Arif Nihat Asya

Başlatan: Cile54 Tarih: 28.01.2006 16:08 Cevap: 52

CI
28.01.2006 16:08
#1

Türk Edebiyat Tarihi'ne "Bayrak Şairi" olarak adını yazdıran Arif Nihat Asya, 7 Şubat 1904 yılında Çatalca'nın İnceğiz Köyü'nde dünyaya geldi. Babası Tokatlı Zîver Efendi, annesi Tırnovalı Fatma Hanımdır. Nihat Asya bir aylıkken babasının ölümü üzerine, akrabalarının himayesinde büyümek zorunda kaldı. İlköğrenimine köyünde başladı fakat daha sonra İstanbul'a geldi. Önce Haseki Mahalle Mektebi'ne daha sonra Gülşen'i Maarif Rüştiyesi'ne devam etti. Yatılı olarak girdiği Bolu Sultanisi kapatılınca, Kastamonu Sultanisi'ne aktarıldı. Liseyi bitirdikten sonra, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nun Edebiyat Bölümü’nden mezun oldu.

 

Milli Mücadele Dönemi'nde Ankara'da bulundu. Bu dönem onun şiire başladığı, Türklük ve vatan aşkı ile şiirler kaleme aldığı tarihlerdir. 1828 yılında Darülmuallimin'i Aliye'den edebiyat öğretmeni olarak mezun oldu ve Adana kolej ve öğretmen okullarında edebiyat öğretmenliği ve yöneticilik yaptı. 1948 yılında Edirne'ye tayin edildi. 1950-54 döneminde Adana Milletvekilliği, 1954 yılında Eskişehir milletvekilliği yaptı. 1962 yılında ise Ankara Gazi Lisesi'nden emekli oldu. 5 Ocak 1975 tarihinde Ankara'da vefat etti.

 

Edebiyatımızda “Bayrak” şairi olarak tanınan Asya, Bayrak şiirini Adana’nın kurtuluş günü olan bir “5 Ocak”ın heyecanı ile yazdı. Bir çok dergi ve gazetelerde yazılar yazdı. Şiirlerinde hece, arûz ve serbest vezinleri kullanan Arif Nihat, nazmın her tür ve şekliyle eserler vermiştir. Fikrin ağır bastığı şiirlerinde milliyetçilik konusu büyük bir yer tutar

 

 

BAYRAK

 

Ey,mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,

Kızkardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü!

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kuşun

yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver !

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar.

Yurda ay yıldızın ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün.

Kızıllığında ısındık,

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün.

Gölgene sığındık.

 

Ey, şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalan;

Barışın güvercini, savaşın kartalı...

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yer yüzünde yer beğen !

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim !

 

 

Not: Genellikle kendimi asosyal olarak nitelendiren bir insanım. Lise de yüzlerce kişinin önünde bu şiiri zor bela okumuştum. Bu şiiri okurken insan ister istemez heyecana geliyor, bağırıyor, celalleniyor. Hayatımda ilk ve son kez , topluluğa karşı bu şiiri okuduğumdan ve beğendiğim bir şiir olduğundan sizinle paylaşmak istedim. :)

 

Selametle..

SE
23.06.2006 23:26
#2

BAŞÖRTÜSÜ

 

Ne demekmiş

“Yasak! ”

İşiniz mi kalmadı

Yapacak?

 

 

Ne diye karışırsınız

Saçımıza-başımıza,

Bizi oyuncağınız mı sandınız

Bakıp yaşımıza?

 

 

Sebebini anlatamayacağınız

Çocukça bir devrin hevesinden

Karşınızdaki en güzel portreleri

Mahrum ettiniz çerçevesinden!

 

 

Kim demiş, ki:

“Başörtüsüydü o! ”

Başımızın -renk renk-

Süsüydü o!

 

 

Altında saçlarımız,

Arkadan, ne hoş sarkardı;

Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır...

Kimimizde, su olup akardı!

 

 

Şu, bu nâmına “Yasak! ” demiş

Bulundunuz, tezelden;

Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,

Güzellikten, güzelden!

 

 

Siz, bizden değilsiniz,

Tanımıyoruz hiç birinizi,

Çekin başımızdan

Ellerinizi!

 

 

Bir gericilik tutturmuşsunuz;

Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu...

Üstelik, ninemizin başımızda

Taşıdığımız hatırasıdır bu!

 

 

Dediniz: “Çıkacak başınızdan

Başörtünüz! ”

Alın -öyleyse- onunla

YÜZÜNÜZÜ ÖRTÜNÜZ...

DA
23.06.2006 23:32
#3

Kanayan yaram(miz) :lol:

 

 

Ne demekmiş

“Yasak! ”

İşiniz mi kalmadı

Yapacak?

 

 

Bu konu hakinda yazacak o kadar cok sey varki aslinda en iyi susayim :lol:

 

zaten susmaktan basimiza geliyor ya ne gelirse ama bu konu benim en hassas noktam susmak hayirli olacak galiba

SE
23.06.2006 23:43
#4

EVET DEDİĞİNİZ GİBİ BAŞIMIZA NE GELİRSE SUSMAKTAN GELDİ... ARTIK KONUŞMANIN ZAMANI GELMEDİ Mİ....?

 

SUSMAKLA YARALARIMIZIN ÜZERİ KÜLLENİYOR. BENCE KONUŞALIM HİÇBİŞEY YAPAMASAK DA BU YASAKLARA ALIŞMAMIŞ OLURUZ...

 

FARKINDAYSANIZ BU YASAKLAR BİZE ZAMANLA SANKİ NORMALMİŞ GİBİ GÖSTERİLMEYE BAŞLADI.. BELKİ BİZLER GİBİ DUYARLI İNSANLAR BU YASAĞIN SAÇMA OLDUĞUNUN FARKINDA OLACAĞIZ HER ZAMAN (İNŞAALLAH)... FAKAT NE YAZIK Kİ GELECEK NESİLLER BU DURUMU NORMALMİŞ GİBİ GÖRMEYE BAŞLIYORLAR... BU DA BAZI LAİKLİK PROGANDASI İLE FARKLI AMAÇLARINI HAYATA GEÇİRMEK İSTEYEN (SÖZDE!?!) AYDINLARIN EKMEĞİNE YAĞ SÜRMEK OLUYOR BENCE... BU KONUDAKİ YORUM VE DÜŞÜNCELERİNİZİ PAYLAŞMANIZI BEKLİYORUM....

DA
24.06.2006 08:46
#5

Ben susmak derken o an icin dedim inanin yazacaklarim sayfalara sigmaz forum az gelir o kadar doluyum ki bu konuda tahmin bile edemezsiniz sitemize zarar gelebilecek derecede doluyum :lol: Ben basortume bayragim gozuyle bakiyorum.......Gururlada tasiyorum

su linke bii bakin sadece

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=763&hl=

SU
24.06.2006 23:53
#6

Sevda yolcusuna katılıyorum.Bu mesele toplum olarak bizim ayıbımızdır.Medeniyet özentisi içindeyiz ama saygı konusunda sınıfta kalmışız.Aldığımız her nefesin,bastığımız her karış toprağın gerçek sahibinin isteklerine uymamızdan daha doğal birşey olamaz.

