cübbe, kafalarında kara külah, ellerinde adam boyu sopalar yolları arşınlıyor ve kendi işi gücündeki halka tedirginlik salıyorlardı. Benim belgeselde onlara da epeyi yer ayırmışdım. Televizyon esásen çok yüzeysel ve dış görüntü şehvetlisi bir mas-medyum olduğundan bu herifler benim filmde ?afili? duracaklardı.
Neyse, temas kuruldu ve onların bir ?eğitim merkezi?nde çekim için randevulaşıldı. Bizi Anadolu yakasındaki bir bináya götürdüler. Büyücek bir odada takrîben 25 kadar ?kursiyer? o málûm kıyáfetleriyle halıya bağdaş kurmuş ?hoca?larının dersine kulak veriyordu. Benim derhál dikkatimi çeken husus, bunların sokaklardaki yaratıklara hiç benzememesiydi. Gerçi kılıkları aynıydı ama hepsi medenî (şehirli) fizyonomi, mimik ve jestiklere sáhib, 18-25 yaş arası gençlerdi. Cübbelerinin altında şık gömlekler, kollarında şık saatler vardı ve o zamanlar henüz Türkiye?de yaygın olmamasına rağmen çoğunda ceb telefonu bulunuyordu.
Sonra bu gençlerle aramda bir iletişim kuruldu ve bakdım ki bana artık ?Yá Mü?mîn? filan diye değil ?Ağabey? diye hitáb etmeye başladılar. Bunlar düpedüz Istanbullu/Ankaralı üniversite talebeleriydi. Konu mankenleri gibi bir nesne! Kısa süre sonra artık röportaj değil ?oyun filmi? çeker gibi provalı tekrarlı sahne çekimlerine başladık. Dehşetli de keyif alıyorlardı. ?Ağbiy, olmadıysa tekrarlayalım istersen!?
Uzatmayalım, o zamanki diğer baş belámız Erbakan Hükûmeti istîfá eder etmez bu Aczmendîler de sanki yer yarıldı yerin dibine indi.
Kendilerine utanmadan ?Alperenler? adını veren kopukların İdil Biret Konseri?nde yapdıkları bana bunları anımsatdı. Acabá Türkiye?yi kendi imtiyazlarını kurtarmak uğruna 1930?lardan kalma bir kábus şatosuna hapsetmek isteyen Ergenekoncular ve hempáları, ellerindeki bütün mevzîlerin teker teker ?istirdád? edildiğini görerek yine bir ?irticá senaryosu? uygulamak istiyor olabilirler mi? Muhsin Yazıcıoğlu ölümünden önce bu haytalar için ?Bizim tarlayı önceden ekmişler.? dememiş miydi?
Konser?in Topkapı Sarayı?nın ?kutsal bir mekánı?nda verildiği iddiası palavradır. Oradaki tek kutsal yer ?Hırka-i Şerîf (Emánát-ı Mukaddese) Dáiresi?dir ki Üçüncü Avlu?da bulunur. Oysa konserin verildiği Aya İrini Kilisesi Birinci Avlu?dadır.
Öte yandan bir klasik konserde, bar konserinde whisky servisi gibi şarab servisi yapılması da elbet mankafalığın daniskası ama bu GÖRGÜSÜZLÜK! Tıpkı ezan okurken hoparlörü sonuna kadar açanların görgüsüzlüğü gibi.
Ne yazık ki şehirde oturmak ?şehirli? (burjuva) olmaya yetmiyor.
Yağmur Atsız/ haber7.com/ 14 Temmuz 2009
Atsızın izinden giden Atsızcılar,İslam düşmanı olduklarına göre,fikir babalarını da pek masum bulamayız herhalde...
Girin malum siteye görürsünüz bildirilerini,din terakkiye engeldir,İslam Araplaştırır vs....
Neyse efendim,Din'e göre yorumlamasak bile Irkçılığın Kurucusunu,İslam'da men edilen ırkçılığı ibda etmesi hasebiyle eleştirme hakkına sahibiz...
