Bu eseri okuduğumda tereddüt yaşadım. Bir yanda CHP'yi deviren Demokrat Parti kurucusu Sayın Bayar.. Kalkıştığı hareket ile o zamanın İslamcı ruhunun münadisi konumunda. Fakat anlaşılıyor ki CHPci ve de Atatürkçü kafasını asla kesemiyor ve de CHP'ye muhalif yine aynı safta oynuyor. İktibas yaptığım kısımda Atatürk'ü ele alışıyla; "Yahu dedim ben mi acaba Atatürk(ümüz)e yanlış yapıyorum, haksızlık etmiş olmayalım şimdi bu adama?" dedim, gerçekten düşündüm yani. Böyle bir müdafaa Celal Bayar'ın safını belirlemekte kafidir.
Öncelikle şunu söylemek lazımdır ki, Celal Bayar, hiçbir zaman için bir anlığına bile olsa “İslamcı ruhunun münadisi konumunda” olmamıştır. Demokrat Parti'nin kuruluş sürecine baktığımızda, chp’yi baştan sona tenkid ettiği için ondan kopan ve chp tarafından ezilen halkı korumak için kurulan bir konumda değildir DP. Yani şunu iyi anlamak lazım; DP, CHP’nin her yönden zıddı olan bir parti değildir, hele hele CHP’nin kemikleşmiş küfrünün tam karşısında durarak İslam’ı savunan bir parti hiç değildir. DP’yi kuran Bayar ve arkadaşları, CHP’ye karşı birtakım tenkidlerde bulunmuşlardır, lakin bu tenkidler CHP’nin alâmet-i fârikası olan İslam düşmanlığı üzerine değildir, Müslüman’ı ezen icraatler üzerine değildir.
Üstad’ın Benim Gözümde Menderes kitabında da geçtiği gibi “vatandaş hesabına daha geniş hak ve hürriyet İsteyen” ve bu hak ve hürriyetin daha çok ekonomik sahadaki zuhuruna yönelik bir hürriyet. İnönü ile Bayar arasında ekonomik görüş ayrılığına dayalı bir çekişme vardı. İnönü, ekonomide devletçi bir politika isterken, Bayar ise karma bir ekonomi modeli istiyordu. Yani ortada Bayar’ın (ve DP'yi kuran diğer kişilerin) chp’ye yönelttiği dinî, mânevî, ruhî çapta kesin ve net çizgilerden oluşan bir tenkidi bulunmuyor. Azametlü milli şef, en küçük bir tenkide bile tahammül edemediğinden bu kişileri chp’den ihraç etmiştir, yani Dp’nin doğumu kendinden zuhur değil, bir nevi zorla, dışlandıkları için, ve Üstad’ın dediği gibi “fikir temeli olmadan” gerçekleşmiştir. Üstad’ın aşağıdaki izahı, Bayar’ın aslında chp’ye yönelttiği tenkidlerin ana unsurunu gösteriyor.
“Bayar, şimdi (aktif) bir âleme ayak basmış ve pasifliğiyle aktifliği arasında fark belirtmeyen pişkin edâsı içinde, dâvasını, "Atatürk'ün ilkelerine sadakat ve onun da gayesi olan millet hâkimiyetine dönme ve bu işin iklim şartı olan hürriyet ve demokrasiyi gerçekleştirme" şeklinde formülleştirmiş bulunuyordu. Halk Partisini de işte bu ilke ve ülküden inhiraf etmiş olmakla suçluyordu.” (Benim Gözümde Menderes'ten)
Celal Bayar'ın İslam münadisi ifadesinin tam zıddı istikamette olduğuna işaret eden bir başka kaynaktan da iktibas yapalım:
"Celal Bayar’a gelince, şovalye ruhuna, tecrübe ve metanetine rağmen, o da fikrî ve ruhî eksiklik ve aksaklıklarla malûldü. Memleket ihtiyaç ve gerçeklerine aşina bir idareci olmayışı yüzünden nerede bir milli hamle, nerede bir iman kıvılcımı görmüş olsa, -bir gecede, iki yüz Milliyetçiler Derneği’ni kapattırması gibi- ya kendi ayağı ile ezer veya ezdirirdi." (Sâmiha Ayverdi – Ne idik ne olduk –s.111,112)
*
Peki asıl değinmek istediğim husus; Üstadımız'ın bu adama nasıl iltifatı olur?
Üstad’ın ruh, fikir, aksiyon sahalarında bire bir Bayar’a iltifat ettiğini hatırlamıyorum. Üstad’ın kendini tam olarak bulamadığı devrelerde Bayar ile olan münasebetinde onda gördüğü dış kabuk mahiyetinde olan ince ve nazik tavra yönelik bir beğenisi vardır, lakin bu Bayar’ı her yönden beğendiği, tasdik ettiği, her noktada iltifata layık gördüğü manâsında değildir. DP’nin kuruluşuna kadar da Bayar’ın ruh portresini tam olarak teşhis edebileceği bir hadise ile karşılaşmamıştır, DP’nin hayat bulması ile birlikte Bayar da fikir ve icraatleriyle Üstad’ın tahlil laboratuarında kesin bir hükme bağlanacaktır. Bu meseleye yönelik Üstad’ın kaleminden çıkanları Benim Gözümde Menderes kitabından iktibas edelim:
“CELAL BAYAR (Senyör) vâri bir tavır ve dış görünüş edebi içinde, yeni yeni anlamaya başladığımız, bize zıt dünyanın hedef ve kutuplarına sarsılmaz bir nisbetle bağlı. Halk Partisiyle olanca ihtilâfı (liberalis) fert hürriyetive (Demos Kratos-Demokrasi) halk idaresi fikrinden ibaret ve buna karşılık Türk'ün ruh kökü İslâm nizamına yabancı, hattâ aykırı bir fert...”