Rabbim bizlere tevfik versin...

ÇI
01.10.2006 20:05
#7

Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim:

Yer yüzünde yer beğen !

Nereye dikilmek istersen,

Söyle, seni oraya dikeyim !

 

bu şiir beni tabiri caizse bitiriyor..ruhu şad,mekanı cennet olsun..

AK
02.02.2007 02:46
#8

ben de ilk okul a giderken, arkadasim bu siiri okumustu. bana da baska bir siir verdiler okumam icin. O arkadasi ister istemez kiskanmistim.uzun süredir ariyordum,, hemen yaziciya yönlen diriyorum ki cocuklar okusun da biraz vatan bayrak sevgisi islesin yüreklerine.Türkiyeden uzakta olmanin eksikligini birazda olsun gidermeye calisayim,TESEKKÜRLERDOSTUM SAGOLASIN

ÇI
02.02.2007 21:33
#9

şairin "dualar ve aminler" kitabını herkese öneririm..

 

orada bir ikilik gördüm çok hoşuma gitti:

 

onlar diyor:"mini etek"

ben diyorum:"hani etek"

 

:(

NE
03.02.2007 19:42
#10

...

 

Dediniz: “Çıkacak başınızdan

 

Başörtünüz! ”

 

Alın -öyleyse- onunla

 

Yüzünüzü örtünüz! :( (okur okur içimden gülerim bizim cahillere..)

CI
23.02.2007 20:53
#11
...

 

Dediniz: “Çıkacak başınızdan

 

Başörtünüz! ”

 

Alın -öyleyse- onunla

 

Yüzünüzü örtünüz! :( (okur okur içimden gülerim bizim cahillere..)

 

evet..güzel bir nükte :(

BD
29.05.2007 14:03
#12

Mübarek Fethimizin Anısına...

 

 

FETİH MARŞI

 

Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;

Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...

Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...

 

Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...

Senin de destanını okuyalım ezberden...

Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...

 

Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,

Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?

Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini

 

Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;

Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;

Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!

 

Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?

Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;

 

Delikanlım, işaret aldığın gün atandan

Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;

Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...

 

Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!

Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!

Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...

 

Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?

Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

 

Arif Nihat ASYA

GA
30.05.2007 11:05
#13

MEHTER MARŞLARINA olan ilgimden dolayı bu marşı bizle paylaştığın için senden Allah razı olsun gerçekten güzel sözlerii var ülkümüze ulaşmak için izlenecek yolları gösteriyor mehterin şanı için marşlarımızı dinletelim dinleyelim

SE
23.06.2007 21:35
#14

üstadın bir sözü

bize örümcek kafalı diyenler olsa olsa sineklerdir.

V@
29.07.2007 22:19
#15

www.sevay.com adlı sıtede seslı dınleyebılırsınız arkadaşlar

02.09.2007 21:28
#16

DUA

Biz, kısık sesleriz... minareleri,

Sen, ezansız bırakma Allah'ım!

 

Ya çağır şurda bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma Allah'ım!

 

Mahyasızdır minareler... Göğü de,

Kehkeşansız bırakma Allah'ım!

 

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma Allah'ım!

 

Bize güç ver... Cihad meydanını,

Pehlivansız bırakma Allah'ım!

 

Kahraman bekleyen yığınlarını,

Kahramansız bırakma Allah'ım!

 

Bilelim hasma karşı koymasını,

Bizi cansız bırakma Allah'ım!

 

Yarının yollarında yılları da,

Ramazansız bırakma Allah'ım!

 

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü,

Ya çobansız bırakma Allah'ım!

 

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız;

Ve vatansız bırakma Allah'ım!

 

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma Allah'ım!

 

Arif Nihat Asya

TU
16.09.2007 17:09
#17

su içen kuşu her yudumda gagasını göklere kaldırarak şükrettiğini gördüm.

TU
16.09.2007 17:15
#18

bir insan normal boyuyla da büyük adam olabileceği gibi, himalaya boyuyla da küçük adam olabilir

 

 

içimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz.

NE
16.10.2007 18:35
#19

ARİF NİHAT ASYA

 

Şair… Taşıdığı soyadı, Batı dünyası dışında bir âleme istekli olduğunun işareti… Ama sadece işaret… Bu davanın fikri yapısı üzerinde bir çilesi olabileceğini sanmıyorum. Üniversiteden ve uzaktan arkadaşım… Sonradan temasım az oldu. Hep acımtırak güler yüzlü, gözlüğünün altında açık kestane renkli gözleri daima mahzun, iddiasız ve takdirkâr bakışlı… Şiiri de, kenarda ve köşede, kendi kendine küçük bir meşguliyet çapında…

 

‘Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!’

 

Nakaratlı manzumesi, çeşidinin güzellerinden… Arif Nihat bizden miydi, bilemem ama bizden olmayanlardan değildi.

 

(Üstad'ın Bâbıâli adlı eserinden...)

SE
18.11.2007 13:42
#20

Gerici

 

Tarihlere,destanlara yol bulabilsem

Hiç durmadan düşünmeden geri giderim...

Buna şaşma ki geçmişte yaşamayı ben,

Gelecekte yaşamaya tercih ederim.

29.11.2007 23:25
#21

FATİH'İN BAYRAĞI

 

Millet, vatan ve Din ona- ömrünce- verdi güç:

Ay, gökyüzünde birdi...onun bayrağında üç!

GO
30.11.2007 01:31
#22

YOLLAR.......

 

 

Varsın bırazda yollar ceksın benım cefamı

Artık verın cocuklar,artık verın asamı!

Bır baska kaınata ,bır baska yurda yol var,

Sız ortunun garıpler sız ortunun abamı..

 

Yorgun dusup uzandım altında asumanın,

Golgende buldum ey dal, bır anne ıhtımamı.

Sahane manzaraydı dunya sınırlarında,

Bır kubbenın ruku'u,bır zırvenın kıyamı..

 

Yukseklerınde omrun daglar, sular kovuklar:

Yukseklerın dılıyle tekrar edın nıdamı!

Daglar lısana geldı gokler lısana geldı.

Serh oldu mesnevıden yıldız,

Serh oldu mesnevı den yıldızların kelamı.

 

Şeffaf mavınızden abdest alıp el actım

Artık yakındayım, eyy gokler ,duyun duamı....

 

 

Arıf Nıhat ASYA.

((
30.11.2007 02:28
#23

BİR BAYRAK RÜZGAR BEKLİYOR!

 

Şehitler tepesi boş değil,

Biri var bekliyor.

Ve bir göğüs, nefes almak için;

Rüzgar bekliyor.

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye;

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?

Destanını yapmış,kasideye kanmış.

Bir el ki;ahretten uzanmış,

Edeple gelip birer birer öpsün diye faniler!

Öpelim temizse dudaklarımız,

Fakat basmasın toprağa temiz değilse ayaklarımız.

Rüzğarını kesmesin gövdeler

Sesinden yüksek çıkmasın nutuklar,kasideler.

Geri gitsin alkışlar geri,

Geri gitsin ellerin yapma çiçekleri!

