Yunus Emre

Başlatan: sevdayolcusu Tarih: 20.06.2006 21:18 Cevap: 84

SE
20.06.2006 21:18
#1

Aşık Kendi Kanını

 

 

 

Helal kıldı ma'şuka aşık kendi kanını

Ma'şuk nakşından okur aşk eri Kur'anını

 

Yardan ayrı olunca asılıp ölmek yeğdir

Aşık kendi bırakır boynuna urganını

 

Gitmez aşık gözünden hergiz ma'şuk hayali

Nitekim zilha verir Yusuf'un nişanını

 

Dirlik budur aşıka ma'şuk yolunda öle

Sorarlar ise aydam aşıkın burhanını

 

Belkıys ile Süleyman aşka düştü bir zaman

İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını

 

Gökteki Harut Marut aşk için indi yere

Zühre yüzün görecek unuttu Rahman'ını

 

Güzaf görmen siz aşkı kime oğradı ise

Sultanı iltir baştan yitirir hanmanını

 

Ferhat bu aşk yolunda başın külünge tuttu

Hüsrev Şirin derdinden dosta verdi canını

 

Leyli'yle Mecnun işi acebdür ( ür ) bu halka

Abdürrezzak terk etti aşk için imanını

 

Zemane vefaları cefa gelir yunüs'a

Bir doğru yer bulucak fidi kılar canını

 

Yunus Emre

RE
02.05.2007 13:21
#2

ŞOL CENNETİN IRMAKLARI

 

Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu

Çıkmış islam bülbülleri öter Allah deyu deyu

Salınır tuba dalları, Kuran okur hem dilleri

Cennet bağının gülleri, kokar Allah deyu deyu

 

*** ***

 

Kimi yiyip kimi içer, hep melekler rahmet saçar

İdris nebi hulle biçer, biçer Allah deyu deyu

Altındandır direkleri, Gümüştendir yaprakları

Uzandıkca dudakları, biter Allah deyu deyu

 

*** ***

 

Aydan arıdır yüzleri, misk-i amberdir sözleri

Cennette Huri kızları, gezer Allah deyu deyu

Hakka aşık olan kişi, akar gözlerinin yaşı

Pür nur olur içi dışı, söyler Allah deyu deyu

 

*** ***

 

Ne dilersen Haktan dile, Kılavuzla gir bu yola

Bülbül aşık olmuş güle, öter Allah deyu deyu

Açıldı gökler kapısı, rahmetle doldu hepisi

 

Sekiz cennetin kapısı, açar Allah deyu deyu

 

*** ***

 

Rıdvan-durur kapı açan, idris-durur hulle biçen

Kevser şarabını içen, kanar Allah deyu deyu

Miskin Yunus var yarına, koma bugünü yarına

Yarın Hakkın divanına, varam Allah deyu deyu

CI
02.05.2007 18:29
#3

YUNUS EMRE VE HAYATI:

 

...Yaradılanı hoş gör, Yaradan'dan ötürü...

 

 

Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk'ün İslam'a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. 82 yıl yaşayan Yunus, ömrü boyunca cahillikten nefret edip; aşkı, barışı, sevgiyi, hoşgörüyü ve güzelliği savunmuş bir erendir. O'nun özü ilim ve hakikattir.

 

Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır.

 

Bir garip öldü diyeler,

Üç gün sonra duyalar.

Soğuk su ile yuyalar,

Şöyle garip bencileyin.

 

diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir.

 

Türkiye'nin pek çok yerinde Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Ancak Yunus Emre'nin kabri Sandıklı ilçemizde eski ismi Çayköy olan Yunus Emre mahallesindedir. Burada Yunus Emre'ye ve hocası yani şeyhi Tapduk Emre'ye ait mezar iki dere arasında yer almaktadır. Zaten Yunus emre'nin kabrinin şeyhi tabduk Emre'nin kabri yakınında olması O'nun vasiyeti üzerine gerçekleşmiştir. "Ko beni yatayım, Şeyh eşiğinde, dönmesin şeyhimden yana döneyim." diyen Yunus buna işaret etmektedir.

 

Bazı belgeler, Yunus Emre'nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy'de olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, 1970'li yılların başında Sarıköy'deki mezarın Yunus'a ait olduğuna kesin gözüyle bakılarak bu köye Yunus Emre adı verildi ve oradaki bir bahçe içine anıt dikildi. 1980'li yıllarda ise, 1350'de yapılmış olan Karaman'daki Yunus Emre Camii'nin yanındaki mezarın onun gerçek mezarı olduğu iddia edildi.

 

Yunus Emre'nin yurdumuzun bir çok şehrinde ona ait olduğu söylenen makamlarının olması O'nun Türkler tarafından ne kadar sevildiği ve benimsendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir.

 

Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur.

 

Mısralarında eğitici ve bilgi verici ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, "gönül kırmamak" konusuna ayrı bir önem verir ve "üstün bir değer" olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler.

 

Bu arada Yunus Emre'yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. "Din tamam olunca doğar muhabbet" diyen Yunus, İslam'ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder.

 

Yunus'un sanat anlayışı, dini ve milli değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçe'nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan'da Ahmet Yesevi, Anadolu'da Yunus Emre...

 

Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösterişe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmaktır.

 

Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Bu anlamda Mevlana'nın bir benzeridir. O'nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe'nin Batı'da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının O'nu ihmal etmesindendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü"dür.

 

Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamazlar.

 

Yaşadığı çağın gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli tarafı ortaya çıkar: Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla "milli bir sanatçı"dır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi...

 

YunuS Emre'nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar; İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve Faniliktir. Özetle; Yunus Emre, Türk milletinin içinden çıkmış, onu anlamış ve anlatmış, yazdığı Oğuz lehçesinin konuşulduğu bölgelerde 7 asır boyunca şiirleri dilden dile dolaşmış milli ve büyük bir şairdir.

 

 

ESERLERİ:

Ölümünden yüzyıllar sonra basılan iki eseri mevcuttur:

(1) Divan

(2) Risaletü'n-Nushiye.

(alıntıdır)

CI
04.05.2007 18:58
#4

Ah Nefis

 

Girdim Aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum

Geştediben denizler Hızır'layın gezer oldum

 

Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta

Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum

 

Sordum deniz malikine ırak değil salığına

Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum

 

Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var

Haznesinden aldım gevher dükkan yüzün bozar oldum

 

Ben ol dükkan-dar kuluyum gevherler ile doluyum

Dost bağının bülbülüyüm budaktab gül üzer oldum

 

Ol budakta biter iman iman bitse gider güman

Dün gün isim budur heman nefsime bir tatar oldum

 

Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına

Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum

 

Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce

Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum

 

Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara

Hümeti yok resul'lere bentlerini bozar oldum

 

Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı

Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum

 

Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile

Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum

 

Yunus Emre

Ü.
04.05.2007 21:29
#5

ben en çok "bir kez gönül kırdın ise bu kıldığın namaz değil" şiirini seviyorum.. çok etkileniyorum.. fazla söze gerek yok.. şiirler aslında her şeyi anlatıyor..

BD
05.05.2007 14:15
#6

Tasavvuf müziğinde gözümde çok büyük yere sahip olan Erkan Mutlu'dan Bilmem Nideyim i dinliyorum :) . Başlıkları karıştırdığımda Yunus'u görünce en azından bir kaç kelam ekleyeyim dedim. Yunus..Allah dostu.. Zehirle pişmiş aş...o'nun aşı... Tabduk Emre'nin yani Ahmet Yesevi'nin manevi tesiri ile Anadolu'yu cennet mekan haline getirme konusunda manevi mimarlarımızdan bir gönül büyüğü...Mevlana misali. Berrak Türkçesi yüzyıllar sonrasında bile çok net anlaşılır halde...Efendimize salatları selamları, tasavvufun incelikleri ve daha şu ve bu'ları hep net,anlaşılır bir halde...Her türlü gösterişten uzakta...Hatta evliya olduğunu bile bilen az...Ama gerçek böyle...Allah'ın bizlere göstermek istediği harika ötesi bir örnek...

 

Bilmem nideyim

Aşkın elinden

Kande gideyim

Aşkın elinden

 

Meskenim dağlar

Gözyaşı çağlar

Durmaz kan ağlar

Aşkın elinden

 

Varım vereyim

Kadre ereyim

Üryan olayım

Aşkın elinden

 

Yunus'un sözü

Kül olmuş özü

Kan ağlar gözü

Aşkın elinden

 

( dinlediğim mp3 den duyduğum şekli ile yazdım.Hatalı olabilir. Yunusa ait olması dolayısı ile yazdım. Kaynak veya kesin doğrudur gibi düşünmeyelim :) )

Ü.
06.05.2007 15:32
#7

Bir Kez Gönül Yıktın İse

 

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

 

Bir gönülü yaptın ise

Er eteğin tuttun ise

Bir kez hayır ettin ise

Binde bir ise az değil

 

Yol odur ki doğru vara

Göz odur ki Hak'kı göre

Er odur alçakta dura

Yüceden bakan göz değil

 

Erden sana nazar ola

İçin dışın pür nur ola

Beli kurtulmuştan ola

Şol kişi kim gammaz değil

 

Yunus bu sözleri çatar

Sanki balı yağa katar

Halka matahların satar

Yükü gevherdir tuz değil

 

Yunus Emre

AC
07.05.2007 08:34
#8

En sevdiğim :)

 

Gel Gör Beni Aşk Neyledi

 

Ben yürürem yane yane

Aşk boyadı beni beni kane

Ne akılem ne divane

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftar eyledi

 

Gah eserim yeller gibi

Gah tozarım yollar gibi

Gah coşarım seller gibi

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftar eyledi

 

Ben Yunus-i bi-çareyim

Dost elinden avareyim

Baştan aşağa yareyim

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftar eyledi

CI
06.06.2007 20:43
#9

VEYSEL KARANİ

 

 

 

Anasından doğdu dünyaya geldi,

Melekler altına kanadın yaydı,

Resulün hırkasın tacını giydi,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Sabah namazını kılar giderdi,

Gizlice Rabb'ine niyaz ederdi,

Anın işi gücü deve güderdi,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Bin deveyi bir akçeye güderdi,

Anında nısfını zekat verirdi,

Develer bilesince tevhit ederdi,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Elinde asası hurma dalından,

Asla hata gelmez onun dilinden,

Eğninde hırkası deve yününden

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Yastığı taş idi döşeği postu,

Cennetlik eylemek ümmeti kastı,

Hakkın sevgilisi Habib'in dostu,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Anasından destur aldı durmadı,

Kabe yollarını geçti boyladı,

Geldi o Resulü evde bulmadı,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Peygamber mesciddet evine geldi,

Veysin nurunu kapıda gördü,

Sordu Fatıma'ya eve kim geldi,

Yemen illerinde Veysel Karani.

 

Yunus eydür, gelin biz de varalım,

Ayağı tozuna yüzler sürelim,

Hak nasip eylesin komşu olalım,

Yemen illerinde Veysel Karani...

NE
07.06.2007 00:14
#10

şol cennetin ırmaklarını ney eşliğinde dinlemek gerçekten çok zevk-i sefa hali

ben üflerken dinlediğimde ise daha bi başka oluyo,çok daha farklı manalar,güzellikler..

 

Allah razı olsun paylaşımlarınız için

DA
07.06.2007 13:05
#11

o ney sesi yok mu adamın içini parçalıyor

aynı zamanda müthiş bir rahatlık veriyor..

teşekkürler arkadaşlar

ME
25.06.2007 14:31
#12

ALİ ALMIŞ SANCAĞINI ELİNE

 

Ali almış sancağını eline

Çekilip giderler mahşer yerine

Hasan'ı Hüseyn'i almış yanına

Ah ümmetim diye ağlar Muhammed

 

Kıyamet kopıcak canlar uyanır

Kamil derviş mürşidine dayanır

Yüzün yere koymuş Hak'ka yalvarır

Ah ümmetim diye ağlar Muhammed

 

Muhammed gelince mahşer yerine

Dökülür toprağı sağı soluna

Sorar ümmetlerin bir bir hali ne

Ah ümmetim diye ağlar Muhammed

 

Yunus eydür gelin kadrin bilelim

Fırsat elde iken tevhid edelim

Ruhu için çok salavat verelim

Ah ümmetim diye ağlar Muhammed

TR
05.07.2007 18:46
#13

Ben dervişim diyene

Bir ün edesim gelir

Tanıyuban şimdiden

Varup yetesim gelir

 

Sırat kıldan incedir

Kılıçtan keskincedir

Varıp anın üstüne

Evler yapasım gelir

 

Altında gayya vardır

İçi nâr ile pürdür

Varıp ol gölgelikte

Biraz yatasım gelir

 

Ta’n eylemen hocalar

Hatırınız hoş olsun

Varuban ol tamu’da

Biraz yanasım gelir

 

Ben günahımca yanam

Rahmet suyunda yunam

İki kanat takınam

Biraz uçasım gelir

 

Andan Cennet’e varam

Hak’kı Cennet’te görem

Hûri ile gılmanı

Bir bir koçasım gelir

 

Derviş Yunus bu sözü

Eğri büğrü söyleme

Seni sıygaya çeker

Bir Molla Kasım gelir

HA
07.07.2007 03:25
#14

BİZİM YUNUS

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş:

Okunu kör nefsin, kılıçla çelmiş...

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus....

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;

Ölüm dedikleri perdeyi delmiş....

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus....

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;

Eli katile de kalkamaz elmiş....

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus....

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;

Zaman, onun kemend attığı selmiş...

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus....

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;

Toprakta devrilmiş, göğe çömelmiş..

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus...