Bu arada,malum şahsiyyetin bir yönde hakkını vermek de borçtur ki,tarih kalpazanı değildir en azından.Abdülhamid'i Gök Sultan,Vahdeddin'i de cesur padişah bilirdi,yazardı...
Selametle...
selamun aleykum arkadaslar ustadın sıtesınde atsızla ılgılı yazıların ne ısı var atsız ve ustad ters ıdeolojılere sahıpler ustad ıslamı savunurken atsız turk mıllıyetcılıgı yapan hatta bunu fasızm boyutuna tasıyan bırısı bunu nasıl anlayamıyorsunuz...atsız degılmıdır kı bazı kıtaplarında kaınatın yaratılıs sebebı peygamber efendımız(s.a.v) hakkında kufur edecebılecek kadar ılerı gıtmıstır... bu adamı sahıplenmeyın Allah askına... hatta kanıtınıda yazayım peygamber efendımız(s.a.v) ıcın colde sıır yazan bır bedevıydı dıyor... bu adamın kıtaplarını ıyı okuyun peygamber efendımıze boylesıne hakaret eden bır adamın musluman turkun hayatının hıcbır yerınde olmaması gerekıyor... musluman turk ya hepcı ya hıccı olmalıdır ıslam bunu ogretmıyor mu?sakın bana bız onun turkluk boyutuyla sevıyoruz dıye sıg bır elestırıde bulunmayın bu gunesı ısteyıpte ısıgını ıstememk gıbı bırsey tavrınız net olmalı...ya sevın ya terkedın...peygamber efendımız(s.a.v) hadısınde bakın ne dıyor' kısı sevdıgıyle hasrolunacaktır' kımı sevdıgınıze dıkkat edın bu hayatta ıkı zıncır halkası bırının ucu ebu cehılden baslar dıgerı ıse sevgılıler sevgılısı peygamber efendımız(s.a.v) le baslar bu atsız ebu cehılle baslayan hakladadır...Allah muhafaza...musluman olmanın ılk sartı 'Allah tan baska ılah yoktur muhammed onun kulu ve elcısıdır' degılmıdır bu bahsettıgımız adam buna ınanmıs mı hayır...ustad ne dıyor pekı' mujdecım kurtarıcım efendım peygamberım sana uymayan hayat olsa teperım' bu kufurbazın bırcok kıtabını bende okumusum ozellıkle bırkac kıtabında akıttıgı zehırlerı ıdrak edınce artık arkasından kufredıyom...musluman turkun tavrı net olmalı ben ulkucuyum...ulkucu termınolojının atası kabul edılır bu adam ole degıl ıste yanlıs bıraz dusunmek ve ınanmak yeterlı bu adamı sevmemek ıcın tekrar soyluyorum kımı sevdıgınızı dıkkat edın...Allah askına sunu soyleyın bana ahırette Allah(c.c.) turkler bu tarafa dıgerlerı bu tarafamı dıye ayıracak...mumın kafır dıye ayıracak musluman olmak ve gereklılıklerını yerıne gertımek lazım benı yanlıs anlamayın ben turklugumden gurur duyarım sebebı ıse ıslamın sancaktarlıgını yapmıstır...vel hasılı kelam ' kısı sevdıgıyle hasrolunacaktı'......
Kim savunmuş ki hergeleyi Yıldırım kardeşim...
Selametle...
Sanırım, Atsız, Gökalp.. gibi şahsiyetler, beni tanısalar ayaklarımın altını öperler...
Zira onların, hayran oldukları kavmin safkan bir üyesiyim.... Ailem 1,5 asır öncesinden Ahıska'dan Rus zulmünden Ardahan!a sığınmış.. Ahıska'yada Orta Asya'dan göçmüşler...
Oysa ki, asla Milliyetçi değilim.. Lakin, Allah Resulü'nün buyurduğu gibi, ''Kişi kavmini sevdiği için suçlandırılamaz.'' düsturuna ters düşmeyecek kadar, TÜrk olduğum için sevinmekteyim..