Ona oğullardan,analardan dilekler yeter,

Yazın sarı,kışın beyaz çiçekler yeter! Söyledi söyleyenler demin,

Gel süngülü yiğit alkışlasınlar

Şimdi sen söyle söz senin.

Şehitler tepesi boş değil,

Toprağını kahramanlar bekliyor! Ve bir bayrak dalgalanmak için;

Rüzğar bekliyor!

Destanı öksüz ,sükutu derin meçhul askerin;

Türbesi yakışmış bu kutlu tepeye

Yattığı toprak belli,

Tuttuğu bayrak belli,

Kim demiş meçhul asker diye?...

 

Arif nihat asya

02.12.2007 17:46
#24

NAAT

Seccaden kumlardı…

…………………………………

…………………………………

Devirlerden, diyarlardan

Gelip göklerde buluşan

Ezanların vardı!

 

Mescit mü’min, minber mü’min...

Taşardı kubbelerden Tekbir,

Dolardı kubbelere “âmin!”

 

Ve mübarek geceler, dualarımız;

Geri gelmeyen dualardı...

Geceler, ki pırıl pırıl,

Kandillerin yanardı!

 

Kapına gelenler, yâ Muhammed,

- Uzaktan, yakından –

Mü’min döndüler kapından!

 

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

İki dünyada azîz ümmet,

Muhammed ümmetiydi...

 

Konsun – yine - pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın

Aminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’ lar, Yâsin’ler!

 

Şimdi seni ananlar,

Anıyor ağlar gibi...

Ey yetimler yetimi,

Ey garipler garibi;

Düşkünlerin kanadıydın

Yoksulların sahibi…

Nerde kaldın ey Resûl,

Nerde kaldın ey Nebi?

 

Günler, ne günlerdi, yâ Muhammed;

Çağlar ne çağlardı:

Daha dünyaya gelmeden

Mü’minlerin vardı...

Ve bir gün ki gaflet

Çöller kadardı,

Halîme’ nin kucağında,

Abdullah’ın yetimi,

Âmine’ nin emaneti ağlardı!

 

Hadice’nin goncası

Aişe’nin gülüydün.

Ümmetinin göz bebeği,

Göklerin Resûlüydün…

Elçi geldin, elçiler gönderdin…

Ruhunu Allah’a,

Elini ümmetine verdin,

Beşiğin, yurdun, yuvan

Mekke’de bunalırsan

Medine’ye göçerdin.

Biz, bu dünyadan nereye

Göçelim yâ Muhammed?

Yeryüzünde riyâ, inkâr, hıyanet

Altın devrini yaşıyor...

Diller, sayfalar, satırlar

(Ebû Leheb öldü). diyorlar:

Ebû Leheb ölmedi yâ Muhammed;

Ebû Cehil, kıtalar dolaşıyor!

 

Neler duydu şu dünyada

Mevlid’ine hayran kulaklarımız:

Ne adlar ezberledi, ey Nebî,

Adına alışkın dudaklarımız!

Artık, yolunu bilmiyor,

Artık, yolunu unuttu

Ayaklarımız!

Kâ’be’ne siyahlar

Yakışmamıştır, yâ Muhammed,

Bugünkü kadar!

 

Haset, gururla savaşta;

Gurur, Kafdağı’nda derebeyi…

Onu da yaralarlar kanadından,

Gelse bir şefkat meleği…

İyiliğin türbesine

Türbedar oldu iyi!

 

Vicdanlar sakat

Çıkmadan yarına.

İyilikler getir, güzellikler getir

Âdem oğullarına!

 

Şu gördüğün duvarlar ki

Kimi, Taif’tir, kimi Hayber’dir...

Fethedemedik, yâ Muhammed,

Senelerdir!

 

Ne doğruluk, ne doğru;

Ne iyilik, ne iyi…

Bahçende en güzel dal,

Unuttu yemiş vermeyi...

Günahın kursağında

Haramların peteği!

 

Bayram yaptı yabanlar:

Semâve’yi boşaltıp

Sâve’yi dolduranlar…

Atını hendeklerden – bir atlayışta –

Aşırdı aşıranlar…

Ağlasın Yesrib

Ağlasın Selman’lar!

 

Gözleri perdeleyen toprak,

Yüzlere serptiğin topraktı...

Yere dökülmeyecekti, ey Nebî

Yabanların gözünde kalacaktı!

 

Konsun – yine - pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın

Aminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’ lar, Yâsin’ler!

 

Ne oldu, ey bulut,

Gölgelediğin başlar?

Hatırında mı, ey yol,

Bir aziz yolcuyla

Aşarak dağlar, taşlar ,

Kafile kafile, kervan kervan

Şimale giden yoldaşlar?

 

Uçsuz bucaksız çöllerde,

Yine, izler gelenlerin,

Yollar gideceklerindir.

 

Şu Tekbîr getiren mağara,

Örümceklerin değil;

Peygamberlerindir, meleklerindir.

Örümcek ne havada,

Ne suda, ne yerdeydi…

Hakkı göremeyen

Gözlerdeydi!

 

Şu kuytu, cinlerin mi;

Perilerin yurdu mu?

Şu yuva-ki bilinmez,

Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi, kumru mu?-

Kuşlarını, bir sabah,

Medine’ye uçurdu mu?

 

Ey Abva’da yatan ölü,

Bahçende açtı dünyanın

En güzel gülü;

Hatıran, uyusun çöllerin,

Ilık kumlarıyla örtülü!

 

Dinleyene, hâlâ,

Çöller ses verir:

”Yâleyl!” susar,

Uğultular gelir.

Mersiye okur Uhud,

Kaside söyler Bedir.

Sen de, bir hac günü,

Başta Muhammed, yanında Ebûbekir;

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü

Destan yap, ey şehir!

 

Ebûbekir’de nûr, Osman’da nûrlar…

Kureyş uluları karşılarında

Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;

Alî’nin önünde kapılar açılır

Alî’nin önünde eğilir surlar.

Bedir’de, Uhud’da,Hayber’de

Hak’kın yiğitleri şehîd olurlar…

Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;

Yerde kalmazdı ruh… Kanadlıydı.

Konsun – yine - pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın

Aminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’ lar, Yâsin’ler!

 

Vicdanlar, sakat çıkmadan,

Yâ Muhammed, yarına;

İyiliklerle gel,güzelliklerle gel

Âdemoğullarına!

 

Yüreklerden taşsın

Yine, imanlar!

Itrî, bestelesin Tekbîr’ini;

Evliyâ, okusun Kur’an’lar!

Ve Kur’an’ı göz nûruyla çoğaltsın

Kayışzade Osman’lar!

 

Na’tını Galip yazsın, Mevlid’ini Süleymanlar!

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

Geri gelsin Sinan’lar!

Çarpılsın, hakikat niyetine

Cenaze namazı kıldıranlar!

 

Gel ey Muhammed, bahardır…

Dudaklar ardında saklı

Âminlerimiz vardır!..

Hacdan döner gibi gel;

Miraçtan iner gibi gel;

Bekliyoruz yıllardır!

 

Bulutlar kanad, rüzgâr kanad;

Hızır kanad, Cibril kanad;

Nisan kanad, bahar kanad;

Âyetlerini ezber bilen,

Yapraklar kanad...

