Nazım Hikmet Ran

Başlatan: cihat Tarih: 14.08.2007 01:54 Cevap: 65

CI
14.08.2007 01:54
#1

Her ne kadar fikriyat olarak Üstad ile arasındaki hacim farkı koca Çınar ile sararmış ot nispetinde olsa da, edebiyatın evrenselliğinin hatrına, bu başlık altında Nazım'ın şiirlerini toplayalım..

 

TAHİR İLE ZÜHRE

 

Tahir olmak ta ayıp değil

Zühre olmakta

Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil

Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte

yani yürekte....

Mesela bir barikatta döğüşerek

Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken

Mesela denerken damarlarında bir serumu

ölmek ayıp olur mu?

Tahir olmak ta ayıp değil

Zühre olmak ta

Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..

 

 

Seversin dünyayı doludizgin

ama o bunun farkında değildir

ayrılmak istersen dünyadan

ama o senden ayrılacak

yani sen elmayı seviyorsun diye

elmanın da seni sevmesi şart mı?

Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık

Yahut hiç sevmeseydi

Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden

Tahir olmak ta ayıp değil

Zühre olmak ta

Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...

 

 

 

 

BULUTLAR ADAM ÖLDÜRMESİN

 

 

Analardır adam eden adamı

Aydınlıklardır önümüzde gider .

Sizi de bir ana doğurmadı mı ?

Analara kıymayın efendiler .

Bulutlar adam öldürmesin .

 

 

 

Koşuyor altı yaşında bir oğlan ,

Uçurtması geçiyor ağaçlardan ,

Siz de böyle koşmuştunuz bir zaman .

Çocuklara kıymayın efendiler .

Bulutlar adam öldürmesin .

 

 

 

Gelinler aynada saçını tarar ,

aynanın içinde birini arar .

Elbet böyle sizi de aradılar .

Gelinlere kıymayın efendiler .

Bulutlar adam öldürmesin .

 

 

 

İhtiyarlıkta aklına insanın ,

Tatlı anıları gelmeli yalnız .

Yazıktır , ihtiyarlara kıymayın ,

Efendiler , siz de ihtiyarsınız .

Bulutlar adam öldürmesin ...

 

 

 

Nazım Hikmet Ran

 

CI
14.08.2007 16:37
#2

Seviyorum Seni

 

Seviyorum seni

ekmeği tuza banıp yer gibi

Geceleyin ateşler içinde uyanarak

ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi...

 

Ağır posta paketini

neyin nesi belirsiz

telaşlı, sevinçli, kuşkulu açar gibi...

 

Seviyorum seni

denizi ilk defa uçakla geçer gibi

İstanbul'da yumuşacık kararırken ortalık

içimde kımıldayan birşeyler gibi

Seviyorum seni

Yaşıyoruz çok şükür der gibi...

 

Nazım Hikmet

FI
15.08.2007 12:10
#3

KEREM GİBİ

 

Hava kurşun gibi ağır!

Bağır

bağır

bağır

bağırıyorum!

Koşun

kurşun

erit-

-meğe

çağırıyorum...

O diyor ki bana:

-Sen kendi sesinle kül olursun ey!

Kerem

gibi

yana

yana...

"Deeeert

çok,

hemdert

yok"

Yürek-

-lerin

kulak-

-ları

sağır...

Hava kurşun gibi ağır...

 

Ben diyorum ki ona:

-- Kül olayım

Kerem

gibi

yana

yana

Ben yanmasam

sen yanmasan

biz yanmasak,

nasıl

çıkar

karan-

-lıklar

aydın-

-lığa.

Hava toprak gibi gebe.

Hava kurşun gibi ağır.

Bağır

bağır

bağır

bağırıyorum.

Koşun

kurşun

erit-

-meğe

çağırıyorum......

 

(1930 - Mayıs)

MU
15.08.2007 21:16
#4

Mademki Nazım Hikmet'in şiir kumaşı tanıtılıyor, Makinalaşmak'ı eklemeden olmaz :rolleyes:

 

Trrrrum,

Trrrrum,

Trrrrum!

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

 

Beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!

Her dinamoyu

Altıma almak için çıldırıyorum!

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,

Damarlarımda kovalıyor

Oto-direzinler lokomotifleri!

 

Trrrrum,

Trrrrum,

Trak tiki tak

Makinalaşmak istiyorum!

 

Mutlak buna bir çare bulacağım

Ve ben ancak bahtiyar olacağım

Karnıma bir türbin oturtup

Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

 

Trrrrum

Trrrrum

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

 

*Ayrıca, makinalaşmak ve makinalaştırılmak fiiliyatlarına yönelik yapılan ve en keskin hicivlerden olan Şarlo'nun filminden bir sahneyi izlemek için tıklayınız.

HA
15.08.2007 23:06
#5

Trrrrum

Trrrrum

Trak tiki tak!.

ne kadar da manidar yazmış. estetiğe bakarmısınız!

(cihatım ne gerek vardı ki şimdi bu adamı burda barındırmaya)

+ bir soru acaba bu şahısla alakalı bir sitede üstadımıza yer verilir miydi acaba?

MU
16.08.2007 07:28
#6

Büyük ihtimal yer verilmezdi. Çünkü körükörüne bağlanılan ideolojinin, düşünce etrafına kurduğu ve sınırları daraltan duvarları, ‘ kendinden olmayana ‘ geçit vermek istemez. Bu duvar öyle bir duvar ki, tanımadan dışlattırır, reddettirir. Bir de bunun tam aksi yönde olanı var. Bizdense hemen al içeri. O da, anlamadan benimsemenin yolunu açabilir. Her 2 durumdaki körlük de zararlıdır.

 

Bu şahısla alakalı bir sitede, bir; yukarıdaki sebepten, bir de; Üstadın zirveden hiç inmeyen sanatı ile fikirlere tesir etme gücünün, kafalar ve gözler önüne serilmemesi için yer verilmek istenmeyebilir. Yer verilirse, cihat kardeşimin ilk mesajda belirttiği gibi, çınar ile sararmış ot arasındaki fark ortaya çıkar ki, o çok önem verdikleri ideolojilerini eleştirmeye başlayan ve o çok büyük! sanatkarlarının aslında ne olduğunu görebilen birini, kendi elleriyle yetiştirmiş olurlar. Azıcık vicdan ve edebi zevk sahibi, aradaki farkı görebilir çünkü. Üstadın her yönüyle kıymetini bilen insanlar bence, kıyaslama yapabilmek için bu malumata da sahip olmalılar. Belki henüz, Nazım'ın yazdıklarını okumamış kardeşlerimiz vardır. Bir nevi, mikrobu tetkik eden mütehassıs olarak da görebiliriz kendimizi. O yüzden hafakan kardeşim, siyahla beyazın farkını daha iyi görebilmek için, bir araya gelmelerine izin verelim.

CI
16.08.2007 10:12
#7

Sevgili Hafakan kardeşim ,

 

Bu başlık sadece bir şiir zarfı, altındakilerde ona mukabil, hiç bir fikri propaganda niteliği olmayan, - ilk mesajdaki açıklamada değindiğim gibi - salt edebi cihetleriyle mevzubahis olan birer mazruftur.

 

Üstad ile fikir ve estetik mefhumlarında arşa tabii olanlar, bu çukur adama hiç bir şekilde tenezzül etmeyecek, reyhan kardeşimizinde belirttiği gibi, aradaki sıklet farkının barizliğini belki de bu zaviyeden daha net göreceklerdir.

 

Ayrıca o tür bir sitede Necip Fazıl başlığının olması onlar için intihara tam teşebbüs olur.

HA
17.08.2007 01:15
#8

sevgili cihat ve reyhan arkadaşım açıklamalarınız +bilgileriniz için teşekkür ediyorum. durum anlaşılmıştır

CI
18.08.2007 13:17
#9

Bir Ayrılış Hikayesi..

 

 

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

avuçlarımda camdan bir şey gibi kalbimi sıkıp

parmaklarımı kanatarak

kırasıya

çıldırasıya...

Erkek kadına dedi ki:

-Seni seviyorum,

ama nasıl,

kilometrelerle derin, kilometrelerle dümdüz,

yüzde yüz, yüzde bin beş yüz,

yüzde hudutsuz kere yüz...

Kadın erkeğe dedi ki:

-Baktım

dudağımla, yüreğimle, kafamla;

severek, korkarak, eğilerek,

dudağına, yüreğine, kafana.

Şimdi ne söylüyorsam

karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana..

Ve ben artık

biliyorum:

Toprağın -

yüzü güneşli bir ana gibi -

en son en güzel çocuğunu emzirdiğini..

Fakat neyleyim

saçlarım dolanmış

ölmekte olan parmaklarına

başımı kurtarmam kabil

değil!

Sen

yürümelisin,

yeni doğan çocuğun

gözlerine bakarak..

Sen

yürümelisin,

beni bırakarak...

Kadın sustu.

SARILDILAR

Bir kitap düştü yere...

Kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

 

N.Hikmet

NE
22.08.2007 20:34
#10

Seni Düşünmek

 

Seni düşünmek güzel şey,

ümitli şey,

dünyanın en güzel sesinden

en güzel şarkıyı dinlemek gibi birşey...

Fakat artık ümit yetmiyor bana,

ben artık şarkı dinlemek değil,

şarkı söylemek istiyorum...

 

N.Hikmet

25.08.2007 23:41
#11

Buraya Nazımcıların pek hazzetmediği, kabul etmek istemediği ''Ağa Camii'' şiirini asacağım.

 

havsalam almıyordu bu hazin hali önce

ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

allahımın ismini daha çok candan andım.

ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...

böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

en kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

üstünde orospular yükseltiyor sesini.

burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

ey bu caminin ruhu: bize mucize göster

mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

bir gün harap olmazsa türkün kılıç kınıyla,

baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

 

Ağa Cami, İstiklal caddesinden galatasaraya doğru inerken sağ tarafta kalır ve her galatasaraya doğru indiğimde Nazımın bu şiiri aklıma gelir. yazılış tarihi yanılmıyorsam 1921, yanlış da olabilir.

TA
31.08.2007 23:04
#12
Trrrrum,

Trrrrum,

Trrrrum!

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

 

Bu şiir mi Allah aşkına şiir paçavrası bir de bu adamın sanatını -tabi sanatsa-Üstadımızlar karşılaştırmıyorlar mı?

 

Ağa Camii şiirini daha önce de görmüştüm demek nazım gibi adamlarında içinde birşeyler varmış

 

Sonsöz:Üstadımın yanında bu adamın esamisi okunmaz

FU
01.09.2007 22:42
#13

Abi düşmanlık etmenin manası yok!

 

Nazım'ın iyi şairliği Üstad'ın Sultan'üşŞuara olduğu gerçeğini değiştirmez...