 

Bir zaman dünyaya bir adam gelmiş;

Sayıları silmiş. BİR 'e yönelmiş ...

 

Bizim Yunus,

Bizim Yunus....

 

NECİP FAZIL KISAKÜREK

TR
12.07.2007 00:08
#15
Dervişlik der ki bana,

Sen derviş olamazsın;

Gel ne diyeyim sana,

Sen derviş olamazsın.

 

Derviş bağrı taş gerek,

Gözü dolu yaş gerek,

Koyundan yavaş gerek,

Sen derviş olamazsın.

 

Döğene elsiz gerek,

Söğene dilsiz gerek,

Derviş gönülsüz gerek;

Sen derviş olamazsın.

 

Dilin ile şakırsın,

Çok maniler dokursun;

Vara yoğa kakırsın;

Sen derviş olamazsın.

 

Kakımak varmışsa ger,

Muhammed de kakırdı;

Bu kakımak sende var;

Sen derviş olamazsın.

 

Doğruya varmayınca,

Murşide ermeyince,

Hak nasib etmeyince,

sen derviş olamazsın.

 

Derviş Yunus gel imdi;

Ummanlara dal imdi;

Ummana dalmayınca,

Sen derviş olamazsın...

 

 

 

Ehl-i tasavvufun halini ne kadar da güzel bir şekilde açıklayan, ne kadar da muhteşem bir şiir bu!.. Bilinir ki, farklı tasavvuf kollarının mürşidleri, tarikatlerinin esasını anlatan nutuklar söyler ve müridlerinin, dervişlerinin bu nutuklar çerçevesinde hareket etmesini ister. O yolun, tabir yerindeyse, raconu bu nutuklarda çizilir, tarikatin istedikleri bu nutuklarla dervişlere verilir. Yunus'un bu şiiri ise tasavvufun tüm kollarıyla ilgili işaretler veren, bütün tarikatleri kapsayan, tüm dervişlere ve derviş namzetlerine yol gösteren, işin laf kısmında takılıp kalan istidatsızları ihtar eden bir nutuk... Çok açık, çok manalı, çok derin, çok akıcı... Yunus işte bunun için Yunus, o bunun için aşık, bunun için Emre... Ve belki de tüm bunlar birleştiği için ortaya bu şiir çıkmış...

 

Dervişlik hakikaten zor bir iştir. Yaradılış amacı doğrultusunda 'halvet der encümen'i yaşama iddiasındaki dervişler, Allah aşklarının gereği olarak bazı kabalıklardan, malayani sevdalardan, itici huylardan, beşeriyet tabiatının insan olma amacını gerçekleştirme yolunda saf dışı bırakılması gereken yönlerinden uzak durmayı öğrenmelidir. Aksi takdirde aşklarını yaşarken halka da örnek olmak, kendi zevklerini onlara da hissettirmek, onların da beşeri kemalin zirvesine doğru hareket etmesini sağlamak amacında olması gereken bu gönül ehilleri, gönül ehli olma vasfını kaybederek sıradanlaşır, yapmakla mükellef olduğu işin hakkını vermekten uzaklaşır. 'Derviş olacağım, halk içinde Hak ile olacağım' derken avamlaşır, encümen içerisindeki halvetini kaybedip tamamen halka karışır. Çeşitli zamanlarda, Allah için olduğunda belki de en büyük nimet ve Allah rızasını kazanma vasıtası olan 'kakımak' fiili, eğer bir kişinin yerli-yersiz, zamanlı-zamansız başvurduğu bir iş haline geldiyse mesela, o insanın kemalat noktasına ulaştığını söylemek mümkün olabilir mi? Avam için, dünya ve ilim ehli için bir rahmet olan kısasın dahi, bu halk içinde Hak'la yaşayan gönül ehli insanlarca terk edilmesi, onları 'derviş' olarak vasıflandırmamıza vesile olacak ayırt edici hasletlerden olmaktadır. Gönül davalarının bu insanlara yüklemesi gereken ağırbaşlılığın çerçevelediği hudut dışarısında hareket eden, çılgın bir derviş halka nasıl bir örnek olur, aşkında coşması gereken varlığını dünyevi meselelerde telef eden bir insan amaçladığı dervişlik davasına nasıl erişebilir?

 

Unutulmaması gereken nokta, Yunus'un bu şiirinde dervişlerde olmaması gerektiğini bildirdiği özelliklerin önemli bir bölümünün, dervişlik iddiasında olmayan insanlar için, doğru kullanıldıkları takdirde büyük bir nimete dönüşebiliyor oluşudur. Yani her insan koyun gibi ağırbaşlı olmak zorunda değildir, fakat koyun gibi ağırbaşlı olma hasleti dervişmeşrep kişilerin temel özelliğidir, dervişlik için gerekli bir mahiyettedir. Bu durumun farkında olarak şiiri okudukları takdirde, tasavvufa merak salan dostların bu şiirden ziyadesiyle istifade etmesi mümkün olabilir.

ZI
01.08.2007 21:11
#16

AŞIKLAR ÖLMEZ!..

 

Bu akl-u fikr ile Mevla(c.c) bulunmaz,

Bu ne yaredir ki merhem bulunmaz...

 

Aşkın pazarında canlar satılır,

Satarım canımı alan bulunmaz...

 

"Yunus öldü" diye sela verirler,

Ölen hayvan imiş, AŞIKLAR ÖLMEZ!!!!

 

 

Bu şiir aslında hayatın manasının şehadet olduğunu anlatıyor bence, aşıklar yani şehitler ölmez... Bizler belki de şehitliği sadece savaşlarda olur gördüğümüz için barışı yani İslam'ı bu denli kaybetmişizdir, kimbilir...

TU
16.09.2007 17:35
#17

bunlar bir vakit beyler idi, kapıcılar korlar idi.

gel gör şimdi, bilmeyesin bey hangidir ya kulları?

CI
04.10.2007 17:10
#18

Ah Ölüm

 

Yalancı dünyaya konup göçenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Üzerinde türlü otlar bitenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

 

Kiminin başında biter ağaçlar

Kiminin başında sararır otlar

Kimi masum kimi güzel yiğitler

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

 

Toprağa gark olmuş nazik tenleri

Söylemeden kalmış tatlı dilleri

Gelin duadan unutman bunları

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

 

Yunus derki gör taktirin işleri

Dökülmüştür kirpikleri kaşları

Başları ucunda hece taşları

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

Yunus Emre

20.10.2007 20:50
#19

daha önce de paylaşılan bir şiir ancak birkaç dizesi eksik geldi bana,

yada ben yunusum diye yunus ağzı ile bir çok insan bir çok şiir yazmış, yani bilindiği kadarıyla tüm yazılanlar bir yunus a ait değilmiş, zira yunusun şiirlerini okuya duranda, yunusun aşık olduğuna yunus gibi aşık olan herkeste bir nebze yunusluk var imiş, varsın biz paylaşa duralım, olaki okuyan yazandan daha iyi anlar...

 

YUNUS EMRE'den

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü

Bana seni gerek seni

 

Ne varlığa sevinirim

Ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum

Bana seni gerek seni

 

Aşkın aşıklar öldürür

Aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur

Bana seni gerek seni

 

Aşkın şarabından içem

Mecnun olup dağa düşem

Sensin dünü gün endişem

Bana seni gerek seni

 

Sufilere sohbet gerek

Ahilere ahret gerek

Mecnunlara Leyla gerek

Bana seni gerek seni

 

Eğer beni öldüreler

Külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni

 

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver anları

Bana seni gerek seni

 

Yunus'dur benim adım

Gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum

Bana seni gerek seni

CI
27.10.2007 19:37
#20

Benem Ol Aşk Bahrisi

 

Benem ol aşk bahrisi, Denizler hayran bana

Derya benim katremdir, Zerreler umman bana

 

 

Kaf dağı zerrem değil, Şems u Kamer ram bana

Hak'tır aslım şek değil, Mürşittir Kur'ân bana

 

 

Çün dosta gider yolum, Mülk-i ezeldir ilim

Aşktan söyler bu dilim, Aşk oldu seyran bana

 

 

Yoğiken ol barigâh, Vâridi ol padişah

Ah bu aşk elinden âh, Derd oldu derman bana

 

 

Adem yaratılmadan, Can, kalıba girmeden

Şeytan lâ'net olmadan, Arş idi seyran bana

 

 

Yaratıldığı Mustafa, Yüzü gül gönlü safa

Ol kıldı Hakka vefa, Andandır ihsan bana

 

 

Aşk halinden bilmeyen, Ya delidir ya diri

Ben kuş dili bilirim, Söyler Süleyman bana

 

 

Şeriat ehli ırak, iremez bu menzile

Aslım Hak'tır şek değil, Mürşidim Kur'ân bana

 

 

Yunus bu halk içinde, Eksiklidir Hak bilir

Divâne olmuş çağırır, Dervişlik bühtan bana

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 18:26
#21

Aşk Bezirganı

 

Aşk bezirganı

Sermaye canı

Bahadır gördüm

Cana kıyanı

 

Zehi bahadır

Can terkin urur

Kılıç mı keser

Himmet giyeni

 

Kamusun bir gör

Kemterin er gör

Alu görmegil

Palas giyeni

 

Tez çıkarırlar

Fevkal'ulaya

Bin isa gibi

Dünya yakanı

 

Tez indirirler

Tahtesseraya

Bir karun gibi

Dünya kovanı

 

Aşık olanın

Nişanı vardır

Melamet olur

Belli beyanı

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 18:30
#22

Aşk Ateşi

 

Girdim aşkın denizine bahrılayın yüzer oldum

Geştediben denizleri Hızır'layın gezer oldum

 

Cemalini gördüm düşte çok aradım yazda kışta

Bulamadım dağda taşta denizleri süzer oldum

 

Sordum deniz malikine ırak değil salığına

Girdim gönül sınığına gönülleri düzer oldum

 

Viran gönlüm eyledim şar bunculayın şar nerde var

Haznesinden aldım gevher dükkan yüzün bozar oldum

 

Ben ol dükkan-dar kuluyum gevherler ile doluyum

Dost bağının bülbülüyüm budaktan gül üzer oldum

 

Ol budakta biter iman iman bitse gider güman

Dün gün isim budur heman nefsime bir Tatar oldum

 

Canım bu tene gireli nazarım yoktur altına

Düştüm ayaklar altına topraklayın tozar oldum

 

Tenim toprak tozar yolca nefsim iltir beni önce

Gördüm nefsin burcu yüce kazma aldım kazar oldum

 

Kaza kaza indim yere gördüm nefsin yüzü kara

Hümeti yok Peygamber'e bentlerini bozar oldum

 

Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı

Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum

 

Yunus sordu girdi yola kamu gurbetleri bile

Kendi ciğerim kanıyla vasf-ı halim yazar oldum

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 18:33
#23

Aşk

 

İşidin ey yârenler

Kıymetli nesnedir aşk

Değmelere bitinmez

Hürmetli nesnedir aşk

 

Dağa düşer kül eyler

Gönüllere yol eyler

Sultanları kul eyler

Hikmetli nesnedir aşk

 

Kime kim vurdu ok

Gussa ile kaygu yok

Feryad ile âhı çok

Firkatli nesnedir aşk

 

Denizleri kaynatır

Mevce gelir oynatır

Kayaları söyletir

Kuvvetli nesnedir aşk

 

Miskin Yunus neylesin

Derdin kime söylesin

Varsın dostu toylasın

Lezzetli nesnedir aşk

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 18:52
#24

Birgün

 

Vaktinize hazır olun,

Ecel varır gelir Birgün

Emanettir kuşa canın

Sahib vardır alır birgün

 

Nice bin kerre kaçarsın

yedi deryalar geçersin

pervaz vuruban kaçarsın

Ecel seni bulur birgün

 

iş bu meclie gelmeyen

anıp nasihat almayan

eliften bayı bilmeyen

okur kişi olur birgün

 

tutmaz olur tutan eller

çürür şu söyleyen diller

sevip kazandıgın mallar

varislere kalır birgün

 

Yunus sözün bunu söyler

aşkın Deryasını boylar

Şu yüce köşkler saraylar

Viran olur kalır Bİrgün!

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 18:59
#25

Aşıkmı Diyem

 

Erenlerin gönlünde ol sultan dükkan açtı

Nice bizim gibiler anda konuban geçti

 

Cümle erenler uçtu dağlar yazılar geçti

Aşk kazanına düştü kaynayıbanı pişti

 

Bu dünyanın meseli benzer murdar gövdeye

İtler gövdeye düştü Hak dostu kodu geçti

 

Aşıkmı diyem ona can terkini urmadı

Aşık ona diyeler kim melamete düştü

 

Yine esridi Yunus Taptuk yüzün görelden

Meğer onun gölünden bir cur'a şerbet içti

 

Yunus Emre

ED
29.10.2007 23:46
#26

SEVELİM SEVİLELİM

Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez

Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz

Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer

Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez

*** ***

Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım

Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz

Yunus sözün anlar isen, mani'sini dinler isen

Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz

*** ***

ED
29.10.2007 23:50
#27

GÖNÜLLER YAPMAYA GELDiM

Benim bunda kararım yok, bunda gitmeye geldim

Bezirganım mataım çok, alana satmağa geldim.