Açılsın göklerin kapıları,

Açılsın perdeler, kat kat!

Çöllere dökülsün yıldızlar;

Dizilsin yollarına

Yetimler, günahsızlar!

Çöl gecelerinden, yanık

Türküler yapan kızlar

Sancağını saçlarıyla dokusun;

Bilal-i Habeşi sustuysa

Ezanlarını Dâvûd okusun!

 

Konsun – yine - pervazlara

Güvercinler;

“Hû hû” lara karışsın

Aminler…

Mübarek akşamdır;

Gelin ey Fâtiha’ lar, Yâsin’ler!

 

 

TU
07.01.2008 21:36
#25

ANNE

 

İlk kundağın

Ben oldum, yavrum;

İlk oyuncağın

Ben oldum!

 

Acı nedir;

Tatlı nedir, bilmezdin...

Dilin, damağın

Ben oldum!

Elinin ermediği,

Dilinin dönmediği

Çağlarda, yavrum,

Kolun, kanadın

Ben oldum;

 

Dilin, dudağın

Ben oldum!

Belki kıskanırlar diye

Gördüklerini

Sakladım gözlerden

Gülücüklerini...

Tülün, duvağın

Ben oldum!

 

Artık isterlerse, adımı

Söylemesinler bana;

''Onun annesi'' diyorlar...

Bu yeter; sevgilim, bu yeter bana!

 

Bir dediğini iki

Etmeyim diye öyle çırpındım ki

Ve seni öyle sevdim, sana

O kadar ısındım ki

Usanmadım, yorulmadım, çekinmedim...

 

Gün oldu, kırdın...

İncinmedim:

İlk oyuncağın

Ben oldum, yavrum,

Son oyuncağın

Ben oldum...

 

Layık değildim,

Layık gördüler:

Annen oldum, yavrum

Annen oldum!

YO
11.01.2008 13:59
#26

Dediniz: “Çıkacak başınızdan

Başörtünüz! ”

Alın -öyleyse- onunla

YÜZÜNÜZÜ ÖRTÜNÜZ...

 

Arih Nihat Asya

muhteşem...

 

 

Yedi yıldızlı Dubai otellerinde veya süper lüks “kâbe manzaralı” otellerde yaptıkları sayısız umre ziyaretlerini milyarlık eşarplarla kapamaya çalışan, küçük bir kozmetik dükkânını doldurmaya yetecek kadar boya ve koku sürünüp, ramazanda halkla birlikte olmak adına iftar çadırına inip günah çıkartan siyasi büyüklerimizin saygıdeğer muhafazakar(!) eşleri, başlarındaki örtünün manevi değerinden ziyade eşlerine kazandıracağı oy miktarını hesap etmekteler ise vay hallerine..! Din gerektirdiği için değil de moda ve siyaset gerektirdiği için örtünenler bilmelidirler ki: O mübarek örtü mübarek başlara, yani saf bir iman temizliği ile karşılığını yalnızca Allah(cc)’tan bekleyerek örtünen Müslüman kızlarımıza yakışır. O başörtü, sahte sağlık raporları düzenleyerek “oğlancıklarını” cepheden kaçırıp, evcilik oynamaya gönderen sosyete annelerine değil, “ git oğlum ya gazi ol şehit” diyerek evlatlarını cepheye gönderen analara yakışır." (alıntı: http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=4876 )

SE
16.01.2008 23:36
#27

hala ne diye oyunda oynaştasın

fatihin istanbulu fethettiği yaştasın

AB
01.02.2008 01:02
#28

UYAN EY FÂTİH UYAN!

 

Ma’bedinken daha dün,

Ayasofya’ndan bugün

Ne Sâlâ var, ne Ezan…

Uyan ey Fâtih, uyan!

 

Şimdi-artık- oradan

Ne Aşır’lar, ne Mevlid,

Ne de Tekbîr duyan…

Uyan ey Fâtih, uyan!

 

Bakıp ağlar destan…

O da der, ağlayarak:

“Ha sükût onda, ha çan!”

Uyan ey Fâtih, uyan!

 

“Başlamışken Ramazan,

Neye yoktur mahyan?”

Diye sor ma’bedine…

Uyan ey Fâtih, uyan!

 

Oldu geçmiş de yalan:

Bize mîrâsından

Bu, demek, elde kalan!

Uyan ey Fâtih, uyan!

MU
01.02.2008 13:24
#29

Ergun Göze’nin, muhtevasını röportajların teşkil ettiği Soruşturma isimli kitabında, merhum Arif Nihat Asya’nın kaleminden dökülenlere mütenasip suallerin katıştırılarak röportaj tadında ortaya çıkarılan hoş bir yazısı var. Bu metod, şu linkteki başlığa eklenen ve Üstad şiirleri mihverinde akıp giden metinde de karşımıza çıkmıştı. Kelâm-ı kibar keyfiyetini ziyadesiyle ihtiva eden A. Nihat Asya’nın fikir mahsullerinden nasiplenmek için buyurun sofraya:

 

 

Çatalca’nın İnceğiz köyünde 1904’te doğdu. Edebiyat ve Fransızca öğretmenliği ve bir devre de millet vekilliği yaptı. Dört çocuğu ve torunları vardır... Kendisi şimdi gerçek âlemde bulunmaktadır. Düşündüğümüz bir röportajı şimdi hatırasıyla yapmak durumundayız... Hocam bunu hem anlar, hem hoş görür... Bayrak Şairi’nin eserleri şiir ve nesir o kadar çok ve güzel ki.

 

-Hocam, şu bizim halimizi bir anlatıver.

 

-Dinle Göze:

“Hüdâ ki, rûz-ı ezelden asil kıldı bizi.

Resul-i Ekrem’e bir gün vekil kıldı bizi.

Taraf taraf yedi iklimi hakka davette

Delil kıldı bizi

Sonra ne oldu bilmem baht-ı siyah

Hâcil kıldı bizi

O hacâletle büktü boynumuzu

Ve melûl ü melîl kıldı bizi...

Düştü, bir bir kopup kanatlarımız,

( Aziz-i vakt idik, â’dâ zelil kıldı bizi. )

 

- Hocam, bu hüzünlü bahsiten başka bir bahse geçelim. Froyd hakkında ne dersiniz?

 

- “Şuurun köstebeği olmuş, gönüllü,

Fakat kuşu olmayı düşünmemiş bir türlü”

 

-Dünya hayatınızı sorarlarsa...

 

“Onlar oynayadursun perdelerde sahnede,

Kral, dilenci, sofu, gelin, damat rolünü:

Ben oynarım dünyâda- mevsimlerdir, yıllardır-

Arif Nihat rolünü!”

 

-Ama hocam, bu rol kolay olmasa gerek, yazmak kolay mı?

 

“İlhamın döktürür satırlar

Sen yazmayı iste, yazdırırlar”

 

- Nükteleriniz bazen Diyojen’i...

 

- “Çölde Diyojen’e rastladım... “Gölge et, başka ihsan istemem” diye yalvardı bana”

 

- Hocam 1944 senesi, Türkçüler’e yapılan zulümler...

 

- -Ay yoktu, yıldız yoktu, sansür edilmiş bir geceydi o.