TR
01.09.2007 23:16
#14

Arkadaş fikrini söylemiş, karşılaştırmada diğerinin daha hafif kalacağından bahsetmiş, alıntıladığı kısım da arkadaşın yaptığı yorumu hak ediyor bence de. Ünlemli cümleler kurmaya gerek var mı sizce? Beğenmek zorunda mıyız Nazım'ı? Ben de mesela bazı şiirleri müstesna, sanatını da sevmem Nazım'ın. Kimin itiraz etmeye ve beni düşmanlıkla ithama hakkı var? Hem düşmansak size ne?

 

Allah'ım ya rabbim ya...

TA
02.09.2007 00:11
#15
Abi düşmanlık etmenin manası yok!

 

Şimdi düşmanlık ettiğimi nereden çıkardınız?Trak trak tirrim bilmem ne bu şiir ise sanat anlayışımız mateessüf uyuşmuyor beyefendi...

FU
03.09.2007 12:00
#16
Şimdi düşmanlık ettiğimi nereden çıkardınız?Trak trak tirrim bilmem ne bu şiir ise sanat anlayışımız mateessüf uyuşmuyor beyefendi...

Abi ben de beğenmiyorum şiirini.. He arada güzeller var ama... Yukarda demişlerdi bu herifin ne işi var burda gibisinden onun için yazdım. Şiir(imsi)leri eleştirenlere cevap olarak değil..Ünlemli cümle kullandığım için özür dilerim. Özel bir anlamı yoktu aslında el alışkanlığı...

CI
03.09.2007 19:26
#17

Ceviz Ağacı

 

Başım köpük köpük bulut,

içim dışım deniz,

ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,

budak budak, serham serham ihtiyar bir ceviz.

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

 

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,

Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.

Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril.

Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil

Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var,

Yüz bin elle dokunurum sana, Istanbul'a.

Yapraklarım gözlerimdir.Şaşarak bakarım.

Yüz bin gözle seyrederim seni, Istanbul'u.

Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

 

Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane parkında,

Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında

 

N. Hikmet

CI
03.09.2007 19:28
#18

Salkım Söğüt

 

 

Akıyordu su

gösterip aynasında söğüt ağaçlarını.

Salkımsöğütler yıkıyordu suda saçlarını!

Yanan yalın kılıçları çarparak söğütlere

koşuyordu kızıl atlılar güneşin battığı yere!

Birden

bire kuş gibi

vurulmuş gibi

kanadından

yaralı bir atlı yuvarlandı atından!

Bağırmadı,

gidenleri geri çağırmadı,

baktı yalnız dolu gözlerle

uzaklaşan atlıların parıldayan nallarına!

 

Ah ne yazık!

Ne yazık ki ona

dörtnal giden atların köpüklü boynuna bir daha yatmayacak,

beyaz orduların ardında kılıç oynatmayacak!

 

Nal sesleri sönüyor perde perde,

atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde!

 

Atlılar atlılar kızıl atlılar,

atları rüzgâr kanatlılar!

Atları rüzgâr kanat...

Atları rüzgâr...

Atları...

At...

 

Rüzgâr kanatlı atlılar gibi geçti hayat!

 

Akar suyun sesi dindi.

Gölgeler gölgelendi

renkler silindi.

Siyah örtüler indi

mavi gözlerine,

sarktı salkımsöğütler

sarı saçlarının

üzerine!

 

Ağlama salkımsöğüt

ağlama,

Kara suyun aynasında el bağlama!

el bağlama!

ağlama!

 

N.Hikmet

TR
04.09.2007 08:44
#19
Abi ben de beğenmiyorum şiirini.. He arada güzeller var ama... Yukarda demişlerdi bu herifin ne işi var burda gibisinden onun için yazdım. Şiir(imsi)leri eleştirenlere cevap olarak değil..Ünlemli cümle kullandığım için özür dilerim. Özel bir anlamı yoktu aslında el alışkanlığı...

Peki o halde, tatlıya bağlandı mesele elhamdülillah. Siz cevap yazdığınız mesajı alıntılamayıp ünlem kullanmak yoluyla bağırma ve fırçalama ima edince biz de bir önceki mesaja cevap yazdığınızı düşünerek karşılık vermek durumunda kaldık. CW'daki Tu@rek'in bir sözü vardı: Internet'te, üslubunun gösterdiği adamsın... Gerçekten harika bir söz... Biraz daha dikkatli olursanız bu ünlem meselesinde, çok defalar yanlış anlaşılmadan mustarip olmaksızın meramınızı anlatabilirsiniz.

FU
04.09.2007 12:10
#20
Peki o halde, tatlıya bağlandı mesele elhamdülillah. Siz cevap yazdığınız mesajı alıntılamayıp ünlem kullanmak yoluyla bağırma ve fırçalama ima edince biz de bir önceki mesaja cevap yazdığınızı düşünerek karşılık vermek durumunda kaldık. CW'daki Tu@rek'in bir sözü vardı: Internet'te, üslubunun gösterdiği adamsın... Gerçekten harika bir söz... Biraz daha dikkatli olursanız bu ünlem meselesinde, çok defalar yanlış anlaşılmadan mustarip olmaksızın meramınızı anlatabilirsiniz.

Evet biliyorum Tu@rek'i :rolleyes: CW üyesiyim.. Teşekkür ederim önerileriniz için. Daha dikkatli olacağım inşAllah.

06.09.2007 20:39
#21

BAHRİ HAZER

 

Ufuklardan ufuklara

ordu ordu köpüklü mor dalgalar koşuyordu;

Hazer rüzgârların dilini konuşıyor balam,

konuşup coşuyordu!

Kim demiş "çört vazmi!"

Hazer ölü bir göle benzer!

Uçsuz bucaksız başı boş tuzlu bir sudur Hazer!

Hazerde dost gezer, e.....y!..

düşman gezer!

 

Dalga bir dağdır

kayık bir geyik!

Dalga bir kuyu

kayık bir kova!

Çıkıyor kayık

iniyor kayık,

devrilen

bir atın

sırtından inip,

şahlanan

bir ata

biniyor kayık!

 

Ve Türkmen kayıkçı

dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.

Başında kocaman kara bir papak;

bu papak değil:

tüylü bir koyunu karnından yarıp

geçirmiş başına!

Koyunun tüyleri düşmüş kaşına!

 

Çıkıyor kayık

iniyor kayık

 

Ve kayıkçı

"Türkmenistanlı bir Buda heykeli" gibi

dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş,

fakat, sanma ki Hazerin karşısında elpençe divan durmuş!

O da bir Buda heykelinin

taştan sükûnu gibi kendinden emin

dümenin yanına bağdaş kurup oturmuş.

 

Bakmıyor

kayığa

sarılan

sulara!

Bakmıyor

çatlayıp

yarılan

sulara!

 

Çıkıyor kayık

iniyor kayık,

devrilen

bir atın

sırtından inip

şahlanan

bir ata

biniyor kayık!

 

- Yaman esiyor be karayel yaman!

Sakın özünü Hazerin hilesinden aman!

Aman oyun oynamasın sana rüzgâr!

 

- Aldırma anam ne çıkar?

Ne çıkar

kudurtsun

karayel

suları,

Hazerde doğanın

Hazerdir mezarı!

 

Çıkıyor kayık

iniyor kayık

çıkıyor ka...

iniyor ka...

Çık...

in...

çık...

 

 

(1928)

 

 

 

 

Bu adama en dandiğinden iki şiir ziyadesi ile kafi gelirdi de hadi neyse... "Bu kıyağımızı unutma Nazım" diyor ve yollayıp yollama dilemması yaşadığımız yukarıdaki tuhaf şiiri, bir anlık gaflet ve dalalet hali akabinde yollama cüretini gösteriyoruz.

 

 

 

Bahri Hazer adlı şiirle alakalı olan Üstad nüktesine aşağıdaki link vasıtası ile ulaşabilirsiniz.

 

http://www.n-f-k.com/nfkforum/index.php?showtopic=2817

26.09.2007 12:48
#22

Hikmet R'nin son dönemlerinde kaleme aldığı bir şiir.Bir makina gibi değilde artık iç dünyasının ve az da olsa maneviyatın,milli bilincin koktuğu satırlar.

 

 

 

DAVET

 

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan

Akdenize bir kısrak başı gibi uzanan

Bu memleket bizim!

Bilekler kan içinde, dişler kenetli

ayaklar çıplak

Ve ipek bir halıya benzeyen toprak

Bu cehennem, bu cennet bizim!

Kapansın el kapıları bir daha açılmasın

yok edin insanın insana kulluğunu

Bu davet bizim!

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür

Ve bir orman gibi kardeşçesine

Bu hasret bizim!

EB
03.10.2007 14:55
#23

YAŞAMAYA DAİR

 

1

 

Yaşamak şakaya gelmez,

büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın

bir sincap gibi meselâ,

yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani, bütün işin gücün yaşamak olacak.

 

Yaşamayı ciddiye alacaksın,

yani, o derecede, öylesine ki,

meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda,

yahut, kocaman gözlüklerin,

beyaz gömleğinle bir laboratuvarda

insanlar için ölebileceksin,

hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel, en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

 

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin,

hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak, yani ağır bastığından.

 

1947

 

YAŞAMAYA DAİR

 

2

 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız,

yani, beyaz masadan

bir daha kalkmamak ihtimali de var.

Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini

biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına,

hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden,

yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz

en son ajans haberlerini.

 

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için,

diyelim ki, cephedeyiz.

Daha orda ilk hücumda, daha o gün

yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün.

Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu,

fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz

belki yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

 

Diyelim ki, hapisteyiz,

yaşımız da elliye yakın,

daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının.

Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız,

insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla

yani, duvarın arkasındaki dışarıyla.

 

Yani, nasıl ve nerde olursak olalım

hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

 

1948

 

YAŞAMAYA DAİR

 

3

 

Bu dünya soğuyacak,

yıldızların arasında bir yıldız,

hem de en ufacıklarından,

mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,

yani, bu koskocaman dünyamız.

 

Bu dünya soğuyacak günün birinde,

hattâ bir buz yığını

yahut ölü bir bulut gibi de değil,

boş bir ceviz gibi yuvarlanacak

zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

 

Şimdiden çekilecek acısı bunun,

duyulacak mahzunluğu şimdiden.

Böylesine sevilecek bu dünya

"Yaşadım" diyebilmen için...

 

Şubat 1948

Nazım Hikmet Ran

AS
03.10.2007 16:58
#24

sevdiğim bir şiirdir..

Hikmet Ran'nın hayatının son dönemlerinde kaleme aldığı bir şiir midir bilemem ama milli bilincin koktuğu satırlardan sayabiliriz bu şiiri de sanırım...