Ben gelmedim da'vi için benim işim sevi için

Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim

*** ***

Dost eşruğu deliliğim, aşıklar bilir neliğim

Devşuruben ikiliğim, birliğe bitmeye geldim

Yunus Emre aşık olmuş, ma'şuka derdinden olmuş

Gerçek erin kapısında ömrüm harcamaya geldim

ED
29.10.2007 23:54
#28

DİLSİZLER HABERİN

Dilsizler haberin kulaksız dinleyesi

Dilsiz kulaksız sözü, can gerek anlayaşı

Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik

Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi

*** ***

Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk

Her dem yeni dirlikte, bizden kim usanası

Miskin Yunus ol veli, yerde gökte dopdolu

Her taş altında gizli, bin imran oğlu MUSİ

ED
29.10.2007 23:58
#29

AŞK KİTABIN OKURUZ

Söylememek harcısı, söylemeğin hasıdır

Söylemeğin harcısı, gönüllerin pasıdır

Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan

Halka müderris ise, hakikatte asidir

*** ***

Şeriat haberini şerh ile eydem işit

Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır

Ol geminin tahtası her nice muhkem ise

Deniz mevci kat olsa, tahta uşanasıdır

*** ***

Bundan içeri haber işit, eydeyin ey yar

Hakikatin kafiri, şer'in evliyasıdır

Biz talib-i ilimleriz, aşk kitabın okuruz

Calap müderris bize, aşk hod medresedir

ED
30.10.2007 00:05
#30

Bu yol sevdadan geçer,

 

Sevenler "lâ" dan geçer,

 

Âşıkların yolları

 

Daim Mevlâ'dan geçer.

 

 

 

Burada koyar canı,

 

Arzu eden Cânânı;

 

Âsümandan geçerken

 

Yıldız olur seyranı.

 

 

 

Onu görür her nücum,

 

Ederler ona hücum;

 

Geçen şamdan olmuş,

 

Dudakları da bir mum.

 

 

 

Geceyi gündüz eder,

 

Işığı dümdüz eder;

 

Uzaktan seyir eden,

 

Hâlimizi, söz eder.

 

 

 

Nidem, meşrebi değil,

 

Âşık mezhebi değil;

 

Burda âşıklar okur,

 

Çocuk mektebi değil.

 

 

 

(Kürsü) de durur Rahman,

 

Seven eder imtihan;

 

Şahadetname yazar,

 

Yazdığı mürekkep: kan.

 

 

 

Kalemi dürter cana,

 

Kâğıdı boyar kana;

 

Bu bir aşk âlemidir,

 

Benzemiyor irfana.

 

 

 

Bilinmez akıl ile

 

İlm ile, "nakil" ile

 

Zümrüdüanka kuşu

 

Bağlanır mı kıl ile?..

 

 

 

Varma, seni parçalar,

 

Ateşi seni dağlar;

 

(Emre) eğlendirmeye,

 

Durmaz candan nay çalar.

ED
30.10.2007 00:09
#31

ALAY (İSTİHZÂ)

 

 

 

Emre- Herhangi bir kimsenin yaptığı âdî bir vazîfe bile beşeriyete hizmettir. Biz bu vazîfe için "ne âdî bir vazîfe!" dersek, bizim sözümüz ve hareketimiz suçtur. Alay, çok fena bir suçtur. Alay edenin ümîdi kesik olsun. Ben, birinizin kocasını, karısını alaya alsam zorunuza gitmez mi? Biz de başkasıyla alay edersek, Allah bize kızar. Çünkü alay ettiğimiz kimse de Allahın kuludur ve sevgilisidir. Kimseyi alçak görmiyeceğiz. Böyle yaparsak bir de bakki Allah bize bir azim, bir aşk vermiş, kendimizle Allahtan görecek kimse kalmamış. Sonra biz de kaybolmuşuz, O kalmış. Allah, bizi kurtarmak için, bâzen biraz sert söylese, biz rencîde oluyoruzda, ya o alay edilenin yerinde biz olsak ne yaparız? Kimseyi incitmemeli, gönüller sahibi ile berâber olmalı. Çünkü, kiminle alay etsek onun gönlü de Allahın gönlü.

 

Gülünç bir şeye gülmeden bakıp ibret almak çok hoş bir şey. Geçen gün, Sefer'in orda (Berber Sefer Öder) Mevlânanın bir şeyi okundu: "Allah, acıyı yasak etmiş, tatlıyı değil. Ama nefse acı gelenleri yasak etmemiş, nefsin hoşuna gidenler yasak." Mûsâ ile, en hakir mahlûk zannettiği köpek hikayesi söylenip duruyor ama, iş ibret almada. İbret almazsak zararı var. Allah bize : "Ben sana Mûsâ ile köpek hikayesini öğrettim de bundan niye ibret almadın? derse ne cevap veririz? Yarattığı kendine benziyor. Yarattığı ile alay etmek, kendisiyle alay etmek değil midir?

 

Alay, anamızdan, babamızdan intikal eder. Takvâ her vakit lâzımdır. "Nefsini bilen, Rabbini bilir" dememiş mi? Nefsinin ne mel'un olduğunu bilen, Rabbini arar bulur, arkasına saklanır onun şerrinden. Bu sözü yanlış anlayanlar var. "Nefsimi bildim, onun Allah olduğunu anladım" diyenler var. Beri tarafta Allah: "Nefsinizi öldürün" diyor. Nefis Allahsa, Allah öldürülür mü? Allah düşman olur mu? O her vakit dosttur. Biziz bize düşman?

 

Eğer o Kudret bizi azarlarsa, "demek ki Allah bizimle meşgul..." diye sevineceğiz.

BI
30.10.2007 00:14
#32

Yaradılanı hoş gör (sev), Yaradan'dan ötürü....

 

yüzyılları aşan düşüncelere sahipti.ve felsefesi insanlarca benimsenmişti ve benimsenmelidir de bence....

15.11.2007 00:25
#33

AŞKIN ile AŞIKLAR

 

Aşkın ile aşıklar yansın ya Resulallah

 

İçip aşkın şarabın kansın ya Resulallah

 

Şol seni seven kişi verir yoluna başı

 

İki cihan güneşi sensin ya Resulallah

 

Şol seni sevdi Subhan oldun kamuya sultan

 

Canım yoluna kurban olsun ya Resulallah

 

Aşık oldum dildare bülbül oldum gülzare

 

Seni sevmeyen nare yansın ya Resulallah

 

Şol seni sevenlere kıl şefaat anlara

 

Mümin olan tenlere cansın ya Resulallah

 

Aşık Yunus'un canı ilmi ü şefaat kanı

 

Alemlerin sultanı sensin ya Resulallah

TU
17.11.2007 16:44
#34

Dertlü ne ağlayup gezersin burda

Ağladursa Mevlam yine güldürür

Nice dertlü kondı göçti burada

Ağladursa Mevlam yine güldürür

 

Bu derd benüm munisümdür yarümdür

Arşa çıkan benüm ah ü zarumdur

Seni ağlatan lutf ıssı kerümdür

Ağladursa Mevlam yine güldürür

 

Daim Hakk'a cemalüni dike-dur

Zikr ile Mevla'yı dilden ana-dur

Kahrı kime ise lutfı anadur

Ağladursa Mevlam yine güldürür

 

Sevdaya salma şu garib başunı

Akıdur gözünden kanlu yaşunı

Kerimdür onarur kulun işini

Ağladursa Mevlam yine güldürür

 

Yunus senün gözlerinde çok hal var

Önünde uğrayup geçecek yol var

Gice gündüz dur da Mevla'ya yalvar

Ağladursa Mevlam yine güldürür

TU
17.11.2007 16:56
#35

Dolap niçün inilersin derdüm vardur inilerem

Ben Mevla'ya aşık oldum anun içün inilerem

 

Benüm adım dertli dolap suyum akar yalap yalap

Böyle emreylemiş Çalap anun içün inilerem

 

Beni bir dağda buldılar kolum kanadum kırdılar

Dolaba layık gördiler anun içün inilerem

 

Dülügerler beni yondı her azam yirine kondı

Bu inildüm Hak'dan geldi anun içün inilerem

 

Suyum alçakdan çekerem dönüp yüksekden dökerem

Görün şu ben ne çekerem anun içün inilerem

 

Ben bir dağun ağacıyam ne tatluyam ne acuyam

Ben Mevla'ya duacıyam anun içün inilerem

 

Derviş Yunus eydür ahı gözyaşı döker günahı

Hakk'a aşıkum vallahi anun içün inilerem

TU
17.11.2007 17:05
#36

Vaktinüze hazır olun ecel varur gelür bir gün

Emanetdür kuşca canun ıssı vardur alur bir gün

 

Niçe bin kerre kaçarsın yidi deryalar geçersin

Pervaz uruban uçarsın ecel seni bulur bir gün

 

İş bu meclise gelmeyen anup nasihat almayan

Elifden bayı bilmeyen okır kişi olur bir gün

 

Tutmaz olur tutan eller çürür şol söyleyen diller

Sevüp kazanduğun mallar varislere kalur bir gün

 

Yunus Emrem bunı söyler ışkun deryasını boylar

Şol yüce köşkler saraylar viran olur kalur bir gün

NF
25.01.2008 11:49
#37

Selamlar,

 

Yunus'un bir şiirine Flört grubunun yaptığı güzel bir beste var, bazı yerlerde ipin ucu kaçar gibi olsa da genel olarak hoşuma gidiyor.

linkindeki ilk parça.

 

Saygı ve selamlarımla

TU
25.01.2008 20:42
#38

İlahi Flört! Yani nerden aklına gelmiş Yunus'un sözlerine beste yapmak? Öyle bi hale gelmiş ki zoddirik, lay lay lom olmuş... Müziğin sesinden zaten sözler duyulmuyor... Artık gruplar fazla uçar oldu, tasavvuf müziğine bile el atmışlar. Maşaallah her telden çalıyorlar, heralde gitarın tellerinden kaynaklanıyor :rolleyes:

NF
27.01.2008 13:42
#39

Selamlar,

 

Bence gayet net duyuluyor, "La ilahe illallah" kısmı dışında da gayet yakışmış, gayet güzel olmuş. Tasavvufun revaçta olmasından ve böyle grupların eserlerinde tesadüf edilir bir fikir olarak karşımıza çıkmasından ben rahatsızlık duymuyorum, yeter ki dikkatli davransınlar, ipin ucunu kaçırmasınlar. Bizler kabul etsek de etmesek de bu tarz müziklerin talipleri var, olacaktır da. Zevk ve kültür meselesi... Bu müziği gereksiz, kötü, dışlanması gereken bir tarz olarak kabul edebilirsiniz fakat en azından bugünün pratiğinde bu müzik dinlenecektir, bizim düşüncemizde olan insanlar tarafından da takip edilecektir. İnsanlar başka şeyleri dinleyeceğine bunları dinlesin, bence daha iyi olur. Allah rasulünün batınî cephesini temsil eden bir hakikat sistemidir tasavvuf, malum. Tekkelerin kapatıldığı günlerden, icracılarının çoğu materyalist olan popüler müzik gruplarından bazılarının tasavvuf materyallerini işlediği günlere geçişi ben hayırlara vesile olma potansiyeli hayli yüksek bir tekamül olarak görüyorum. Elbette ki modern kültürün de belli telakkileri, belli inanışları, belli hayat görüşleri olacak ve aldığı şeyi kendi görüşlerinden de birşeyler katarak benimseme temayülü bulunacaktır. Fakat eğer bizler uyanık olursak, kültürlerin aynalarından biri olan müzikte de kendisini gösteren bu tekamülü iyi bir noktaya vardırabiliriz. Sömürmelere, yumuşatmalara, işin aslına zıt olan yeni adetlere (kadın erkek beraber semah yapmak gibi) engel olmak, bu tekamülü faydalı kılmak, insanlara hakikati göstermek için aktif bir biçimde çalışırsak, bir gün tarikat ayinlerini mistik dans olarak görenler dahi işin aslına vakıf olabilir. Fazla dağıttık, toparlayalım; modern tarzlarda müzik icra eden kişi veya grupların, işin aslına zıt olmayacak şekillerde tasavvufi materyalleri kullanmalarına bence karşı çıkmamak gerekiyor. Amaca hizmet ettiği ölçüde bunlar da güzeldir. Bence bunlar amaca hizmet ediyor, ben en azından, sözkonusu kısım hariç, bu şarkıyı dinlediğimde tasavvufî bir havaya giriyor ve sözleri hissediyorum. Elektronik müzik yapan ve kalitelerini de gayet iyi bir biçimde koruyagelmiş bulunan Grup Yeniçağ için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Öte yandan bu tarz müzikler, piyasada özgün müzik/ezgi/ilahi sıfatlarını taşıyarak dönen ve düğün orglarıyla çalınan arabesk tonlu, huzur kaçıran estetik rezilliklerden çok çok daha değerli olsa gerek. (Elbette ki Flört'ün bu iki şarkısından kıyas kabul edilemeyecek kadar çok güzel olan ilahiler, ezgiler de yok değil, yanlış anlaşılmasın).

 

Grubun tamamıyla piyasaya oynama ve revaçtaki tasavvuf kültürünü sömürme niyetinde olmadığına linkteki ikinci şarkı da bir delil kabul edilebilir. Tarzı hoşuma gitmemeisine rağmen sempatik bir şarkı olmuş bence. Ayrıca belki de türünde, bu tarzda mesaj veren tek şarkı olsa gerek. "Para pul hepsi palavra/Aç gözünü oku orda/Ben yazmadım ki?" şeklindeki kısmı tek tamlamayla ifade etmek gerekirse, "On numara"dan iyisi bulunamaz sanırım. Bu arada, gruba tam dindar bir grup muamelesi yapmamak gerektiğini zikretmeme gerek yok herhalde...

 

İlahideki La ilahe illallah kısmı ise, evet, oryantal melodilere boğulmuş malesef, iğrenç olmuş. Savunulabilecek bir yan yok burada. Katliam bariz. Fakat eserin genel olarak güzel olduğunu söyleyebilirim.

