İKİ DAMLA GÖZYAŞI
Yetmiş lira ile mütekait bir adam iken,
ikiz kızımda doğdu oldum tamam.
Evet tamam! Çünkü herkes kaçıyor benden
ve bende sabahları erken
yavrularımın hazırlıyorum sütlerini.
Kaçıp gitti evdekiler
Parasız kim kimi bekler...
Tam bu sırada hastalık saldırdı bize,
iki yavrumla anneleri diz dize.
Sancılar içinde kıvranıyorlardı.
Hayatın kalmamıştı artık tadı.
Peki ya bu hastalara kim bakacak ?
Vejetalin eritmek için sarılmıştım kepçeye
fakat doktor parası sığmıyor hiç bütçeye.
satmışım elimde olanı,
yemiştik maziden kalanı.
Düşünüyorum iki elimde başım,
dalmışım... bunalmışım...
Seslendi refikam
Paşam ! Paşam !
Nedir bu ye’sin ? Nerde hergünkü neş’en?
Hastalığım artar seni böyle görürsem.
Bugünlerde geçer üzülme sakın,
neredeyse gelir doktorlar vakit yakın.
Doktorlar mı gelecek dedin ?
Acı, pek acı birşeyler söyledin !
Söylemeye bulamıyorum mecal
verecek vizita param yok İclal.
Borç felakettir şuna buna,
giremem bu tehlikeli oyuna.
Yanıyordu ellerimde başım
cevap verdi yüksek ruhlu arkadaşım.
Dedelerimden kalma yadigar...
Bir pırlanta ile birde saatim var.
Gönderin bedestene sattırın,
bu ağır yükü benden attırın.
Bu, yüksek ruhlu bir Türk kızıydı.
Türk varlığının bir yıldızıydı.
Taşı, saati uzattı bana
bende gönderdim ‘Sat’ salonuna.
Birkaç yüz lira geldi geriye,
sıkıntıyı attık biz ileriye.
Fakat refikam, döndürürken duvara başını
gördüm iki damla gözyaşını.
Dedim; lanet olsun böyle geçime,
artık düştüm bende kendi içime...
Kulaklarım içimi dinliyor,
her yerim inliyor.
Gözlerim içime bakıyor
ve gördüğü yeri yakıyor.
Kalbim dedi; o iki damla yaş,
haksız yereydi bu çetin savaş.
Bu düşüncelerim pek kısa sürdü,
çünkü vicdanım tamamen hürdü.
Arkadaşımla bakıştık ve gülüştük...
Hemen topladık kendimizi
ve düşündük köylü efendimizi...!
Neler çekiyor asıl olan onlar ?
İnternetıyor mu şerefiyle milyonlar?
dedik ve karımla el ele verdik
ve bu acı günleri pek ala yendik.
Kâzım KARABEKİR