 

 

O toprakatan öğrenip

kitapsız bilendir

Hoca Nasreddin gibi ağlayan

Bayburtlu Zihni gibi gülendir.

Ferhattır

Keremdir

ve Keloğlandır...

 

Yol görünür onun garip serine,

analar babalar umudu keser,

kahpe felek ona eder oyunu.

Çarşambayı sel alır,

bir yar sever,

el alır,

kanadı kırılır

çöllerde kalır,

ölmeden mezara koyarlar onu..

 

N.H.R.

CA
04.10.2007 12:42
#25

s.a değerli cihat kardeşim bu mustesna insanın mustesna sitesinde nazım hikmetin şiirlerinin bulunması çok anlamlı ve güzel bu anlamda tebriklerimi iletirim. fakat koca çınar benzetmene kesinlikle diyeceğim bir soz olmaz ama sararmış ot misali biraz nazıma haksızlık gibi geliyor.Fikriyatı ustadla farklı olsada omrunun son demlerinde itikadi hadiseyi idrak etmiş olduğunu okuduğum kitaplardan biliyorum.kaynaklar ne kadar sağlam bu tartışılır.bu anlamda ustadla nazım arasında gecen bir konuşma ve nazımın itikadi şiirlerini okunulmasını isterim

muhabetlerimle

cansmmm

 

necip fazıl:nazım,benim rejimim olsa seni asardım.fakat bu hiçlik rejiminde*fikirsiz ve imansız insanların seni süründürmesinden müteessirim.onun için ziyaretine geldim.

 

nazım hikmet:benim de rejimim olsa ben de seni asardım.sonra da darağacının başında ağlardım.bil ki bu soylu tarafının daima takdircisi kalacağım

 

 

 

Ağa Camii

 

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

 

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allah'ımın ismini daha çok candan andım.

 

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

 

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...

Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

 

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

 

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

 

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

 

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

 

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

 

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

 

 

Nazım Hikmet Ran

 

 

 

 

 

Mevlana

 

Silindi gönülden acı

Kalbe muhabette buldum

ilacı

Ben de müridinim işte

Mevlana.

Ebede set çeken zulmeti

deldim

Aşkı içten duydum, arşa

yükseldim

Kalpten temizlendim, huzura

geldim

Ben de Müridinim işte

Mevlana.

 

Nazım hikmet

CI
04.10.2007 16:01
#26

Nazım Hikmet, ömrünün bazı kısımlarında (gençliği ve ömrünün son demlerinde) manevi bir havayı teneffüs etmiş, bunu iyi yada kötü şiirine işlemiş olabilir. Fakat bu manevi vasfını bir rejime bağlayamamış,hep bu namütenahi alemin sathında kalmıştır. Sathında kalmıştır çünkü Üstad gibi İslam'ın kanatlarıyla yükselememiş, kendini hep bir takım iptidai fikirlerin tesellisine bırakmıştır.

 

İlk şiir yazdığı dönemlerindeki manevi derinliği gençliğinden kaynaklanan saflık ve heyecana, ömrünün son demlerindekini ise nedamete yoralım, başka hiç bir şeye değil!..

 

fakat koca çınar benzetmene kesinlikle diyeceğim bir soz olmaz ama sararmış ot misali biraz nazıma haksızlık gibi geliyor

 

Efendim Nazım'ın kendi fikir alemi içindeki çapı tartışılır da, Üstad ile mukayese edilecekse sararmış ot mertebesini alıp başının üstüne koysun..

AS
04.10.2007 17:14
#27
Efendim Nazım'ın kendi fikir alemi içindeki çapı tartışılır da, Üstad ile mukayese edilecekse sararmış ot mertebesini alıp başının üstüne koysun..

 

:)

 

artık koyamaz herhalde.

CA
05.10.2007 15:14
#28
Nazım Hikmet, ömrünün bazı kısımlarında (gençliği ve ömrünün son demlerinde) manevi bir havayı teneffüs etmiş, bunu iyi yada kötü şiirine işlemiş olabilir. Fakat bu manevi vasfını bir rejime bağlayamamış,hep bu namütenahi alemin sathında kalmıştır. Sathında kalmıştır çünkü Üstad gibi İslam'ın kanatlarıyla yükselememiş, kendini hep bir takım iptidai fikirlerin tesellisine bırakmıştır.

 

İlk şiir yazdığı dönemlerindeki manevi derinliği gençliğinden kaynaklanan saflık ve heyecana, ömrünün son demlerindekini ise nedamete yoralım, başka hiç bir şeye değil!..

Efendim Nazım'ın kendi fikir alemi içindeki çapı tartışılır da, Üstad ile mukayese edilecekse sararmış ot mertebesini alıp başının üstüne koysun..

 

 

s.a muhterem cihat kardeşim .

soru cevap şeklindeki bir fikir ortamından muzdarip değilim amacım itidal olmak kaydıyla muhtedil bir orta yol bulmaktır.

manevi vasfının telakii ettiği bir rejime bağlayamamış olmak burada belirleyici bir oynamalı kanısında değilim .rejimden kastınız islam ise bu yanlış bir tesbittir. islam rejim değil rejimi insanlar mevcut hale getirirler sözluk anlamıda budur islam ise yuce allah(c.c.) tarafında olduğu inanların tarafından aşikardır.

nazımın komunizma rejiminden etkilendiği bu dava cihetinde tabiri caizse ömur heba etiği doğrudur fakat nazımı sadece sosyalist yönunu alıpta manevi yönunu kuçumser bir tavırda eleştirisek doğruyu ıskalamış oluruz .

ustadla kıyaslamak mevzusunda sana canı yurekten katılıyorum .gözum kapalı bu cumlenin altına imza atarım .

selam saygı ve muhabetlerimle

cansmmm

CI
07.10.2007 15:54
#29
s.a muhterem cihat kardeşim .

soru cevap şeklindeki bir fikir ortamından muzdarip değilim amacım itidal olmak kaydıyla muhtedil bir orta yol bulmaktır.

manevi vasfının telakii ettiği bir rejime bağlayamamış olmak burada belirleyici bir oynamalı kanısında değilim .rejimden kastınız islam ise bu yanlış bir tesbittir. islam rejim değil rejimi insanlar mevcut hale getirirler sözluk anlamıda budur islam ise yuce allah(c.c.) tarafında olduğu inanların tarafından aşikardır.

nazımın komunizma rejiminden etkilendiği bu dava cihetinde tabiri caizse ömur heba etiği doğrudur fakat nazımı sadece sosyalist yönunu alıpta manevi yönunu kuçumser bir tavırda eleştirisek doğruyu ıskalamış oluruz .

ustadla kıyaslamak mevzusunda sana canı yurekten katılıyorum .gözum kapalı bu cumlenin altına imza atarım .

selam saygı ve muhabetlerimle

cansmmm

 

 

A.s.

 

Nazımın şiirlerindeki sathi manevi deprenişlerin herhangi bir rejime bağlı olmadığını söylemiştim.Burdaki rejim tabirinden kastım şu veya bu ideolojik veya dini yönetim biçimi değil, sadece 'düzen ve sistem' manasıdır. Yani şairdeki manevi derinlik Üstadınki gibi bir fikir etrafında sistemleşememiş, başıboş kalmıştır.

 

Dikkat ederseniz Nazım'ın şiirleri teknik açıdan vasatın üstündedir, akıcıdır, fakat derin bir mana keyfiyetine sahip değildir. Okuyucuya sadece tek nefeslik bir coşku ve anlık bir hayranlık verir, kimseyi anlattığı şeyler üzerinde fikir yürütmeye davet etmez, edemez....

 

Nazım'ı sadece taşıdığı manevi his istidadına istinaden mazur görmeli ve sempati duymalıyız diyorsunuz. Şuan Üstad üzerine açılmış bir sitede kendisinin şiirlerine yer vererek aslında tam bunu yapıyoruz. Kendisi burada zehri boşaltılıp kavanoza yerleştirilmiş bir yılan kadar zararsızdır... :D

CA
07.10.2007 16:41
#30
A.s.

 

Nazımın şiirlerindeki sathi manevi deprenişlerin herhangi bir rejime bağlı olmadığını söylemiştim.Burdaki rejim tabirinden kastım şu veya bu ideolojik veya dini yönetim biçimi değil, sadece 'düzen ve sistem' manasıdır. Yani şairdeki manevi derinlik Üstadınki gibi bir fikir etrafında sistemleşememiş, başıboş kalmıştır.

 

Dikkat ederseniz Nazım'ın şiirleri teknik açıdan vasatın üstündedir, akıcıdır, fakat derin bir mana keyfiyetine sahip değildir. Okuyucuya sadece tek nefeslik bir coşku ve anlık bir hayranlık verir, kimseyi anlattığı şeyler üzerinde fikir yürütmeye davet etmez, edemez....

 

Nazım'ı sadece taşıdığı manevi his istidadına istinaden mazur görmeli ve sempati duymalıyız diyorsunuz. Şuan Üstad üzerine açılmış bir sitede kendisinin şiirlerine yer vererek aslında tam bunu yapıyoruz. Kendisi burada zehri boşaltılıp kavanoza yerleştirilmiş bir yılan kadar zararsızdır... :D

 

 

 

TEKRAR S.A MUHTEREM CİHAT KARDEŞİM .

ATIŞMA ŞEKLİNDEKİ BİR FİKİR ORTAMINDAN MUZDARİP OLDUĞUMU BİR ÖNCEKİ MESAJIMDA İFŞA ETMİŞTİM .

FAKAT SÖYLEDİKLERİNE BİR NEBZEDE OLSA FİKİR BEYAN ETMEMEK AKL-I SELİM İNSNIN YAPAMAYACAĞI BİR İŞ OLUR DİYE DUŞUNEREK YAZIYORUM.

USTADIN HAYRANI BİR ZAT BU SİTEYE GİRMİŞ OLSA VE BU YAZIŞMALARIMI OKUSA ÇIKARACAÜI SONUÇ BENİM NAZIMI SAVUNMA GAYESİNDE OLUŞUMDUR. FAKAT BU GERCEK DEĞİLDİR.

USTADLA NAZIMI KARŞILAŞTIRMANIN YANLIŞ VE KİFAYETSİZ OLDĞUNU SÖYLEMİŞTİM.

 

Nazım'ı sadece taşıdığı manevi his istidadına istinaden mazur görmeli ve sempati duymalıyız diyorsunuz DEMİŞSİNİZ

SUÇU İSNAD EDEN ISPAT ETMEKLE MUKELLEFTİR. BENİM KURMUŞ OLDUĞUM CUMLELERDE CIKARILACAK BİR SONUÇ DEĞİLDİR.

İNSANLARIN NAZIMA HANGİ GEREKCEYLE SEMPATİ DUYDUKLARINI İNSANLARA BIRAKALIM.BU HUKUM VERİLEMEZ BİREYSEL BİR HAKTIR KANISNDAYIM BU KONUDA BENDEN FARKLI DUŞUNDUĞUNU SANMIYORUM .