 

Belki bu konuyu İslam, Tasavvuf ve Müzik gibi müstakil bir başlıkta ele almak en doğrusu olur. Uzarsa bu mesajları naklederiz. Konuyu da mecraından saptırmamış oluruz böylelikle.

 

Saygı ve selamlarımla

ME
16.08.2008 17:30
#40

İçin Dışın Murdar İken

 

İçin dışın murdar iken

Dost neylesün senin ile

Gönlün gözün nefsü heva

Aşk neylesün senin ile.

 

Âşıklara yoldaş olup,

Sâdıklara yâr olmadın,

Olmaz yere verdin gönül,

Dost neylesün senin ile.

 

Dünya gözün rûşen edüp,

Gönül gözün kör eyledin,

Zûlmet dolıcak gönlüne,

Nûr neylesün senin ile.

 

Dünya dolu derviş ile,

Bize gerçek derviş gerek,

Yalandan derviş olur mu?

Eşiğe baş koymak gerek.

 

Yûnus Emre hoş-derd ile,

Merdâne sür devrânını ,

Âşık isen dost yolunda,

Âr neylesün senin ile.

AD
17.08.2008 21:47
#41

Çün bilirsin dünya fani

Ne yatarsın döne döne

Uyku mu uyur kana kana

Dost yolunu soran kişi?

 

(uyku ve çalışma konusunu tartışırken, hocamız bizi bu dörtlükle mest etmişti...)

EH
07.09.2008 22:25
#42

Bu arada belirtmek istedim, ne Yunus Emre Hazretleri Hümanist değildir, hatta Yunus Emre Hazretleri bir Dervişgazidir.

İndik Rum'u Kışladık

Çok Hayr-u Şer İşledik

KI
18.09.2008 14:17
#43

Yalancı Dünyaya

 

Yalancı dünyaya konup göçenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

Üzerinde türlü türlü otlar bitenler

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

Kimisinin üstünde biter otlar

Kimisinin başında sıra serviler

Kimi mâsum kimi güzel yiğitler

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

Toprağa gark olmuş nazik tenleri

Söylemeden kalmış tatlı dilleri

Gelin duadan unutmadan bunları

Ne söylerler ne bir haber verirler

 

Yunus der ki gör takdirin işleri

Dökülmüştür kirpikleri kaşları

Başları ucunda hece taşları

Ne söylerler ne bir haber verirler.

VA
14.11.2008 00:34
#44

Aşksızlara Verme Öğüt

 

Aşksızlara verme öğüt öğüdünden alır değil

Aşksız kişi hayvan olur hayvan öğüt bilir değil

 

Eksik olman ehillerden kaça görün cahillerden

Allah bîzar bahîlerden bahîl dîdâr görür değil

 

Boz yapalak devlengice emek yeme erte gece

Onun eşiği gözsepektir salıp ördek alır değil

 

Şah balaban şâhin doğan zîhî öğmüş onu öğen

Doğan zaif olur ise doğanlıktan kahır değil

 

Kara taşa su koyarsan elli yıl ıslatır isen

Heman taş gine bayağı hünerli taş olur değil

 

Taştan çıkar türlü sular ayağında pişer neler

Cahil gönlü taştan beter cahil yola gelir değil

 

Ol iki cihan güneşi zâhir dünyasın değşirdi

Câhil onu öldü sanır ol hod ölmez ölür değil

 

Yûnus olma câhillerden ırak olma ehillerden

Câhil ne var mü’min ise câhillikten kalır değil

NA
14.11.2008 16:34
#45

Anmaz mısın sen şol günü

Cümle alem uryan ola

Ne ana oğula baka

Ne kardeşten derman ola

 

....

 

İbret almaz mısın ey gönül

Yatan bizim gibilerdir

Kara toprağa gark olmuş

Yatan bizim gibilerdir.

 

....

 

Söz ola kestire başı

Söz ola kese savaşı

Söz ola ağulu aşı

Yağ ile bal ide bir söz.

 

....

 

Bunca varlık var iken

Geçmez gönül darlığı

 

....

 

Ballar balını buldum

Kovanım yağma olsun

 

....

 

Mal sahibi mülk sahibi

Hani bunun ilk sahibi

Mal da yalan mülk te yalan

Var biraz da sen oyalan...

 

....

 

Ne utanır ne hod kurar

Zahitleri bile yakar

Ey Allah'ım bizi kurtar

Bu nefsi şu'mun elinden

 

....

 

Elif okuduk ötürü

Pazar eyledik götürü

Yaradılmışızı severiz

Yaradandan ötürü

 

....

 

Derviş Yunus söyler kalu beladan

Muci'zat Nebi'den mürvet Allah'tan

Biz de bunu böyle gördük uludan

Er, yarın hak divanında belli olur...

 

....

arşivden ortaya bir karışık :)

TA
15.11.2008 20:26
#46

Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Yunus Emre zikredilince, M.ES'AD COŞAN (R.A)'in

O'nunla ilgili yaptığı sohbetten bir kısmını istifadelerinize sunmak istedim.

 

Yunus Emre, Vahdeti, yani birliği, tevhidi, Allah tan başka hiçbir ilah olmadığını, "Lâ İlâhe İllallah"ı çok derinden kavramış bir kimse. Mest olmuş. Yani bu varlığın, Allah ın varlığı olduğunu o kadar iyi kavramış ki; nereye baksa Allah ı görüyor. Işıkta Allah ı görüyor, zulmette Allah ı görüyor, çiçekte Allah ı görüyor. Çiçekle konuşuyor, konuştuğunu biliyoruz, şahidimiz var.

 

"Sordum sarı çiçeğe; Neden boynun eğridir? Boynumun eğriliğine bakma, Özüm Hak ka doğrudur. Niye benzin sadır? Ölüm varda ondan sarardım, soldum. Senin anan-baban kim?" Şeceresini soruyor çiçeğe, tanışmak istiyor onunla. Bizlerde demin tanışmak istedik ya sizlerle. Nerelisin, anan-baban kim? Diye. Çiçekte cevap veriyor. "Annem babam topraktır. Evlad kardeş var mı? Vardır, yapraktır" diye. Çiçekle konuşuyor, değirmenle konuşuyor, dertli dolapla konuşuyor; "Dolap niçin inlersin?" gacır gucur dönüyor; bostan dolabı. Kuyunun içine dalıyor kovaları, öbür taraftan suyu çıkartıyor, o sesten anlıyor Yunus Emre. "Derdim varda ondan inlerim" diyor dertli dolap ona. "Derdin nedir?" diyor, derdini anlıyor.

 

Yunus un etrafa baktığı zaman gördüğü şeyler Allah ın tecellisi, Allah ın varlığı, birliği. Onun için Yunus kendisine "esrük" diyor, esri veya esrük. Ne demek? Sarhoş demek. Esrimek; sarhoş olmak demek. Aşkın şarabından içip esrimiş, esrük olmuş, sarhoş olmuş Yunus. Nereye baksa, O nu görüyor. Muazzam bir Vahdaniyet fikri var içinde. Allah ın varlığını, birliğini idrak tefekkürü içinde erimiş, başka bir şeyi gözü görmüyor.

 

"Sen ne istiyorsun?" Çokomilk. Bilmem ne" böyle bir ilan vardı. "Sen başka bir şey bilmez misin? Hiç başka bir şey düşünmez misin?" " Aklımdan hiç çıkmıyor ki," diyor bir de tatlı, tatlı tebessüm ediyor adam. "Aklımdan hiç çıkmıyor ki," diyor. Yunus un da Allah, aklından hiç çıkmıyor. O adam çokomilki hiç unutamıyor, Yunus da Allah ı unutamıyor. Nereye baksa Allahu Teâlâ Hazretlerini görüyor.

 

Ben onun için Erbâb-ı Tasavvufa dil uzatanlara gülüyorum. Tasavvufu bilmiyor, İslam ı bilmiyor, İslam ın zevkine aşina değil. Tasavvuf büyüklerinin hayatlarından haberdar değil, duygularını kavramış değil, kavrayamaz! Bilmeyen kavrayamaz. Şimdi tasavvuftan bahsederler, kim bahseder, edebiyat kitaplarında edebiyatçılar bahseder. Türk edebiyatını anlatacak. Türk edebiyatını anlatırken, Türk edebiyatı üçe ayrılır diyecek; Halk edebiyatı, Divan edebiyatı, Tasavvuf edebiyatı. Oradan bir şiir okur;

 

"Açsun bizimde gönlümüz sâki medud sun câm-ı cem." İçki istiyor, içkili oldu mu edebiyatı da hoşlarına gidiyor. Divan edebiyatını anlatırlar. Halk edebiyatı da hoşlarına gidiyor. Orada adam namaz kılmaz, oruç tutmaz, elinde saz gezer, bu saz İslam da var mı? Yok mu? Sen bunu böyle kullanıyorsun deyince. "İçinde mi, dışında mı? Püskülünün ucunda mı? Şeytan bunun neresinde" diye kendilerince alay ederler. Tasavvuf şiirinden bahsetmesi lazımdır. Ondan da bahsediyor amma, o tarakta bezi olmayan bir insan tasavvuf edebiyatından o kadar berbat bahsediyor ki; mahvediyor. Tasavvufu ne anlaması mümkün, ne anlatması mümkün. Yaşamayan bilmez çünkü; anlatamaz, anlayamaz. Bazı şeyler var ki, falanca meşhur kişi, falanca edebiyatçı da anlayamaz.

 

Geçenlerde Üsküdar da bazı dernekler, vakıflar konferans istemişti. Yunus la ilgili bir konferans verdik. İddia ediyorum, Yunus u çok kimse anlamamıştır. Yunus Divanı nı neşreden kimseler, Yunus Divanı nın açıklamasını neşreden kimselerin çoğu anlamamıştır Yunus u. Yunus u herkes anlayamıyor, anlatamıyor neden? Yunus gibi yaşamayan, Yunus un duygularını nasıl anlasın. Yunus u anlamak için mutasavvıf olmak lazım. Yunus u anlamak için Yunus un bildiği ilimleri öğrenmek lazım. Kur an-ı bilmek lazım. Hadis-i bilmek lazım. İslam kültürüne aşina olmak lazım. Türkçe yi iyi bilmek lazım. Dervişliği bilmek lazım. Tekkeye hizmeti bilmek lazım. Ondan sonra anlamayanlar "ben edebiyatçıyım" diyor. Yunus u anlatmaya kalkıyor, hata ediyor, yanlış şeyler söylüyor, kalkmış birisi diyor ki, "Tasavvuf ayrı bir dindir" Hayır. Sümme hâşâ! Öyle şey olur mu? Tasavvuf İslam ın kendisidir, özüdür, aslıdır, anlamıdır, mâhiyetidir, ruhudur, canıdır. Tasavvuf başka şey diyor. Anlamamış hiç. Anlamaz sonra "Mutasavvıflar birliği, tevhidi anlamaz" diyor. Sen Mutasavvıfların anladığı kadar, birliğin onda birini anlasan mest olursun. Yani Mutasavvıflar öyle bir anlıyor ki, mest oluyor. Vahdet meyinin şarabını bir içmiş ki; mest geziyor. Ondan sonra sanatkar oluyor insan. Kuru kuruya Yunus olmaz. Kuru kuruya Mevlânâ olmaz. Kuru kuruya Eşrefoğlu Rûmi olmaz.kuru kuruya İsmail Hakkı olmaz...

 

M. ES AD COŞAN (R.A) Hoca Efendi nin

İSLÂM, SEVGİ ve TASAVVUF isimli Eseri Sayfa:37-40

TA
22.11.2008 19:59
#47

Esselamü Aleyküm.

 

YUNUS EMRE:

Ahmed-i Yesevî'nin konumuzla ilgisi, Ahmed-i Yesevî İslâmiyeti, hikmet ismini verdiği ilâhilerle sevdirmiştir. Tasavvufî terbiyeyi bozkırlarda öyle yaymıştır. Yunus Emre, Ahmed-i Yesevî'nin yolunun devamıdır. Yâni muakkiblerindendir, ta'kibcilerindendir. Yolu o açmıştır, Yunus Emre de, o yolda yürüyenlerden birisidir.

 

Yunus Emre gerçekten, başka edebiyatları bilen kimselerin sözleriyle, --benim kanaatim de çok net olarak öyle-- emsalsiz bir şairdir. Türk diliyle dinî şiir yazan şairlerin en büyüklerinden, en başta gelenlerindendir Yunus Emre.... Sadece bizim malımız değildir, dünya kendisinin hayranıdır. Biliyorsunuz evvelki sene de Yunus Emre yılı idi.

 

Yunus Emre, çok derin fikirleri çok sade kalıplarla ifade edebilme kabiliyetine sahib bir kimsedir. Emsalsiz bir lirizm ile, çok muazzam fikirleri çok kısa cümleler halinde, mısralar halinde anlatabilen bir kimse... İftihar edeceğimiz bir kimse...

 

Ben Azerbaycan'a gittiğim zaman, bana dediler ki: "Bu Azerbaycan'ın bir kasabası var; istersen seni götürelim. Oranın ahalisi Fuzûlî'nin hayranıdır. Hepsi Fuzûlî'nin divanını baştan sona ezbere bilir, ezbere okur." Bizim de sanıyorum Yunus Emre'yi ezbere bilmemiz lâzım!.. Çünkü, her şiiri ayrı harikadır.