 

- Bu asrın sizce enteresan tarafı?

 

- “İhtisas küçük zekaları da işe yarar hale getirdi, asrın yeniliği bundan ibarettir.”

 

- Siz edebiyatımıza bayrak şairi diye geçmiştiniz.

 

- “Bir Firavun olsam, ben de bir ehram yaptırırdım. Fakat altına yatmak için değil, üstüne tahtımı kurmak, bayrağımı çekmek için.”

 

- Bu sene kadın senesiymiş, kadın inkılapları...

 

- “Yalanı bırakalım, peçeyi onlar için değil, kendimiz için attık.”

 

- Şu sol profesörler, solcu öğretmenler, yazar çizerler...

 

- “Bir çıra gibiydiler, isleri ışıklarından çoktu”

 

- Peki, şu hükümet buhranı, o, onu istemiyor; beriki, hiç birini, birileri de sadece birisini, ne yapacağız?

 

- “İçimizden biri köprü olmaya razı olmazsa, biz kıyamete kadar bu suyun kıyılarını bekleriz”

 

- Padişahların haremde nasıl devlet batırdıkların ve hürriyetçilerin devleti nasıl kurtarıp, yeniledikleri hakkında bir sürü söz, kitap ortaya dökülüyor, bunlara göre “yarınlar da onların.”

 

- “Ayağa kalkın, geçmiş masalda, geleceği falda okuyanların nesli geliyor”

 

- Hani birisi vardı ya, şimdi çok büyüdü.

 

- “Küçük bir deliydi, büyüdü, büyük bir deli oldu...”

 

- Peki bizi kim kurtaracak?

 

- “Erkek neslini doğuramaz artık,

Şu sıtmadan gebe kalmış kızlar.”

 

- Hocam sen maneviyatçıyım diye medeniyetin bütün nimetlerini red mi edeceksin, en basiti termometreyi düşün, faydasını?

 

- “Ana sıcağını kalorifer sıcağından ayırt edemeyen zavallı alet.”

 

- Demin ihtisasa hücum eder gibi bir haliniz vardı?

 

- “İhtisas asrı diyorlar gördün.

Ki, bakan başka, gören başka bugün.”

 

- Şair olarak kadın etekleri hakkında...

 

- “Onlar diyorlar mini etek,

Ben diyorum, hani etek?”

 

-Bir çok gazetelerde yazı yazdınız...

 

- “ Çoğu bilmez, hoşlanmaz... Açıkça nefret eder,

İmtihana çeksen üç sıfır alır, dün’den

Lakin ayın dördünde çıkar beş tarihlisi

Bizde yarını satar gazeteler, bu günden”

 

-TRT senin cenazen hakkında hemen hemen hiçbir haber vermedi.

 

- “ Orada iyi bir adama rastlarsan, bil ki oralı değildir.”

 

-Aşk ve arzu arasındaki maceranız...

 

“Bir bardağa dolmaz gülüm, aşk içki değil,

Rüya mı dedin? Belki odur, belki değil,

Sevmek ve sevilmek ne ilâhi ihsan...

Lakin tenimiz, ruhumuzun dengi değil.”

 

-Cenazende maalesef bulunamadım... Vasiyetin var mıydı?

 

Ölüm Marşı varsın, alınsın:

Cenâzemde mehter çalınsın!”

 

-Hocam “Ölülerin çenesini bağlarlar, burada gördüklerini orada söylemesinler diye” demişsin, ama bize bir şey söyle...

 

-“Muhammed’in bahçesinin güllerinden öperim,

Celâleddin-i Rumî’nin ellerinden öperim...”

 

 

 

( 06.04.1975 )

AB
04.02.2008 20:08
#30

Teşekkürler Reyhan hanım çok güzel bir paylaşımda bulunmuşsunuz, Allah(c.c) ebeden razı olsun...

 

Arif Nihat Asya'nın "Duâlar ve Âminler" kitabından 1960'lı yılları anlatan bir şiiri:

 

ÇANLAR

-Yolumuz yokuş…

-Tırman, tırman, tırman!

-Mâliyemizi kim düzeltecek?

-İnan, inan, inan…

-Kim olacak devlete bakan?

-İyidoğan, iyidoğan, iyidoğan!

-Turizmi kim, yoluna koyacak?

-Kâmuran, Kâmuran, Kâmuran!

-Plânlama dairesi, gizli gizli, ne yapar?

-Plân, plân, plân!

-Gizli tarafları olduğuna inanmıyorum…

-İnan, inan, inan!

 

 

-Şu neticelerin sorumlusu, kimdir?

-Falan filân, falan filân!

-Yola çıkmaktan korkuyorsun… ne var yolda?

-Vuran, kıran; vuran, kıran!

-Son beyanatı nasıl buldun?

-Yavan, yavan, yavan!

 

-Şu iki üç paçavra ne yazar?

-Yalan dolan, yalan dolan!

-Basın bahçesinin çiçekleri arasında bitenler nedir?

-Baldıran, baldıran, baldıran!

-Nedir istedikleri?

-Tırpan, tırpan, tırpan!

 

-Şu filmde ne var, ki telaş ediyorsun?

-Yılan, çiyan; yılan, çiyan!

-Peki… ne yapalım!

-Uyan, uyan, uyan!

-Biraz dinleneyim demiştim…

-Davran, davran, davran!

 

-Emeklerine acıyan kimdir?

-Ata’n, Ata’n, Ata’n!

-Tehlikede olan nedir?

-Vatan, vatan, vatan!

-Ya biz, neden bahsediyoruz?

-Havadan, sudan, havadan, sudan, havadan, sudan!

 

(Benim çok hoşuma gitti, umarım beğenirsiniz :D )

VA
06.04.2008 02:35
#31

Kalk Yiğitim!

 

Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı...

Parçalandı bir kıtanın toprakları,

Aslan payını aslan olmayan aldı...

Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.

 

Tulgalı, tulgasız başlar alayı...

Kanadlı, kanadsız kuşlar...

Aşılmamış dağlar, çıkılmamıs yokuşlar...

 

Dağları, tasları akar sulariyle

Şu tanıdık toprakta

Bir büyük dünya parçası

Fatihini aramakta.

 

Dünyayı ahretten ayıran

Duvarları yık da gel,

Ay doğar gibi, gün doğar gibi

Şu kıpkızıl ufuktan çık da gel!

 

Kalk yiğitim, yine dağ başını duman aldı.

Parçalandı bir kıtanın toprakları;

Aslan payını aslan olmıyan aldı...

Kalk yiğitim, yine dağbaşını duman aldı.

Ü.
21.04.2008 02:15
#32

Arif Nihat Asya ve hatıralar

 

Yavuz Bülent Bakiler, kitabında Arif Nihat Asya ile geçirdiği yirmi yılı anlatıyor. Sohbet havasında geçen kitabın ilk bölümünde yazar ayrıntılı bir Arif Nihat Asya portresi sunuyor. İkinci bölümde ise Yavuz Bülent Bakiler, “Arif Nihat Asya’dan Dinlediklerim” başlığı altında şairin vefatı olan 1975’e kadar yaşadıklarını ve hastanedeki son saatlerini anlatıyor. Hacimli bir çalışma olan kitap, Arif Nihat Asya’yı daha yakından tanımak isteyenler için.