USTADIN SİTEİNDE NAZIMA YERVERMEK NAZIMA SEMPATİ DUYMAK MANASINA GELDİĞİNİ DUŞUNMUYORUM

KALDIKİ ÖYLE DAHİ OLSA BU CEHTİ ACANDA VE AYNI CEHT UZERİNDE SUÇ İSNAD EDENDE SİZ OLUYORSUNUZ BU YOLLA DUŞUNURSEK .

YANİ KONUNUN FAİLİYLE KONUNUN FİLLİ AYNI ZATI MUHTEREM OLMUŞ OLUYOR.

 

 

ACİZANE BİR TAVSİYEM DE OLUCAK BANA DUŞEN BENZETMELERİNİZİN ÇOK HOŞ OLMADIĞINI SÖYLEMEM LAZM GELMEKTEDİR. YANİ BENZETMELER KUL HAKKINA GİRER BU HAKKIN İSTEYCEK KİŞİ NAZIMDIR DİVAN- I ERKANDA BU KUL HAKKININ HESABI CETİN GELMEKTEDİR.DAHDA İLERİYE GİDİYORUM BU ALLAH(C.C.) MUHAFAZA İTİKADİ BİR SIKINTIYA DAHİ SEBEP OLABİLECEK MUHİM BİR MEVZU.

BİRAZ DAHA ACARSAK SARARMIŞ OT MİSALİNDEN YILAN BENZETMESİNE NOKTA KONULMAZSA DAHA İLERİ BİR CİHETE VARMA OLASIĞI YUKSEK BU MANADA YANLIŞ BİR İNTİBAYA MEİL VERME İSTEĞİ OLMADAN ACİZANE UYARMAK İSTEDİM.

İNŞALLAH ANLATMAK İSTEDİĞİMİ ANALATABİLMİŞİMDİR.

SELAM SAYGI VE MUHABETLEİRMLE

SELAMETLE

CANSMMM

CI
09.10.2007 15:47
#31

Bir önceki yazınızdaki "nazımı sadece sosyalist yönunu alıpta manevi yönunu kuçumser bir tavırda eleştirisek doğruyu ıskalamış oluruz ." ibraresi ve daha önce de Nazım'a atfettiğimiz sararmış ot teşbihine vermiş olduğunuz tepkiler, sizin Nazım'ın manevi cihetine istinaden kendisine sempati duymamız, hadi bu tabir sizi rahatsız ediyor, o halde tersinden söyleyelim; kendisine düşmanlık duymamamız gerektiği yönündeydi.Kurmuş olduğunuz cümlelerde tam olarak geçmese bile düşünceniz genel itibariyle bu temayül üzerine kuruluydu. Kimse burada sizin bana karşı Nazım'ı savunma makamında olduğunuz kanısını taşımaz, çünkü aynı payda altındayız, sorun sadece sizin oyunuzu birtakım nünaslara takılarak hep menfi cihete kullanmanız ve böylece meseleyi yok yere karşılıklı atışma şekline dönüştürüp sadece aynı şeyleri daha teferruatlı anlatmama neden olmanız..

 

'Zehri boşaltılıp kavanoza bırakılmış yılan' teşbihinde şairin sanatını ve bunun cemiyet üzerindeki etkisini göz önünde bulundurursak hiçte hakkını yiyecek bir hata etmediğimizi rahatlıkla teyit ederiz. Hem orada şahsı hedef alan bir karalama yok ki...Ben zehri boşaltılmış yılan derim, siz pençeleriyle dişleri işlevsiz bırakılmış arslan deyin. Aynı şey... Kastım, Üstad üzerine açılmış bir sitede kendisine yer verdiğimiz, fakat kendisinin cemiyet için zehirden farksız düşüncelerinin bu platformda itibar görmesinin kesinlikle mümkün olmadığı şeklindeydi..

 

Bu yanlış anlaşılmayı düzelterek meseleyi noktalıyor, artık daha fazla uzamamasını ümit ediyorum.

 

saygı ve selamlarımla..

CA
10.10.2007 13:07
#32

aynı duşuncelerde olmadığımı ifade ederek konuyu noktalama konusunda sizi haklı göruyorum .

selam ve muhabbetlerimle

cansmmm

HA
15.02.2009 23:32
#33

28 Kanunisani'yi Unutma!

 

-ta ata aa ta ta ha ta tta ta

tarih

 

sınıf-ların

mücadelesidir

1921

 

kanunisani 28

karadeniz

burjuvazi

biz

 

on beş kassap çengelinde sallanan

on beş kesik baş

yoldaş

 

bunların sen

 

isimlerini aklında tutma

fakat

 

28 kanunisaniyi unutma!

"siyah gece

"beyaz kar

"rüzgar

"rüzgar".

 

trabzondan bir motor açılıyor

sa-hil-de-ka-la-ba-lık!

motoru taşlıyorlar

son perdeye başlıyorlar!

burjuva kemal'in omuzuna binmiş

kemal kumandanın kordonuna

kumandan kahyanın cebine inmiş

kahya adamlarının donuna

uluyorlar

 

hav hav hak tu

yoldaş unutma bunu burjuvazi

 

ne zaman aldatsa bizi

böyle haykırır:

 

- hav hav hak tu

 

- gördün mü ikinci motörü?

 

- içinde kim var?

 

- arkalarından gidiyorlar.

 

- ikinci motör birinciye yetişti

 

- bordoları bitişti

 

- motörler sarsılıyor

 

- dalgalar sallıyor sallıyor dalgalar.

 

- hayır

 

iki motörde iki sınıf çarpışıyor

 

- biz onlar!

 

- biz silahsiz onlar kamali

 

- tırnaklanmız

 

- kavga son nefese kadar

 

- kavga

 

- dişlerimiz ellerini kemiriyor

kamanın ucu giriyor

 

- girdi...

 

- yoldaşlar, ey!

 

artık lüzum yok fazla söze:

 

bakın göz göze

 

- karadeniz

 

on beş kere açtı göğsünü,

on beş kere örtüldü.

onbeşlerin hepsi

bir komünist gibi öldü

 

1923 – Moskova / Nazım Hikmet

MU
24.02.2009 21:54
#34

Nazım Hikmet yukarıdaki şiirini, kendisi gibi kızıl komunist olan ve yoldaşlarıyla birlikte Trabzon açıklarında -onların tabiriyle- katledilen, Türkiye Komünist Partisinin kurucusu ve ilk başkanı (Nazım da partiye girmişti) Mustafa Suphi için yazmıştır. (ki komünistler için M. Suphi ve yoldaşları komunist hareketin ilk şehitleridir, İslama düşmanlar ama İslama ait bir mefhumu kullanmaktan çekinmiyorlar, Üstadın dediği gibi "sen kendi kelimeni bul da kullan, ne diye benim kelimemi kullanıyorsun" ) Şiirde ele alındığı ve birçok komunistin hükmettiği gibi, Suphi ve yoldaşlarını Ankara hükümetinin katlettiği işaret edilmiştir.

Nazım'ın kendi tabiatına uygun olan Mustafa Suphi sevgisini aşağıdaki fikirlerinden görmek mümkündür:

 

"Halkımın yetiştirdiği en akıllı adamlardandılar. Yalnız en akıllı değil, en yiğit, en Türk. Topraklarımızı, yarı aç, yarı tok ve sıtmadan kırılan ve trahomdan kör olan ve çaputlar içinde dolaşan ve ufacık öküzleriyle taşlı tarlaları süren ve dört yıl, cephede, bit içinde kanını döktükten sonra yeni cephelerde dövüşen halkımı kim sevdi onlar kadar? (*)

(*) Nazım Hikmet , Bütün Eserler, Sofya Baskısı, 7. cilt, sf. 410-411

(Hikmet Akgül / Nazım Hikmet - Siyasi Biyografi)

 

Ne kadar komik ve zavallı bir komunist edebiyatı. Bu adamlar tek bir şeyi seviyorlardı, nefslerini. Nefs ki Allaha başkaldırır, Allahı reddeder ve 'din afyondur' telakkisini Marx'a söyletir. O nefsin peşinden sürüklenmeyi tercih edenler de helak olup giderler.

Sevmek şöyle dursun, elbette halka onlar kadar zarar veren olmamıştır. Halkın içinde bulunduğu bütün menfilikler, bâtıl sistemlerin insanları hâk yoldan uzaklaştırması neticesinde müşahhasta ve mücerrette ortaya çıkan neticelerdir. Üstadın tahlilleri ve tespitleri bütün bunları görmek için çok önemli birer pusuladır.

 

Nazım'ın Mustafa Suphi ve arkadaşları için yazdığı küfür içinde debelenen iki şiirini de aşağıya ekleyelim, düşmanımızı daha iyi tanıyalım:

 

ONBEŞLER İÇİN

 

Yangınlara fazla bakan gözler yaşarmaz,

Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz,

Döğüşenler ölenlerin tutmaz yasını.

 

Yine fakat bir yıldırım zulmeti yırtsa,

Sağır gökün koynundaki çanı haykırtsa,

Anıyoruz göğsünüzün son sayhasını.

 

Eski cihan, yeni cihan önünde eğil!

Aramızdan birkaç yoldaş ayırmak değil,

Her ne yapsan varacağız emelimize!

 

Karadeniz…bunu duysun derinliklerin:

O ateşli göğüsleri delen hançerin

Kabzasını alacağız biz elimize!

 

(Batum, 1922)

 

 

KALBİM

 

Göğsümde 15 yara var!..

Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak!..

Kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!!!

 

Göğsümde 15 yara var!

Sarıldı 15 yarama

kara kaygan yılanlar gibi karanlık sular!

Karadeniz boğmak istiyor beni,

boğmak istiyor beni,

kanlı karanlık sular!!!

Saplandı göğsüme 15 kara saplı bıçak.

Kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!...

 

Göğsümde 15 yara var!..

Deldiler göğsümü 15 yerinden,

sandılar ki vurmaz artık kalbim kederinden!

Kalbim yine çarpıyor,

kalbim yine çarpacak!!!

 

Yandı 15 yaramdan 15 alev,

kırıldı göğsümde 15 kara saplı bıçak..

Kalbim

kanlı bir bayrak gibi çarpıyor,

ÇAR-PA-CAK!!

HA
24.02.2009 22:31
#35

Teşükkürler Reyhan Hanım. Gene kıymetli bilgiler paylaştınız.

Ben şiiri, hem kemalist hem solcu yahut komünist geçinen aptalların ne halde olduklarını ve nasıl ters köşeye yatırıldıklarını öğrenmek için eklemiştim. İşte buyurunuz ki Kemal Atatürke neler diyen nazım...