 

Akşam, alnımdan terler döküldü; hangi şiirini seçeyim de size anlatayım diye... Kısaca söyleyeyim, Yunus'la ilgili bazı ilmî gerçekleri:

 

Yunus Emre, çok meşhurdur ama çok da mechuldür; hayatı hakkında çok şey bilinmiyor, kaynak yok... Mezarının bile nerde olduğu hakkında millet hâlâ münakaşa ediyor.

 

İki tane eseri var elimizde: Birisi Yunus Emre Divanı; ötekisi de Er-Risâletün Nushiyye... İki eserini biliyoruz. Bu iki eserinden birincisi divanı; o da bilimsel olarak neşri yapılamamış bir eserdir. Ama, Kültür Bakanlığı'nın neşrettiği Dr. Mustafa Tatçı'nın Yunus Emre Divanı, daha ileri bir çalışma; güzel... Ondan önce de Yunus Emre ile ilgili çok neşirler yapıldı, divan neşredildi. Bu nisbeten onların hepsinden daha öteye, ileri bir çizgiye gitmiş; güzel, hoşuma gitti.

 

Yunus Emre'nin kendi elinden yazılmış bir divan bize gelmemiş. Yunus Emre Divanı denilen eserler de karşılaştırıldığı zaman, birbirlerinden çok farkları var... Bunda olan onda yok, onda olan bunda yok... E hangisi Yunus'un bu şiirlerin?.. Belli değil...

 

Sonra bir de adam bir defter yapmış; bu deftere Yunus'u sevdiği için Yunus'un şiirlerini yazmış. Yanına başka şiirler de yazmış. Yunus'un olanlarla olmayanlar karışmış. Bunların ayıklanması lâzım!..

 

Fakat, her hâlükârda bu Kültür Bakanlığı'nı tebrik ederim, teşekkür ederim. Kültür Bakanlığı'nın 1280 sayılı Klasik Türk Eserleri 14 numaralı baskısı güzel... Bunu temin edebilirsiniz, mevcudu varsa... Yoksa, Kültür Bakanlığının yeniden neşretmesini tavsiye ederim. Güzel bir çalışma... Bizim rahmetli Prof. Amil Çelebioğlu kardeşimiz vardı; onun yetiştirdiği bir genç... Hocasına teşekkür ediyor. Ben de bu eseri için ona teşekkür ederim; güzel bir çalışma yapmış.

 

 

Hangi şiir gerçekten Yunus'un diye bir meselemiz var; bunu tesbit etmemiz lâzım!.. Sizin bugün Yunus'un diye sevdiğiniz, ezberlediğiniz, dinlediğiniz ilâhilerin bir kısmı onun değildir meselâ... Çünkü, bir kaç tane Yunus var... Çok net, çok kesin, bütün ilim adamlarınca bilinen bir gerçek...

 

Bir kere iki tane kesin Yunus var: Birisi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye yetişmiş Yunus; ötekisi, Bursa'da Emir Sultan'a yetişmiş Yunus... Birisi Mevlânâ'dan biraz genç; ötekisi Emir Sultan'dan biraz genç... Emir Sultan'dan feyz almış, Emir Sultan'a bağlı... Bu ikinci Yunus daha ziyade, "Şol cennetin ırmakları" "Kâbenin yolları bölük bölüktür" gibi ilâhileri söyleyen... Yâni bizim Yunus'un diye sevdiğimiz şiirlerin yüzde altmışı - yetmişi Bursalı Yunus'undur.

 

 

Bursalı Yunus'un Bursa'da kabri vardır ve çok mağdur durumdadır. Mahalle arasında bir evin bahçesi arasında kalmıştır. Ben Bursalı arkadaşlarımıza rica etmiştim, "Bulun, arayın!" diye... Buldular, resmini gönderdiler. Şöyle bir aralıktan geçiliyor. Kimse de, o Şol Cennetin Irmakları'nı yazan Yunus'un orda yattığının farkında değil... Bilseler, yığılacaklar oraya; ama, bilmiyorlar.

 

Tabii, bu bizim vazifemiz... İlim, Kültür ve Sanat Vakfı olarak vazife ediniyoruz. Bursa'ya gideceğiz. Belediye başkanı eğer Çeşme belediye başkanı kadar yakınlık gösterirse bize; anlatacağız, diyeceğiz ki: "Bu Yunus, çok büyük Yunus'lardan bir tanesidir. Bunun etrafının istimlâk edilmesi lâzım, türbesinin güzelleştirilmesi lâzım!.."

 

 

Süleyman Çelebi'nin türbesi güzeldir doğrusu... Çekirge'ye giderken, Süleyman Çelebi'ye bir güzel türbe yapılmıştır. Eskiden o da, mezarlıklar arasında sâde bir kabir idi. Amma, bir Alman sebep olmuştur. O güzelim mimârî şaheser Süleyman Çelebi'nin türbesi ve o selvi ağaçlı, merdivenli anıt mahal yapılmıştır.

 

Hadise şu; onu da anlatayım: Bir Alman elçi geliyor Bursa'ya... Bizim orda ihvanımızdan Kâzım Efendi diye, mekteb-i ziraat muallimlerinden bir efendi var; Almanca'sı çok güzel... Ziraat yüksekokulunun öğretmeni... Diyorlar ki, "Senin Almancan var; bu elçiyle meşgul ol, onu gezdir Bursada!.. Misafirperverlik yap!.." Devlet görev veriyor yâni...

 

Elçi Çelik Palas'a geliyor, özel daire tahsis ediyorlar. Orda oturup kalkıyor, Bursa'yı geziyor. Alman elçisi ama, Türkçe de biliyor.

 

 

Bizim rahmetli Kâzım Efendi'ye bir gün --kendi ağzından dinledim ben-- :

 

"--Kâzım bey! Yarın da Süleyman Çelebi'yi ziyarete gidelim!" demiş.

 

"Şaşırdım. Alman Süleyman Çelebi'yi ne yapacak?.. 'Peki efendim!' dedim. Ertesi sabah gittim. Bir taraftan da utanıyorum. Süleyman Çelebinin kabri harabe... Mezarlığın içinde bir kabir... Elçinin kapısını çaldım, odasına girdim. Baktım, grand tuvalet giyinmiş. Frak, smokin, papyon kravat, melon şapka vs. çok resmî giyinmiş. Şaşırdım. 'Efendim, ekselâns hani mezarlığa gitmeyecek miydik, hani Süleyman Çelebi'ye gidecektik?..' dedim"

 

"--Evet ona gidecektik..."

 

"--E, böyle giyinmişsiniz?.."

 

"--Onun için böyle giyindim!" demiş. "Kâzım bey, bana söyler misin; hangi şair onun şu beyti kadar kuvvetli şiir söyleyebilmiş?..

 

 

Dedi gördüm ol Habîbin ânesi,

Bir aceb nûr kim, güneş pervânesi!..

 

 

Berk urub çıktı evimden nâgehân,

Göklere dek nûr ile doldu cihân!..

 

 

Tabii kaç kişi anladı... (Dedi gördüm ol Habîbin ânesi,) "O Rasûlüllah'ın annesi dedi ki, ben gördüm:" Hadis-i şeriftir bu aynı zamanda... Ben hadis olarak da buna rastladım. Süleyman Çelebi, hadis-i şerifi nazma çekmiş. (Bir aceb nûr kim, güneş pervânesi!..) "Bir garib, çok muhteşem nur ki, güneş onun etrafında pervane gibi dönüyor. Güneş sönük kalıyor, pervane kelebeği gibi kalıyor; öyle bir nur gördüm."

 

(Berk urub çıktı evimden nâgehân,) "Parıldayarak evimden bir nur çıktı böyle... (Göklere dek nûr ile doldu cihân!..) Göklere kadar her taraf nur doldu." Rasûlüllah doğuyor. Rasûlüllah'ın doğmasından böyle bir nur gördüğünü hadis-i şerifte de nakletmişlerdir. "Benden bir nur çıktı. O nurun ziyâsından Busrâ'nın köşkleri aydınlandı." diyor Amine Hatun...

 

Onu nazmetmiş Süleyman Çelebi... Alman da bunu beğenmiş, anlatımdaki güzelliği beğenmiş. Yâni, "Öyle bir nur ki, güneş onun etrafında pervâne gibi... Parlayarak çıktı ve etraf muazzam aydınlandı." demiş oluyor.

 

Şimdi bu mısralar yazılı orda... Anlaşılan bizim Kâzım Efendi bu olayı orda buna anlattı. Orda bir türbe yaptırdı. İnşaallah biz de, bu Yunus Emre'ye Bursa'da, o mahalle arasında evin arkasındaki o zavallı kabrin etrafını biraz genişleterek, Yunus Emre'ye uygun bir türbe yaparız inşallah diye düşünüyorum.

 

 

Bir Yunus o, Bursalı Yunus... Bir Yunus da, --şimdi belki Aksaray'a bağlıdır, idârî taksimatı bilmiyorum-- Sivrihisar'lı... O Sivrihisar, --Eskişehirliler üzülse de söylemek zorundayım-- Eskişehir'in Sivrihisar'ı değil... Kızılırmağın kenarında ama, Eskişehir'deki Sivrihisar değil... Hacıbektaş kasabasına çok yakın, Sivrihisar diye bir yer var Kızılırmağın kenarında... Kızılırmak, biliyorsunuz nerelerden dönüp, dolaşıp öyle gidiyor Karadeniz'e... Bunu bir yazı ile, kitapla Refik Saygun anlattı. İncelemeler yaptı, oranın fotoğraflarını çekti. "Bu Sivrihisar'dadır Yunus!" dedi. "İşte, Tapduk Emre'nin kabri var burda... İşte Yunus'un kabri var burda..." dedi. Kimse bunu dinlemedi ama, aslında Yunus'un yeri orası, kabri orada... Onu da tabii, ihyâ etmek lâzım!..

 

Eskişehir'deki değil... Eskişehir, Yunus'un zamanında ne durumdaydı bilmiyorum. Karaman'da da değil... Asıl yeri, orası... Bilimsel olarak bu böyle; ama, çok kimse bilmiyor.

 

Ne zaman yaşamış; belli değil... Hangi tarihlerde ölmüş; belli değil... Çünkü, bizim vakıf kayıtlarını, sicilleri; depolarda, koridorlarda ne arıyor diye vagonlarla Bulgaristan'a göndermişler. Gelmişler İstanbul'da ilgisiz ilgililer... Koridorlarda bir takım evrakı çok kalabalık görünce:

 

"--Ne bunlar burda?.."

 

"--Efendim, bunlar arşiv belgeleri..."

 

"--Ne işe yarar?.."

 

"--Eski yazı..."

 

"--E, biz devrim yaptık, harfleri değiştirdik. Kim bunları okuyacak?.." demişler. Vagonlara yüklemişler.

 

İsmail Hakkı Konyalı feryad etti, yazılar yazdı: "Bunlar arşiv belgesidir, bunlar gönderilmez; çok kıymetli evraktır!" diye ama, giti hepsi... Avrupa'ya gitti, ve sâireye gitti. Yâni kendi mâzîmizi koruyamıyoruz. Yangınlar tahrib ediyor, kendimiz tahrib ediyoruz.

 

 

Çanakkale'nin, Fatih Sultan Mehmed Han tarafından yapılan kalesinin giriş kapısındaki kitabeyi, oradaki askerî birliğin başındaki bir üsteğmen veya yüzbaşı kazıtmış. Ne istedin o kitabeden, niye kazıtıyorsun?.. Fatih'in kitabesi bu... Hapsetmek lâzım!.. Kazıtmış; şimdi ara da bul, kitabe yok...

 

Mezar taşları Londra'da satılıyormuş... Bizim mezarlıklardan çalınan mezar taşları, kavuk şekli, taş şekli, yazısı itibariyle antika olduğu için Londra'da haraç mezat satılıyormuş. Müşteri buluyormuş, oralara kaçırılıyormuş. Nasıl ediyorlar artık, bilmiyorum.

 

 

Onun için Yunus'un mezartaşı yok... Arşivler yok, belgeler yok... Gölpınarlı söylüyor, ben de gördüm: HacıbektaşKütüphanesi'nde bir yazmanın üst tarafında, doğumu şu, yaşı şu kadar, vefatı şu diye bir kayıt var... Ama kim yazmış oraya, nereye dayanarak yazmış, belli değil... Diyorlar ki, işte 1320 yıllarında ölmüştür. Belki doğru olabilir ama, kuvvetli bir belge değil...

 

Bir tek kuvvetli belge var: Risâle-i Nushiyye isimli eserini yazmış, sonunda tarih atmış. Hicrî 707 tarihinde yazılmış; milâdî 1306/1307 ediyor. Demek ki Osmanlılardan önce o sağmış. Ötekiler, ilim adamı olarak bizim yüzdeyüz kabul edeceğimiz şeyler değil...

 

 

Yunus'un divanında incelemize göre; Yunus Emre evlenmiş, çoluğu çocuğu var... "Allah bize de çoluk çocuk verdi." diyor bir şiirinde... Anlıyoruz ki, Yunus bekâr göçmemiş; evli çoluk çocuk sahibi bir insan...

 

Bir şair koca olmuş. Yâni yaşlanmış. Genç yaşta değil, bayağı bir ihtiyarlamış olduğu belli...

 

 

Şeyh efendi diye çok hürmet etmişler kendisine, şiirinden biliyoruz. O kendisinden bahsederken, kendisini çok kötüleyerek söylüyor ama, biz anlıyoruz. "Bana şeyh diyorlar; nerde ben?.. Mertebem, çok fenayım." diye söylüyor; ama ordan anlıyoruz ki, şeyh demişler. Herkes hürmet ediyor, herkes elini öpüyor. Hayatında bu hürmeti görmüş.