Arvasi hazretlerininde Türklükle ilgili açıklaması kadar da, Türklükle sevinmekteyim...
Ve, ümmetçi bir anlayış içerisinde, tek millet olan küfüre karşı tek millet olmak için, yine Türklükle sevinmekteyim..
lakin bende üstadımın ayaklarınınn altını öperim..
sunuda soylemen gecemeyecegım atsız kafatası olcumu yapan bırıydı guya turkun kafatasının olcusu tam olarak hatırlamıyorum ama 58,4 olması gerek sayının onemı yok burda gaye onemlı herneyse atsızcılar bılıyormusunuz atsızın kafatası o sayıya tekamul etmıyor ve ayrıca kafatsı olcumu yaptıgı alet de ne bılıyormusunuz kadınların dogum sırasında dogumu kolaylastırmak amacıyala bı alet kullanılıyor ıste o alet...ben bunları uydurmuyorum arastırdım buldum... yav bıde sunu dusunun dunyada safkan ırk kalmısmıdır yok yuzde yuz turk olunmaz bu yuzden atsız bı hayal denızınde yuzuyormus aklım ermıyo nasıl mıllet buna ragbet eder...Allah hıdayet versın... amın...
eger onun sıırlerı bu alanda paylasılıyorsa bı anlamda savunulmus oluyor bak ıbnıs kardesım ne guzel yazmıs musluman turkun dusturu bu olmalı...yukarda sıırlerı paylasılmıs o sıırlerında bıle sıkıntı var gormek lazım...bır kere ALLAH demısmı yok ben goremedım...sozum sadece atsızı sevenlere...
Atsız'a Dâir
Gerçi bugüne kadar en az yirmibeş kere yazdım ama bir kere daha deneyelim:
Atsız Müslüman olarak tanımlanamazdı ama Şamanist mamanist de değildi. Onun bu mevzûdaki konumunu bence en iyi 'lá-dînî' olarak tavsîf etmek yerinde olur. Evet, 'Semâvî Dinler'le pek başı hoş değildi ama 'tanrıtanımaz/ateist' de değildi. Kâinâtı yaratan bir güce inansa da bu gücün kâinátı yaratdıkdan sonra 'olaylar'a müdahale ettiğine inanmazdı. Öte yandan dindarlara saygı besler, lâkin aynı saygıyı da onlardan beklerdi. Dîne saygısını Kur'ân'dan bazı bölümleri aruz vezniyle Türkçeleştirecek kadar da belirginleşdirirdi. Meselâ İhlás Sûresi'nin onun diliyle Türkçesi hâlâ ezberimdedir:
'De ki birdir Tanrı/Başlangıcı yokdur, sonu yokdur/ Doğmaz ve doğurmaz/ Denk olamaz kimse ona'
Bir de şu var: Atsız Şamanizm ve Paganizmi, yani genel olarak çok tanrılı dinleri daha 'lirik/şiirsi' bulurdu.
Kafatasçılığı da doğrudur! Atsız gerçekden kafatası ölçerdi ama bunu ciddî olarak değil, kendisine kafatasçılık suçlaması yöneltenlerle dalga geçmek için yapardı.
Yağmur ATSIZ (Nihal ATSIZ'ın oğlu), Star, 12.05.2009
Gaye Türklükse Türk
Müslüman olduktan sonra Türktür
Türkçülük yapabilmek için bile Müslüman olmak şart
daha bugün bu adam yüzünden kavga ettim biriyle.tevafuka bak.şimdi karşıma çıktı.kendince aklı sıra bişeyci bişeyci olduğunu iddia eden adamın biri üstaddan konuşurken üstada hakaret edip onu yererken bana bu atsızı yüceltti ilginç bi anlayış gerçekten.çok ilginç
Bu foruma sadece bu konuya yazmak, konuyla ilgili yanılgıları düzeltmek ve görüşlerimi yazmak için üye oldum. Zira, forum kurallarında "bölüm hakkında" kısmında bu hak bana verilmiştir.