Vesselam...

01.03.2010 16:54
#36

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allah'ımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...

Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

 

 

Nazım Hikmet; inanışına tamamen zıt bu şiiri herhalde manevi bir buhran halindeyken yazmıştı.Bana biraz Üstad'dan ilham almış gibi geldi ilk, okuduğum zaman Üstad'ı hatırlattı çünkü bana.

SE
02.03.2010 20:28
#37

MAVİ GÖZLÜ DEV

 

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Kadının hayali minnacık bir evdi,

bahçesinde ebruliii

hanımeli

açan bir ev.

 

Bir dev gibi seviyordu dev.

Ve elleri öyle büyük işler için

hazırlanmıştı ki devin,

yapamazdı yapısını,

çalamazdı kapısını

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan evin.

 

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın

yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,

girdi zengin bir cücenin kolunda

bahçesinde ebruliiii

hanımeli

açan eve.

 

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

bahçesinde ebruliiiii

hanımeli

açan ev..

 

 

Nazım HİKMET

 

Arkadaşlar boyle bi sayfa olusmusken bende bu siiri yayınlamak istedim.Nazım her ne kadar gençlik çağları da dahil Üstaddan edebi ve fikri alanda geri kalsada,ideoloji olarak ona ne kadar zıt olsada değinmeden geçilmez.Reyhan kardeşimize paylaştığı bütün değerli bilgilerden dolayı ayrıca teşekkür ediyorum.Onların sitesinde üstada yer verilmeyeceğini,verilmemesinin nedenlerinide açıkladığı yazısıda çok anlamlı tabi.Böyle bi sitede Nazıma yer verilmesi burdakilerle karşıtların arasındaki en büyük farkı açıklamaya yeter zaten.Fazla söze gerek yok.Saygılarımla...

05.03.2010 23:42
#38
Bu şiir mi Allah aşkına şiir paçavrası bir de bu adamın sanatını -tabi sanatsa-Üstadımızlar karşılaştırmıyorlar mı?

 

Ağa Camii şiirini daha önce de görmüştüm demek nazım gibi adamlarında içinde birşeyler varmış

 

Sonsöz:Üstadımın yanında bu adamın esamisi okunmaz

 

Bu şiir değil.Evet bir paçavra.Ancak inandığı fikri yapının acı manzarasını gösteren bir paçavra.Ondan önem arzediyor

BE
06.03.2010 00:34
#39

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için

Sheaksper' a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın...

 

 

Nazım, sen tokatlık enseni büyüt, daha da büyüt, sadece büyüt...

EL
18.03.2010 12:14
#40

ÇEKİLMEZ BİR ADAM (142708 Hit)

 

Çekilmez bir adam oldum yine

Uykusuz, aksi, lanet

Bir bakıyorsun ki ana avrat söver gibi

Azgın bir hayvan döver gibi

O gün çalışıyorum

Sonra birde bakıyorsun ki

Ağzımda sönük bir cigara gibi tembel bir türkü

Sabahtan akşama kadar sırt üstü yatıyorum ertesi gün

Ve beni çileden çıkarıyor büsbütün

Kendime karşı duyduğum nefret ve merhamet

Çekilmez bir adam oldum yine

Uykusuz, aksi, lanet

Yine her seferki gibi haksızım

Sebep yok olması da imkansız

Bu yaptığım iş ayıp rezalet

Fakat elimde değil

Seni kıskanıyorum.

 

NAZIM HİKMET

 

(Çekilmez bir kadın oldum yine...)

EL
18.03.2010 12:34
#41

KARIMA MEKTUP (111121 Hit)

 

11-11-1933

Bursa

Hapishanesi

 

Bir tanem!

Son mektubunda:

'Başım sızlıyor yüreğim sersem! ' diyorsun.

'Seni asarlarsa seni kaybedersem;

diyorsun;

'yaşıyamam! '

Yaşarsın karıcığım,

kara bir duman gibi dağılır hatıram rüzgarda; yaşarsın kalbimin

kızıl saçlı bacısı

en fazla bir yıl sürer

yirminci asırlılarda

ölüm acısı.

Ölüm

bir ipte sallanan bir ölü.

Bu ölüme bir türlü

razı olmuyor gönlüm.

Fakat

emin ol ki sevgilim;

zavallı bir çingenenin

kıllı, siyah bir örümceğe benzeyen eli

geçirecekse eğer

ipi boğazıma,

mavi gözlerimde korkuyu görmek için

boşuna bakacaklar

Nazıma!

 

Ben,

alaca karanlığında son sabahımın

dostlarımı ve seni göreceğim,

ve yalnız

yarı kalmış bir şarkının acısını

toprağa götüreceğim...

 

Karım benim!

İyi yürekli

altın renkli,

gözleri baldan tatlı arım benim:

ne diye yazdım sana

istendiğini idamımın,

daha dava ilk adımında

ve bir şalgam gibi koparmıyorlar

kellesini adamın.

 

Haydi bunlara boş ver.

Bunlar uzak bir ihtimal.

Paran varsa eğer

bana fanila bir don al,

tuttu bacağımın siyatik ağrısı,

Ve unutma ki

daima iyi şeyler düşünmeli

bir mahpusun karısı.

 

NAZIM HİKMET

KU
18.03.2010 13:33
#42

Nazım elbette ki bizim ; aslen,"biz, siz " ayrımı hiç bir zaman hoş bir kelime gelmemiş olmasına rağmen kulağıma,yine de arada ki farkı anlamak için her zaman, belki kendimizi iyi hissetmemiz açısından kullanımı kolay olan bir kelime gibi geldiğinden kullanıyoruzdur,meçhul...

Nazım Hİkmet fikriyat olarak tamamen zıt kutuplarda olsa da bizler için,nazımın şiirdeki iç dünya psikolojisinin kullanımının herkese hitap etmeside az bir şey değildir.Tabiki istisnalar olacak,nazım bu,"beni stalin yarattı" diyen bir ebleh.

Belki hayatta olsa idi şimdi bende Üstad gibi "Nazım benim rejimim olsa seni asardım "kelimesini kullanmaktan çekinmezdim, ama şiirlerdeki hassasiyet o dur ki, zaman verdiriyor kendisine...

 

Öylesine işte...‏

 

Karşımdasın işte...

Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.

Ah benim sevdasında be...ncil, yüreğinde sağlam sevdiğim.

Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.

Tıkandığım o an,

Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,

Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.

Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.

Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.

Bir senfoni vardi kulağımda çalınan,

bitti artık hepsi...

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.

Bakış açım belli oldu yine.

Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.

Bir meltem olacak rüzgarim dahi kalmadı benim.

Dağlara çarptım her esişimde.

Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:

"Önemli olan ''zamana birakmak'' değil,

''zamanla bırakmamak''tır.."

Simdi bana, geçen o zamanın

Unutulmaz sancısı kalır

Gittigim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?

Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...

 

Nazım Hikmet Ran

FU
22.08.2010 13:35
#43

Bu şiiri beni hep güldürmüştür.

 

VERAYA

Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

 

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldum

AB
22.08.2010 14:16
#44

VATAN HAİNİ

 

 

"Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet.

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

Bir Ankara gazetesinde çıktı bunlar, üç sütun üstüne, kapkara haykıran puntolarla,

bir Ankara gazetesinde, fotoğrafı yanında Amiral Vilyamson'un

66 santimetre karede gülüyor, ağzı kulaklarında, Amerikan amirali

Amerika, bütçemize 120 milyon lira hibe etti, 120 milyon lira.

"Amerikan emperyalizminin yarı sömürgesiyiz, dedi Hikmet

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ."

 

Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, ben yurt

hainiyim, ben vatan hainiyim.

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

ben vatan hainiyim.

Yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla :

Nâzım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hâlâ.

 

 

28.7.1962

 

Bu ülkenin gençliğine,çocuklarına:

 

 

''ÇOCUKLARIMIZA NASİHAT

 

 

Hakkındır yaramazlık.

Dik duvarlara tırman

yüksek ağaçlara çık.

Usta bir kaplan

gibi kullansın elin

yerde yıldırım gibi giden bisikletini..

Ve din dersleri hocasının resmini yapan

kurşunkaleminle yık

Mızraklı İlmihalin

yeşil sarıklı iskeletini..

Sen kendi cennetini

kara toprağın üstünde kur.

Coğrafya kitabıyla sustur,

seni «Hilkati Âdem»le aldatanı..

Sen sade toprağı tanı

toprağa inan.

Ayırdetme öz anandan

toprak ananı.

Toprağı sev

anan kadar... ''

 

diyerek,kendi öz mukaddesatını güya ruh planında bertaraf edip,madde planına sokarak,ne denli bir yoksunluğa düştüğünün kanıtıdır.Yıllarca Nazım Usta nidaları ile her kademe talebe çeşidinin çantasında,ceketinin arasında sakladığı şiirleri,aslında o talebelerin ruhunu çalmaktan ve karısına yazdığı şiirler ile gençliğin şehvetini okşayarak,buna ''şiir''demenin uçuruma düşen Nazım Hikmet,gençliğin ve insanların mukaddesatını çalarak aslında hakikaten''vatan haini''dir.Peki ya biz bu insanlara ''karşı'' şiiri ne olarak gördük:''Biz şiiri iman için bilmişiz;ve bu mihrak bilgiyi,her bilginin geçtiği binbir yol ağzı biliyoruz.''diyen Üstad Necip Fazıl'ın birkaç söz ile yerine oturttuğu bu şiir kavramı,bizde hala asli ile yerine oturmamış bir kavramdır.Bunun içindir ki-sözüm meclisten dışarı-Nazım Hikmet'in yazdığı''tek bir söze','içinde hangi duyguyu barındırırsa barındırsın,itibar eden,ruhunun bir yerinde bir iman sızıntısının olduğunu bilsin.

 

 

Abdülkâdir Sacîd.

MU
22.08.2010 23:16
#45

Nazım Hikmet'in Ahmet Emin Yalman'a yazdığı şiir. Üstad'ın dediği gibi: "Dünyada bâtıl adına ne varsa, hepsi de birbirine söverken haklıdır."

 

 

Ahmet Emin Yalman

 

Selanikli Osman Efendi

keskin muhasebecilerdendi

ama o da yanıldı ömründe bir kere

yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.

Bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,

boyu bir karış kaldıysa da,

öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki

sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye.

Osman Efendi, Ahmet Emin adını takmıştı tohumuna,

Ahmet Emin, Yalman'lığı kattı buna

ve Ahmet Emin Yalman

önce Alaman oldu sonra Amerikan.

Ona göre her devirde, her zaman

satılacak bir gazeteydi "Vatan"

ve hazret sattı vatanı.

Hapse atacaklarmış Ahmet Emin Yalman'ı

Amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden.