 

İlim bakımından; yüksek derecede dînî bilgileri kazanmış, usta bir âlim... Öyle oduncu filân değil... Ümmî, elifi ve sâireyi okumamış bir insan değil; çok büyük bir alim... Eserlerinden de belli, kendisi de söylüyor. Muhtemelen Konya'da tahsil etmiş ve Sadreddin-i Konevî'nin fikirleri var, Abdülkerim-i Ciylî'nin fikirleri var şiirlerinde... Onlar ayrı bir konferans konusu, ince tasavvufî meseleler... Çok büyük bilgisi var...

 

 

Şimdi, bu eski Yunus ile, Mevlânâ zamanına yakın Yunus ile, öteki Bursalı Yunus arasında yüz küsur yıl zaman farkı var... Üslûb farkı var... Bu Yunus'un dili başka, Bursalı Yunus'un dili başka... Şıp diye anlaşılır; kullandığı kelimelerden ve üslûbundan hemen farkedilir. Mevlânâ'ya çağdaş Yunus başka, Bursalı Yunus başka... İkisi ayrı şahsiyet...

 

Bursalı Yunus, hiç falso yapmamış olan, şiirlerinde kimseyi tedirgin edecek bir söz söylememiş olan, müteşerrî, müeddeb, âşık bir şâir... Tam dört dörtlük potada bir insan...

 

 

 

Bu yazı, Prof.Dr.M.Es'ad Coşan (Rh.A) 'in "Yunus Emre ve Tasavvuf" adlı kitabından alınmıştır.

EH
08.12.2008 17:05
#48

Yunus Emre Hazretlerinin şu beytini okudukca münafıklıgın nasıl birşey oldugunu anlıyorum.

Şeriatin Evliyası Hakikatin Kafiridir....

VA
07.02.2009 16:58
#49

Ötme bülbül

 

 

Yetişmeyen virdin mi var?

 

Gurbet elde yurdun mu var?

 

Benim gibi derdin mi var?

 

Öyle garip ötme bülbül!

 

 

 

Ötme bülbül, ötme bülbül,

 

Derdi derde katma bülbül,

 

Benim derdim bana yeter,

 

Bir de sen dert katma bülbül!

 

 

 

Bilirim âşıksın güle,

 

Gülün hâlini kim bile,

 

Bahçedeki gonca güle,

 

Dolaşıp söz atma bülbül!

 

 

 

Kanat açıp uçar mısın?

 

Deryaları geçer misin?

 

Bencileyin nâçar mısın?

 

Beni ele satma bülbül!

 

 

 

Gül yanında uslu musun?

 

Yoksa yüksek sesli misin?

 

Benim gibi yaslı mısın?

 

Öyle tuhaf ötme bülbül!

 

 

 

Yunus alnın ak der iken,

 

Senin mislin yok der iken,

 

Seherde Hak, Hak der iken,

 

Bizi de unutma bülbül!

HA
10.02.2009 18:41
#50

Harika bir şiir. Her yönüyle...

Allah Yunus kulundan razı olsun.

HA
17.02.2009 20:08
#51

HOR BAKMA SEN TOPRAĞA

 

Hor bakma sen toprağa

Toprakta kimler yatar

Hani bunca evliya

Yüzbin peygamber yatur

 

Cennette buğday yiyen

Gaflet gömleğin giyen

Hem dünyaya meyleden

Adem peygamber yatur

 

Arkasıyla kum çeken

Gözyaşıyla yoğuran

Kabe'ye temel kuran

Halil peygamber yatur

 

Vücudunu kurt yiyen

Kurt yedikçe şükreden

Belalara sabreden

Eyüp peygamber yatur

 

Balık karnında iken

Deryaları seyreden

Kabak kökün yaslanan

Yunus peygamber yatur

 

Kuyuda nihan olan

Kul deyuben satılan

Mısır'a sultan olan

Yusuf peygamber yatur

 

Yusuf'un yavi kılan

Kurt ile davi kılan

Ağlayıp gözsüz kalan

Yakup peygamber yatur

 

Asasın ejder kılan

Bahre vurup yol eden

Firavunu helak eden

Musa peygamber yatur

 

OL Allah'ın habibi

Dertlilerin tabibi

Enbiyalar serveri

Resul Muhammed yatar

 

Heyber kalasın yıkan

Kafiri oda yakan

Şahinler gibi bakan

Ali gibi er yatur

 

Ata ana gülleri

Kuran okur dilleri

Fatmana ogulları

Hasan Hüseyin yatur

 

İğnesin suya atan

Balıklara getirten

Tacın tahtın terkeden

İbrahim Ethem yatur

 

Gündüzler saim olan

Geceler kaim olan

Ariflerin sultanı

Beyazid Bestam yatur

 

Hakikatin erleri

Geçti bundan herbiri

Konyada ol Mevlana

Hüdavendigar yatur

 

Çoktur Hakkın kulları

Fikreyle sen bunları

Hak erenlerden görsen

Nice sultanlar yatur

 

Yunus sen de ölürsün

Kara yere gidersin

Kara toprak altında

Çok günahkar kul yatar.

 

Yunus EMRE

ŞE
06.03.2009 22:19
#52

Geyüklünün ilinden

Şeker damlar dilinden

Dost bağı gülünden

Eve Dervişler geldi

VA
10.03.2009 21:33
#53

Varlık ve darlık

 

 

Kötüdür yoksulluktan,

 

Nice zengin varlığı,

 

Malı mülkü olsa da,

 

Gitmez gönül darlığı.

 

 

 

Bak gafilin yoluna,

 

Kasvet binmiş dalına,

 

Erse Karun malına,

 

Gitmez karamsarlığı.

 

 

 

Bu dünya kime kaldı,

 

Hani kim murat aldı?

 

Süleyman’a kalmadı,

 

Onun hükümdarlığı.

 

 

 

Süleyman sepet ördü,

 

Kendi emeğin yerdi,

 

İşte onunla buldu,

 

Gerçek bahtiyarlığı.

 

 

 

Yunus her neyin varsa,

 

Hepsini ver hak yola,

 

Bir gün elinden çıka,

 

Bu dünyanın varlığı.

NE
11.03.2009 15:45
#54
Esselamü Aleyküm.

 

Değerli Arkadaşlar,

 

Yunus Emre zikredilince, M.ES'AD COŞAN (R.A)'in

O'nunla ilgili yaptığı sohbetten bir kısmını istifadelerinize sunmak istedim.

 

Yunus Emre, Vahdeti, yani birliği, tevhidi, Allah tan başka hiçbir ilah olmadığını, "Lâ İlâhe İllallah"ı çok derinden kavramış bir kimse. Mest olmuş. Yani bu varlığın, Allah ın varlığı olduğunu o kadar iyi kavramış ki; nereye baksa Allah ı görüyor. Işıkta Allah ı görüyor, zulmette Allah ı görüyor, çiçekte Allah ı görüyor. Çiçekle konuşuyor, konuştuğunu biliyoruz, şahidimiz var.

 

"Sordum sarı çiçeğe; Neden boynun eğridir? Boynumun eğriliğine bakma, Özüm Hak ka doğrudur. Niye benzin sadır? Ölüm varda ondan sarardım, soldum. Senin anan-baban kim?" Şeceresini soruyor çiçeğe, tanışmak istiyor onunla. Bizlerde demin tanışmak istedik ya sizlerle. Nerelisin, anan-baban kim? Diye. Çiçekte cevap veriyor. "Annem babam topraktır. Evlad kardeş var mı? Vardır, yapraktır" diye. Çiçekle konuşuyor, değirmenle konuşuyor, dertli dolapla konuşuyor; "Dolap niçin inlersin?" gacır gucur dönüyor; bostan dolabı. Kuyunun içine dalıyor kovaları, öbür taraftan suyu çıkartıyor, o sesten anlıyor Yunus Emre. "Derdim varda ondan inlerim" diyor dertli dolap ona. "Derdin nedir?" diyor, derdini anlıyor.

 

Yunus un etrafa baktığı zaman gördüğü şeyler Allah ın tecellisi, Allah ın varlığı, birliği. Onun için Yunus kendisine "esrük" diyor, esri veya esrük. Ne demek? Sarhoş demek. Esrimek; sarhoş olmak demek. Aşkın şarabından içip esrimiş, esrük olmuş, sarhoş olmuş Yunus. Nereye baksa, O nu görüyor. Muazzam bir Vahdaniyet fikri var içinde. Allah ın varlığını, birliğini idrak tefekkürü içinde erimiş, başka bir şeyi gözü görmüyor.

 

"Sen ne istiyorsun?" Çokomilk. Bilmem ne" böyle bir ilan vardı. "Sen başka bir şey bilmez misin? Hiç başka bir şey düşünmez misin?" " Aklımdan hiç çıkmıyor ki," diyor bir de tatlı, tatlı tebessüm ediyor adam. "Aklımdan hiç çıkmıyor ki," diyor. Yunus un da Allah, aklından hiç çıkmıyor. O adam çokomilki hiç unutamıyor, Yunus da Allah ı unutamıyor. Nereye baksa Allahu Teâlâ Hazretlerini görüyor.

 

Ben onun için Erbâb-ı Tasavvufa dil uzatanlara gülüyorum. Tasavvufu bilmiyor, İslam ı bilmiyor, İslam ın zevkine aşina değil. Tasavvuf büyüklerinin hayatlarından haberdar değil, duygularını kavramış değil, kavrayamaz! Bilmeyen kavrayamaz. Şimdi tasavvuftan bahsederler, kim bahseder, edebiyat kitaplarında edebiyatçılar bahseder. Türk edebiyatını anlatacak. Türk edebiyatını anlatırken, Türk edebiyatı üçe ayrılır diyecek; Halk edebiyatı, Divan edebiyatı, Tasavvuf edebiyatı. Oradan bir şiir okur;

 

"Açsun bizimde gönlümüz sâki medud sun câm-ı cem." İçki istiyor, içkili oldu mu edebiyatı da hoşlarına gidiyor. Divan edebiyatını anlatırlar. Halk edebiyatı da hoşlarına gidiyor. Orada adam namaz kılmaz, oruç tutmaz, elinde saz gezer, bu saz İslam da var mı? Yok mu? Sen bunu böyle kullanıyorsun deyince. "İçinde mi, dışında mı? Püskülünün ucunda mı? Şeytan bunun neresinde" diye kendilerince alay ederler. Tasavvuf şiirinden bahsetmesi lazımdır. Ondan da bahsediyor amma, o tarakta bezi olmayan bir insan tasavvuf edebiyatından o kadar berbat bahsediyor ki; mahvediyor. Tasavvufu ne anlaması mümkün, ne anlatması mümkün. Yaşamayan bilmez çünkü; anlatamaz, anlayamaz. Bazı şeyler var ki, falanca meşhur kişi, falanca edebiyatçı da anlayamaz.

 

Geçenlerde Üsküdar da bazı dernekler, vakıflar konferans istemişti. Yunus la ilgili bir konferans verdik. İddia ediyorum, Yunus u çok kimse anlamamıştır. Yunus Divanı nı neşreden kimseler, Yunus Divanı nın açıklamasını neşreden kimselerin çoğu anlamamıştır Yunus u. Yunus u herkes anlayamıyor, anlatamıyor neden? Yunus gibi yaşamayan, Yunus un duygularını nasıl anlasın. Yunus u anlamak için mutasavvıf olmak lazım. Yunus u anlamak için Yunus un bildiği ilimleri öğrenmek lazım. Kur an-ı bilmek lazım. Hadis-i bilmek lazım. İslam kültürüne aşina olmak lazım. Türkçe yi iyi bilmek lazım. Dervişliği bilmek lazım. Tekkeye hizmeti bilmek lazım. Ondan sonra anlamayanlar "ben edebiyatçıyım" diyor. Yunus u anlatmaya kalkıyor, hata ediyor, yanlış şeyler söylüyor, kalkmış birisi diyor ki, "Tasavvuf ayrı bir dindir" Hayır. Sümme hâşâ! Öyle şey olur mu? Tasavvuf İslam ın kendisidir, özüdür, aslıdır, anlamıdır, mâhiyetidir, ruhudur, canıdır. Tasavvuf başka şey diyor. Anlamamış hiç. Anlamaz sonra "Mutasavvıflar birliği, tevhidi anlamaz" diyor. Sen Mutasavvıfların anladığı kadar, birliğin onda birini anlasan mest olursun. Yani Mutasavvıflar öyle bir anlıyor ki, mest oluyor. Vahdet meyinin şarabını bir içmiş ki; mest geziyor. Ondan sonra sanatkar oluyor insan. Kuru kuruya Yunus olmaz. Kuru kuruya Mevlânâ olmaz. Kuru kuruya Eşrefoğlu Rûmi olmaz.kuru kuruya İsmail Hakkı olmaz...

 

M. ES AD COŞAN (R.A) Hoca Efendi nin

İSLÂM, SEVGİ ve TASAVVUF isimli Eseri Sayfa:37-40

 

 

 

Çok hayret ettiğim hususlardan biridir; Klasik Dini Metinler Kürsüsü Profesörü M. Es'ad Coşan rahmetli nasıl olur da Derviş Yunus'la Yunus Emre'nin ayrımını yapmaz anlayamıyorum. Yunus Emre şiirlerinde Derviş Yunus'un şiirlerinde olduğu gibi doğrudan züht ve sofilik yok; onun bambaşka bir uslubu var...