TU
30.04.2008 22:11
#33

TESBİH

 

Önümüzden geçer, gider...

Bir siyah tesbih geceler

Bu tesbihi bir çeken var.

 

Göğe açık yüzümüze,

Nur arayın gözümüze

-Testi testi, kadeh kadeh-

Işıkları bir döken var.

 

Nereye, nereye yolcu?

Yine önünde bir doğu,

Yine ardında bir gölgen var.

 

Goncanı, rüzgarlar aldı;

Dalında bir sızı kaldı...

Söyle ey gül, söyle: nen var?

 

Nedir, nedir bu çatırtı?

Yine birşeyler yıkıldı;

Yine devrilen, çöken var.

 

Önümüzden geçer, gider...

Bir siyah tesbih geceler;

Bu tesbihi bir çeken var.

TU
30.04.2008 22:15
#34

BİLMEK

 

Boşalacakları bilir,

Dolacakları bilirsin;

Göçecekleri bilir,

Kalacakları bilirsin.

 

Biz olmuşları bilmeyiz;

Sen olacakları bilirsin!

 

Gidecekleri,

Gelecekleri,

Doğacakları,

Ölecekleri,

Ağlayacakları,

Gülecekleri bilirsin...

 

Biz olanları bilmeyiz,

Sen, olacakları bilirsin!

TU
30.04.2008 22:24
#35

AĞAÇ

 

Bir ağaç ki eğile eğile

İbadet olmuş;

Bir ağaç ki, ''ağaç'' deyip geçmek

Âdet olmuş!..

 

Dalları sallana sallana

Salıncak,

Budakları, inile çıkıla

Basamak.

 

Kendisi renkten, ışıktan, kokudan

Bir demet olmuş...

Cennet'i anlatan,

Bir ayet olmuş.

 

Karışmış dallar dallara...

Kuşlarını çağırır yollardan;

Uçurur kuşlarını yollara...

Rengiyle, kokusuyla, tadıyla

Ziyafet olmuş

 

Su sesine, kuş sesine dalarak

Gölgesinde uzanmak,

Saadet olmuş.

 

Bir ağaç ki, ''ağaç'' deyip geçmek

Âdet olmuş!..

MO
21.05.2008 23:45
#36

Bayrak

 

Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü

Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü.

Işık ışık, dalga dalga bayrağım,

Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.

 

Sana benim gözümle bakmayanın

Mezarını kazacağım.

Seni selamlamadan uçan kuşun

Yuvasını bozacağım.

 

Dalgalandığın yerde ne korku ne keder...

Gölgende bana da, bana da yer ver!

Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar!

Yurda, ay-yıldızının ışığı yeter.

 

Savaş bizi karlı dağlara götürdüğü gün

Kızıllığında ısındık;

Dağlardan çöllere düşürdüğü gün

Gölgene sığındık.

 

Ey şimdi süzgün, rüzgarlarda dalgalı;

Barışın güvercini, savaşın kartalı...

Yüksek yerlerde açan çiçeğim;

Senin altında doğdum,

Senin dibinde öleceğim.

 

Tarihim, şerefim, şiirim, herşeyim;

Yer yüzünde yer beğen:

Nereye dikilmek istersen

Söyle seni oraya dikeyim!

 

ALLAHIM sana sükürler olsunki bize böyle yazarlar nasip etmişşin .

 

SAYGILARIMLA..!

MO
21.05.2008 23:48
#37

Alparslan

 

Torunlarım dört yana, kol kol, gitsin;

Malazgird'den İstanbul'a yol gitsin!

Gelip sana çarpan gücü, yavaştan

Anlamazsa, haritadan sil, gitsin!

 

Şehidlerim, Tanrı'ya, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!

 

Taclarını bir şey sanan gururlar

Tahtlı gelip, taclı gelip kul gitsin!

Fakat, harb bu: kalmak da var, ölmek de;

Esir olup kalmaktansa öl, gitsin!

 

Şehidlerim uçmağa, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!

 

Çekilirmiş gibi davran merkezde

İki yandan sağ yürüsün, sol gitsin!

Olsa da son saatin son dakkası,

Senden aman dileyeni sal, gitsin!

 

Şehidlerim, Allah'a, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!

 

Ve gönlünden kopup, bize bir yaprak,

Bir tomurcuk gönderene gül gitsin.

Düğünlerde tadı gelsin barışın:

Kızlarıma duvak gitsin, tel gitsin!

 

Şehidlerim Huzura, al al, gitsin,

Yaralıma su verene bal gitsin!

ÜM
24.04.2009 18:15
#38

Seccaden kumlardı..

 

................................

 

................................

 

Devirlerden, diyarlardan

 

Gelip, göklerde buluşan

 

Ezanların vardı!.

 

 

 

Mescit mümin, minber mümin...

 

Taşardı kubbelerden tekbir,

 

Dolardı kubbelere “amin”..

 

 

 

Ve mübarek geceler dualarımız;

 

Geri gelmeyen dualardı...

 

Geceler ki pırıl pırıl

 

Kandillerin yanardı..

 

 

 

Kapına gelenler ya muhammed,

 

- uzaktan, yakından –

 

Mümin döndüler kapından...

 

 

 

Besmele, ekmeğimizin bereketiydi;

 

İki dünyada aziz ümmet,

 

Muhammed ümmetiydi...

 

 

 

Konsun – yine - pervazlara

 

Güvercinler,

 

“hu hu” lara karışsın

 

Aminler,

 

Mübarek akşamdır;

 

Gelin ey fatihalar, yasinler...

 

 

 

Şimdi seni ananlar,

 

Anıyor ağlar gibi...

 

Ey yetimler yetimi,

 

Ey garipler garibi;

 

Düşkünlerin kanadıydın

 

Yoksulların sahibi..

 

Nerde kaldın ey resul,

 

Nerde kaldın ey nebi!..

 

 

 

Günler ne günlerdi, ya

 

Muhammed!..

 

Çağlar ne çağlardı;

 

Daha dünyaya gelmeden

 

Müminlerin vardı...

 

Ve bir gün ki gaflet

 

Çöller kadardı,

 

 

 

Halime’nin kucağında,

 

Abdullahın yetimi,

 

Amine’nin emaneti ağlardı..

 

 

 

Hatice’nin goncası

 

Aişe’nin gülüydün..

 

Ümmetin göz bebeği

 

Göklerinresulüydün..

 

Elçi geldin, elçiler gönderdin;

 

Ruhunu Allah’a; elini ümmetine verdin,

 

Beşiğin, yurdun, yuvan

 

Mekke’de bunalırsan;

 

Medine’ye göçerdin..

 

Biz,

 

Bu dünyadan nereye

 

Göçelim ya muhammed!

 

Yeryüzünde riya, inkar, hıyanet

 

Altın devrini yaşıyor...

 

Diller, sayfalar, satırlar

 

“ebu leheb öldü” diyorlar;

 

 

 

Ebu leheb ölmedi ya muhammed!

 

Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

 

 

 

Neler duydu şu dünyada

 

Mevlidine hayran kulaklarımız;

 

Ne adlar ezberledi ey nebi!