Hapisteki hırsızlara acıyorum ben,

ahlâkları bozulacak

Emin Beyle aynı damda yaşayarak...

1959

 

--

Tıklayınız:

Üstad'dan Ahmet Emin Yalman'a Cevap!

 

Ahmet Emin Yalman

SE
23.08.2010 02:14
#46
Bu şiiri beni hep güldürmüştür.

 

VERAYA

Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

 

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldum

 

Artık bende gülüyorum. Sağol kardeş canımın sıkıntısı gitti bir nebze :)

SE
23.08.2010 02:21
#47
Nazım Hikmet'in Ahmet Emin Yalman'a yazdığı şiir. Üstad'ın dediği gibi: "Dünyada bâtıl adına ne varsa, hepsi de birbirine söverken haklıdır."

 

 

Ahmet Emin Yalman

 

Selanikli Osman Efendi

keskin muhasebecilerdendi

ama o da yanıldı ömründe bir kere

yanlış bir tohum atıp rahm-i madere.

Bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da,

boyu bir karış kaldıysa da,

öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki

sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye.

Osman Efendi, Ahmet Emin adını takmıştı tohumuna,

Ahmet Emin, Yalman'lığı kattı buna

ve Ahmet Emin Yalman

önce Alaman oldu sonra Amerikan.

Ona göre her devirde, her zaman

satılacak bir gazeteydi "Vatan"

ve hazret sattı vatanı.

Hapse atacaklarmış Ahmet Emin Yalman'ı

Amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden.

Hapisteki hırsızlara acıyorum ben,

ahlâkları bozulacak

Emin Beyle aynı damda yaşayarak...

1959

 

--

Tıklayınız:

Üstad'dan Ahmet Emin Yalman'a Cevap!

 

Ahmet Emin Yalman

 

Üstad ne kadar güzel söylemiş. "Dünyada bâtıl adına ne varsa, hepsi de birbirine söverken haklıdır." derken. İşte onun bir gerçeği daha. Bunu Namık Kemal'in Ali ve Fuad paşalara yazdığı şiirlerde de gördük. Onları da Namık Kemal hicvediyordu. İşte Sahte Kahramanlar'da geçen bir şiir:

 

"Ali, bu devleti sana muhtaç gösterip,

İkbal mesnedinde bakaadan ümidi kes.

Bilmem nedir lüzumu vücud-u habisinin,

Dünyayı boynuzun mu tutar hey öküz teres!"

NE
07.04.2011 16:38
#48

Fatih Altaylı : ''Siyasi görüşlerimiz zıt olsada Necip Fazıl'ın şiirleri Nazım'ınkinden daha çok beğeniyorum.''

KU
08.04.2011 01:23
#49

ŞAŞIP KALMAK

Sevebilirim,

hem de nasıl,

dile benden ne dilersen,

canımı, gözlerimi

...

Kızabilirim,

ağzım köpürmez,

ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında,

devenin öfkesi, kinciliği değil.

 

Anlayabilirim

çoğu kere burnumla,

yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak

ve döğüşebilirim,

doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için,

yaşım başım buna engel değil,

ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.

Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.

Yazık.

SA
02.06.2011 19:38
#50

Nazım Hikmet Stalin hakkında ne düşünüyordu?

 

Özellikle milliyetçi-muhafazakar kesim Nazım Hikmet’in “beni Stalin yarattı.” sözünü sıkça hatırlatır. Nazım bir dönem için Stalin’i sevdiği de doğrudur. Ama.. Kazın ayağı görüldüğü gibi değildir.

 

1961 yılında Nazım Hikmet Sovyet Komünist Partisi’nin yayın organı olan Pravda’da Stalin hakkında oldukça sert bir şiir yayımlar. Pravda (Rusça, “gerçek”.) Sovyetlerin iki büyük gazetesinden biridir. Sovyetlerdeki diğer bir büyük gazete Kızılordu’nun çıkardığı İzvestiya’dır (Haber.) Hatta halk arasında “İzvestiya’da (haberde) Pravda(gerçek) yok, Pravda’da İzvestiya(haber) yok.” şeklinde bir söylence bile oluşur zamanla.

 

Nazım Hikmet, bu şiirinde Stalin’in diktatörlüğünü sert bir şekilde eleştirir. Aynı zamanda Nazım Hikmet’in şiirleri diğer bir sosyalist ülke olan Çin’de tıpkı Pablo Neruda’nın şiirleri gibi kültür devrimi sırasında yakılır!

 

Nazım Hikmet’in bu şiiri başına dert açar. 1963 yılında Sovyetlerin Nobel ödülüne rakip olarak verdiği Lenin Barış Ödülü’nü bu şiiri nedeniyle alamadığı söylenir.

 

Nazım’ın Pravda gazetesinde yayımladığı şiiri ise şöyledir;

 

taştandı, tunçtandı, alçıdandı, kâattandı iki santimden yedi metreye kadar.

taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan çizmeleri dibindeydik, şehrin bütün meydanlarında.

parklarda ağaçlarımızın üstündeydi; taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gölgesi,

taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan bıyıkları lokantalarda içindeydi çorbamızın

odalarımızda taştan, tunçtan, alçıdan ve kâattan gözleri önündeydik.

yok oldu bir sabah!

yok oldu çizmesi meydanlardan,

gölgesi ağaçlarımızın üstünden,

çorbamızdan bıyığı,

odalarımızdan gözleri,

ve kalktı göğsümüzden baskısı binlerce ton taşın tuncun alçının ve kâadın”

 

Nazım Hikmet

 

kaynak

SA
02.06.2011 19:50
#51

"Özellikle milliyetçi-muhafazakar kesim/yani biz/ Nazım Hikmet’in “beni Stalin yarattı.” sözünü sıkça hatırlatır. Nazım bir dönem için Stalin’i sevdiği de doğrudur. Ama.. Kazın ayağı görüldüğü gibi değildir."

 

Hadi canım sen de! Kazın ayağı öyle değilmiş. Bir kere şu yukarıdaki maşallahlık laf ve de "hıfzılkapital" /ki burada hıfzılkuran tabirimize atıf var/ Nazım'ın hüviyeti netlik kazanır. Çoğu memleket edebiyatı yapar, yok hasret gitti, yok memleket sevdalısıydı. Hangi toprak parçasıydı memleketimizin tam hatırlamıyorum ama, bir gün Türkiye'ye deniz yolu ile gelmiş ama vatandaş tarafından taşlanmış. Hak etti mi? Yukarıdaki lafızları dikkate alacak olursak hafif kalmış. Ha, edebiyatı hoştur ya da değildir;

 

 

Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak!

Makinalaşmak

istiyorum!

 

Ama durunuz bunun hakkını yememeli!

 

Bir de Üstad'ın karşısına dikilen rakip isim olarak hala bilinir ya; sindiremiyorum.

 

Neyse umarım şimdi öteki dünyada kıymetli Stalin olsun yahut Lenin kendilerine eşlik ediyordur, ve "kavgamı kafamda götürüyorum" dediği çürük izminin içine doldurur. Ne diyelim, herkes taşıdığı dâvânın kurbanıdır.

13.02.2012 19:36
#52

Nazım Hikmet Ran…

Nazım Hikmet mevzuu geçince aklıma hep ‘Nazımım…’ geliyor Kurtlar Vadisinden…

Kemal Sunal’ın bir filmi vardı… Buzdolabı, pantolon reklamında filan oynuyor Sunal… Millet ise reklamda oynayan şahsiyete güvenip alıyordu reklam ürünlerini ama… Ama işte… Sonra o ürünler fosss… Şu yağlama yıkama var ya, dünyanın en bakılmazını fanuslar içerisine aldırır, biz de önümüzde sanat icra ediliyor diye öyle ağzımız açık bakakalırız… Oysa her şey yalandan ibaret…

‘’Makineleşmek İstiyorum’’ şiiri Nazım’ın en güzel şiiri…

‘’Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak!

Makinalaşmak

istiyorum!’’

Şu şiirdeki sanatın reklamını nasıl yapmak gerekir, bilmem ki? Makina genç galiba...

‘Trrrrum,

trackakık,

cızızkık!

Trak tiki zonk!

Hurdalaşmak

istemiyorum!’

Bu şiiri de ben yazdım işte... Kominist arkadaşlar yapsınlar reklamımı, beni yoldaşları olarak görsünler de bak... Bak o zaman bu şiirden ne anlamlar çıkarırlar... Gözlerinde dünyanın en büyük şairlerinden olurum... Benim şiirime biraz yağ gerekiyor, e onu da siz ekleyin artık...

 

‘’Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

 

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldum’’

Yani şu şiirdeki inceliği görememek demek... Yani başka bir şey demiyorum... Nazım’ın Vera’sına yazdığı bir şiir... Vera da çok şey olmuştur, duygulanmıştır canım... Merak ediyorum da Vera başka bir şey isteseydi diyorum, yani ‘İslama gir Nazım!’ deseydi misal... Aman ya... Aslında Nazım bu şiirin son mısrasına Vera’ın bir isteğini de yazabilirdi... ‘Haftada 2 gün dedi bana/ eski eşime gideyim dedi bana/ gönderdim’ gibi mesela...

 

 

 

Hele bir şiiri var Nazım’ın... ‘Kızıl Saçlısına’ yazdığı bir şiir... Piraye’ye mi yazdı? Belki Vera... Nüzhet olabilir mi? Münevver?.. Amannn... Kime yazdıysa yazdı işte... O şiir şöyle başlıyor:

‘Pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer..

Olursa 24 ayar ahlaklı..

Anama bakar gibi bakar..

İlaha tapar gibi taparım..!’