Şimdi, Atsız gibi millî şuurun en üst seviyesine yükselmiş, savaş çıksa tam inanç ve manevi bir coşkunlukla kendini acımasız siperlere gözünü kırpmadan atabilecek kadar fikirlerinin arkasında ve savunucusu olan bir adama; ruhsuz komünistten, evrimci beyinsizden daha tehlikelidir yaftası vurmak vicdan işi midir? Yunan İzmir'de kalsaydı, İngilizin bayrağı İstanbul'da küstahça dalgalansaydı sizce oralarda ruhumuzu okşayan ezan seslerini yine duyabilir miydik? Milliyetçilik ve hatta Türkçülük sadece bu sebepten dolayı olsa bile şarttır ki bunun sayabileceğimiz birçok sebebi vardır. Bir kere "dil" diye son derece millî bir olgu varken siz nasıl milliyetçilike uzak olabilirsiniz? Yoksa siz dini, kültürü ve milliyeti bizden olmayan yabancılar tarafından mukaddes Anadolu toprağının işgal edilmesinden rahatsızlık duymayan seccade-vatan ilişkisinin savunucularından mısınız? Ya da o durumda mandacı hainlerin görüşlerini mi savunurdunuz? Öyleyse Necip Fazıl'ın adını dahi ağzınıza almayın! Değilse Atsız Hoca'yı bırakın yermeyi savunmak zorundasınız. Atsız Hoca, her ne kadar görüşlerinde aşırılığa kaçtıysa da, hatta yolundan giden bizler tarafından bile bazı görüşleri benimsenmese de, duruşuyla ve çabasıyla bir devire tek başına millî şuur aşılamıştır. Her şeyi ve hepsini bir kenara bırakalım; üstün bir kalem sahibi Necip Fazıl'ın fikirlerini savunan sizler, belki sadece bu sebepten dolayı da olsa edebiyata ilgilisinizdir. Açıp bir kere Ruh Adam'ı okudunuz mu? Geri Gelen Mektup diye bir şiir duydunuz mu? Veya Bozkurtlar serisindeki edebî zevki tattınız mı?
Velhasıl, Atsız Hoca yaşamı boyunca millî değerleri ve bu ülkenin insanlarını savunmuştur. Belki savunurken aşırılığa kaçmıştır ama sadece bu aşırılıkları baz alıp, ona ve bütün fikrî mücadelesine nefretle bakmak cahilliktir.
Bir de bir meseleye daha değineceğim.
İslâmî görüşe mensup kişilerin veya daha bir değişiği olan Büyük Doğucu diye tanımlayabileceğimiz Necip Fazıl'ın fikirlerini savunan kişilerin, Türklüğü ve Türkçülüğü anlayamamalarındaki en büyük engel ve bunu zararlı ve yok edilmesi gereken bir fikir gibi görenlerin önündeki en büyük sebep; yine Necip Fazıl'ın dillendirdiği "Türk, Müslüman olduktan sonra Türk'tür" şiarıdır.