 

Adına alışkın dudaklarımız..

 

Artık yolunu bilmiyor,

 

Artık yolunu unuttu

 

Ayaklarımız

 

Kabene siyahlar

 

Yakışmamıştır ya muhammed!

 

Bugünkü kadar!

 

 

 

Hased gururla savaşta;

 

Gurur; kaf dağında derebeyi..

 

 

 

Onu da yaralarlar kanadından

 

Gelse bir şefkat meleği..

 

İyiliğin türbesine,

 

Türbedar oldu iyi..

 

Vicdanlar sakat

 

Çıkmadan ya muhammed yarına!

 

İyilikler getir, güzellikler getir

 

Adem oğullarına...

 

 

 

Şu gördüğün duvarlar ki

 

Kimi taiftir, kimi hayberdir...

 

Fethedemedik ya muhammed

 

Senelerdir...

 

 

 

Ne doğruluk, ne doğru;

 

Ne iyilik, ne iyi;

 

Bahçende en güzel dal,

 

Unuttu yemiş vermeyi...

 

Günahın kursağında

 

Haramların peteği..

 

 

 

Bayram yaptı yabanlar

 

Semave’yi boşaltıp;

 

Save’yi dolduranlar

 

Atını hendeklerden – bir atlayışta –

 

Aşırdı aşıranlar..

 

Ağlasın yesrib!

 

Ağlasın selmanlar...

 

 

 

Gözleri perdeleyen toprak,

 

Yüzlere serptiğin topraktı...

 

Yere dökülmeyecekti ey nebi!

 

Yabanların gözünde kalacaktı!

 

 

 

Konsun – yine - pervazlara

 

Güvercinler,

 

“hu hu” lara karışsın

 

Aminler,...

 

Mübarek akşamdır;

 

Gelin ey fatihalar, yasinler...

 

 

 

Ne oldu ey bulut,

 

Gölgelediğin başlar?

 

Hatırında mı ey yol,

 

Bir aziz yolcuyla

 

Aşarak dağlar, taşlar

 

Kafile kafile, kervan kervan

 

Şimale giden yoldaşlar....

 

 

 

Uçsuz bucaksız çöllerde

 

Yine izler gelenlerin;

 

Yollar gideceklerindir....

 

 

 

Şu tekbir getiren mağara,

 

Örümceklerin değil;

 

Peygamberlerindir, meleklerindir.

 

 

 

Örümcek ne havada

 

Ne suda, ne yerdeydi

 

Hakkı göremeyen

 

Gözlerdeydi

 

 

 

Şu kuytu cinlerin mi, perilerin yurdu mu,

 

Şu yuva ki bilinmez;

 

Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi

 

Kumru mu..

 

Kuşlarını bir sabah,

 

Medine’ye uçurdu mu..

 

 

 

Ey abva’da yatan ölü,

 

Bahçende açtı dünyanın

 

En güzel gülü;

 

Hatıran uyusun çöllerin,

 

Ilık kumlarıyla örtülü..

 

 

 

Dinleyene hala

 

Çöller ses verir....

 

Yaleyl, susar,

 

Uğultular gelir...

 

Mersiye okur uhud,

 

Kaside söyler bedir;

 

Sen de bir hac günü

 

Başta muhammed, yanında

 

Ebu bekir,

 

Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü,

 

Destan yap ey şehir!

 

 

 

Konsun – yine - pervazlara

 

Güvercinler,

 

“hu hu” lara karışsın

 

Aminler,...

 

Mübarek akşamdır;

 

Gelin ey fatihalar, yasinler...

 

 

 

Vicdanlar sakat

 

Çıkmadan ya muhammed yarına!

 

İyiliklerle gel, güzelliklerle gel

 

Adem oğullarına...

 

 

 

Yüreklerden taşsın

 

Yine imanlar!

 

Itri, bestelesin tekbirini;

 

Evliya okusun kur’anlar..

 

Ve kur’anı göz nuruyla çoğaltsın

 

Kayışzade osmanlar...

 

 

 

Na’tını galib yazsın, mevlidini

 

Süleymanlar..

 

Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle

 

Geri gelsin sinanlar..

 

Çarpılsın, hakikat niyetine

 

Cenaze namazı kıldıranlar!

 

 

 

Gel ey muhammed!

 

Bahardır

 

Dudaklar ardında saklı

 

“amin”lerimiz vardır..

 

Hacdan döner gibi gel..........

 

Miraçtan iner gibi gel...........

 

Bekliyoruz yıllardır!

 

 

 

Bulutlar kanat, ruzgar kanat;

 

Hızır kanat, cibril kanat,

 

Nisan kanat, bahar kanat;

 

Ayetlerini ezber bilen,

 

Yapraklar kanat...

 

 

 

Açılsın göklerin kapıları

 

Açılsın perdeler, kat kat..

 

Çöllere dökülsün yıldızlar,

 

Dizilsin yollarına

 

Yetimler, günahsızlar..

 

Çöl gecelerinden yanık

 

Türküler yapan kızlar

 

Sancağını saçlarıyla dokusun;

 

Bilal-i habeşi sustuysa;

 

Ezanlarını davud okusun!

 

 

 

Konsun – yine - pervazlara

 

Güvercinler,

 

“hu hu” lara karışsın

 

Aminler,...

 

Mübarek akşamdır;

 

Gelin ey fatihalar, yasinler...

ÜM
24.04.2009 18:18
#39

şairimiz ne doğru söylemiş;

 

 

Yeryüzünde riye,inkar,hıyanet

Altın devrini yaşıyor...

 

Diller, sayfalar, satırlar

 

“ebu leheb öldü” diyorlar;

 

 

 

Ebu leheb ölmedi ya muhammed!

 

Ebu cehil; kıt’alar dolaşıyor...

ÜM
23.05.2009 14:23
#40

BAŞÖRTÜSÜ

 

 

 

Ne demekmiş

 

“Yasak! ”

 

İşiniz mi kalmadı

 

Yapacak?

 

 

 

Ne diye karışırsınız

 

Saçımıza-başımıza,

 

Bizi oyuncağınız mı sandınız

 

Bakıp yaşımıza?

 

 

 

Sebebini anlatamayacağınız

 

Çocukça bir devrin hevesinden

 

Karşınızdaki en güzel portreleri

 

Mahrum ettiniz çerçevesinden!

 

 

 

Kim demiş, ki:

 

“Başörtüsüydü o! ”

 

Başımızın -renk renk-

 

Süsüydü o!

 

 

 

Altında saçlarımız,

 

Arkadan, ne hoş sarkardı;

 

Kimimizde -örgü örgü- sarmaşıklaşır...

 

Kimimizde, su olup akardı!

 

 

 

 

 

 

 

Şu, bu nâmına “Yasak! ” demiş

 

Bulundunuz, tezelden;

 

Ne olurdu, anlasaydınız biraz da,

 

Güzellikten, güzelden!

 

 

 

 

 

 

 

Siz, bizden değilsiniz,

 

Tanımıyoruz hiç birinizi,

 

Çekin başımızdan

 

Ellerinizi!

 

 

 

Bir gericilik tutturmuşsunuz;

 

Gericilik değil, Türk'ün köy modasıdır bu...