Ne şiir ama değil mi? Freud’a çok meraklıydı herhalde Nazım… Anasına bakar gibi karısına mı bakacak, yoksa karısına bakar gibi anasına mı bakacak? Ne karışık… Öyle olsa olmaz, böyle olsa hiç olmaz… Nazım ve tapmak… Bu da ayrı bir mizah konusu zaten…

Nazım Hikmet efendi hiç rahat durmamış… Nüzhet, Lena, Piraye, Münevver, Galina, Vera… Yoruldum… Çok hızlı adam bu Nazım… Ayrılmış, hemen evlenmiş… Eşinden ayrılmadan başkasıyla olmuş, sonra ayrılmış beraber olmuş… Ayrıl demiş kadına ayrılmış kadın, sonra kendi de ayrılmış bilmem kaçıncı eşinden, evlenmiş ayrıl dediği kadınla… Bazen de ayrılmadan evlenmiş başkasıyla, iyi mi? Aklınız mı karıştı? Yani benim de karışmıştı ilkleri ama insan sonra alışıyor Nazım’ın özel yaşantısına…

Nüzhet ile evlenmiş… Sonra Lena ile evlendi… Bu arada Nüzhet bir profla evlendi… Piraye ile evleniyor Nazım… Nazım ile Piraye boşanıyor… Nazım Münevver’e aşık oluyor ve evleniyorlar… Nazım Münevver aşkı, Piraye ile nazım evli iken başlıyor… Bu arada Nazım münevver birlikteliğinden bir çocuk oluyor… Çocuk 3 aylıkken Nazım kaçıyor ve Rusya’da Vera ile evleniyor… Nazım Vera evliliğinden önce de Dr. Galina ile evleniyor… Ömrünün sonuna kadar da Vera ile evli kalıyor… Vera’nın külleri Nazım’ın mezarının yanına koyulmuş…

Nazım En uzun Piraye ile evli kalıyor… Piraye Vedat Örfü ile evliydi ve bu adamdan Piraye’nin iki çocuğu var… Böyleyken Nazım ile evleniyor…

Münevver de Nurullah Berk ile evliydi ve bir kızları vardı… Sonra araya Nazım giriyor, Münevver Nazım evliliği oluyor, Nazım’ın bu adamdan bir oğlu oluyor…

Vera bir başka adamla evli… Çocukları var Vera’nın… Boşan diyor Vera’ya Nazım… Vera şart koşuyor… Haftada iki kez eski kocamın yanına gideceğim ve Nazım kabul ediyor… Evleniyorlar…

Bu arada Nazım habire evleniyor... Geride bıraktıklarından boşanıyor mu, bilmiyorum? Yani boşanmadan habire evleniyor... Sadece periye ile boşandığını biliyorum, ondan da emin değilim ya...

Başka kadınlar da var arada ama onlarla evlenmiyor…

Sanki birbirine geçmiş filmlerden oluşuyor Nazım'ın hayatı...

Nazım’ın bu halini, onu sevenlerin az kısmı, farklı değerlendiriyor… Nazım’daki aşkın büyüklüğünden bahsediyorlar… İnanın böyle… Her dala konan bir aşk… Nazım hayranlarından büyük kısmı ise bu olanlardan habersiz.... Müslüman bir Sosyal Demokratın nasıl Nazımcı olduğunu sanıyorsunuz? Habersiz de ondan...

Hâlbuki karısını aldatan vatanını satar… Nazım vatanını satmış mıdır, bilemem!?!

Daha çok şey yazardım ama şimdilik bu kadar…

14.02.2012 00:13
#53

Nazım Hikmet Ran…

Nazım Hikmet mevzuu geçince aklıma hep ‘Nazımım…’ geliyor Kurtlar Vadisinden…

Kemal Sunal’ın bir filmi vardı… Buzdolabı, pantolon reklamında filan oynuyor Sunal… Millet ise reklamda oynayan şahsiyete güvenip alıyordu reklam ürünlerini ama… Ama işte… Sonra o ürünler fosss… Şu yağlama yıkama var ya, dünyanın en bakılmazını fanuslar içerisine aldırır, biz de önümüzde sanat icra ediliyor diye öyle ağzımız açık bakakalırız… Oysa her şey yalandan ibaret…

‘’Makineleşmek İstiyorum’’ şiiri Nazım’ın en güzel şiiri…

‘’Trrrrum,

trrrrum,

trrrrum!

trak tiki tak!

Makinalaşmak

istiyorum!’’

Şu şiirdeki sanatın reklamını nasıl yapmak gerekir, bilmem ki? Makina genç galiba...

‘Trrrrum,

trackakık,

cızızkık!

Trak tiki zonk!

Hurdalaşmak

istemiyorum!’

Bu şiiri de ben yazdım işte... Kominist arkadaşlar yapsınlar reklamımı, beni yoldaşları olarak görsünler de bak... Bak o zaman bu şiirden ne anlamlar çıkarırlar... Gözlerinde dünyanın en büyük şairlerinden olurum... Benim şiirime biraz yağ gerekiyor, e onu da siz ekleyin artık...

 

‘’Gelsene dedi bana

Kalsana dedi bana

Gülsene dedi bana

Ölsene dedi bana

 

Geldim

Kaldım

Güldüm

Öldum’’

Yani şu şiirdeki inceliği görememek demek... Yani başka bir şey demiyorum... Nazım’ın Vera’sına yazdığı bir şiir... Vera da çok şey olmuştur, duygulanmıştır canım... Merak ediyorum da Vera başka bir şey isteseydi diyorum, yani ‘İslama gir Nazım!’ deseydi misal... Aman ya... Aslında Nazım bu şiirin son mısrasına Vera’ın bir isteğini de yazabilirdi... ‘Haftada 2 gün dedi bana/ eski eşime gideyim dedi bana/ gönderdim’ gibi mesela...

 

 

 

Hele bir şiiri var Nazım’ın... ‘Kızıl Saçlısına’ yazdığı bir şiir... Piraye’ye mi yazdı? Belki Vera... Nüzhet olabilir mi? Münevver?.. Amannn... Kime yazdıysa yazdı işte... O şiir şöyle başlıyor:

‘Pembe yanaklı al dudaklı bir karım olursa eğer..

Olursa 24 ayar ahlaklı..

Anama bakar gibi bakar..

İlaha tapar gibi taparım..!’

Ne şiir ama değil mi? Freud’a çok meraklıydı herhalde Nazım… Anasına bakar gibi karısına mı bakacak, yoksa karısına bakar gibi anasına mı bakacak? Ne karışık… Öyle olsa olmaz, böyle olsa hiç olmaz… Nazım ve tapmak… Bu da ayrı bir mizah konusu zaten…

Nazım Hikmet efendi hiç rahat durmamış… Nüzhet, Lena, Piraye, Münevver, Galina, Vera… Yoruldum… Çok hızlı adam bu Nazım… Ayrılmış, hemen evlenmiş… Eşinden ayrılmadan başkasıyla olmuş, sonra ayrılmış beraber olmuş… Ayrıl demiş kadına ayrılmış kadın, sonra kendi de ayrılmış bilmem kaçıncı eşinden, evlenmiş ayrıl dediği kadınla… Bazen de ayrılmadan evlenmiş başkasıyla, iyi mi? Aklınız mı karıştı? Yani benim de karışmıştı ilkleri ama insan sonra alışıyor Nazım’ın özel yaşantısına…

Nüzhet ile evlenmiş… Sonra Lena ile evlendi… Bu arada Nüzhet bir profla evlendi… Piraye ile evleniyor Nazım… Nazım ile Piraye boşanıyor… Nazım Münevver’e aşık oluyor ve evleniyorlar… Nazım Münevver aşkı, Piraye ile nazım evli iken başlıyor… Bu arada Nazım münevver birlikteliğinden bir çocuk oluyor… Çocuk 3 aylıkken Nazım kaçıyor ve Rusya’da Vera ile evleniyor… Nazım Vera evliliğinden önce de Dr. Galina ile evleniyor… Ömrünün sonuna kadar da Vera ile evli kalıyor… Vera’nın külleri Nazım’ın mezarının yanına koyulmuş…

Nazım En uzun Piraye ile evli kalıyor… Piraye Vedat Örfü ile evliydi ve bu adamdan Piraye’nin iki çocuğu var… Böyleyken Nazım ile evleniyor…

Münevver de Nurullah Berk ile evliydi ve bir kızları vardı… Sonra araya Nazım giriyor, Münevver Nazım evliliği oluyor, Nazım’ın bu adamdan bir oğlu oluyor…

Vera bir başka adamla evli… Çocukları var Vera’nın… Boşan diyor Vera’ya Nazım… Vera şart koşuyor… Haftada iki kez eski kocamın yanına gideceğim ve Nazım kabul ediyor… Evleniyorlar…

Bu arada Nazım habire evleniyor... Geride bıraktıklarından boşanıyor mu, bilmiyorum? Yani boşanmadan habire evleniyor... Sadece periye ile boşandığını biliyorum, ondan da emin değilim ya...

Başka kadınlar da var arada ama onlarla evlenmiyor…

Sanki birbirine geçmiş filmlerden oluşuyor Nazım'ın hayatı...

Nazım’ın bu halini, onu sevenlerin az kısmı, farklı değerlendiriyor… Nazım’daki aşkın büyüklüğünden bahsediyorlar… İnanın böyle… Her dala konan bir aşk… Nazım hayranlarından büyük kısmı ise bu olanlardan habersiz.... Müslüman bir Sosyal Demokratın nasıl Nazımcı olduğunu sanıyorsunuz? Habersiz de ondan...

Hâlbuki karısını aldatan vatanını satar… Nazım vatanını satmış mıdır, bilemem!?!

Daha çok şey yazardım ama şimdilik bu kadar…

 

güzel tahlil...

GA
25.02.2012 18:11
#54

...

Ben yanmasam

sen yanmasan

biz yanmasak,

nasıl

çıkar

karan-

-lıklar

aydın-

-lığa.

...

 

 

Vay be!..

25.02.2012 18:30
#55

...

Ben yanmasam

sen yanmasan

biz yanmasak,

nasıl

çıkar

karan-

-lıklar

aydın-

-lığa.

...

 

 

Vay be!..

 

 

bu şiirin "vay be" denilecek bir tarafı yok çünkü bizim inancımızda ben yanayım başkaları kurtulsun düşüncesine yer yoktur. önce ateşten kendini kurtarmaya çalışırsın ardından aileni ardından da toplumu...

 

mum dibine ışık yermez sözü de müslümana hitap etmeyen bir sözdür...

BE
28.05.2012 23:09
#56

Havsalam almıyordu bu hazin hali önce

Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce

Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;

Allah'ımın ismini daha çok candan andım.

Ne kadar yabancısın böyle sokaklarda sen!

Böyle sokaklarda ki, anası can verirken,

Işıklı kahvelerde kendi öz evladı var...

Böyle sokaklarda ki, çamurlu kaldırımlar,

En kirlenmiş bayrağın taşıyor gölgesini,

Üstünde orospular yükseltiyor sesini.

Burda bütün gözleri bir siyah el bağlıyor,

Yalnız senin göğsünde büyük ruhun ağlıyor.

Kendi elemim gibi anlıyorum ben bunu,

Anlıyorum bu yerde azap çeken ruhunu

Bu imansız muhitte öyle yalnızsın ki sen

Bir teselli bulurdun ruhumu görebilsen!

Ey bu caminin ruhu: Bize mucize göster

Mukaddes huzurunda el bağlamayan bu yer

Bir gün harap olmazsa Türkün kılıç kınıyla,

Baştan başa tutuşsun göklerin yangınıyla!

 

 

Nazım Hikmet; inanışına tamamen zıt bu şiiri herhalde manevi bir buhran halindeyken yazmıştı.Bana biraz Üstad'dan ilham almış gibi geldi ilk, okuduğum zaman Üstad'ı hatırlattı çünkü bana.