---
“Celâl Bayar apayrı bir mevzu.. Onun ruhunu çepçevre tanıyacağım mevsim Demokrat Partiden sonra geleceği için o sıralarda kendisine ümit bağlamakta ve onun ruh toprağında maden arama teşebbüsünü yürütmekte mazurum.”
---
“Kendisine şöyle demiştim:
— Beyefendi; bu zamana kadar büyük lütuf ve iltifatlarınıza şahit olmuş, tavır ve hareketlerinizdeki asalete takdir hissi duymuş bir insanım. Fakat ikimizin de siyasi bir aksiyona atıldığımız ve iç çehrelerimizle birbirimize görünmek borcunu yüklendiğimiz saat bu saat... Bu saatin hükmü 15 senedir ruhunu tam heceleyemediğim Celâl Bayar'ı Demokrat Parti teşebbüsünden sonra seçebildiğim ve bu seçiş neticesinde dünya görüşlerimizi barışmaz şekilde birbirine zıt bulduğumdur. Bundan böyle, şahsınıza ve bazı şahsî vasıflarınıza hürmetim mahfuz kalarak size zıt bir istikâmet tutacak olursam beni mazur görünüz!
Celâl Bayar, soylu bir müsamaha edâsıyle gülümsemiş ve:
— Serbestsiniz! Cevabını vermişti".
---
“Ve Celâl Bayarın himayesiyle çıktığı bilinen"Ağaç" mecmuasından başlayarak o günden beri Necip Fazıl, İnönü'nün gözünde, "Bayar'ın adamı" olarak mimlidir. Büyük Doğu'lardan, bilhassa onların ikinci devresinden sonraysa can düşmanı...”
*
Ya da Celal Bayar cumhurbaşkanlığı vazifesini ifa ettiği esnada, Üstadımız'ın Atatürk hakkında fikirlerini bildiği halde neden Menderes'in "örtülü ödenek" yardımına mani olmaz?
"Necip Fazıl-Adnan Menderes İlişkisi" isminde mektup ve belgelerle beslediği bir kitap kaleme alan Alaattin Karaca'nın şöyle bir yorumu var:
"Adnan Menderes Necip Fazıl'a neden yardım ediyor? Bana kalırsa, Müslüman bir kitleyi, siyasal açıdan arkasında görmek, desteğini almak için. Menderes'in kurmaylarının bu politikayı o dönemde özellikle izlediklerini düşünüyorum. O hâlde sorunun yanıtı açık; örtülü ödenek, dolaylı olarak Müslümanların desteğini sağlamada kullanılıyor. Karşılıklı bir destek bu. Unutmamak gerek, DP'nin CHP karşısında durabilmesi için, dindar kitleyi arkasına alması gerekti o yıllarda." (*Kaynak)
Örtülü ödenekten para yardımı yapılan tek yazar Üstad değildi, dönemin ön planda bulunan bir çok yazar ve gazetecisine de (Peyami Safa, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Burhan Belge, Mithat Perin) örtülü ödenekten para verilmişti. Alaattin Karaca'nın dediği gibi kitlelerin desteğini almak gayesiyle bir politka takip edildiyse (ki bütün siyasi partilerin politikalarından biridir halkın desteğini almak), Celal Bayar'ın da bu sebepten ötürü Üstad'a da örtülü ödenekten para yardımı yapılmasına ses çıkarmadığı yorumunda bulunabiliriz.
*
Ve Üstadımız engin muharrirlik çalışma sergilediği zamanın masonlarını bir listede tüm Türk Halkı'na duyurduğu halde neden Bayar'ın oğlunu şifreli bir şekilde lanse eder? Bizzat ifşa etmesine ne mani olmuştur?
Cevabı Üstad veriyor:
“Bu sırada bir de büyük hâdise. Bir adamımız vasıtasiyle Beyoğlunda bir mason kulübüne sızdık ve bir gece, kulübün âza fişleriyle bazı(sirküler) ve kararlarına ait mahrem evrakı elde ettik. Bu, bir devletin harp plânlarını, askeri çember ve çelik kasalar içinden çekip almak kadar zor birşeydi. Aralarında nice tanınmış siyasî, ilmî, ticarî şahsiyetlerle beraber askerler de bulunan kulüp kadrosunu, resimleri, kayıt numaraları, rütbeleri, cemiyette ve kulüpteki rolleriyle neşre koyulduk.
Tepki büyük oldu. Mason kulübü kadrosunda Celâl Bayar'ın oğlu da vardı. Cumhurbaşkanının oğlunu teşhir ederek Adnan Beyi müşkül vaziyette bırakmamak ve bizi himayesinden pişman etmemek için Bayar soyadında "a" harfini "e" harfiyle değiştirerek ismi hafifçe peçelemeye kalktık ama, bizzat ismin sahibi kendisini açığa vurmakta tereddüt göstermedi. Celâl Bayar'ın oğlu Turgut Bayar, isminin hatalı harfini düzeltip kastedilenin kendisi olduğunu ve böyle peçelemelere lüzum olmadığını bize sert bir mektupla bildirip, gerçekten mason olduğunu ve böyle olmaktan şeref ve iftihar duyduğunu belirtti.” (Benim Gözümde Menderes'ten)