Yazar taifesinin içinden zaman zaman bir ses yükselir
O ses dürtüklemeye başlar yazarı: Şunu da yazsana!
Yazmak için bazen zemin, bazen zaman müsait olmaz, ama iç ses umursamaz bile, dürtüklemelerini aralıksız sürdürür:
Ne duruyorsun, hadi yazsana!
Sonunda tartışmaya başlarsınız:
Yapma, bu konu çok netameli bir konu dersiniz.
Olsun der, yine de yazmalısın.
Bulaşmak istemediğinizi söylersiniz
Bu sefer Anladım korkuyorsun diye gülmeye başlar.
Korkmadığınızı, sadece prensiplerinize sadık kalmak istediğinizi anlatmayı denersiniz
Korkularına prensip kılıfı geçirmişsin diye alay eder.
Sonunda dayanamaz bilgisayarınızın başına geçersiniz
İçinizdeki ses, bu kez farklı biçimde sıkıştırmaya başlar:
Ohooo, sade suya tirit gidiyorsun.
Ne olacaktı ki?..
Sert, daha sert yaz yahu! Öyle bir yazı yaz ki, muhatabınız zir u zeber olsun, okuyanların da yüreği ferahlasın, oh beee desinler.
Ama benim üslubum bu
Şimdi de korkuna üslup diyorsun. Bırak bu eskimiş mazeretleri, millet neler yazıyor, hadi bindir!
Ne yani, hakaret mi edeyim?
Et tabii, o bunu çoktan hak etti!
Olmaz, ben kişileri muhatap almam. Benim işim fikirlerle
Hadi oradan!.. O adam bir fikir erbabı zaten, ona vurmak fikrini vurmaktır. Yaz işte!
İçinden gelen ses, yazarı durup dinlenmeden kışkırtır
Sonunda öyle bir noktaya gelirsiniz ki, artık dayanamazsınız
Tam o kertede, eski bir genel yayın yönetmeni olarak türbanlı bir kadın yazar almadığına hayıflanan Ertuğrul Beye, (15 Ocak 2010 tarihli Hürriyet) Günaydın sayın eski genel yayın yönetmeni Ertuğrul Bey deyiverirsiniz
Sabah şerifler hayrola!
Eminim gazetenize gelecek türbanlı kadın yazarlar vardır
Daha önce türbansız erkekler nasıl gelmişse, bunlardan bazıları da gelebilir.
Lakin esas konu, genel yayın yönetmenliği döneminizde türbanlı kadın yazarları ıskalamak değil, kadının giyim-kuşam özgürlüğünü ıskalamanızdır
Hadi bunu da yiyelim ve Niyetiniz mübarek olsun diyelim, peki 28 Şubat sürecinde yaptığınız gazeteleri, attığınız manşetleri, başörtüsü aleyhine yazdığınız yazıları, başörtülüler hakkında gazetenizde çıkan aşağılayıcı haberleri ne yapacağız?
Bunları yapmamak için türbanlı kadın yazarları keşfetmeye ihtiyaç yoktu ki
Hafiften özgürlükçü olmak yeter de artardı bile
Onların gazetenizin kimi yazarları tarafından hamamböceğine (karafatma diye yazmışlardı) benzetilmesine karşı sesinizi yükseltseniz yeterdi
Bu kadar da olmaz deseniz
Buna hakkımız yok diye yan çizseniz hafiften
Belki o zaman ailenizdeki hacıları-hocaları ve dahi başörtülüleri saymanıza da gerek kalmazdı.
Size karanlık odaklardan gönderilen karalamaların yalan olduğunu anlamanız için dindar olmanız gerekmezdi, gazetecilik sezgilerinizi kullansanız yeterdi
Gazetecilik sezgilerinizi kullansaydınız, Ali Kalkancılı, Fadimeli, Müslümlü, eli sopalı Aczimendli sızdırmalarda komplo kokusu alır, bu kadar tesadüfün ancak eski Yeşilçam filmlerinde bir araya gelebileceğini düşünürdünüz
Danıştay cinayeti ve benzeri cinayetlerin ortalığı bulandırmak isteyenler tarafından tezgâhlandığını görebilir, bu bahane ile dindarları manşetten yargısız infaza tabi tutmazdınız.
Devr-i iktidarınızda 28 Şubat komplosunun parçası olduktan ve gazetenizi o sürecin güdümüne soktuktan sonra, şu sade yazarlık günlerinizde, Ah türbanlı yazar, vah türbanlı yazar deseniz kaç yazar?
Hatırlayın ki, demokrasinin üzerinden geçirilen tankları yönetenler, sizin, yazarlarınızın ve yayın grubunuzun (onlarca gazete, dergi, radyo, televizyon) desteği sayesinde pervasızlaştılar
Siz karaya ak dedikçe palazlanıp, Yeşil sermaye listeleri yayınladılar
Fadime kız her akşam sizin grubun kanallarında arz-ı endam edip sahte gözyaşlarıyla ıslattığı maceraları sayesinde binlerce mazlum mağdur oldu
Binlercesi işini, şirketini, ekmeğini, emeğini yitirdi
Binlerce insan maddi-mânevi işkence altında aylarca yaşadı
Sizi bu yola sürükleyenler ise eminim halinize kahkahalarla gülüyorlardı
Kırk yıllık meslekdaşınız olarak, sadece şunu merak ediyorum
Bari pişman mısınız?
Pişmansanız, ömrünüzün kalan kısmında sadece pişmanlıklarınızı yazın
Kırk yılınız daha kalmışsa (inşallah daha uzun yaşar ve görürsünüz), pişmanlıklarınızı dillendirmeye belki yeter.