Nazım ilk zamanlar islama sempati duyuyordu. Daha sonra bir gece bir kitap okudu ve kara kuvvet şiirini yazdı.

 

Yaldızlı meşin kabı

Parçalanmış kitabı,

Ay altında dün gece

Deli bir derviş gibi,

Mumu sönmüş, rahlesi

Yere devrilmiş gibi,

Okudum saatlerce.

 

 

Yaldızlı meşin kabın

Parçalanmış koynunda,

Çevirdikçe küf kokan

Her sarı yaprağını,

Sandım eşeliyorum

Bir mezar toprağını.

 

İnce el yazıları

Canlandı birer birer,

Masallarda çizilen

Yüzleri gösterdiler.

 

İblis bir yılan oldu.

Adem Havva ’ya kandı

[

Kardeşini öldüren

Lanetli ruhu gördüm.

 

Koca tahta bir gemi,

Ummanlarda çalkandı.

Ufuklarda güvercin

Bekleyen Nuh ’u gördüm.

 

İsmail ’in topuğu

Kumdan çıkardı zemzem.

Tur-u Sina ’da Musa,

Kaldırdı kollarını,

Asasını vurunca

Yarıldı bahri kulzem,

Buldu Beni İsrail

Kudüs ’ün yollarını.

 

Zekeriya zikrini

Bir sonsuz ah ’a verdi.

Doğdu İsa, bikrini

Meryem Allah ’a verdi.

 

Kureyşli Muhammed ’e

Kucak açtı Medine.

Bir ateş mezar oldu

Kerbela Hüseyin ’e.

 

Sahifeler döndükçe

Bunlar hep birer birer,

Doğrulup devrildiler.

 

Ay battı, Güneş doğdu.

Kalbimizde ateş doğdu.

 

Yaldızlı meşin kabı

Parçalanmış kitabı,

Varsın gömülsün diye

Ebediyyen uykuya,

Attım bir kör kuyuya.

 

 

Yazık, yazık bize ki,

Asırlarca aldandık.

Karanlıkta çizilen

İzleri görmek için

Görüp yüz sürmek için.

 

Ne gökten necat geldi,

Ne bir parça merhamet,

Çalışan esirlere.

İsa, Musa, Muhammed

Sade bir satır dua,

Bir tütsü buhur verdi.

Masal Cennetlerinin

Yollarını gösterdi.

 

Ne beş vakit namazı,

Ne Anjelüs ’ün çanları,

Zincirden kurtaramadı

Yoksul çalışanları.

 

Yine biz köleleriz

Efendilerimiz var.

Yine her mel ’un taşı

Yosunlanmış bir duvar.

 

Esir, efendi diye

Koymuş da adlarını,

İkı bahta ayırmış

Arzın evlatlarını.

Efendi işletiyor.

Esir işliyor yine

 

Yine efendilerin

Gümüşlü sofrasından,

Kar gibi ekmeğinden,

Gümüş dolu tasından

Kırıntı, artık bile

Düşmüyor işleyene.

 

 

Yine biz esir geçen

Her günün akşamında

Eve, sade bir lokma

Ekmek getiriyoruz.

 

Gece yağmur inlerken

Evimizin damında,

Isınabilmek için

Güneş bekler gibi,

Birbirine sokulan

Hasta köpekler gibi,

Yırtık yorganımızın

Altında titriyoruz.

 

Çiftimiz balyozumuz

Sonsuz çalışmamızla

Asırlardır bağrında,

İnleyen kazmamızla

Heyecana geldi de,

Kara toprağın kalbi,

Kendini teslim eden

Taze bir gelin gibi.

 

Çiçeklerle dolandı

Dünya isimli ağaç,

Biz bu ağacımızın

Dibinde ölürken aç,

Efendiler gösterip

Sırıtan dişlerini,

Birer birer topluyor

Bütün yemişlerini.

 

Efendiler, ağalar,

Evliyalar, keşişler

Ebedi karanlığın

Boğulsun kollarında

Artık temiz ruhların

Aydınlık yollarında

Sade bir din, bir kanun

Bir hak: İşleyen dişler!

MI
29.05.2012 12:44
#57

Mademki Nazım Hikmet'in şiir kumaşı tanıtılıyor, Makinalaşmak'ı eklemeden olmaz sad.gif

 

Trrrrum,

Trrrrum,

Trrrrum!

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

 

Beynimden, etimden, iskeletimden geliyor bu!

Her dinamoyu

Altıma almak için çıldırıyorum!

Tükrüklü dilim bakır telleri yalıyor,

Damarlarımda kovalıyor

Oto-direzinler lokomotifleri!

 

Trrrrum,

Trrrrum,

Trak tiki tak

Makinalaşmak istiyorum!

 

Mutlak buna bir çare bulacağım

Ve ben ancak bahtiyar olacağım

Karnıma bir türbin oturtup

Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün!

 

Trrrrum

Trrrrum

Trak tiki tak!

Makinalaşmak istiyorum!

 

*Ayrıca, makinalaşmak ve makinalaştırılmak fiiliyatlarına yönelik yapılan ve en keskin hicivlerden olan Şarlo'nun filminden bir sahneyi izlemek için tıklayınız.

 

Şiiri pek fazla seven biri değilim ama, Nazım'ın bu şiiri bayağı bir ilginç geldi bana

MI
29.05.2012 16:20
#58

20090206_derin_dusunce_org_nazim_hikmet.jpg

Bir zamanlar Cumhuriyet Gazetesi ilginç değil mi?

SS
24.12.2012 21:33
#59

Nazım Hikmet inanılmaz özelliklere sahip bir adam. Türk edebiyat tarihinde ender rastlanan özelliklere. Benim en çok ilgimi çekense tabir-i caizse tam bir kaypak olması. He bir insan 60 küsur seneye bu derecesini nasıl sığdırır o da ayrı muamma. Vatan, millet, sadakat meselelerini zaten geçtim. Fakat aşk ve evlilik hayatı azıcık incelendiğinde bile şahsında rahat bir kişilik analizi yapılabilir. Ve ifadem bulur yerini. Şiiri de vasattır ayrıca. Malum cenah tarafından bu kadar ikonlaştırılmasını da aynı cenahın daha iyisini çıkaramama zavallılığıyla açıklayabiliriz sanırım.

 

Şimdi  tamam, onu eminim- kendisinin bile hayal edemeyeceği mertebelere çıkaran kesimi geçtim. Bize ne oluyor? Üstad, Nazım Hikmeti şöyle kapak etmiş ehehehee' nedir? İkisinin arasındaki farkı sadece dava ve inanç olarak açıklamaya kalkmak azıcık edebiyat bilgisi ,kapasitesi olan bir insanın yapacağı iş değilken. Ama olur mu bizimkiler birilerini kapak etme, morartma fırsatını ele geçirmişler. Kaçar mı? Kime karşı kimi rakip gösterdiklerini zerre sallamayarak.

 

Bu amcanın bir Japon Balıkçısı şiiri vardır. Kendisi de seslendirmiştir. Yanılmıyorsam 'Ezginin Günlüğü' de yorumlamıştı. Aylar önce dinlemiştim kendi sesinden. Ağzımdaki kahveyi ekrana püskürttüğümü hatırlıyorum. Arkada coşkun bir sosyalist marşı, ardından uyuşuk, son hecelere tuhaf bir iyimserlik tınısı eklenmiş gevşek bir ses.  Ne diyordu Muro. Hah. Komprador uşağı şeysinden olasım geldi bir an için. Benim içim mi fesat? Meybi. Ama cenahı falan geçtim bu adam sağcı olsa yine sevmezdim, yine tiksinirdim. Ki isim vermeyeyim yok mu şimdi onun şekil fakat farklı yol izleyenler bizimkilerden. Var. Onları da sevmiyorum günahım kadar. Zorunda mıyım kardeşim?

 

Coşkun sosyalist marşlı olan şiir şeysini bulamadım. Ama ses aynı. Dinlemeyenler için buyrun bir kez dahahttp://youtu.be/51eoiNLQaBg

26.12.2012 16:49
#60

nazım hikmet ran(1902-1963) neden kötülük prensi anlayamıyorumm neden kimse şiirlerinin gerçek anlamını bilip ona göre yorum yapmıyor onu hiç anlamıyorummmmmm

SS
26.12.2012 21:28
#61

nazım hikmet ran(1902-1963) neden kötülük prensi anlayamıyorumm neden kimse şiirlerinin gerçek anlamını bilip ona göre yorum yapmıyor onu hiç anlamıyorummmmmm

 

Keşke şiirlerini gerçek anlamlarıyla beraber burada analiz etseniz de hepimiz faidelensek. He? :)

HO
27.12.2012 10:11
#62

Garibüzzaman 25 Şubat 2012 - 05:11 ÖS tarihinde şöyle yazdı: ... Ben yanmasam sen yanmasan biz yanmasak, nasıl çıkar karan- -lıklar aydın- -lığa. ... Vay be!..

 

 

bu şiirin "vay be" denilecek bir tarafı yok çünkü bizim inancımızda ben yanayım başkaları kurtulsun düşüncesine yer yoktur. önce ateşten kendini kurtarmaya çalışırsın ardından aileni ardından da toplumu...

 

mum dibine ışık yermez sözü de müslümana hitap etmeyen bir sözdür...

Bu şiirden sizin anladığınız manayı çıkarmak bir büyük beyin çabası gerektirir!
MU
14.01.2013 21:33
#63

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için

Sheaksper' a gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

- Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın...

 

 

Nazım, sen tokatlık enseni büyüt, daha da büyüt, sadece büyüt...

 

 

Fikirlerim boyut mu değiştiriyor yo hayır. Ama sadece güldüm yani şu tepkilere. Can Yücel başlığı da kilitli. Gençler gördüm bugun Kadıköy meydanında, Dev-Lis Che'nin resmini asmışlar yine gericilik pankartları falan. Germeyin arkadaşlar, onlar itiyorsa biz gidelim. Mesele değil. Okuyun, şiirden zarar gelmez.

VE
22.01.2013 12:07
#64

Herkes Gibisin

 

Gönlümle baş başa düşündüm demin;

Artık bir sihirsiz nefes gibisin.

Şimdi tâ içinde bomboş kalbimin

Akisleri sönen bir ses gibisin.

 

Mâziye karışıp sevda yeminim,

Bir anda unuttum seni, eminim

Kalbimde kalbine yok bile kinim

Bence artık sen de herkes gibisin.

 

Nazım Hikmet RAN

EB
04.02.2014 03:07
#65

http://webtv.radikal.com.tr/Turkiye/6448/nazim-hikmetin-renkli-goruntuleri-ortaya-cikti.aspx

 

 

Bakın ne buldum? Ne iğrenç çocukluk geçirmişim diyecektim yoo aslında öyle de olmadı. Bu amca masal anlatmış.