ŞE
11.03.2009 17:55
#55

Mülk-i Bekadan Gelmişem

 

Mülk-i bekadan gelmişem

Fâni cihanı neylerem

Ben dost cemalin görmüşem

Hûri cinânı neylerem

 

Vahdet meyinin cür’asın

Mâşuk elinden içmişem

Ben dost kokusun almışam

Misk i reyhanı neylerem

 

İsa(Aleyhisselam) gibi dünyâ koyup

Gökleri seyran eylerem

Musa(Aleyhisselam)ya dîdâr olmuşam

Ben “len terani” neylerem

 

İsmail’im(Aleyhisselam) Hak yoluna

Canımı kurban eylerem

Çünki bu can kurban sana

Ben Koç kurbanı neylerem

 

Derviş Yunus Mâşukuna(Celle Celâlüh)

Vuslat bulunca mest olur

Ben şişeyi çaldım taşa

Namus u ârı neylerem…

 

Yunus Emre

 

 

Çok derin manalı tamamen vahdet-i vucud ve ilahi aşk sarhoşluğuyla yazılmış bir ilahisi.Bu Bursalı Aşık Yunusun olmadığı belli.Üslubtan belli.Bu Tapduk Bâbanın Kuddise Sirruh Yûnusu...

NE
11.03.2009 23:11
#56

Evet usluptan belli, Yunus Emre şiirleri biraz daha Melamilik kokuyor.

 

Belki isimleri zikrederken hata yapmış olabilirim ama kastım şudur; bu Yunus, Hocaefendi merhumun anlattığı züht ü takva üzere şiir yazan Yunus değil... Yanlış anlaşılmasın Yunus'u itham etmiyorum ama onun şiirlerinde tasavvufi gelenekle ifade edecek olursak - her ne kadar bence zorlama bir tevil olsa da- aşka peçe yok, doğrudan aşkın kendisi var.

 

Ama Hocaefendi benim görebildiğim kadarıyla bu hususu atlıyor, konu hakkında bilgisi olan kardeşler bir açıklama getirirse çok memnun olacağım.

 

Düzeltme: Hocaefendinin sohbetlerinde Yunus'y züht ehli olarak anlattığına dair bir şeyler kalmış aklımda, yanılıyor da olabilirim; yukardaki metin bu peşin hüküm olmadan okununca şairlerin ayrı ayrı ele alındığı anlaşılıyor. Hocaefendinin Yunus'u anlattığı başka metinler varsa, paylaşacak arkadaşa müteşekkir olacağım; soru işaretinden kurtaracak beni...

ŞE
21.03.2009 23:50
#57

Ahi Yûnus Emre Kuddise Sirruh konusu karışık çünki Hece ölçüsü ile yazmış, yani hece şairi.Aynı isimde Divan şairi olmaz Divan Şairlerinin her şiiri kaydedilip bir kitapta toplanır, çünkü aruzla şiir tam şiir sayılıyordu o zamanlar.Hece ile iritcali söylenirdi, o yüzden şiirden ziyade bir nevi manzum arz-ı hal ayılıyordu hece.Ve hece geleneğinde aynı Mahlası kullanmak çok yaygın.O kadar çok Yunus mahlaslı tekke şairi daha doğrusu o zamanın şiir anlayışıyla bakarsak arz-ı halicisi çıkmışki.Emrem Yunus,Aşık Yunus,Derviş Yunus, Miskin Yunus,Yunus Emre uzayıp gidiyor.Kimi Halveti Kimi bayrami Kimi Celveti uzuyor liste.Ama Hoca Efendinin Rahimehullah-u Teala tesbitincede Yunus Emre yani Horasan ehli bir Mutasavvıf Tapduk Babanın Kuddise Sirruh talebesinde o dediğin uslub var.Ayan beyan aşk, zaten o devirde vardı böyle bir uslub Osmanlının orta edvrelerinde sadece Hamzavi Melamilerinde bulabilirsin.Mesela Yunus zamanı ve Osmanlının ilk asrı haricinde Şathiyye yazanlar sadece ve sadece Bektaşilerdir, ondan önce vardı ama.

PO
31.03.2009 23:14
#58

yunus emre hayatı ve bütün şiirleri

 

abdülbaki gölpınarlı

 

iş bankası yayınları

 

değerli bir kaynak tavsiye ederim

PO
05.04.2009 20:14
#59

Hakıykatin manîsin şerh ile bilmediler,

Erenler bu dirliği riyâ dirilmediler.

 

Hakıykat bir denizdir, şerîattır gemisi,

Çoklar gemiden çıkıp denize dalmadılar.

 

Bular geldi tapıya, şerîat tuttu durur,

İçeri giribeni ne varın bilmediler.

 

Dört kitabı şerh eden, âsıdır hakıykatte,

Zîra tefsîr okuyup, manîsin bilmediler.

 

Yunus adın sadıktır bu yola geldin ise,

Adın değşirmeyenler bu yola gelmediler.

ŞE
05.04.2009 20:57
#60

Abdulbaki Gölpınarlı çok zararlı bir insan Humeyni Şiası olduğunu açıkladı ama hala bizimkiler Mevlevi sanar onu.Ehli Sünnetten ve Tasavvuftan bahsederken Tanrı sal sel gibi kelimler kullanır ama İmamiyeden Humeynicilerden akilde en dindar kesilir, ölümünden önce bunu açıkladı kendisi.

ŞE
11.04.2009 21:10
#61
Evet usluptan belli, Yunus Emre şiirleri biraz daha Melamilik kokuyor.

 

Belki isimleri zikrederken hata yapmış olabilirim ama kastım şudur; bu Yunus, Hocaefendi merhumun anlattığı züht ü takva üzere şiir yazan Yunus değil... Yanlış anlaşılmasın Yunus'u itham etmiyorum ama onun şiirlerinde tasavvufi gelenekle ifade edecek olursak - her ne kadar bence zorlama bir tevil olsa da- aşka peçe yok, doğrudan aşkın kendisi var.

 

Ama Hocaefendi benim görebildiğim kadarıyla bu hususu atlıyor, konu hakkında bilgisi olan kardeşler bir açıklama getirirse çok memnun olacağım.

 

Düzeltme: Hocaefendinin sohbetlerinde Yunus'y züht ehli olarak anlattığına dair bir şeyler kalmış aklımda, yanılıyor da olabilirim; yukardaki metin bu peşin hüküm olmadan okununca şairlerin ayrı ayrı ele alındığı anlaşılıyor. Hocaefendinin Yunus'u anlattığı başka metinler varsa, paylaşacak arkadaşa müteşekkir olacağım; soru işaretinden kurtaracak beni...

Hocam aslında tüm tarikler birdir sülükun yani tarikat yolculugunun uzun sürmesinden kaynaklanıyor farklar.Hızlı sürdüğü tariklerde cezbelerde uzun sürmez.Cezbe takılma zaten.Sekr gibi.Kimi tariklerin Nakşi gibi hızlı sürer.Kimilerin daha yavaş.Kimilerinse çok yavaş.Kırk senede bir derviş çıkar.Böyle uzun tarikatlarda meczublarda çok olur.Yunusun Sizin Melami tarz dediğiniz ama benim cezbevi tarz dediğim şeylerin sebebide bu.Yoksa Yunusta Zühd Takva ehli zaten Zühüdünün takvasının çoklugundan bu manevi hallere girip buram buram cezbe kokan şiirleri yazıyor.Mensub oldugu tarikattan kaynaklanıyor bu.40 yıl odun taşıması vs de bundan kaynaklanıyor.

NE
14.04.2009 11:30
#62
Evet usluptan belli, Yunus Emre şiirleri biraz daha Melamilik kokuyor.

 

Belki isimleri zikrederken hata yapmış olabilirim ama kastım şudur; bu Yunus, Hocaefendi merhumun anlattığı züht ü takva üzere şiir yazan Yunus değil... Yanlış anlaşılmasın Yunus'u itham etmiyorum ama onun şiirlerinde tasavvufi gelenekle ifade edecek olursak - her ne kadar bence zorlama bir tevil olsa da- aşka peçe yok, doğrudan aşkın kendisi var.

 

Ama Hocaefendi benim görebildiğim kadarıyla bu hususu atlıyor, konu hakkında bilgisi olan kardeşler bir açıklama getirirse çok memnun olacağım.

 

Düzeltme: Hocaefendinin sohbetlerinde Yunus'y züht ehli olarak anlattığına dair bir şeyler kalmış aklımda, yanılıyor da olabilirim; yukardaki metin bu peşin hüküm olmadan okununca şairlerin ayrı ayrı ele alındığı anlaşılıyor. Hocaefendinin Yunus'u anlattığı başka metinler varsa, paylaşacak arkadaşa müteşekkir olacağım; soru işaretinden kurtaracak beni...

 

 

Hocaefendi, Yûnus'u medrese tahsili almış olarak anlatıyor - ki bu hakikat - ben yanılmışım...

VA
02.05.2009 23:49
#63

BENİ İRŞAT EDEN

 

Ağla gözüm ağla, gülmezem ayruk

Gönül dosta gider, gelmezem ayruk

 

Ne gam bunda bana, bin gez ölürsem

Anda ölüm olmaz, ölmezem ayruk

 

Yansın canım, yansın aşkın oduna

Aksın kanlı yaşım aksın, silmezem ayruk

 

Göyündüm aşk ile, ta kül olunca

Boyandım rengine, solmazam ayruk

 

Beni irşat eden mürşid-i kamil

Yeter, bir el almazam ayruk

 

Varlığım yokluğa denişmişem ben,

Bugün, cana, başa kalmazam ayruk

 

Fenadan bekaya göç eyler olduk

Yüneldim şol yola, dönmezem ayruk

 

Muhabbet bahrinin gavvası oldum,

Gerekmez, Ceyhuna dalmazam ayruk

 

Dilerim fazlından ayırmayasın

Hocam, senden özge sevmezem ayruk

 

Söyler aşık dilinden bunları Yunus

Eğer aşık isem, ölmezem ayruk

KU
13.05.2009 23:03
#64

Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil

Yetmiş iki millet dahi

Elin yüzün yumaz değil

 

Hani erenler geldi geçti

Bunlar yurdu kaldı göçtü

Pervaz urup Hakk’a uçtu

Hüma kuşudur kaz değil

 

Yol oldur ki doğru vara

Göz oldur ki Hakk’ı göre

Er oldur alçakta dura

Yüceden bakan göz değil

 

Doğru yola gittin ise

Er eteğin tuttun ise

Bir hayır da ettin ise

Birine bindir az değil

 

Yunus bu sözleri çatar

Sanki balı yağa katar

Halka metaların satar

Yükü cevherdir tuz değil

SA
21.05.2009 14:41
#65

Dervişlik dedikleri

 

Hırka ile tac değil

 

Gönlün derviş eyleyen

 

Hırkaya muhtac değil

 

 

 

Hırkanın ne suçu var

 

Sen yoluna varmazsan

 

Vargıl yolunca yürü

 

Er yolu kalmaç değil

 

 

 

Girsin şeyhin yoluna

 

Yalın ayak baş açık

 

Er var dirlik dirilmiş

 

Yalınayak aç değil

 

 

Durmuş marifet söyler

 

Erene Yunus Emre

 

Yoldaş eriyle yoldadır

 

Yolsuza yoldaş değil

W-
15.01.2010 18:08
#66

Aşkın aldı benden beni

Bana seni gerek seni

Ben yanarım dünü günü

Bana seni gerek seni

 

Ne varlığa sevinirim

Ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum

Bana seni gerek seni

 

Aşkın aşıklar öldürür

Aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur

Bana seni gerek seni

 

Aşkın şarabından içem

Mecnun olup dağa düşem

Sensin dünü gün endişem

Bana seni gerek seni

 

Sufilere sohbet gerek

Ahilere ahret gerek

Mecnunlara Leyla gerek

Bana seni gerek seni

 

Eğer beni öldüreler

Külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra

Bana seni gerek seni

 

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver anları

Bana seni gerek seni

 

Yunus'dur benim adım

Gün geçtikçe artar odum

İki cihanda maksudum

Bana seni gerek seni

BE
07.03.2010 22:47
#67
En sevdiğim :)

 

Gel Gör Beni Aşk Neyledi

 

Ben yürürem yane yane

Aşk boyadı beni beni kane

Ne akılem ne divane

Gel gör beni aşk neyledi

Derde giriftar eyledi

......

 

Ewtt benimde en sevdiğim bu ve alttaki şiirdir!!

 

ALİ ALMIŞ SANCAĞINI ELİNE

 

Ali almış sancağını eline

Çekilip giderler mahşer yerine

Hasan'ı Hüseyn'i almış yanına

Ah ümmetim diye ağlar Muhammed

....

En Güzelleri..!

PE
09.03.2010 02:55
#68

Can'ü Gönülden Seversen

 

 

Can-ü gönülden seversen

Yalvar kul Allah’a yalvar.

Maksuda ermek istersen,

Yalvar kul Allah’a yalvar

 

Yalvara gör hep yalvara,

Varmayasın yüzü kara,

Ümmet isen Peygamber’e,

Yalvar kul Allah’a yalvar.

 

Geceler uykudan uyan,

Gizli sırlar olsun ayan.

Mahrum olmaz Allah diyen,

Yalvar kul Allah’a yalvar.

 

Tanı sen kendini tanı,

Niçün yarattı Hak seni,

Düşünüben hatimeni,

Yalvar kul Allah’a yalvar.

