Talebesi Eflatun'un tabiriyle, boğa bakışlı, gözlerini diktiği yeri kezzap gibi oyan, çıkık geniş alınlı, sütbeyaz sakallı bu yetmişlik ihtiyar, birçoklarınca Atina'nın başına beladır. Onlara bela gibi göründüğünü kendiside bilir. Atina'nın bu dış oluş ve görünüşü içinde rahatını bulmuş olanların karşısına, en umulmadık anlarda ve yerlerde çıkıverir; asasını yollarına bir engel gibi diker, geçip gitmelerini önler ve sorar:
-Söyle bakalım, ne düşünüyorsun?
-Neye dair düşünmeliymişim ki?
-kendine dair...
-Kendime dair mi? İnsan kendisini bilmez mi?
-İnsanın en bilmediği, kendisi... "Kendi kendini bil"
-Ya öbür bildiklerim?
-Bilmeyi bilmeden, onun nereden ve nasıl geldiğini bilmeden, bilmek olur mu?
Hesaba çekilen adam, suratı bumburuşuk, kendisini bu garip ihtiyardan kurtarıp, kaçarcasına uzaklaşır.
.............
Şair, heykeltıraş, mimar, asker, politikacı, hatip, kahin, çiftçi, atlet, hayvan yetiştiricisi,; ve nihayet ağaç altlarında buluştuğu ve konuştuğu, kafa dertlisi talebelerine karşı hep aynı yakıcı eda ve boğucu istifham:
-Ben kimim, insan nedir, hayat neye yarar?
Ve tek emir, büyük "usul" kapısını açan biricik işaret:
"-Kendi kendini tanımaya bak!"
.............
Şimdi Sokrates'in bütün dünya görüşünü, ahlak, terbiye ve iman telakkisini çerçeveleyen şu konuşmaya bakalım:
"SOKRATES-(Talebesine) Sana birşey söyleyeceğim; ta ki, sen de, birçok kimse gibi dinsizliğe sapmayasın... Gerçekten, sözle olsun, işle olsun, önce Tanrıya, sonra ona bağlı insanlara karşı günah işlemekten beter birşey yoktur. çekinilmesine büyük dikkat göstereceğim birşey de, bir insanı överken de, yererken de temelsiz şeyler söylemektir. Bunun için, iyilerle kötüleri, iyilikle kötülüğü ayırt edebilmek lazım... Çünkü ona bağlı olan, iyi insandır. Sanma ki, taşlar, tahta parçaları, kuşlar ve yılanlar kutsi olabilir ve insanlar olamaz! Her şeyin en üstünü iyi insandır; en alçağı da kötü adam!..."
"TALEBE-Evet, evet..."
"SOKRATES-Fakat onun iyi ve doğru bir insan sıfatıyla mükemmel bir kanun yapıcısı olduğuna en kuvvetli delil, ölçülerinin devlet idaresinde hakikati keşfetmiş bir adam tarafından yapılan kanunlar halinde, daimai hiçbir değişikliğe uğramaksızın devam etmesidir."
"TALEBE-Gösterdiğin sebepler bana akla yakın görünüyor."
"SOKRATES-Doğru söylüyorsam (minos)la (radamantis)in yurttaşları olan Giritlilerin en eski kanunlara sahip olduklarına aklın yetmiyor mu?"
"TALEBE-Öyle; öyle görünüyor."
"SOKRATES-Pekala, o halde söyle! bize sorsalar: İyi bir kanun yapıcısı, iyi bir güdücü, sağlığı temellendirmek için bedene ne vermelidir? İki şey, biri bedenin gelişmesine, öteki sağlamlaşmasına yarayan gıda ile idmanı değil mi?"
"TALEBE-Çok güzel!"
"SOKRATES-Bunun üzerine şöyle sormaları gerektiğini farketmiyor musun: Beden tarafı ala!.. Ya iyi bir ruh ve ahlak doğurmak için, iyi bir kanun yapıcısı ve insan güdücüsü ne vermelidir? Bu suale, kendimizden de yaşamımızdan da utanmadan verebileceğimiz cevap nedir?"
Ve (Sokrates), çarşı pazar, atların ve köpeklerin terbiyesini bilen Atina'lılara niçin çocuklarının terbiyesini düşünmediklerini sormakta devam ediyor:
Kimse de ona:
-Peki; biz düşünemiyorsak sen düşün, biz söyleyemiyorsak sen söyle!..
Diyemiyor. Zira onun ne düşündüğünü ve ne diyeceğini biliyorlar.
Bu:
-Putlarınızı yıkın! Fazilet ve hakikate teslim olun! İnsan olmanın borcunu ödeyin!
Kaşılığından başka birşey olamaz.
Tarih boyunca büyük mazlumlar..