Bu konuda benim görüşüm nettir ve her zaman savunurum:
Türk Milleti; İslam'la henüz tanışmadığı, müslümanlıkla uzaktan yakından alakası dönemlerdeki ahlak yapısıyla, zaten İslam'ın getirdiği "müslüman ahlak" yapısına sahiptiler. Yani o derecede idiler. Bu tarih kitaplarında bizlere okutulan "inanış benzerliği" öğretisinden çok daha ileridedir ve çok daha dikkate değerdir. Benim bahsettiğim; dini inanış, tek tanrılı inanç veya öldükten sonra yaşama inanç gibi ayrıntılar değil direk ahlak benzerliğidir. Biraz Türk Tarihi okumuş birisi bunun idrakine rahatça varabilir. Bu üstünde tez yazılacak konudur ama burasının forum olduğunu dikkate alarak Türk-Müslüman ahlak benzerliğiyle alakalı İslamiyet öncesi Türk Tarihinden kısa örnekler vereceğim. Bilirsiniz, şimdiki Moğol sınırlarında Göktürk ve Uygur Devletlerinden kalma Orhun Abideleri diye anılan dikili taşlar vardır. Orada koca bir tarih yatıyor. Orhun Abideleri İslamiyet öncesi döneme denk geldiği için ve Türk yaşayışını, ahlakını, sosyal durumunu ve yapılan savaşları; eşsiz samimiyet ve dürüstlükle anlattığı için konu için belki en nadide kaynaktır. Dürüstlükle anlatıldığını şurdan anlıyoruz ki; diğer milletlerde arkalarında yazıtlar bırakmışlardır ama onlarınkilerin istisnasız hepsi mütemadî zafer teranesinden başka bir şey değilken, hatta onların yazıtlarında tarihin sonradan ortaya çıkardığı savaş mağlubiyetleri bile galibiyet olarak gösterilmişken; bizim yazıtlarımız olduğu gibi tarih ne diyorsa aynısını yazmıştır. Mesela, kara günlerde Türk kanının su gibi aktığından, Türklerin kemiklerinin dağ gibi yattığından bahsolunuyor. Fakat zafer günlerinde düşmanın kanının su gibi aktığından bahis yoktur. Bu gerçekten böyle olmadığından değil, bahis etmeye değersiz olduğundandır. Bu da Türklerde yalan, mübalağa, boşa övünme gibi kavramlara yer olmadığını gösterir. Bilge Kağan Türk milletine seslenirken ne kadar lirik ve romantik ise tarihî vak'aları anlatmakta da bir o kadar realisttir. Bir yerinde çok anlamlı bir mesaj vardır: Başa geçen bazı kağanları milleti açken kendisinin tok durduğunu, bunun,Türk Töresine aykırı bir davranış olduğunu anlatarak eleştiriyor. Bu anlayışın "komşusu aç iken tok yatan bizden değildir" anlayışıyla hiç bir farkı yoktur. Bu anlayışın İslâm'da ve onun getirdiği ahlak yapısında müstesna bir yeri yok mudur? Vardır. Yine yazıtın bir yerinde bir Türk komutanı bir Çinliye, ailesinin karnını doyurması ve fazladan yiyecek karşılığında Çin'e mektup götürme sözü veriyor. Ve ailesi zor durumda iken sırf sözünü tutmak için Çin'e gidiyor ve mektubu teslim ediyor. Bu bir övünme olarak değil de o zamanki açlık ve kıtlığa bir emsal olsun diye yazılıyor ve olağan bir durummuş gibi gösteriliyor. Bu ahlâk yapısı insanın gözünü yaşartacak derecede üstün değil midir? Orhun Abidelerinde daha buna benzer örnekler çoktur. Hatta merak edip açıp, sadece bu ahlâk normlarını göz önünde bulundurarak okursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Örneklere devam etmek gerekirse Çin kaynaklarında da ahlak yapımıza örnek teşkil edecek belgeler vardır. Atsız'ın Türk Edebiyatı Tarihi kitabından bunlardan yüzlercesi kaynak gösterilerek yazılmıştır. Yine Çin kaynaklarında en dikkat çekici örnek; bir Çin casusunun, -o zaman kaynaklarda Türk adı geçmiyor, Türklere; Batılılar, Batılı savaşçılar veya Kunlar(hunlar) deniyor.- Türk yurduna gidip ve Türkler hakkında -veya kaynaktaki adı Hunlar hakkında- geniş çaplı bir istihbarat elde edip bunu bir rapor halinde sunmasıdır. Bu da Atsız'ın kitabında çevirisi, Çince yazılışı ve kaynağıyla mevcuttur. Raporda, Kunlar'ın verdikleri bir sözü tutmamalarının imkansızlığından bahsolunuyor. Yine hırsızlık eden kişinin, malının iki katı alınmak suretiyle sahibine teslim edilmesi; evli bir kadına saldırmanın ve savaştan kaçmanın cezasının ölüm olduğu; bir tutuklu hakkındaki hükmün en fazla 10 günde verilmesi gibi İslâm adalet ve ahlâk anlayışına çok yakın örnekler var. Kısacası, İslam'ın ve ona inanan insanların karakterlerinde tecelli eden ahlakî özelliklerin çoğunun İslamiyet öncesi Türklerin ruhunda olduğunu anlatmak istiyorum.