 

Yunus zikredip hak deyü

Yürü maksudun dileyu,

İnileyu, hem ağlayu,

Yalvar kul Allah’a yalvar

KA
15.06.2010 21:43
#69

NE ZAMAN ANARSAM SENİ

Ne zaman anarsam seni

Kararım kalmaz ALLAH'ım

Senden gayrı gözüm yaşı

Kimseler silmez Allahım

 

Sen yarattın bu cihanı

Sen yarattın Cismü canı

Mürselindir Kerem Kânı

Kimsenin olmaz ALLAH'ım

 

Sensin ismi baki olan

Sensin dillerde okunan

Senin ismine dokunan

Kendini bilmez ALLAH'ım

 

Aşık yunus seni ister

Lütfeyle cemalin göster

Cemalin gören aşıklar

Ebedi ölmez ALLAH'ım

 

Yunus Emre (K.S.)

KA
17.06.2010 14:22
#70

SEVERİM BEN SENİ CANDAN İÇERİ

 

Severim ben seni candan içeri

Yolum vardir bu erkandan içeri

 

Beni bende deme bende degilim

Bir ben vardir bende benden içeri

 

Nereye bakar isem dopdolusun

Seni nere koyam benden içeri

 

O bir dilberdurur yoktur nişani

Nişan olur mu nişandan içeri

 

Beni sorma bana bende degilim

Suretim boş yürür dondan içeri

 

Beni benden alana ermez elim

Kadem kim basa sultandan içeri

 

Tecelliden nasib erdi kimine

Kiminin maksûdu bundan içeri

 

Kime didar gününden şu'le degse

Onun şu'lesi var günden içeri

 

Senin aşkin beni benden aliptir

Ne şirin dert bu dermandan içeri

 

Şeriat, tarikat yoldur varana

Hakikat, marifet andan içeri

 

Süleyman kuş dilin bilir dediler

Süleyman var Süleyman'dan içeri

 

Unuttum din diyânet kaldi bende

Bu ne mezhebdürür dinden içeri

 

Dinin terkedenin küfürdür işi

Bu ne küfürdür imandan içeri

 

Geçer iken Yunus şeş oldu dosta

Ki kaldi kapida andan içeri

Yunus Emre (K.S.)

KA
22.06.2010 12:39
#71

Haktan Gelen Şerbeti

 

Haktan gelen şerbeti

İçtik elhamdülillah

Şol kudret denizini

Geçtik elhamdülillah

 

Kuru idik yaş olduk

Ayak idik baş olduk

Havalandık kuş olduk

Uçtuk elhamdülillah

 

Vardığımız illere

Şol sefa gönüllere

Halka Taptuk manisin

Saçtık elhamdülillah

 

Balım Sultan ilinden

Şeker damlar dilinden

Dost bağının yolundan

Geçtik elhamdülillah

 

Beri gel barışalım

Yad isen bilişelim

Atımız eyerlendi

Eştik elhamdülillah

 

İndik Rum'u kışladık

Çok hayrı şer işledik

Üç bahar geldi geçti

Göçtük elhamdülillah

 

Dirildik pınar olduk

İrkildik ırmak olduk

Aktık denize dolduk

Aktık elhamdülillah

 

Taptuk'un tapusunda

Kul olduk kapısında

Yunus miskin çiğ idik

Piştik elhamdülillah

Yunus Emre (K.S.)

BI
29.06.2010 06:12
#72

"Ya elim al, kaldır beni,

Ya vaslına erdir beni,

Çok ağlattın güldür beni,

Gel gör beni aşk neyledi..."

 

Ya vaslına erdir derken Koca Yunus burada ne demek istemiştir sevgili dostlarım? Bazen, hatta çoğu zaman anlamakta güçlük çekiyorum... Bir de Yunus Emre şiirleri için sağlam kaynak biliyor musunuz?

KA
15.07.2010 00:38
#73

HARAM KIYMETLİ OLDU

Müslümanlar zemane yatlı oldu

Helal yenmez haram kıymetli oldu

 

Okuyan Kur'ana kulak tutulmaz

Şeytanlar semirdi kuvvetli oldu

 

Haram ile hamir tuttu cihanı

Fesat işler eden hürmetli oldu

 

Kime kim Hak'tan haber verirsen

Bakar başın sallar hüccetli oldu

 

Sağrıt üstat ile arbede çalar

Oğul ata ile izzetli oldu

 

Fakirler miskinlikten çekti elin

Gönüller yıkıban hetbetli oldu

 

Peygamber yerine geçen hocalar

Bu halkın başına zahmetli oldu

 

Tutulmaz oldu peygamber hadisi

Halayık cümle Hak'tan utlu oldu

 

Yunus gel aşık isen tövbe eyle

Nasuh'a tövbe ucu kutlu oldu.

Yunus Emre (K.S.)

KA
23.01.2011 20:25
#74

BİR KAMİL MÜRŞİDE VARMADAN OLMAZ

 

Gel ey kardeş, Hakkı bulayım dersen,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz,

Resulün cemalin göreyim dersen,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

 

Niceler gittiler mürşid arayı,

Arayanlar buldu derde devayı,

Bin kez okur isen aktan karayı,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

 

Gel şimdi kardeşler gidelim bile,

Nice aşıkların bağrını dele,

Cebrail delildir, Ahmet'e bile,

Bir kamil mürşide varmazsan olmaz.

 

Kadılar mollalar cümle geldiler,

Kitapların hep bir yere koydular.

Sen bu ilmi kimden aldın dediler.

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

 

YUNUS EMRE bunda mana var dedi,

Bir kamil mürşide sen de var şimdi,

Hazret Musa'ya Hızır'a var dedi,

Bir kamil mürşide varmasan olmaz.

FO
23.01.2011 21:30
#75

İLİM KENDİN BİLMEKTİR

 

İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır

 

 

Okumaktan murat ne

Kişi Hak'kı bilmektir

Çün okudun bilmezsin

Ha bir kuru ekmektir

 

 

Okudum bildim deme

Çok taat kıldım deme

Eğer Hak bilmez isen

Abes yere gelmektir

 

 

Dört kitabın mânâsı

Bellidir bir elifte

Sen elifi bilmezsin

Bu nice okumaktır

 

 

Yiğirmi dokuz hece

Okursun uçtan uca

Sen elif dersin hoca

Mânâsı ne demektir

 

 

Yunus Emre der hoca

Gerekse bin var hacca

Hepisinden iyice

Bir gönüle girmektir

KA
11.03.2011 14:17
#76

Hak Bir Gönül Verdi Bana

 

Hak bir gönül verdi bana

Ha demeden hayrân olur

Bir dem gelir şâdân olur

Bir dem gelir giryân olur

 

Bir dem sanasın kış gibi

Şol zemheri olmuş gibi

Bir dem beşâretden doğar

Hoş bağ ile bostân olur

 

Bir dem gelir söyleyemez

Bir sözü şerh eyleyemez

Bir dem dilinden dür döker

Dertlilere dermân olur

 

Bir dem çıkar arş üzere

Bir dem iner taht-es-serâ

Bir dem sanasın katredir

Bir dem taşar ummân olur

 

Bir dem cehâlet de kalır

Hiç nesneyi bilmez olur

Bir dem dalar hikmetlere

Câlînus u Lokmân olur

 

Bir dem dev olur yâ peri

Vîrâneler olur yeri

Bir dem uçar Belkîs ile

Sultân-ı ins ü cân olur

 

Bir dem varır mescidlere

Yüz sürer anda yerlere

Bir dem varır deyre girer

İncil okur ruhbân olur

 

Bir dem gelir Îsâ gibi

Ölmüşleri diri kılar

Bir dem girer kibr evine

Fir'avn ile Hâmân olur

 

Bir dem döner Cebrâil'e

Rahmet saçar her mahfile

Bir dem gelir gümrâh olur

Miskin Yunus hayrân olur

MU
22.04.2011 14:51
#77

El Hamdü-Lillah

 

Haktan gelen şerbeti içtik Elhamdü lillâh

Şol kudret denizini geçtik Elhamdü lillâh

 

Şu karşıki dağları, meşeleri, bağları

Sağlık, safalıkla aştık Elhamdü lillâh

 

Kuru idik yaş olduk, ayak idik baş olduk

Havalandık kuş olduk, uçtuk Elhamdü lillâh

 

Vardığımız illere, şol sefa gönüllere

Halka Taptuk mânisin, saçtık Elhamdü lillâh

 

Beri gel barışalım, yâd isen bilişelim

Atımız eğerlendi, eştik Elhamdü lillâh

 

İndik Rûm'u kışladık, çok hayr-ü şer işledik

Üş bahar geldi, geri göçtük Elhamdü lillâh

 

Derildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk

Aktık denize daldık, taştık Elhamdü lillâh

 

Taptuğun tapusunda, kul olduk kapusunda

Yunus Miskin çiğ idik, piştik Elhamdü lillâh

 

 

 

 

MU
26.04.2011 16:03
#78

Aşk Bezirganı

 

Aşk bezirganı

Sermaye canı

Bahadır gördüm

Cana kıyanı

 

Zehi bahadır

Can terkin urur

Kılıç mı keser

Himmet giyeni

 

Kamusun bir gör

Kemterin er gör

Alu görmegil

Palas giyeni

 

Tez çıkarırlar

Fevkal'ulaya

Şol isa gibi

Dünya koyanı

 

Tez indirirler

Tahtesseraya

Bir karun gibi

Dünya kovanı

 

Aşık olanın

Nişanı vardır

Melamet olur

Belli beyanı

 

SU
17.05.2011 11:18
#79

Bir büyüğüm anlatmıştı : Yunus Emre vefat ettikten yıllar sonra bir adam, elinde Yunus’un şiirleri, okuya okuya bir dere kenarına varır. Bu adamda bulunan, kağıtlara yazılmış onca şiir; başka bir kopyası olmadığından, hazineden öte bir şey… Evet, Yunus’tan yalnızca bu şiirler kalmıştır ve o an, bunun tek sahibi o adamdır. Dere kenarında devam eder okumaya şiirleri… Kimini beğenir, kimini beğenmez. Beğenmemekle kalsa iyi… Hoşuna gitmeyen şiirleri dereye atar. Arkadaşlar burada biraz duralım, zira konu can yakıcı bir sınıra vardı. Ümit Yaşar Oğuzcan’ın değil, ne bileyim, Can Yücel’İn değil; Yunus Emre’nin kopyası bulunmayan şiirlerini dereye atıyor adam. Devlet hazinesini, ülkedeki fakirlerin ekmeğini çöpe atar gibi…

 

Aradan biraz zaman geçiyor, tabii elde bulunan kağıtların neredeyse yarısı derede… Adam kağıt tomarının sonuna doğru yaklaşıyor. Ve o an harika bir şey oluyor. Keramet… Bir şiir; son kıtası; aynen:

Derviş Yunus bu sözü

Eğri büğrü söyleme

Seni sıygaya çeker

Bir Molla Kasım gelir

Adamın başına dünya yıkılıyor. Zira, Yunus’un yıllar önce yazdığı şiirde zikrettiği Molla Kasım; kendisi, şiirleri dereye atan kendisi… Sonra Molla Kasım, elinde kalan şiirleri muhafaza ediyor ve bugüne işte okuduğumuz Yunus Emre şiirleri kalıyor. Allah rahmet eylesin; görebilmeyi nasip etsin inşallah.

SI
30.09.2011 10:46
#80

Bu nefs ile dünya fani bu dünyaya gelen hanı

Aldattın ey dünya beni işlerinden bezer oldum

Dünya topu ayağıma oturmuyor dostlarım

Bu vuruşla onu ancak tribüne atarım.

 

Halbuki böyle olmamalı. Ayağa oturmadıktan sonra düzgün bir vuruş yapılamıyor. Pozisyon ne kadar müsait olursa olsun sonuç tribün, aut, dağlar ve taşlar oluyor. Stattan yükselen uğultu, yuhama… yuhamala… yuhalamalarla birlik olup kulakları delme teşebbüsüne girişiyor. Amaç ne? Topun kaleye girmesi patron. Top kaleye girmeden; yukarı normandiya tabiriyle gol olmadan hiçbir şeyin önemi olmuyor. Evet, halbuki böyle olmamalı. Dünya topunu girişi olup da çıkışı olmayan bir kaleye şutlamadıktan sonra Massimo Busacca boğazına hardal tanesi kaçmış yerken musakka kimin umurunda olur? Dünya… O aldatıyor biz aldanıyoruz. “Bu oyun hep aynı, değişmiyor.” Hem de bile bile… Al hocam, buyur; Üstadın Ne İleri Ne Geri şiirinden :

 

İçinden bu kafanın,

Fani dünyayı silsem.

KA
14.12.2011 01:57
#81
KA
09.02.2012 00:13
#82

Şeyhimin İlleri

 

Şeyhimin illeri, uzaktır yolları,

Açılmış gülleri, dermeye kim gelir ya hu?

 

Şeyhimin özünü, severim sözünü,

Mübarek yüzünü görmeye kim gelir ya hu?

 

Şeyhimin ilinde, asası elinde,

Şeyhimin yolunda olmaya kim gelir ya hu?

 

Şeyhimin şemine, bu canım pervane,

Salâdır aşıklar, yanmaya kim gelir ya hu?

 

Ahd ile vefalar, zevk ile sefalar,

Bu yolda cefalar çekmeye kim gelir ya hu?

 

Ah ile göz yaşı, Yunus-un haldaşı,

Zehr ile şol aşı, yemeğe kim gelir ya hu?

CA
08.09.2012 13:22
#83

“Tevazu ile gelsin, kimde erlik var ise.

Merdivenden iterler, yüksekten bakar ise.

Kim ki yüksekte gezer, er geç yolundan azar,

Dış yüzüne o sızar, içinde ne var ise.”

 

YU
08.09.2012 16:34
#84

Danışman okur tutmaz, derviş yolun gözetmez

Bu halk öğüt işitmez, ne sarp zaman olısar

 

-Yunus Emre