 

Üstelik, ninemizin başımızda

 

Taşıdığımız hatırasıdır bu!

 

 

 

Dediniz: “Çıkacak başınızdan

 

Başörtünüz! ”

 

Alın -öyleyse- onunla

 

Yüzünüzü örtünüz!

SA
23.05.2009 14:48
#41

Çok güzel bir şiir teşekkürler,kadınlarımızın yüzyıllardır süregelen giyim tarzına neden karışırlar hiç anlamıyorum,sokaklarda birsürü kızımız açık saçık gezerken bunun adı modernlik oluyor da bir bayan başörtüsüyle sokakta gezince bunun adı gericilik mi oluyor ? Bu ülkede ''insanlar tercihlerinde özgürdür'' deniyor hani nerde özgürlük ?

BA
11.09.2009 12:30
#42

Yükseklere götürüyor,

 

Merdivenler, ayakları...

 

Ben de çıkacaktım,

 

Temiz olsaydı; basamakları...

LE
11.09.2009 18:39
#43

Siz büyük Türkiye'yi gerçekleştirecek olan Ülkücüler! ! !

Siz Oğuzların, Kür Şadların, Alparslanların, Fatihlerin, Yavuzların, Abdülhamidlerin, Yunus Emrelerin, Mevlanaların, Hacı Bektaşların, Sütçü İmamların, Dilşad Sultanların, Nene Hatunların, Gevher Nesibelerin, Malhun Hatunların torunları olan Ülkücüler;

'Gafillerin ardında Allah'ı anan; kaçanların ardında vuruşan, ölüler arasında diri olan gibidir.' Kutlu Peygamber sözünün muhatabı olmak için çalışın.

Yolunuz açık olsun. Cenab-ı Allah, taşıyamayacağımız yükü omuzlarımıza yüklemesin. Yüce Yaradan kendi dini için gayret eden herkese yardım etsin.

'Gençliğin acı haline'

'Öldün mü ey gençlik?

Eğer öldünse haber ver: ''Onlara hicviye yazan kalemim sana da mersiye yazsın. Yahut ölmediğini ispat et ki, sana olan büyük imanım sarsılmasın ve sana olan destanım boşa gitmesin.''

MU
05.10.2009 22:48
#44

Üstadın,Arif Nihat Asyayla ilgili söylediği bi sözü hatırlıyorum.Babıalinde geçer :''Bizden miydi, bilemem ama, bizden olmayanlardan değildi'' diyor.Tuhafıma gitmişti aslında

PE
17.02.2010 12:48
#45

LARİ CAMİSİ

Delik deşik bir hatıra

Eski güzel yapıdan;

Ayıramaz gelip geçenler,

Pencereyi kapıdan!

Merak edip sorarsanız,

Adı, Lari Camisi

Görünür kubbesinin arkasından

Gökyüzünün mavisi.

 

Belli: ağlamış yazılar,

Sağnakta

Ki çoğu, hala,

Ağlamakta!

Şu sütun, vaktiyle,

Mermer gövdesi, tunç kispetiyle

Çıkarken Kırkpınara,

Şimdi devrilmiş kenara!

 

Dolu vurmuş kubbe,

Çicekbozuğu duvar

Yıkılan taşlar,

Dizini ovar

 

Fırtına, alemden yakalamış,

Zelzele temelden,

Yetişin dostlar: gidiyor

Lari Camisi elden!

 

Selimiyenin Muradiyenin

Kitapta yeri var

Onu kim arar,

Kim sorar!

 

Kalk, Lari Çelebi, mezardan;

Çıkagel Merhaba! diye

Ve sor: Benim bir camim vardı

Nerede acaba? diye!

 

Umudu kesmiş, yazık,

Hayatından hekimler

Değişmez cemaati, artık,

Yoksullar, yetimler!

 

Buradan çeşmesi dinlesin;

Ordan ırmağı, deresi;

Elini kulağına koymuş

Kırık şerefesi,

Kendi selasını kendi verir

Lari Minaresi!

A.N. ASYA

laricami.jpg

laricamii.jpg

AY
17.02.2010 14:08
#46

Yazınızın puntosu ve rengi başlık altındakiler ile çok uyumsuz bilmem farkında mısınız.Görüntü olarak çok kötü duruyor.Düzenle bölümünden normal hale çevirirseniz çok iyi olur kanaatindeyim

PE
17.02.2010 14:18
#47

Okunması kolay olsun diye böyle yapıyorum.

Nebiliyim bana böyle de güzel geldi.

AY
17.02.2010 23:58
#48
Okunması kolay olsun diye böyle yapıyorum.

Nebiliyim bana böyle de güzel geldi.

Size güzel gelmiş olabilir ama bence kullandığınız renkler uyumsuz ve tek kelime ile,vasat....

 

Yazdığım gibi sayfa düzenini bozmuşsunuz,bütün konunun sizin göz zevkinize göre değiştirilecek hali olmadığına göre bir zahmet

PE
18.02.2010 00:11
#49
Size güzel gelmiş olabilir ama bence kullandığınız renkler uyumsuz ve tek kelime ile,vasat....

 

Yazdığım gibi sayfa düzenini bozmuşsunuz,bütün konunun sizin göz zevkinize göre değiştirilecek hali olmadığına göre bir zahmet

Kardeşim özelden hangi renkleri istediğini yönetime at düzeltsinler. Ben düzeltemiyorum. Bulamadım. Düzenle diye bir şey göremiyorum.

Belki bu haliyle bir beğenen olur. Öyle hemen kesip atmayalım bence.

AY
18.02.2010 00:14
#50
Kardeşim özelden hangi renkleri istediğini yönetime at düzeltsinler. Ben düzeltemiyorum. Bulamadım. Düzenle diye bir şey göremiyorum.

Belki bu haliyle bir beğenen olur. Öyle hemen kesip atmayalım bence.

 

Yönetime sipariş üzerine renk verecek halim yok kardeşim.Sadece normal şekliyle yazarsanız eğer; zaten düzen bozulmamış olur.

SA
16.03.2011 00:39
#51

AĞIT

Ağlayın, parmakları nur

Sularından kınalı kızlarım

Ağlasın Meraga göklerinden

Meraga'ya bakıp yıldızlarım

 

Yollara Kürşadlar uzanmış ölü

Ağlasın Akülke, ağlasın Sütgölü

Yiğitlerim uyur gurbet ellerde

Kimi Semerkant'ta bekler beni

Kimi Caber'de

 

Caber yok,

Tiyanşan yok, Aral yok

Ben nasıl varım?

Ağla ey Tanrı dağlarıdan

İndirilmiş Tanrım

 

Şu yakın suların

Kolu neden bükülmez

Fırat niçin, Dicle niçin, Aras niçin

Benden doğar, bana dökülmez?

 

Ben ki ataeşle konuşurdum.selle konuşurdum

İdil'le Tuna'yla Nil'le konuşurdum

 

"Sangaryos"u "Sakarya" yapan

"İkonyom"u "Konya" yapan

Dille konuşurdum.

 

 

 

ARİF NİHAT ASYA

BE
12.10.2012 09:00
#52
http://www.youtube.com/watch?v=tH_wdl4lhfA