Osman Zeki Yüksel(Serdengeçti)
Fikirlerimizi oluşturması açısından Hakk'ın bağrı açık yolcusu Serdengeçti'yi anlatmaya devam ediyoruz.
Antalya'nın Akseki ilçesinde 25 temmuz 1917'de içlerinde alimler yetiştirmiş bir aileye mensub olarak dünyaya gelmiştir.Akseki'nin köklü sülalelerinden Yüksel ailesine mensub olan Osman Zeki, ailesinin "Ülkeyi kolayca ve daha çabuk olarak gençler refaha ulaştırır" görüşü ile babası tarafından titizlikte yetiştirilmiştir.Muhyiddin Arabi,İmamı Gazali,Hasan Basri gibi büyüklerin manevi havasını koklayarak büyüyecektir.Babasının bu gayreti gelecekte Serdengeçti'yi meydana getirecektir.
İlk okulu Akseki'de ortaokul ve liseyi Antalya'da okuyan Osman Yüksel, çok yönlü bir eğitim çerçevesinde büyür.Bir tarafta evde dini eğitimini diğer tarafta okulda öğrenimini devam ettiren Serdengeçti bunun yanında kitap okuyarak bilhassa yabancı yazarlara ağırlık vererek çok yönlü, geniş görüşlü, tecrübeli ve hayat felsefesini oluşturacak alt yapıya sahip olarak kendini yetiştirmeye devam eder.
Okul sıralarında sadece okulda değil bulunduğu ilçede de adından söz edilmeye başlanır.
Orta okul dönemini devamlı kitap okuyarak geçiren Serdengeçti, Yunus Emre'yi, Mevlana'yı, Mehmet Akif'i kendisine manevi bir hava vermesi sebebi ile çok severdi.Onlar kendisi için manevi birer üstattılar.Onların eserlerini bu dönemde okumuş olan Serdengeçti,adeta taşı gediğine koyarcasına bir iş yapmış oluyordu.Çünkü bu manevi hocalardan aldığı manevi dersler ancak bu döneminde hayatına şekil verir,kalıba girer ve benimserdi.
Namık Kemal'le M.Akif'in kendisine son derece tesirleri olduğunu şöyle anlayabiliyoruz: "Eğer karşımıza öldüremedikleri, saklayamadıkları bir Namık Kemal bir Mehmet Akif çıkmasaydı biz de sapanlar ve sapıtanlar güruhuna katılacaktık.Biz Namık Kemal'den vatan ve hürriyet sevgisini öğrendik.Fakat bu vatan mücerreti nazari idi.Akif bu mücerret vatanı müşahhaslaştırdı, boş kalıba ruh verdi ses verdi...Namık Kemal'in hürriyeti Akif'te istikbal oldu bayraklaştı.
Özellikle mücadele ruhunu, heyecanını cemiyet ve cemaat şuurunu verenin M.Akif olduğunu cemiyet karşısında onun gibi düşündüğünü, kainat, varlık, hak karşısında ise Mevlanaların, Yunusların yolunda olduğunu dile getirmiştir.
İnsanlığın en alevli dönemi olan gençlik yıllarını çevresine nefislere hoş gelen şeylerin kötü olduğunu söylemeyi ve bunları anlatmayı kendisine düstur edinir.Kendisinin adı ise fikir meydanlarında söz edilmeye konuşulmaktadır. Bu hal ileride fikir ustalığının ve getireceği depremin habercisidir.Temaşa ve tefekkür, o zekanın ve getirdiği çözümlerin kaynağını oluşturur niteliktedir.
Şu anda olduğu gibi o zamanlarda da yanlış anlatılan mevzuların asılsız olduğunu bilir ve bu vesile ile araştırmaya doğruları ve yanlışları ayırma ile başlar.O zamana kadar ki hedefi öğretmenlik olan Serdengeçti Ankara Felsefe bölümüne kaydolur.Bu bölüme kaydolmasının sebebini ise kendi ifadesi ile " Felsefe tahsil ederek büyük filozofların sistemleri üzerinde duracak, onlardan aldığım ilhamla, ışıkla kültür hayatının geçirmekte olduğu buhranları anlayacak; karanlıklara faydalı olmaya çalışacaktım" bu şekilde anlatır.Ama hayal kırıklığıına uğrayacaktır.Felsefe bölümündeki öğrencileri şu anda olduğu gibi nasıl anlattığına bakalım: Herşeyi bilirim iddiasında yazacak ve okuyacak bu zavallılar Karl Marx'ı Marka, Engels'i Engel olarak yazacak ve okuyacak kadar ideolojilerinin yabancısıdır.
Bunlar ceplerinde para olunca kapitalist sistemi kabul eder, parası bitince yaman birer proletor olurlar.Şehvetleri gıcıklanınca ise, serbest çiftleşme taraftarı olurlar.Ellerine beş on kuruş geçti mi doğru meyhaneye giderler yahut bir yerde toplanarak bu iffetsizler,şerefsizler grubu Stalin'in şerefine kadeh kaldırırlar
1944 yılına gelindiğinde Türkçülük olaylarına karıştığı iddiasıyla öğrenimi yarıda kalır.Bir süre tutuklı kalır ve serbest bırakıldığında ise öğrenimini tamamlayamayacağı söylenir.Bunun üzerine zamanın milli eğitim bakanına "Yüksek makamın alçak vekiline" diye başlayan dilekçesini yazar.Ve o zamana kadar ki yapılan haksızlıklar karşısına "Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" anlayışı ile en korkusuz,bağrı açık hareketi ile tepkisini koyar,hakkını savunur.
Onun böyle konuşmaması ve susturulmaması için yeni başlayan çileler tabutluklarda devam edecektir. Ama onun böyle konuştuktan, yazdıktan sonra susturulmaya çalışılması belki de kendisinin bu olaylardan dolayı aldığı kararla ölene dek konuşmaları ve yazışmaları ile öldükten sonra ise eserleriyle bir daha susmayacaktır.
---------------------------------------
Bir nüktesi: Meclis kürsüsünde söylediği "Bu meclistekilerin yarısı eşektir" lafıdır. Böyle bir sözü söylemesinin ardından herkes kendisinden sözünü geri almasını ister. Osman Yüksel arkadaşlarının ısrarlı ricaları sonucu tekrar kürsüye çıkar ve zekasını gösteren şu sözleri söyler: "Bu meclistekilerin yarısı eşek değildir."
Bir yazısı: Ey bu toprakları tam bin yıldır kanıyla sulayan Müslüman Türk!.. Bugün çok büyük tehlikeler karşısındasın. Her tarafın düşmanlarla sarılmıştır.Bunlardan da tehlikeli iç düşmanların vardır. Bunu görmezsen,sen kendine dönemezsen, seni öyle bir döndürecekler öyle bir benzetecekler ki buna sende şaşırıp kalacaksın.Zira kuvvetli olan, her zaman her yerde zayıfı döndürür, kendine benzetir.Düşman,insanın ve milletlerin üzerinde yanlız topla tüfekle gelmez...Bazen ve ekseriya türlü propoganda,türlü vasıtalar filmler,kitaplar,mecmualar,yabancı zevkler,eğlenceler,adetler kısaca yabancı kültürlerdir...
Büyük Doğu Gençliği Gazetesi, sayı :1-3 yıl: 2005
Yarın 10 kasım, Serdengeçti'nin 24. vefat yıldönümü. Bu vesile ile hakkın bağrı yanık yolcusu Serdengeçti'yi rahmetle anıyoruz,hayırla yad ediyoruz...