Türk İslamiyetten önce de Türk'tü,sonrasındaki İslamla yoğurulması ve onun sonrasındaki Selçuklu Osmanlı çağları, Türk'ün meziyetlerinin manevi bir hedefle donatılmasıdır. İslam Türk'e manevî bir hedef kazandırmıştır. Aynı hedef Müslüman Arapta da vardır ama o bunu sadece Türk'e devretme görevine kadar ilerletebilmiştir.Asıl aksiyona dökme işi Türkle başlar Türkle de devam edecektir.
Son sözü Necip Fazıl'dan dinleyelim:
(devşirmecilik ve yeniçerilik görüşüyle ilgili)
Bu görüş, bellibaşlı bir şart altında doğru, o şart yerine getirilmeyince de hataların en kaatiliyle yanlıştır. Yabancı unsur ve kan, İslâm ve Türklük havanında dövülüp kendisinden tek istiklâl zerresi kalmamacasına bünyeleştirilmedikçe, elde edilecek netice, hayat değil ölümdür. Nitekim pek kısa bir devre sonra, gereken maddî ve manevî baskıyı üzerinde bulamadığı için, Rum kanı, Türk ordusu içinde Türkten intikamını almaya başlamıştır.
Aslında yerden yere vurduğunuz Atsız'ın görüşlerinden pek de bir farkı yoktur ve ben inanın Necip Fazıl'ın, alıntısını yaptığım bu Yeniçeri kitabını okurken millî şuurum şahlanmıştır.Unutmayın ki Sakarya Türküsü'ndeki Sakarya ne Arap ne Fars ne de başka bir millet değil; Türk gençliğidir.
Bu sözdeki Türklük havanını iyi anlamanız ve Türklük - İslam çizgisini iyi tutturmanız dileğiyle...
Yine aklıma gelmişken, arşivimde bulunan ve konuya ilişkin çoğunluğu Uygur yazılarından(kağıt) alıntı(Uygurlar döneminde Türkler kağıtı sıkça kullanmaya başlamıştır), İslamiyet öncesi Türk ahlakının müslüman ahlak yapısıyla benzerliğini kanıtlar nitelikte bazı atasözleri-tavsiye sözleri yazacağım.
-
"Ata ulınıng atkan ogı da kaypas, aytkan sözi de kaytpas."
Açıklaması...
Oğul babası gibi olursa attığı ok da dönmez,
söyledeği söz de dönmez. (Dürütlük)
-
"Ak nietliding atı arımas, arbası tozbas."
Açıklaması..
İyi niyetlinin atı yorulmaz, arabası yolda kalmaz.( Yine iyi niyete, iyiliğe vurgu yapılmıştır.)
"Bilegi yuvan birdi yıgar, bilimi artık mıngdı yıgar."
Açıklaması..
Bileği güçlü biri yıkar, bilimi fazla olan bini yıkar. —
"Böri bolsang kök bol, er bolsang aytkanınga berk bol."
Açıklaması..
Kurt olursan gök (boz) ol, yiğit olursan sözüne sadık ol. (Söz veripte tutmaya, dürüstlüğe vurgu...)
"Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar"
Açıklaması...
Bir kötülük, kötülük yapılarak düzeltilemez; hatta böyle bir karşılıkta bulunmak işi daha da vahim hâle sokar, içinden çıkılmaz yapar. Kötülük ancak iyilik yapılarak ortadan kaldırılabilir.Ben bunu biraz daha tasavvufî düşünceye benzettim.
"Üzin kıyık utırsan da, süziñ turı bulsın"
Açıklaması..
Kendin eğri otursan da sözün doğru olsun. (Yine dürüstlük...)
"Aburlu bolmağa süysen, atan-anannı aburla."
Aҫıklaması...
Saygı görmek istersen, annene babana saygı göster.